• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -4 °C

Roche Davası: Vicdanın Ve Dürüstlüğün Zaferi

Roche Davası: Vicdanın Ve Dürüstlüğün Zaferi
12 yıl önce başlayan Roche davasında bugün karar çıktı. SSK bürokratları, ilaç şirketi yöneticileri ve ecza deposu sahipleri olan 10 sanığa 5’er yıl hapis cezası verildi.

Sanıkların mahkemedeki iyi hallerinden ötürü ceza 4 yıl 2’şer aya indirildi. Davada müşteki sanık sıfatıyla yargılanan eski Roche çalışanı Veysi Mungan için ise daha önce beraat ettiği hatırlatılarak “karar verilmesine yer olmadığına” hükmedildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar, kelimenin tam anlamıyla vicdanın ve dürüstlüğün zaferidir. Bu davayı başından beri bilen ve haklının yanında yer alanlar; iddianameyi hazırlayan savcı, Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, avukatlar, yolsuzluğu takip eden gazeteciler için bugün zafer günüdür. Ama herkesten çok Veysi Mungan’ın zaferidir bu. Zira her şey onun sayesinde başladı.

Veysi Mungan ile 2004 yılı Temmuz ayında tanıştık. O sırada Vatan gazetesinde çalışıyordum. Ortak bir tanıdığımız aracılığıyla beni bulmuştu. Bir alışveriş merkezinde kalabalık bir kafede buluştuk. Fazlasıyla tedirgin, fakat aynı zamanda heyecanlıydı. Elinde çok önemli belgeler olduğunu, devletin nasıl soyulduğunu anlatacağını söyledi. Uzunca bir güven sınavından sonra belgeleri gösterdi. Yan yana koyunca insanın dudağını uçuklatacak cinsten üç fatura. Roche firmasına ait Neorecormon adlı ilaç, Beşer Ecza Deposu’na 88, Başkent Üniversitesi Hastanesi’ne 173, SSK hastanelerine 231 milyon liradan (şimdiki parayla 231 tl) satılmıştı. Mungan hikayesini anlattı. 18 yıl çalıştığı Roche ilaç şirketinde biyotek (kanser ve diyaliz ilacı) biriminde büyük soygun yapıldığını farketmiş, araştırıp üzerine gidince de başına gelmedik kalmamıştı. Şirket yönetimi önce “devletin zararı karşılanacak” vaatleriyle oyalamış, sonra bu işi kapatması karşılığında büyük paralar teklif etmiş, nihayet işine son vermişti. Üstelik işyerinden polis marifetiyle alınıp gasp bürosunda sorgulanarak. Ama olaylar bu kadarla da kalmıyordu. “Bildiklerini yargıya veya medyaya götürürsen başına gelecekleri tahayyül bile edemezsin” uyarıları alıyordu. Ortada dönen para o kadar büyüktü ki, bir-iki insan hayatının sözü bile edilmezdi. Doğal olarak korkuyordu. En başta ailesi için. Ama vicdanı sessiz kalmasına elvermiyordu.

O gün Veysi Mungan’ı dinlerken, sonrasında haberi yaparken kafamda bir dolu soru vardı. En başta, neden bu kadar zaman (o sırada işten atılalı 3.5 ay olmuştu) sessiz kalmış ve neden şimdi konuşmaya karar vermişti? Kendisine teklif edilen milyon dolarları nasıl olup da geri çevirmişti? Bu belgeler hâlâ elinde olduğuna göre şirket bunların açığa çıkmasından nasıl korkmazdı? Yoksa aralarında bir pazarlık mı vardı? Kim bilir, belki de bu adam haberin ucunu gösterip daha büyük paralar için elini güçlendirmeye çalışıyordu? Böyle bir kirli pazarlığın aracı olmak istemezdim. Ya da belki işten atıldığı için intikam peşindeydi… Henüz tehdit ortadan kalkmadığına göre bütün bu dönen dolapları anlatmaya nasıl cesaret edebiliyordu? Böylesi tehlikeli bir yola koyulmaya, sadece vicdan kâfi gelir miydi?

Bu soruların hepsi, zaman içinde, hem Veysi Mungan’ı hem meselenin diğer muhataplarını tanıdıkça, yolsuzluk çarkının nasıl döndüğünü kavramaya çalışırken ulaştığım bilgilerle, tanık olduğum olaylarla, çeşitli kurumlarda görev yapan hakkaniyetli insanlarla cevap buldu. Evet, sadece vicdan, sadece dürüstlük kâfidir.

Katrilyonluk yolsuzlukları araştırıp rapor yazarken, içtiği çayın parasını bile kimseye ödetmeyen, aldığı memur maaşıyla geçinen Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri, adliyedeki daracık odasında yığılı dosyaları gece gündüz titizlikle inceleyen savcılar, adalet arayışından vazgeçmeyen avukatlar sayesinde, dürüst ve vicdanlı hakimler sayesinde, 12 yıl sonra nihayet soygunu yapanlara hapis cezası verildi. 2004 Temmuz ayında, elimdeki o üç faturayı sormak için Roche firmasını aradığımda telefona genel müdür yardımcısı Gökhan Demir’i bağlamışlardı. Sorularıma cevap verdikten sonra, “Bunlar öyle bilinmeyen şeyler değil. Büyütülecek bir durum yok” demişti. O gün telefona çıkmayan ama gazetedeki haberleri gördükten sonra röportaj yaptığımız Faruk Yöneyman da yazılanları inkâr etmeyip, “Sadece biz değil, bütün sektör böyle” demişti. Her ikisi de bugün İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla, tıpkı SSK bürokratları gibi 4 yıl 2’şer ay hapis cezasına çarptırıldı. Elbirliğiyle devleti soymanın büyütülesi durumlardan olduğunu, bunun bir bedeli olduğunu artık herhalde anlamışlardır…

Anlamasalar da şaşmamak lazım. Ne de olsa hak gaspeden yerine, hak arayan bedel öder hep. Ama hak arayan inatçıdır. Dirayetlidir. Tehditlere boyun eğmez. Saldırılara pabuç bırakmaz. Direnir, mücadele eder. Bazen devrilse bile haklı olmanın verdiği güçle doğrulur, ayağa kalkar. Yeniden başlar, yeniden, yeniden. Haklılığını kabul ettirene kadar mücadeleye devam eder.

"Haksızlığa karşı çıkmak insanlık görevidir"

Yolsuzluğu ortaya çıkarttığı halde 12 yıldır müşteki sanık olarak yargılanan Veysi Mungan, mahkemeye verdiği son dilekçesinde verdiği mücadeleyi özetliyor:

“.....Tek amacım 18 yıl çalıştığım şirketin itibarını zedelemeden, yolsuzluğa engel olmaktı. Genel müdür Faruk Yöneyman, ısrarım üzerine devletin zararının karşılanacağı sözünü verdi. Hatta Kuran’ı Kerim götürüp yemin etmesini istedim, Kuran’a el basarak yemin etti. Bugün dönüp baktığımda, en büyük hatamın Faruk Yöneyman’a güvenmek olduğunu görüyorum. Bedelini çok ağır ödedim. Aileme, çocuklarıma zarar vermekle tehdit edildim. 12 yıldır sektörde herhangi bir iş yapmam engellendi. Haram para yemeyeceğimi herkes bildiği halde milyon dolarlar teklif edildi. Eğer amacım maddi menfaat sağlamak olsaydı, bu davaların hiçbiri olmayacaktı. 29 ilaç şirketinin daha soruşturulduğu bu dava sayesinde, devletin uğradığı trilyonlarca liralık zarar geri ödenmemiş olacaktı. İlaç fiyatları 12 yıl öncesinin altına düşmeyecekti. Soygun çarkı aynı şekilde dönüyor olacaktı.

Yine de, bedeli ne kadar ağır olursa olsun, bugün aynı durumla karşı karşıya kalsam aynı şeyi yapar mıydım? Evet yapardım. Ortada bir yolsuzluk, usulsüzlük, haksızlık varken bunu gördüğüm halde gözümü kapatamazdım. Kapatamam, vicdanım elvermez. Çünkü bu bir insanlık görevidir. Yüce mahkemenizden, haksızlığa, yolsuzluğa karşı çıkmanın, kul hakkını savunmanın bir insanlık görevi olduğunu tüm topluma hatırlatan ve hep birlikte haksızlığa, yolsuzluğa, harama karşı gerçek anlamda mücadele etmeyi cesaretlendirip teşvik eden örnek bir karar vermenizi arz ve talep ederim.”

Ve bugün mahkeme Mungan’ın hakkını teslim etti. Dürüstlüğün ve vicdanın hakkını teslim etti. Vicdansızlığın hüküm sürdüğü, insanlığın ayaklar altına alındığı, yüreğimizin kaldıramadığı olaylara tanık olurken, Roche davasında verilen bu karar saygıyı ve sevinci hak ediyor.

EMİNE ALGAN / T24

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim