• BIST 89.834
  • Altın 145,466
  • Dolar 3,6225
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 16 °C

Sacit Kayasu; İkinci Yolsuzluk Soruşturması Yargıdan Kaçırılamaz"

Sacit Kayasu; İkinci Yolsuzluk Soruşturması Yargıdan Kaçırılamaz"
Kenan Evren hakkında darbe suçundan iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen eski savcı Sacit Kayasu, rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla birlikte gerilen yargı ve yürütme ilişkisini Taraf’a değerlendirdi.

ADİL BİR YARGILAMA İSTENMİYOR

17 Aralık, yolsuzlukların soruşturulması açısından Türkiye için ümit verici bir başlangıç oldu. Ancak, savcıların görevden alınması, savcılar hakkında suç duyurusunda bulunulması siyasette adil bir yargılama istenmediğini gösterdi. İyi başlayan süreç kötü devam etti. Şu an bakanların yolsuzlukla suçlanmasına ve bunların fotoğraf ve ses kayıtlarıyla ortaya konmasına rağmen, deliller örtbas edilmek isteniyor.

SAVCI GÖZETİME ALINDI

Daha soruşturmanın başladığı gün müdahaleler başladı. Yolsuzluk soruşturmasına iki yeni savcı atandı. Bu atamalar, doğrudan doğruya bugüne kadar soruşturmayı yürüten savcının denetime değilse bile gözetime alınması demektir. Sonuçta o savcı soruşturmayı biliyor ve yeni savcı talep etmiyor. Buna rağmen, yeni savcılar veriliyor. Eğer bu savcılar soruşturmayı engellemek istiyorsa, gizli olan soruşturmaları gizli olmaktan çıkartarak, dosyadan bilgi akışı sağlayarak dosya kontrol altına alınmaya çalışılabilir. Esas savcı bir karar alacaksa diğer savcılar bu karara engel olmaya çalışabilir. “Bu, soruşturmaya müdahale sayılabilir mi” derseniz cevabım evet olacaktır. Bu doğrudan doğruya yapılmış bir müdahaledir. Her müdahale illa siyasiler veya dışarıdaki kişiler tarafından yapılmaz. Yargının içerisinde de müdahaleler olabilir. Bir soruşturmayı en iyi şekilde dosyaya bakan savcı bilir. O savcının yapacağı işe engel olmak, bir müdahaledir.

ADLİ POLİSİN AMİRİ SAVCIDIR

Şu an Türkiye’de adli polis denen yapı yok ama yönetmeliği var. Polis normal şartlarda idari bir makamdır. Polisin yaptığı hizmet de idari bir hizmettir ve bu işlemler İç İşleri Bakanlığı’na ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı çalışır. Adliyenin işleri ise, örneğin soruşturma, operasyon, bir sanığın zorla getirilmesi veya yakalaması gibi işlemler idari işler değildir. Bunlar adli işlerdir ve dolayısıyla orda polis “adli polis” olarak adlandırılır. Adli polis hakkındaki sicili savcı tutar, yani polisin tek amiri savcı olacaktı. Ancak bizde polis, idareye bağlı olarak çalışıyor ama adli işleri yürütüyor. Bütün sıkıntı da buradan çıkıyor zaten. Bizim polisimiz adli ve idari polis olarak ayrılsaydı, adli polis doğrudan savcıdan talimat alarak çalışacaktı, ancak bu ayrım hâlâ yapılamadı. Eğer bu ayrım yapılabilseydi, ne İç İşleri, ne Emniyet Müdürü ne de hükümet bu polisleri görevden alamayacaktı. Dolayısıyla istenmeyen soruşturmalarda, tasfiyeler yaşanmayacaktı.

MUAMMER GÜLER ÖĞRENECEKTİ

Adli Kolluk Yönetmeliği’nde değişiklik yapılmak istendi. Normalde, savcı operasyon yapacağı zaman sadece Başsavcısına bilgi verir. Değişiklikle beraber polis kendi amirine, savcı kendi amirine bilgi verecek ve Emniyet ile yargı ayrı ayrı operasyon yapılacağından haberdar olacaktı. Örneğin Adli Kolluk’la ilgili değişiklik 17 Aralık operasyonundan önce yapılmış olsaydı, Muammer Güler, oğluna karşı bir operasyon yapılacağı bilgisini edinmiş olacaktı. İçişleri Bakanı kendisi için “Ne güzel soruşturma yapıyorsunuz” mu diyecekti? Adli kolluk yönetmeliğinin bir gecede apar topar değiştirilmesi maalesef hukukun ayaklar altına alındığının göstergesidir. Bunlar bırakın çağdışı olmayı, tarih öncesi bir zihniyetin ürünüdür.

AKKAŞ’IN BİLDİRİSİ BİR ÇARESİZLİK

Bunlar gündemdeyken, ikinci yolsuzluk operasyonu başladı. Soruşturmanın savcısı Muammer Akkaş’ın açıklama yapması çok tartışıldı ama savcının yaptığı şey çaresizliğin resmidir. Savcı, “Benim yürüttüğüm soruşturma deşifre ediliyor, dosya elimden alınıyor” dedi ve rahatsızlığını kamuoyuna duyurdu. Hâkim, savcıların düşmanı çok olur ve bu insanlar medyada yer almak istemez. Muammer Akkaş’ın soruşturma geçireceğini bile bile bunu yapması çaresizliktir. İki seneden beri bu soruşturmanın başsavcının haberi olmadan yürütülmesi olasılığı çok düşük. En azından katibin, dosya getiren götüren birinin haberi olur, bu mutlaka duyulur. Dolayısıyla “Soruşturmadan haberimiz yok” ifadesi bana tatmin edici gelmedi.

YARGININ YARGIYA DARBESİ

Soruşturmanın Muammer Akkaş’tan alınarak dört yeni savcıya verilmesi, soruşturmaya yapılmış bir müdahaledir. Hatta bu müdahale, yargının yargıya, yargı eliyle yapmış olduğu darbedir. Bu savcılar için “soruşturmayı kapatacaklar” gibi şeyler söyleniyor. Bence soruşturmayı kapatamazlar. Sonuçta Muammer Akkaş iki yıl boyunca belli delilleri elde etti. Konuşmalar, fotoğraflar var, bunların hepsi dosyada. Bu deliller nasıl yok edilecekler? Tabii ki bu delillerin karartılması ihtimali var ama bu karartmanın geride bunların izlerini bırakması gibi bir durum vardır. Soruşturma kapatılmaya çalışılsa bile bu çok zor olur. Dosyalar arasından birkaç evrak alınması gibi durumlar söz konusu olabilir. Ama önce “Soruşturma kapatıldı” denmesi için bir delilin ortaya konması gereklidir. Bunun ispat edemezseniz, kimi neyle suçlayacaksınız. Bu ancak, soruşturmanın sonucunda anlaşılabilir.

EMİRLERİ UYGULATMAYANLAR SUÇLU DURUMUNDADIR

Son soruşturmayla birlikte mahkeme kararlarının uygulanmaması gibi bir konu gündeme geldi. Bu kararların uygulanmaması noktasında kimin sorumluluğu var önce bunu bilmek gerekir. Diyelim ki, size amiriniz emir vermiş, “Bunu yapmayacaksın” demiş. Burada, size kanunun emrini uygulatmayan, bu emri veren kimse suçludur. Mahkemenin verdiği tedbir kararları 12 gün sonra uygulamaya kondu. Bu süre içerisinde delil karartılmış olabilir, insanlar evlerini taşımış olabilir. Bu mahkeme kararlarının uygulanmaması noktasında kim sorumluysa suç işliyor demektir. Bu sorumlu kişiler savcı veya başsavcı ise HSYK’nın da bu savcılar için işlem başlatması gerekir. Şu an gözaltı kararları devam ediyor mu bilmiyoruz. Eğer devam ediyorsa, bu şüphelilerin bulunduğu yerde gözaltına alınması gerekiyor. Bu kararlara şüpheli avukatları itiraz etmiş ve bu itirazlar kabul edilmiş de olabilir. Son durumun ne olduğunu bilmiyoruz. Şu an hukuk sistemi işlemediği için adaletin atıl hale geldiği bir durumdayız.

SAVCILARA GÖZDAĞI

Bu süre içerisinde savcılar zor durumda bırakıldı. Meydanlarda savcılar tehdit edildi. Türkiye’de maalesef, bir hâkim savcı veya polis kamuoyunda tabiri caizse asılır, geriye kalan grup yola getirilmeye çalışılır. Bu, eskiden idam cezalarının meydanlarda yapılmasına benziyor. Bir sürü görevden almalar var. Şu an poliste, savcıda ve hâkimde korku oluşmuş olabilir. Polis iş yapacak ama nereye sürülürüm diye korkuyor, ailesini düşünüyor. Hâkim, savcıda bundan sona etliye sütlüye bulaşmayalım algısı oluşmuştur. Bir nevi gözdağı verildi. Şu an ne yargı bağımsız durumda, ne de yürütme hesap verebilir konumda.

SORUŞTURMALARA MÜDAHALE EDİLEBİLECEK

HSYK’nın yapısını değiştiren kanun, 2010 referandumundan sonra çıkartıldı. Üç sene sonraki değişiklik, mevcut HSYK kanunuyla siyasi kişilere dava açılabilmesine olanak sağladı. Bakan, HSYK’da tek yetkili kişi hâline geliyor. HSYK, göstermelik bir kuruluş hâline getiriliyor. Referandumdan önceki HSYK’nın yapısı şimdi getirilmek istenen HSYK’dan çok daha iyiydi. HSYK’daki atamalar, açılan soruşturmalar gibi birçok değişiklik Bakan’a bağlanıyor. Bu, savcıların yürüttüğü soruşturmaların müdahaleye açık hâle geleceğinin göstergesidir. Yani, bütün yetkiler Bakan’da olduğu için, Bakan’ın istemediği, icazet vermediği bütün soruşturmalara doğrudan müdahale edilebilecek veya soruşturmaları kapatacak. Hâkim, savcının görev yerini değiştirecek veya dosyaları alacak. Amaç bu. HSYK’nın bundan sonraki mutlak işlevi Bakan’ın soruşturmalara doğrudan müdahil olmasıdır. Bu yürütmeye bağlı bir yargının resmidir. Bu, “Soruşturmaların ucu bize dokunmasın” demek.

BİR GÜN BİLE YETERLİDİR

Bu değişiklik Anayasa Mahkemesi’nden döner. Seyfi Oktay örneğindeki gibi sadece bakan ve Başbakan’ın isteğiyle hâkim, savcı tayin edilmeye çalışılıyor. Oktay’ın düzenlemesi de iptal edilmişti ama düzenleme iptal edilene kadar bütün hâkim, savcılar tayin edilmişti. Anayasa Mahkemesi kararları da geriye yürümediği için yapılan tayinler, cezalar kesinleşiyor. Aynı şey bu HSYK değişikliğinde de olacak. Çünkü HSYK düzenlemesi iptal edilene kadar belli bir süre geçecek sonuçta. Bu sürede, hâkim savcılar ve soruşturmalar üzerinde değişiklik yapılacak. Hükümet de bu düzenlemenin Anayasa’dan döneceğini biliyor. Bu, “kurtardığımız kârdır” gibi bir mantık. Bir gün de olsa yargı üzerindeki bütün değişiklikler yapılabilir.

TASFİYELER, “YOLSUZLUĞU SORUŞTURMA” DEMEKTİR

Emniyet’teki tasfiyelerin tam anlamı, “Yolsuzluğun içerisinde benim hükümet üyelerim var, sen bu yolsuzluğu soruşturma” demektir. Bu, kabul edilemez. Başbakan ve bakan çocuklarından bahsediliyor. Soruşturmanın da Başbakan’a kadar uzanacağı söyleniyor. Eğer varsa, soruşturma oraya kadar ulaşmasın diye bu tasfiyeler yapıldı. Örneğin, aralarında bakan çocuklarının da olduğu soruşturma dosyasında savcı şu an dosyayı bilmeyen, zor bir ekiple çalışıyor. Soruşturmada operasyon yapıldıktan yaklaşık bir iki ay sonra iddianamenin hazırlanması gerekir ama bu kolluk ekibiyle bu nasıl yapılır bilemiyorum. Polis jandarma olmadan hâkim, savcı ne yapabilir? Emirleri kolluk kuvvetleri yerine getirir.

ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ

Polis savcının eli, jandarma ayağıdır, savcı da kendisi beyindir. Bu üçü beraber olmazsa, o zaman hiçbir şey olmaz. Bir şüphelinin getirilmesi işlemi dâhil her şey kolluk tarafından yapılır. Şu an soruşturmayla ilgili yapılan bütün değişiklikler, “Bu soruşturma yürümesin” diye yapılıyor. Allahtan birinci soruşturmada belli deliller toplandı ancak her iki soruşturma için de yaşatılanlar, “Atı alan Üsküdar’ı geçsin, kaçabilen kaçsın” demek.

SACİT KAYASU KİMDİR?

Sacit Kayasu, Adana Cumhuriyet savcısı olduğu 2000 yılında, 12 Eylül 1980 darbesinin mimarı Kenan Evren hakkında iddianame hazırladığı için Genelkurmay’ın suç duyurusu üzerine açığa alındı. Kayasu üç yıl açıkta kaldıktan sonra meslekten ihraç edildi. Bu sırada Kayasu “görevi kötüye kullanma” ve “devletin askeri kuvvetlerine hakaret” suçlamalarıyla yargılandığı Yargıtay’da ceza aldı. Kayasu daha sonra Türkiye aleyhine AİHM’de dava açtı. AİHM, 12 Şubat 2009’te Türkiye’yi 41 bin avro tazminata mahkûm etti. Kayasu ayrıca, Ödemiş Cumhuriyet savcısıyken, bulunan işkence edilmiş bir cesedin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’a ait olabileceği yönünde görüş bildirmesi üzerine beş defa soruşturma geçirdi. Halen avukatlık yapan Kayasu’nun, Onuncu Köyün Savcısı; 12 Eylül’ün Son Mağduru ve Günaydın Savcı Bey adlı kitapları bulunuyor.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim