• BIST 83.067
  • Altın 147,029
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 1 °C

"Sadece AKP Değil, Artık TBMM’deki Tüm Partiler Laiklikten Uzak"

"Sadece AKP Değil, Artık TBMM’deki Tüm Partiler Laiklikten Uzak"
Ömer Faruk Eminağaoğlu yazdı; Sadece AKP değil, artık TBMM’deki tüm partiler laiklikten uzak

Başbakan Davutoğlu imzası ile bir genelge yayımlandı.

Cuma namazı saatinin, çalışma saatlerine denk gelmesi durumunda,  isteyenler için çalışma kaybına neden olmaksızın izin verileceği belirtildi.

Evrensel ölçekte korunan din ve inanç özgürlüğünün ve de bunun gereklerinin karşısında olan yok.

Ama kuşkusuz bir hukuksal gerçek var.

O da, evrensel düzenlemelerde de, anayasada da bu özgürlük sınırsız bir özgürlük olmadığı!

Osmanlı döneminde, çalışma saatleri ezani saat sistemine tabi idi.

Bunu değiştirmek için 1909 yılında meclisi mebusanda yapılan tartışmadan sonuç çıkmadı.

Cumhuriyet döneminde 1925 yılında çıkartılan bir yasa ile modern saat sistemi benimsendi.

Şimdi yapılan düzenleme ile, din ve inanç özgürlüğü sömürülerek, Cuma namazı konusu kalkan yapılarak, modern saat sistemine delik açıldı.

Osmanlı’nın bile terketme tartışmaları yaptığı ezani saat sistemine, Cuma namazı sömürüsü ile, şimdilik çalışma saatleri boyutu yönünden Cuma günlerinde geçildi.

Modern saat sistemine açılan bu delik sonrasında, oruç ibadetinin de, beş vakit namaz ibadetinin de, kamuda çalışırken yaşanması isteği gelecektir.

Geçmişte yaşananlara bakınca hep böyle oldu.

Bu da kartopu gibi, hafta tatili, takvim sistemine kadar gidebilecek.

Artık Cuma günleri, çalışma saati ülkenin her yerinde her hafta farklı saatte.

Cuma namazının gözetilmesi, bu nedenle ezani saat sistemine uyulması nedeniyle, artık çalışma saatine nerede saat kaçta ara verileceği her hafta farklı.

Ve ülkenin her tarafında farklı!

Cuma günleri çalışma saatleri konusundaki uygulama birliği ortadan kalkmış durumda.

Genelge, yöntem yönünden hukuka aykırı.

Cuma genelgesi, yasaya baktığımıza, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılması gerekirken, Başbakan tarafından çıkarıldı.

Genelge esas yönünden de hukuka aykırı.

Gebelgede, çalışanlardan isteyenler için, çalışma kaybına neden olmayacak biçimde Cuma namazı izni verileceği belirtilmiş.

İşin ilginci, çakışan süre kadar ki süre, yani işten uzak kalınan süre, çalışma saatine eklenir de denmemiş.

Çalışma kaybına yol açmayacak biçimde izin verilmesi ifadesi kullanılmış.

Çalışma kaybının telafisi, zaman olarak ta, yapılan iş kapasitesi, boyutu olarak ta söz konusu olabilir.

Bu düzenleme her iki türlü de yorumlanabilir.

Adeta Cuma günleri çalışma konusunda, “götürü usule” geçilerek, eldeki işin yapıp bitirilmesi yeterli görülmüş.

İbadet için namaza giden ile gitmeyenin bu durumu afişe olacak.

Verilen izin ile, ibadet eden ile etmeyenler görülecek.

Bu durum, inanç anlamında kişinin özel yaşamının afişe edilmesi, fişlenmesi demek.

Bunun sonucu ise ayrımcılığa, yine eşitliğe aykırılığa zemin yaratmakta.

Dini ve dince kutsal sayılan konuların hiçbir biçimde sömürü konusu edilemez.

Laik bir hukuk sisteminde, kamuda çalışanların inanç özgürlüğü yönünden kuşkusuz tabi olacağı kurallar ve sınırlamalar var.

Devletin, devlet yönetim yapısının, dine göre biçimlenmesi düşünülemez.

İnanç özgürlüğünün sınırları dışında kalan alandaki dinsel konuların, dinin, devleti etkilemesi söz konusu olamaz.

Bugüne kadar kamuda çalışanların laik hukuk sistemine rağmen, inanç özgürlükleri engellenmiş değil.

Bu düzenleme ile sanki bugüne kadar böyle bir kısıtlama varmış ta bu ortadan kaldırılmış algısı yaratılıyor.

Genelge öncesi, bu konuda Anayasada değişen bir düzenleme olmadı.

Yasalarda değişen bir düzenleme olmadı.

O halde, bir genelge ile bu düzenleme nasıl yapılabildi.

Genelge için, Anayasa ve yasa değişikliğine ne gerek deniyorsa, o zaman sormazlar mı.

Anayasa ve yasa değişikliğine gidilmeden, genelge ile bu düzenleme yapılabiliyorsa ve bu adım atılabiliyorsa, demek ki şimdiye kadar AKP dahil bütün hükümetler, herkese hak ihlali mi yaratmış!

Şimdi o hak ihlali mi ortadan kaldırılıyor!

AKP niye 13 yıl uyumuş!

Bu durum, uyumak durumu değil.

AKP’nin giderek sergilediği ve ortaya koymaktan geri durmadığı baskıcı uygulamasının sonucu!

Anayasa ve yasalarda bir değişiklik olmadan genelge ile atılan bu adım, kuşkusuz hukuksuz bir adım.

Böyle bir konu, yasa değişikliği ile bile aşılamaz.

Böyle bir konu Anayasa değişikliği ile bile aşılamaz.

Böyle bir konu Anayasa’nın değişmez maddeleri kapsamında, Anayasa’nın 2 nci maddesi kapsamında kalmakta.

Hukuksal durum böyle.

Bunu ben söylemiyorum.

Anayasa böyle, İHAS düzenlemeleri böyle.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi de, İHAM da böyle söylüyor.

Tablo böyle.

Kendisinin laikliğe aykırı olduğuna hükmedilen iktidar partisinin, her geçen gün laikliğe aykırı eylemleri artıyor.

Bu ortamda, bu partiden laikliğe uygun davranış beklemek olanaklı mı.

İşte iktidar partisinin durumu ortada.

Peki muhalefete ne demeli.

CHP, MHP, HDP’nin bu konuda AKP’den farkı var mı.

Din sömürüsü, iktidar partisini aşıp bu partileri de kuşatmış ve bu partiler de din sömürüsüne yönelmiş durumda.

Bu konuda AKP’den hiçbir farkları kalmamış.

Bunu bizzat açıklama ve duruşları ile ortaya koyuyorlar.

CHP, MHP yönetimleri, yeni Anayasa için, Anayasanın ilk dört maddesine dokundurtmayız diyorlar.

Oysa burada, bir genelge ile Anayasa’nın değiştirildiğini görmüyorlar!

Evet Anayasa’ya aykırı genelge, hem de ilk dört maddeye aykırı genelge, Anayasaya rağmen uygulama alanı bulmuş durumda.

Yani Anayasanın ilk dört maddesi kağıt üzerinde.

Bu irade, iktidar karşısında anayasa yapacak!

Yeni anayasada da böyle olacak.

Muhalefet konuşsun dursun.

Neden bu kadar açık konuşuyorum.

Refah Partisi iktidarında Bakanlar Kurulu kararı ile 1997 yılında çalışma saatleri, iftar saatlerine göre ayarlandı.

Konu hakkında Danıştay’da açılan davada, Danıştay laik hukuk yönü itibarıyla bu genelgeyi 1997 yılında iptal etti.

Konu Refah Partisi hakkında açılan kapatma davasında, laikliğe aykırı eylemler arasında sayıldı.

Anayasa Mahkemesi de 1998 yılında Refah Partisini kapatırken bu eylemi de laikliğe aykırı eylemler arasında gösterdi.

Refah Partisi davası İHAM önüne gittiğinde, İHAM önündeki o güne kadar ki tüm parti kapatma davalarını kaybetmiş olan Türkiye hakkında İHAM, bu davada herhangi bir aykırılık görmeyerek, söz konusu eylemlerin çağdaş demokratik bir program ve proje ile bağdaşmadığını belirtti.

Sonuçta Refah Partisinin İHAM’a başvurusu reddedildi.

Karayolları Genel Müdürlüğü çalışanları için Cuma namazlarına denk gelen saatlerde izinli sayılmaları yolunda 1975 yılında yapılan bir işlem de var.

Bu işlem Danıştay’a da taşınmış bir işlem.

Danıştay, laik hukuk yönünden bu işlemi 1976 yılında iptal etmiş durumda.

Tüm bu durumlar ortada.

Anayasa’daki hükümler aynı hükümler.

Aykırı işlemleri yapan iktidarın karşısında, artık diğer hiçbir siyasi partinin bir tepkisi yok!

Birkaç istisna dışında demokratik kitle örgütünün söylemi yok!

Sessizliğe gömülenler de, ateşli biçimde Anayasa’nın ilk dört maddesine dokundurtmayız diyenler!

Oysa kağıt üzerinde kalan ama bu durum karşısında artık ortada yaşanan bir Anayasa yok!

Düşünün ders devam ederken, artık eğitim değil ibadet!

Duruşma devam ederken, artık adalet değil ibadet!

Şimdi bu yolla, hak ve özgürlükler etkin mi kılınıyor!

Genelgenin iptali için açılan davaya herkes tepki gösteriyor!

Durup beklenmiyor bile yargı ne diyecek diye!

Onu beklemeye tahammül bile yok!

Kamuda çalışanlar neden bu durumdayız diye durumlarını sorgulamıyorlar.

İnsan düşünen bir varlık.

Bu nedenle siyasal hakları var.

Kamuda çalışanlar için bu hakları neden sınırlı!

Dinsel konuların arkasına, laik sisteme aykırı biçimde takınılıyor.

Ama öte yandan tüm kamu çalışanları siyasi parti üyesi olabilsin denmiyor.

Böylece, daha etkin bir demokratik sistem olsun diye kimsenin ağzı açılmıyor.

Ve de en acı tarafı, hiçbir partide artık hafıza bile yok.

Geçmişte yaşananları hatırlayan, topluma aktaran bir muhalefet yok!

Çıkıp konuşan tek bir milletvekili yok!

Bunları yansıtan, konuyu her yönüyle irdeleyen akademisyen yok!

Bu yaşanmış olayları topluma aktaran gerçek bilgiyi topluma yansıtan, duruşu nerede olursa olsun artık bir basın yok!

O halde, demek ki yapacak şey çok!

Laikliğe aykırılığı tescil edilen AKP veya diğer partiler değil, temel ilkeleri arasında laiklik olan CHP’den de çıkan karşı bir ses ve tepki yok!

Hatta aksi yönde sesler var!

Karşı devrimin gerçekleştiği ortamda durum böyle.

İktidardaki partinin üzerine elbette gidilecek.

Bunu sağlam bir yapı ile gerçekleştirmek için, önce kendimize bakmamız kendimizi düzeltmemiz gerekiyor!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim