• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

Sadece Silahla Savaşarak Terörü Büsbütün Bitiremezsiniz

Sadece Silahla Savaşarak Terörü Büsbütün Bitiremezsiniz
Kütahya Barosu Başkanı Av. Ahmet ATAM, BAROTÜRK Dergi'nin 3. sayısı için yazdı.

BAROTÜRK Dergi 3. Sayı

Av. Ahmet ATAM / Kütahya Baro Başkanı

Terör olaylarının bitirilmesinde kanımca, başlangıçta iyi bir analiz yapmak gerekir. Sorun ne? Sorunun kökeni ne? Karşınızdaki ne istiyor, siz ne yapmak istiyorsunuz? İstedikleri kabul edilebilir mi, bunların iyi araştırılıp tartışılması gerekir. Karşılıklı görüşülerek masada çözülme olasılığı var mı? Varsa, teröristle aynı masaya oturulur mu? Masaya oturmak ve teröristi muhatap olarak almak, onu meşrulaştırıp tavizin yolunu mu açar? Masaya oturdunuz var sayalım. Bu durumda asgari müşterekte mutabakat yolumu seçilecek? Yada ne istiyorsa ver kurtul mu denilecek? 30 yıldan bu yana devam eden, bazen geçici bir süre durdu zannedilen terör gerçekten duruyor mu, aksine güç mü topluyor? Kanaatimce masada çözümlenecekse ilk şart, teröristin önce silahını bırakması olmalıdır. Siz bırakın, biz de bırakalım gibi devletle pazarlık yaparcasına tekliflerin kabul edilemez olduğu unutulmamalıdır. Devletin silahlı gücü ve gereğinde başvurması meşrudur. Ama karşısındakinin hayır.

İstihbari çalışmalarımız ne âlemde ve iyi bir istihbarat çalışması yapılabiliyor mu? Görüyoruz ki yol çalışmaları yapılırken dahi tonlarca patlayıcı döşenmiş, haberimiz yok. Anlaşılan bu yönde bir zafiyet gösterilmiş veya teröristin sahte samimiyetine inanmışız. Buradan da şu çıkıyor; Kararlı bir mücadele başlatılmalıdır. Terörle mücadeledeki tutarsızlıklardan kaçınılmalıdır fakat biraz öncede belirttiğim gibi, masada mı çözümlenecek, silahla mı? Silahı seçtiyseniz; Şu anki profesyonel olmayan, hayatında silahla ilk defa askerde karşılaşmış çocukları iki aylık eğitimle cepheye gönderip bu ana kuzularıyla mı bu işi çözmeyi düşünüyorsunuz. Vatani görevimizi yaparken her gün tekrar ettirilen ve namusumuzdur diye öğretilen sınır güvenliğimize gerekli önemi verdik mi? Yoksa yolgeçen hanına mı döndü? Aksi hal bize neler kaybettirir? Görebiliyor muyuz?

Yoksa ne yaptığımızı bizde mi bilmiyor ve günü kurtarma yolunda geçici çözümler mi arıyoruz. Milletlerarası ilişkilerde ancak ve en iyi ihtimal müttefik olunabilineceği gerçeğini, diplomasinin bunu gerektirdiğini unutup diğer devletleri dost mu zannediyoruz. Eğer öyle zannediyorsak eğer, hiç kandırıldık diye bağırmayalım.

Türkiye ulusalcı kimliğini muhafaza edip, üniter devlet yapısını devam mı ettirmek istiyor? Birleştirici unsur olarak bunları kabul etmeyip, bir yana bırakıp, hatta reddedip, aynı topraklarda yaşanmışlık, kız alıp vermişlik veya aynı dine mensubiyet gibi başkaca birleştirici unsurları mı ön plana çıkarmak istiyoruz.

Avrupa Birliği süreci bir aldatmaca mıdır? Buna benzer değişik görüşmeler neticesi önümüze konulan, insan hak ve ihlallerinin giderilmesi gerektiği yönünde ki şartlar, kriterler ve dayatmaların altındaki gizli sebepleri algılayabiliyor ve iyi tahlil edebiliyor muyuz? Kendi aralarına alma, kabul ve entegrasyon sürecinde batılı devletler ne kadar samimiydiler? Bize ne verebilirler, ne verdiler. Ne götürdü. Bunun muhasebesini iyi yapmalıyız. Terörü bitirebilmemiz için kaynaklarını iyi saptamamız gerekir. Nereden, neden ve nasıl besleniyor. Bu noktada yardım ve yataklık yapanı, sosyal ve ekonomik sebeplerden mi, ırkçılıktan mı, hükümetlerin yanlış politikalarından mı doğdu ve beslendi? Zahiri mazeretler gerçek sebeplerle örtüşüyor mu?

Tüm bu soruların cevabının yeterince hızlı ve kararlı bir biçimde bulunamayışı, çözüm sürecinde bu noktalardan işin üzerine yürünüp, sorunun izalesi yoluna gidilmemesi ipin ucunun kaçmasına neden olmaktadır.

Acaba terör örgütü ile o bölge halkının siyasal temsilcileri ve akilleri arasındaki ilişki ne şekilde işlemektedir. Bunu bilmeli ve bu konudaki şüphe ve belirsizliği ortadan kaldırmalıyız. Birbirlerinden bağımsız bir tavır ve strateji içindeler mi, yoksa görüntüyü o şekilde sağlayıp, böyle bir algı mı yaratıyorlar? Aralarında bir işbirliği ve ortaklık var mı? Ya da orada da ipin ucu kaçtı, artık birbirlerine söz mü geçiremiyorlar.

Türkiye’nin demokratik, sosyal, özgürlükçü hukuk devleti yapısını güçlendirmek zorunda olduğumuz kesin, fırsat eşitliği evet olmalı. Bütün Kürtler, aklıselim her vatandaş gibi ayrımcılığın, ezilmenin sona ermesini, refah seviyesinin yükselmesini istiyor. Bunu batıdaki vatandaş da istiyor. Memleket deki herkes rahat etmek, insanca yaşamak istiyor. Belki başlangıçta, iddia edilen etnik kökene dayalı ayrımcılığın giderilmesi için destek veren halk bu gün belki farkında olmadan bambaşka amaçlara hizmet etmeye, destek vermeye mi başladı. Bunu görebiliyor muyuz?

Kanımca şunu iyi anlamalıyız. Sadece silahla savaşarak terörü büsbütün bitiremezsiniz. Gündüz normal bir vatandaşken gece terörist olanlar da var. Bunu nasıl tespit edeceksiniz? Kurunun yanında yaşta yansın diyerek bütün Kürt nüfusu yok etmeyi mi düşünüyorsunuz. İçlerinde hiç vatansever yok mu? Fakat şu da ortaya çıkmalı, ben nasıl terörün sebebini ve teröristi sadece etnik kökene bağlamıyorsam, ayırıyorsam, oradaki insanımızda, o bölge halkının siyasi temsilcisiyiz diyenlerde, niyetini samimiyetle söyleyebilmeli.

Bu durum bir yandan Türkiye’ye zarar verirken, her ne sebeple olursa olsun, sessiz kalıp teröre yol veren, palazlanmasını izleyen vatandaşında, bir avuç teröriste ses çıkarmayarak adeta kendi tabutuna çivi çaktığını unutmaması gerekir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim