• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C

Sadece Tanık İfadesiyle Mahkumiyet Kararı Verilemez

Sadece Tanık İfadesiyle Mahkumiyet Kararı Verilemez
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı.

T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO:2012/6-1309
KARAR NO:2013/258
KARAR TARİHİ: 20.05.2013

HIRSIZLIK SUÇU - CEZA MAHKÛMİYETİNİN KESİN VE AÇIK BİR İSPATA DAYANMASI GEREKTİĞİ - BİRBİRİYLE ÇELİŞKİLİ VE KESİN BİR KANAAT VERMEKTEN UZAK DELİLLERE DAYANILARAK MAHKUMİYETİNE HÜKMOLUNMASININ İSABETSİZLİĞİ - HÜKMÜN
BOZULMASI

ÖZET: Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, sanığın atılı suçu işlediğini kabul eden Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, sanığın beraatı yerine, birbiriyle çelişkili ve kesin bir kanaat vermekten uzak delillere dayanılarak mahkumiyetine hükmolunması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

(2709 S. K. m. 141) (1412 S. K. m. 308) (5237 S. K. m. 53, 142, 143) (5271 S. K. m. 34, 230)

Dava: Hırsızlık suçundan sanık S.'in 5237 sayılı TCK'nun 142/2-g, 143 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Konya 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2009 gün ve 142-930 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.02.2012 gün ve 3044-3722 sayı ile; ...Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

1- Kolluk tarafından düzenlenen ve mağdurun anlatımı ile örtüşen olay yeri çizelgesine göre, hayvanların çalındığı ahırın mağdura ait evin bitişiğinde olduğunun anlaşılması nedeniyle, suçun 5237 sayılı TCK'nın 142. maddesinin (1-b) fıkra ve bendine uyduğu gözetilmeden, aynı Yasa maddesinin uygulama yeri olmayan (2-g) fıkra ve bendi ile hüküm kurulması,

2- Suçun gece vakti işlendiğine ilişkin kuşkudan uzak, hukuka uygun, kuvvetli ve inandırıcı kanıtlar karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, sadece gece saat 02.00 sıralarında köy yerinde bir minibüsün dolaştığı bilgisine dayanılarak 5237 sayılı TCK'nın 143/1. maddesi ile cezada arttırma yapılması,> isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyesi M. Simavlı, sanığın eyleminin sübuta ermediği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 17.04.2012 gün ve 319708 sayı ile;

...Gerek hazırlık aşamasında gerekse yargılama aşamasında yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğine dair mahkumiyete yeterli ve inandırıcı şüpheden arındırılmış kesin kanıtlara ulaşılamamıştır. Zira hakkında beraat kararı verilen O.'ın suçtan kurtulmak amacıyla suça konu hayvanları sanık S. 'den satın aldığını söyleme ihtimali mevcuttur.

Adı geçen şahsın tanık olarak gösterdiği şahıslardan sadece C.'ın kendi beyanını kısmen doğrulamasına karşın, adı geçen tanık C.'ın hakkında beraat kararı verilen O. ile birlikte hareket ettiğinin M. tarafından iddia edildiği gibi tanık C.'ın aşamalardaki ifadeleri arasında çok büyük çelişkiler bulunmaktadır. Benzer olaylarda sanık ya da sanıkları sadece olay nedeniyle tanıyan tanıkların dosya içeriğine uygun iddialarına üstünlük tanınması gerektiği konusunda gerek uygulamada gerekse teoride herhangi bir duraksamanın mevcut olmamasına karşın, incelemeye konu eylemde olduğu gibi sanık ya da sanıkları önceden tanıyan tanık ya da tanıkların beyanlarının daha kuşkulu karşılandığı bilinen bir gerçektir. Yerel mahkemenin toplanan deliller ışığında sanık S. hakkında verdiği mahkumiyet kararının yerleşik içtihatlara aykırı olacağı gibi oldukça sakıncalı sonuçlara yol açacağı da açıktır. Zira benzer olaylarda suça konu eşyalarla birlikte yakalanan herhangi bir şahısın, bir tanık dinleterek suçtan rahatlıkla kurtulabileceği gibi olayla hiç bir ilgisi olmayan kişinin mahkumiyetine de neden olmasının önü bir anlamda açılacaktır. Bu duruma çağdaş herhangi bir hukuk sisteminin izin vermesi düşünülemez.

Hakkında beraat kararı verilen O.'ın şüpheli davranışları, tanık olarak dinlenmesini istediği M. ile H.'ın kendisini doğrulamamaları, kendisini doğrulayan C.'ın ise aşamalardaki ifadeleri arasındaki çok büyük çelişkiler ve sanık S. 'in kayınpederi olmasına karşın, adı geçeni koruma güdüsüyle hareket etmediği açıkça anlaşılan M. 'un dosya içeriğine uygun beyanları sanık S. başlangıç aşamasından itibaren mevcut olan şüpheyi iyice artırmıştır.

Bütün ihtimalleri değerlendirmek zorunda olan mahkeme tarafından çelişkiler ve tereddütler giderilmediği gibi suça konu hayvanları ahırında bulunduran O.'ın savunmasının, hangi nedenle yüklenen suçu işlemediğini beyan eden sanık S. 'in savunmasına üstün kılındığı karar yerinde denetime olanak sağlayacak ve başta davanın tarafları olmak üzere herkesi ikna edecek şekilde açıklanmamıştır. Denetimden yoksun gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle Anayasanın 141, CYY'nın 34, 230. maddeleri ile 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi delaletiyle halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 308/7. maddesine aykırı davranılmıştır> görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

KARAR: CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 27.09.2012 gün ve 16931-16172 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın atılı hırsızlık suçunu işleyip işlemediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;
16.11.2005 tarihinde Konya İli Selçuklu İlçesi Biçer Köyünde ikamet eden E. isimli müştekinin evine bitişik olan ahırından bir inek ve bir erkek buzağının çalındığı, müştekinin evinin bitişiğinde oturan komşusu ve akrabası İ.'ın gece saat 02.00 sıralarında camdan dışarı baktığında eski bir Peugout marka beyaz renkli minibüsü gördüğünü beyan ettiği, olaydan 13 gün sonra müştekinin amcasının oğlu S. 'i telefonla arayan bir şahsın, çalınan hayvanların Konya İli Sarayönü İlçesi İnli Mahallesinde bulunan H. isimli şahsın ahırında olduğunu söylediği, 02.12.2005 tarihinde yapılan aramada H.'ye ait olup hakkındaki beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşen sanık O.'ın kullandığı ahırda müştekiden çalınan iki adet büyükbaş hayvanının ele geçirildiği ve müştekiye iade edildiği, suça konu hayvanların toplam değerinin 1.200 Lira olduğunun belirlendiği, hakkındaki beraat kararı kesinleşen sanıklardan Y. 'a ait 42 .......5 plakalı aracın tanık İ. 'e gösterildiğinde, tanığın şüpheli olarak gördüğü aracın bu araca benzediğini söylemesi üzerine olay yerinde tespit edilen izler ile bu araca ait izlerin kıyaslandığı ancak kesin bir belirlemeye ulaşılamadığı anlaşılmaktadır.

Hakkındaki beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşen sanıklardan O. kollukta özetle; suça konu hayvanları 15 gün önce S. isimli şahıstan 1.200 Lira karşılığında satın aldığını, C. adlı arkadaşı ile birlikte satın aldığı hayvanları S.'in kayınpederi olan M. 'a ait avluda teslim alarak kendi ahırına getirdiklerini, suça konu hayvanları satın alırken menşei şahadetnamesi bulunup bulunmadığını sormadığını, her iki hayvanın da kulak küpelerinin bulunmadığını, satın almış olduğu buzağıya sonradan kendisinin kulak küpesi taktırdığını,

Cumhuriyet Başsavcılığında özetle; Sarayönü ilçesinde bir kasapta maaş karşılığı çalıştığını, 2005 yılı Kasım ayı içerisinde S. 'den 1 adet inek ile 1 adet buzağıyı 1.200 Lira karşılığında satın aldığını, C. adlı arkadaşı ile birlikte M. adlı şahsın bahçesinde bulunan hayvanları S.'ten teslim aldıklarını, M.'ın teslim anında olay yerinde bulunmadığını,

Yargılama aşamasında özetle; suça konu 1 adet inek ile 1 adet buzağıyı ahırında yapılan aramadan 25-30 gün önce S. isimli şahıstan 1.200 Lira karşılığında satın aldığını, C. isimli arkadaşı ile birlikte M.'ın evine giderek S. ile görüşüp, hayvanları ahırdan alarak bağlı oldukları ipi çekmek suretiyle kendi ahırına getirdiklerini, yakın yerlerden getirilen hayvanların menşei şahadetnamesine bakmadıklarını, hayvanların kulak küpelerinin bulunmadığını, 25-30 gün sonra hayvanların yakalandığını,

Hakkındaki beraat kararı kesinleşen diğer sanık Y. soruşturma evresinde özetle; O., C. Ş. ve M.'ı tanıdığını, 42 .....5 plakalı aracı ağustos ayı içerisinde arkadaşı olan S. 'e verdiğini, S. 'in bu aracı kendisiyle kavga etmeden 1-2 gün önce 18.11.2005 tarihinde tekrar kendisine teslim ettiğini, S.'in 19.11.2005 tarihinde parasını zorla alarak kaçtığı için şikayetçi olduğunu ve hakkında yakalama kararı çıkartıldığını, S. 'in bu araçla hırsızlık yapmış olabileceğini, ancak bu hırsızlıktan haberinin olmadığını, kendisine ait aracın hırsızlık suçunda kullanıldığının kesin olarak belirlenemediğini,

Yargılama aşamasında özetle; 42 ......5 plakalı Peugeout marka minibüsün dinamosu çalışmadığı için Konya ilinde bulunan tanıdıklarına yaptırması için 1,5 yıl önce S. 'e emaneten verdiğini, 1,5-2 ay süreyle aracın S. 'de kaldığını, aracı verirken aracın koltuklarının bulunmasına karşın, teslim alırken koltukların bulunmadığını, S.'in yumurta sattığı için aracın koltuklarını söktüğünü, aracının hayvan taşımaya müsait olmadığını,

Tanık C. kollukta özetle; suça konu hayvanların O. tarafından, S. 'den satın alındığını, hayvanları O. ile birlikte Yukarı Mahallede ikamet eden M.'ın avlusundan teslim alarak iplerinden çekmek suretiyle O.'a ait ahıra getirdiklerini, hayvanları avludan çıkarırken S.'in de avluda bulunduğunu ancak paranın verilmesini görmediğini,

Cumhuriyet Başsavcılığında özetle; O.'ın arkadaşı olduğunu, 15-20 gün önce tesadüfen karşılaştıklarında satın aldığı iki adet ineğin getirilmesi konusunda kendisinden yardım istemesi üzerine O.'a ait araca binerek S.'in kayınpederinin evinin bulunduğu dar sokağa gittiklerini, burada S. 'in yanlarına gelerek O. ile birlikte hayvanları getirmek üzere ayrılırken kendisinin araçta beklediğini, bir süre sonra inekleri getirdiklerini, olay anında M. 'ı görmediğini, ineklerin getirildiği sokakta S.'in kayınpederinin evi bulunduğu için kolluktaki ifadesinde ineklerin M.'ın avlusundan getirildiğini söylediğini, gerçekte ineklerin M.'ın avlusundan getirildiğini görmediğini, inekleri iplerinden çekerek O.'ın ahırına getirdiklerini,

Yargılama aşamasında 16.10.2008 tarihinde özetle; iddianamede anlatılan olaydan hiç bir haberinin olmadığını, sanıkları tanıdığını, bu şahısların böyle bir olayı gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini bilmediğini, 30.04.2009 tarihinde ise; geçmişte O.'ın, S. 'den iki adet inek satın aldığını bildiğini, ancak inekleri nereden getirdiklerini bilmediğini,

Tanık sıfatıyla dinlenen sanığın kayın pederi M. kollukta özetle; S. 'in kendi evine gelip gitmediğini, ahırının yıllardır boş olduğunu, O.'ın kendisine ait avludan hayvan götürmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığında özetle; S.'in damadı olduğunu, ancak 1,5-2 yıldır evine gelmediğini, kendisinden habersiz hiç kimsenin ahırına hayvan koyamayacağını, S. hakkında gıyabi tutuklama kararının bulunduğunu, buna rağmen S. ile O. arasında alışveriş yapılabileceğini ancak bunu kendisinin bilmediği gibi kendi ahırına hayvan konulmadığını, bu duruma komşuları olan B. ile M.'ün tanıklık edebileceğini, O.'ın yanında bulunduğu söylenen C.'ı tanımadığını, bunların şebeke halinde çalıştığını, S. hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunduğu için bu şekilde senaryo uydurduklarını, sanık O.'ın hırsızlık yapıp yapmadığını bilmediğini ancak hayvanların onun ahırında olduğunu
duyduğunu, suçu başkasının üzerine atmaya çalıştığını,

Yargılama aşamasında özetle; neden tanık olarak adının geçtiğini anlamadığını, S.'in damadı olmasına rağmen 3 yıldır konuşmadığını, hırsızlık yapıp yapmadığını bilmediğini,

Tanık B. kollukta özetle; M.'ın komşusu olduğunu, ahırına son bir ay içerisinde herhangi bir şekilde hayvan gelmediğini, gelmiş olması halinde kendisinin dikkatini çekeceğini, S. 'in ramazan ayında gece M. 'a ait eve geldiğini, hayvanların çalınması ile ilgili hiç bir bilgisinin olmadığını,

Yargılama aşamasında; M.'ın komşusu olduğunu, olayla ilgili hiç bir bilgisinin olmadığını, M.'ın evinde suç tarihinde büyükbaş hayvan görmediğini, Sanığın kayın pederi olan M. 'un komşularından olan tanık M. kollukta özetle; M. isimli şahsın komşusu olduğunu, evinde hayvan beslediğini hiç bir zaman görmediğini, hayvanın beslenmesi halinde kendisinin görebileceğini, M.'ın damadı olan S.'in Sarayönü'ne geldiğini görmediğini, Beyan etmişlerdir.

Soruşturma aşamasında bulunamaması nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkartılan sanık S. yargılama aşamasında yakalandığında özetle; Y.'ı tanımasına karşın 4 yıldır konuşmadığını, O. 'ı ise hiç tanımadığını, hakkında başka bir mahkemede dava bulunduğu için suçun diğer sanıklar tarafından kendi üzerine atıldığını savunmuştur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Haklarındaki beraat kararları kesinleşen sanıklar O. ve Y.'ın beyanları ile tanık C.'ın soruşturma aşamasındaki anlatımları gözönüne alındığında sanık S. 'in atılı hırsızlık suçunu işlediği yolunda bir kanaat oluştuğu gözardı edilemez bir olgudur. Ancak bununla birlikte, tanık C.'ın soruşturma evresindeki; şeklindeki beyanlarından dönerek kovuşturma aşamasında; söylemesi, sanığın kayınpederi M. ile tanık olarak dinlenilen komşuları B. ve M. 'ün, M. 'n ahırına suç tarihinde herhangi bir hayvan getirilmediği ve sanık S.'in son zamanlarda buraya gelip gitmediği yönündeki anlatımları gibi hususlar tüm dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde sanığın atılı suçu işlediği şüphe boyutunda kalmakta ve sübuta ermemektedir.

Ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan ve Latince olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır> ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, sanığın atılı suçu işlediğini kabul eden Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, sanığın beraatı yerine, birbiriyle çelişkili ve kesin bir kanaat vermekten uzak delillere dayanılarak mahkumiyetine hükmolunması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.


SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23.02.2012 gün ve 3044-3722 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Konya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.10.2009 gün ve 142-930 sayılı hükmünün BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2013 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO:2013/251
KARAR NO:2013/454 
KARAR TARİHİ: 12.11.2013
İtirazname :2012/86015
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : BATMAN Ağır Ceza
Günü : 27.12.2011
Sayısı : 204-369

Kasten öldürme suçundan sanık Ş.T'in 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 29/1 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Batman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.12.2011 gün ve 204-369 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.11.2012 gün ve 3861-8423 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.01.2013 gün ve 86015 sayı ile;
"... Tanık Ö.F. Tikit mahkemedeki beyanında; 'O gün elektrikler kesilmişti, annem balkona çıkıp ağlıyordu, ambulans gelmişti, babam bir yere kadar gitmişti, gelince balkonun kapısı açıktı, anneme niye ağlıyorsun dedi, bana da 'geç salona otur' dedi, başka bir şey hatırlamıyorum, dedi. Tanığa 22.11.2009 tarihli Emniyet müdürlüğündeki ifadesi okundu soruldu: Babamın üzerinde kırmızı elbise yoktu, beyaz gömleğinin üzerinde ketçap gibi kırmızı bir leke vardı, annem babama 'ne oldu, neden üzerinde kırmızı kan var' dedi, babam da birisinin arkadaşını vurduğunu, oradan kan bulaştığını söyledi, kanın nasıl bulaştığını tam söylemedi, annemin arkadaşı ölünce annem ağladı, sonra babam bana kardeşim ile beni babaanneme bırakacağını söyledi, oradan birlikte anneannemlere gittik, babam orada anneanneme ve dedeme 'bana çok soru soruyorsunuz, sormazsanız düşüneceğim' dedi, anneannem annemin ağladığını görünce babama 'bu niye ağlıyor' dedi, babam eve ilk geldiğinde üzerindeki kırmızı lekeli gömleği çıkartarak kirli sepetine attı, akşam eve geldiğimizde de ben yattıktan sonra annemle babam tartışıyorlardı, annem babama 'sen öldürdün' diyordu, babam da 'ben öldürmedim, yüzü maskeli biri öldürdü' dedi,
...Şeklinde anlatımlarda bulunmuşlardır.
Ölü muayene ve otopsi tutanağına göre maktulün ölümünün sağ temporal bölgeden giren ateşli silah mermi çekirdeğinin sol kulağın 8 cm üzerinde çıkış yapan kafatası kemiği kırılmasına bağlı müterafik beyin kanaması ve beyin doku harabiyetidir.
Olay yerinde bulunan silahtaki parmak izinin, mukayeseye elverişsiz nitelikte olduğu tespit edilmiştir.
Sanığı ellerinde, giysilerinde ve çamaşır sepetinden alınan pantolonunda atış artığına rastlanmamıştır.
Maktulün, sağ el avuç içi, sağ el üstü, sağ kulak üstte atış artığı tespit edilmiştir.
Ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt altı bulgularına göre bitişik atış mesafesinden yapılmıştır.
Olay yerinde bulunan 2. mermi kovanının, intihar edecek kişinin intihar etmeden önce dikkat çekmek için veya başka bir sebepten bir el havaya ateş edip, sonrada kafasına ateş etmiş olabilecektir.
Görüldüğü gibi, sanığın mahkûmiyetine esas teşkil eden 1. kanıt, Sanık Ş.'e ait mont üzerinde tespit edilen atış artıklarıdır.
Sanığın; 'Ceketimde barut artığı kalması olayı ile ilgili olarak bizim yaptığımız iş sebebiyle listesini sunacağım maddelerin yüklemesini yapıyoruz o barut artığına benzer atık oradan bulaşmış olabilir' şeklindeki savunması karşısında, mahkemece sanık Ş.'e ait mont üzerindeki atış atıkları ile ilgili Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 20.09.2010 tarihli raporun Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarından alınan atıfta bulunularak düzenlenip esasen söz konusu mont üzerine atış artıklarının sanığın çalıştığı işe bağlı mı yoksa kurşun artığı olduğu konusunda bakımından teknik açıdan ayrımına yapılamayacağı, dolayısıyla sanığa ait mont üzerindeki atıkların atış artığı olduğu kesin tespit edilemediği gibi nasıl bulaştığı da tam olarak belirlenememiştir. Ayrıca olayın oluşumu ile ilgili çelişkili bilgilerin yanında, saptanan bir diğer olgu ise maktulün daha önce intihar edeceği beyanlarıdır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan 'in dubio pro reo' kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Sanığın mahkûmiyetine esas teşkil eden 2. kanıt ise, sanığın 16.02.2000 doğumlu Tanık Ö. F. T.’in beyanıdır.
Tanık Ö.F.T.; gerek polis ve gerekse mahkemedeki beyanında; babasının üzerindeki kırmızı lekenin ne olduğu, annesinin ölmüş diye ağlaması, annesinin hastaneye gideceğini söylemesi ve babasının karşı çıkması, annesi ile babasını tartışmaları, annesinin babasına 'sen öldürdün' demesi, babasının 'ben öldürmedim, yüzü maskeli biri öldürdü, ben vuran adamı görmedim' beyanları dikkate alınarak;
16.02.2000 doğumlu olan tanık Ö. F. T. Batman Devlet Hastanesi 21.04.2005 tarihli raporuna göre 'mikrosefali' hastası olan tanığın, mahkeme dosyasının Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, adı geçen hastalığı olan tanığın beyanına itibar edilip edilmeyeceği hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeyerek eksik soruşturmayla hüküm kurulması,
İnsan öldürme suçundan annesi ve babası sanık olarak yargılanan tanığa, CMK’nın 45. maddesi gereğince tanıklıktan çekilme hakkı hatırlatılmaması 5271 sayılı Yasanın 45 ve 48. maddelerine aykırıdır.
Somut olay değerlendirildiğinde;
Maktulün, sanık Ş.’in eşi N.‘i sevdiği, N.’e, eşinden boşanıp kendisi ile evlenmesini istediği, N.’in evli olup çocuklarının bulunması nedeniyle maktulün talebini kabul etmemesi halinde intihar edeceğini sık sık dile getirdiği, olay günü olaydan önce N. ile 5-10 dakika kadar görüştüğü ve saat 21:45 sıralarında sanıkların evlerinin karşısında kafasından aldığı tek kurşun darbesi ile ölü vaziyette bulunduğu, sanık tarafından öldürülmesi kuşkuda kaldığı, kuşkudan sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 19.02.2013 gün ve 156-1205 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suçun sübutuna ilişkin ise de, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan alınan beyanın hükme esas alınmasının mümkün olup olmadığı hususu öncelikle değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya kapsamından;
Maktul, sanık ve sanığın eşi N.'in TPAO Batman İşletmesinde çalıştıkları, olaydan yaklaşık dört yıl önce maktulün, N.'e kendisini sevdiğini, evlenmek istediğini söyleyerek, eşinden Boşanmasını istediği, N.'in bu teklifi kabul etmemekle birlikte olay gününe kadar maktulle görüşmeye devam ettiği, yoğun görüşme trafiğinin telefon kayıtlarına yansıdığı, olaydan yaklaşık altı ay önce maktul ile N.'in ilişkisinden sanığın haberdar olduğu, sanığın maktul ile görüşerek eşini rahatsız etmemesini istediği, sanığın bu isteğini maktulün kabul etmediği gibi sanıktan N.'den boşanmasını istediği,
Olay günü saat 21.30-22.00 sıralarında, Batman şehir merkezinde elektriklerin kesik olduğu bir zaman diliminde, sanığın evinin bulunduğu sokakta ve sanığın evine çok yakın mesafede, iki el silah sesinin duyulduğu, silah sesinden sonra maktulün sokak ortasında yattığını görenlerin ihbarda bulunması üzerine acil sağlık ekibinin olay yerine geldiği, tıbbi müdahaleye rağmen maktulün olay yerinde hayatını kaybettiği, olay yerinde 7.65 mm çaplı bir silah, iki adet boş kovan ile kapalı vaziyette bir bıçağın ele geçtiği, silahın üzerinde bulunan parmak izinin karşılaştırmaya elverişli olmadığı, maktulün sağ el avuç içi, sağ el üstü ve sağ kulak üstünde atış artığına rastlanıldığı, olaya ilişkin görgü tanığının bulunmadığı, maktulün olaydan kısa bir süre önce bilardo salonunda bulunduğu bilgisine ulaşılması üzerine bir kısım tanıkların dinlendiği, tanık anlatımlarına göre maktulün tanık Yaşar Yıldız ile birlikte bilardo salonundan çıktığı ve salonunun önünde ayrıldıkları,
Soruşturma sırasında maktulün, sanığın eşi N.'le telefonla görüşmelerinin olduğunun tespit edilmesi üzerine şüphelerin sanık ve hakkında beraat hükmü kesinleşen N. üzerinde yoğunlaştığı, olay tarihinden geriye doğru 6 aylık telefon dökümleri incelendiğinde maktul ile N.'in yoğun telefon görüşmelerinin olduğu, mutad olmayan zaman dilimlerinde mesajlaştıkları, olay günü de saat 15.34'te maktulün N.'yi arayıp telefonla görüştüğü, olay saatinden 15-20 dakika önceye kadar maktulün N.'ye mesajlar gönderdiği, son mesajın olaydan hemen önce saat 21.24'te maktul tarafından N.'ye gönderildiği,
Ölü muayene ve otopsi tutanağında, maktulün sağ temporal bölgeden giren ateşli silah mermi çekirdeğinin sol kulağın 8 cm üzerinde çıkış yapan kafatası kemiği kırılmasına bağlı müterafik beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğünün belirtildiği, kriminal rapora göre ölüme neden olan atışın bitişik atış olduğu,
Sanık ve hakkında beraat hükmü kesinleşen N.'nin emniyet müdürlüğünde susma haklarını kullandıkları,
Sanığın 16.02.2000 doğumlu oğlu Ö. F. T.’nin emniyet müdürlüğünde avukat huzurunda iki polis memuru tarafından beyanının alındığı, tanığın sanık babası aleyhine anlatımlarda bulunduğu, Cumhuriyet savcısı tarafından beyanının alınması yoluna başvurulmadığı,
Yargılama sırasında tanık Ö. F. T.nin 23.09.2010 tarihli celsede tanık sıfatıyla mahkeme huzuruna alındığı, usulüne uygun kimlik tespiti yapıldıktan sonra tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmadan yeminsiz olarak beyanının alınmasına geçildiği,
Tanık Ö. F.T.'in beyanında; olay günü akşam saatlerinde elektriklerin kesildiğini, babası olan sanığın dışarı gittiğini, sanığın eve geldiğinde beyaz gömleğinin üzerinde ketçap gibi kırmızı bir leke olduğunu, annesinin sanığa neden üzerinde kan olduğunu sorduğunu, sanığın birisinin arkadaşını vurduğunu, oradan kan bulaştığını söylediğini, annesinin arkadaşı maktulün öldüğünü duyunca ağladığını, daha sonra sanık ile annesinin kardeşiyle birlikte kendisini babaannesine bıraktıklarını, sanığın eve ilk geldiğinde üzerindeki kırmızı lekeli gömleği çıkartarak kirli sepetine attığını, akşam eve geldiklerinde annesi ile sanığın tartıştığını, annesinin sanığa "sen öldürdün" dediğini, sanığında "ben öldürmedim, yüzü maskeli biri öldürdü" dediğini ifade ettiği,
Tanığın beyanı alındıktan sonra sanık müdafiince tanığa çekinme hakkının hatırlatılmamasının usule aykırı olduğu gerekçesiyle mahkemeye itirazda bulunulduğu,
Sanık müdafiince aşamalarda, tanık Ö. F.'ın mikrosefali hastası olduğuna ilişkin doktor raporları, özel eğitim rapor ve özel eğitim planlarının sunulduğu, tanığın rahatsızlığı nedeniyle olmamış bazı olayları olmuş gibi anlatabildiği, bu nedenle olaya ilişkin anlatımlarının gerçeği yansıtmadığı, beyanına itibar edilip edilmeyeceği hususunda adli tıp kurumundan rapor alınması gerektiğinin ileri sürüldüğü, sunulan raporlara göre tanık Ö. F.'ın büyüme ve gelişme geriliğinin bulunduğu,
Tanık Ö. F.'ın beyanında geçen beyaz renkli ve üzerinde kırmızı leke bulunan gömleğin ele geçirilemediği,
Yerel mahkemece mahkumiyet hükmüne esas alınan diğer delillerin; olaydan sonra sanığın evinde yapılan aramada ele geçen mont üzerinde atış artığı bulunduğuna ilişkin kriminal raporu, olay yerinde iki adet boş kovan bulunduğuna ilişkin olay yeri inceleme tutanağı ve bu kovanların aynı silahtan atıldıklarına ilişkin kriminal raporu olduğu,
Sanığın aleyhine delil olarak değerlendirilen monta ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunda ise; analiz sonucu bulunan kurşun ve antimon değerleri montun muhtelif yerlerinde homojen dağılımda olup, ayrıca benzer özellikteki giysi örneğinde yapılan analizlerin mukayesesi sonucu gönderilen mont örneğindeki atış artıkları değerlerinin bilimsel olarak anlamlılık ifade etmediğinin belirtildiği,
Yerel mahkeme kararından da açıkça anlaşıldığı üzere mahkumiyet hükmüne esas alınan en önemli delilin sanığın oğlu Ö. F. T.’in anlatımları olduğu,
Anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK’nun "Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45. maddesi;
"(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
(2) yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
(3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler",
"Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi;
"(1) Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir
Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise, mahkeme, naip hakim veya istinabe olunan hakimdir.
Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme, kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır.
Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, işyeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır.
Tanık, şüpheli ve sanıkla aralarındaki yakınlık nedeniyle tanıklıktan çekinebileceğine ilişkin olan CMK'nun 45. maddesine göre, şüpheli ve sanığın nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, aralarında evlatlık bağı bulunanlar tanıklıktan çekinebilecektir.
Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanuni temsilcilerinin rızasıyla, tanık olarak dinlenebilecek, kanuni temsilci, şüpheli veya sanık ise bu kişilerin çekinmesi konusunda karar veremeyecektir. Bu durumda kimin tanığın tanıklıktan çekinme hakkı konusunda karar vereceği kanunda gösterilmemiştir. Ancak yaş küçüklüğü durumunda çocuğun anne ve babasından birisi şüpheli ve sanık ise diğerinin rızasıyla çocuk tanık olarak dinlenebilir.
Tanıklıktan çekinme hakları olan kimselere, bu hakları dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakları kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir.


Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Maktul ile sanığın eşi N.'nin aynı işyerinde çalıştıkları, olaydan dört yıl kadar önce maktulün N.'ye onu sevdiğini, onunla evlenmek istediğini söylediği, N.'nin bu teklifi kabul etmediği ancak maktulle de görüşmeye devam ettiği, N.'nin olaydan altı ay kadar önce durumu eşi sanığa anlattığı, bunun üzerine sanığın maktulle görüştüğü, bu görüşmede maktulün sanığa da N.'i sevdiğini, onunla evleneceğini, aradan çekilmesini söylediği, sanığın bu teklifi kabul etmediği, bu görüşmeye rağmen N.'in olay gününe kadar maktulle irtibatını devam ettirdiği, olaydan bir gün önce de sanığın maktul ile aynı konuda görüştüğü, bu görüşmede de maktulun sanığa N. ile arasından çekilmesini söylediği, olay günü saat 15.34'te maktulün telefonla N.'yi aradığı, bu görüşmeden sonra mesajlaşmaya devam ettikleri, son mesajın maktul tarafından 21.24'te gönderildiği, 21.45 sıralarında sanığın evinin bulunduğu sokakta iki el silah sesi duyulduğu, maktulün sanığın evinin önünde ölü olarak bulunduğu, sanık ve hakkında beraat kararı kesinleşen N.'nin suçlamaları kabul etmediği anlaşılan ve görgü tanığı bulunmayan olayda, yerel mahkemenin hükme esas kabul ettiği ve mahkumiyet kararına dayanak oluşturduğu en belirleyici delilin sanığın oğlu Ö. F. T.'in anlatımları olduğu, tanığın soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısı tarafından beyanının alınmadığı, yargılama aşamasında da CMK'nun 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olduğu hatırlatılmadan beyanının alınması suretiyle usul kurallarına aykırı davranıldığı anlaşıldığından, yerel mahkeme hükmünün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle belirlenen bu usuli nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.
Diğer taraftan, dosya kapsamına göre tanık Ö. F.T.nin mikrosefali hastası olduğu, hastalığı nedeniyle büyüme ve gelişim geriliğinin bulunduğu anlaşılmakta olup, tanığın tanıklığına başvurulmadan önce Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak, hastalığı nedeniyle beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda rapor aldırılması da gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, yerel mahkeme hükmünün mikrosefali hastası olan tanık Ö. F.T.'in Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak mevcut hastalığı nedeniyle beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda rapor aldırılmadan ve tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan beyanının alınması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.


SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Batman Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2011 gün ve 204-369 sayılı hükmünün, mikrosefali hastası olan tanık Ö. F. T.'nin Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak mevcut hastalığı nedeniyle beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda rapor aldırılmadan ve tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkı hatırlatılmadan beyanının alınması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.11.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

www.kararara.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim