• BIST 98.613
  • Altın 143,476
  • Dolar 3,5623
  • Euro 3,9842
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C

SANIĞIN MAHKEMEYE ÇIKMA HAKKI

Prof. Dr. Ersan ŞEN

“Sanık olmazsa yargılama olmaz” ilkesi uyarınca, duruşmada hazır bulunmak isteyen sanığın, kendisine isnat edilen suçlamanın niteliğini ve sebebini en kısa sürede (doğrudan) öğrenme hakkı bulunmaktadır.

Duruşma salonuna getirilemeyen, gelmeyen veya getirilmeyen sanığın SEGBİS olarak adlandırılan görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle aynı anda sorgusunun yapılabilmesi halinde, eş zamanlılık, yani tüm sanıkların aynı zamanda duruşma salonunda hazır edilmesi kuralına uyulmuş olur mu? Kanaatimizce kural, birkaç istisna hariç tüm sanıkların duruşma salonunda, yani yargılamayı yapacak mahkemenin huzurunda hazır edilmeleridir. Bu kural; aleni ve doğrudan temas, yani görgü ve iletişim kurma yolunun kullanılması suretiyle maddi hakikate ve adalete ulaşmanın olmazsa olmazıdır. Böylece mahkeme, iddia ve savunma tarafları, huzurda gördükleri sanıklar hakkında daha sağlıklı ve isabetli değerlendirme yapabilirler.

“Sanık olmazsa yargılama olmaz” ilkesi uyarınca, duruşmada hazır bulunmak isteyen sanığın, kendisine isnat edilen suçlamanın niteliğini ve sebebini en kısa sürede (doğrudan) öğrenme hakkı bulunmaktadır. CMK m.196/4’e göre; “Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı halinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır”. Hükümde yer alan “Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre” ibaresi, 196. maddenin 2. fıkrasında öngörülen istinabe yasağını kapsayan bir tabir olduğundan, “doğrudan doğruyalık” ve “yüz yüzelik” ilkelerini karşılamaktan uzaklaşan SEGBİS yoluyla sorgulamayı emreder gibi yorumlanamaz. Aksi halde, tüm tutuklu sanıkların duruşma salonuna getirilmeksizin uzaktan SEGBİS yöntemi ile duruşmaya katılmalarının sağlanması sonucuna varılır ki, bu tür bir uygulama Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kovuşturma ile ilgili hükümlerine ve “Dürüst yargılanma hakkı” başlıklı İHAS m.6’ya aykırılık teşkil eder.

I) Genel Değerlendirme

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.226/4 uyarınca; “Duruşmadan vareste tutulmasını talep etmese bile, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan tutuklu veya cezası infaz edilmekte olan sanığın sorgusu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığı ile yaptırılabilir”.

Bu hükmün karşılığı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yoktur. Kanun koyucu, yeni CMK m.196’da bu usule yer vermemiş ve bu yöntemden, yani sanığın sorgusunun bulunduğu yerde yapılması usulünden vazgeçmiştir. Davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan tutuklu bulunan sanığın, bizzat yargılandığı mahkemede hazır bulundurulması zorunludur. Diğer bir ifadeyle, davanın görüldüğü yargı çevresi dışında tutuklu bulunan sanığın, istinabe veya SEGBİS yoluyla savunmasının alınması, eski CMUK m.226/4’e benzer hüküm içermeyen 5271 sayılı CMK m.196 uyarınca zorunlu değildir.

Yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışında tutulan sanık, iki şartla huzura getirilmeyebilir; öncelikle sorgusunun daha öncesinde yapılmış olması ve ikincisi ise, niteliği itibariyle hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen bir celsede, sanığın huzura getirilmemesine karar verilebilecek olmasıdır. CMK m.196/5’e göre; “Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir”.

Bu hüküm, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.06.2008 tarihli, 2008/9-148 E. ve 2008/169 K. sayılı kararında şöyle yorumlanmaktadır; “…‘Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.’ şeklindeki hükmün, ‘sanık hazır bulunmayı açıkça istemedikçe’ şeklinde yorumlanması gerekir”. İlgili kararda Ceza Genel Kurulu, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan cezası infaz edilmekte olan ve duruşmada hazır bulunmak istediğini yazılı olarak mahkemeye ileten sanığın duruşmada hazır edilip müdafii huzurunda bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilmesini, savunma hakkının açıkça kısıtlanması olarak değerlendirmiş ve diğer yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu usuli nedenlerle bozulmasına karar vermiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi 19.06.2015 tarihinde verdiği 2015/1078 E. ve 2015/1930 K. sayılı, 2015/1076 E. ve 2015/1932 K. sayılı, 2015/1083 E. ve 2015/1926 K. sayılı üç kararla tartışma konusu netleştirilmiş ve “sanık olmaksızın yargılama olmaz” ilkesi üç başlıkta açıklanmıştır;

Kararlarda özetle; sanık ve müdafisinin sesli ve görüntülü iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle savunma yapılmasını istememelerine ve duruşmada hazır bulunmayı ısrarla talep etmelerine rağmen, SEGBİS aracılığıyla savunması alınarak, hakkında mahkumiyet hükmü kurulan sanığın savunma hakkının kısıtlandığına karar verilmiştir.

Kararlarda SEGBİS ve huzurda bulunma hakkı hususunda üç başlıkta toplanan ilke; kovuşturma aşamasında,

  1. Genel kural sanığın duruşmada hazır bulundurulmasıdır. Bu hak, ancak somut ciddi nedenlere dayalı olarak mahkeme kararı ile sınırlandırılabilir.
  2. İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması açık kabulüne dayalı olmalıdır.
  3. Sesli ve görüntülü yöntemle savunma alınması halinde, talebi doğrultusunda sanığın yanında da müdafi bulunması olanağının sağlanması koşulları gerçekleştiğinde savunma hakkının kısıtlanmadığı kabul edilebilecektir.

Bunların dışında; sanığın SEGBİS yoluyla ifadesinin alınabilmesi için, huzurda bulundurulmasının mümkün olmaması gerekmektedir. Deyim yerinde ise SEGBİS, savunma hakları çerçevesinde sanığa tanınan “ikincil asgari hak” niteliğindedir.

  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 20.10.2015 tarihli, 2015/2520 E. ve 2015/4962 K. sayılı kararında açıkça vurgulandığı üzere; sanığa öncelikle duruşmada hazır bulunma hakkı tanınmalı, bunun mümkün olmaması ihtimalinde ise SEGBİS sistemi aracılığıyla savunması alınmalıdır.
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 18.11.2015 tarihli, 2015/16563 E. ve 2015/32770 K. sayılı kararında; duruşmadan bağışık tutulma talebi olmaksızın, başka bir suçtan hükümlü bulunan sanığın, duruşmaya getirilmeksizin veya SEGBİS sistemi kullanılmaksızın yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması ve CMK m.194 ile 196/1’e aykırı şekilde savunma hakkının kısıtlanması bozma sebebi sayılmıştır.
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 01.10.2015 tarihli, 2015/8301 E. ve 2015/26958 K. sayılı kararında; Yerel Mahkemenin yargı yetkisi dışında bir yerde hükümlü bulunan sanık, istinabe yoluyla yapılan sorgusunda, duruşmalara katılmak istediğini, kararın yüzüne karşı okunmasını, hazırda bulunmak veya SEGBİS sistemi ile mahkemede savunma yapmak istediğini açıkça talep etmesine rağmen, duruşmadan vareste tutulmadığı halde yokluğunda hüküm kurulmuştur. Yargıtay, sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesi ile Yerel Mahkeme hükmünü diğer yönlerini incelemeksizin bozmuştur.

Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere, esas olan kovuşturma aşamasında sanığın huzura gelmesi ve duruşma salonunda bulunmasıdır. Bu usul, “delillerin doğrudan doğruyalığı” ve “yüz yüzelik” ilkeleri ile de uyumludur. Sanığın, SEGBİS yöntemi ile duruşmalara uzaktan katılmasını gerektirecek haklı gerekçe veya delil olmaksızın duruşma salonuna getirilmemesi, yanında avukatı olmaksızın ve duruşma salonunda yüz yüzelik sağlanmaksızın, kapalı cezaevi koşullarında tutulan sanığın, güvenlik veya ulaşım zorluğu gibi kabulü mümkün olmayan gerekçelerle mahkemeye getirilmemesi savunma hakkının kısıtlanmasına ve dürüst yargılanma hakkının ihlal edilmesine yol açacaktır.

II) İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nin 2004/45106 sayılı ve 05.10.2006 tarihli Marcello Vioala – İtalya kararı

Başvurucu Marcello Viola, ceza yargılamasının ikinci setindeki, yani istinaf mahkemesinde yapılan yargılamada üç duruşmaya rızası olmaksızın video konferans yoluyla (işitsel ve görsel sistemler kullanılarak) katılarak, tutuklu bulunduğu hapishaneden duruşma salonuna getirilmemiştir. Başvurucu “usuli” sebeplere dayanarak (istinaf mahkemesinin kararına karşı) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yüksek Mahkeme (Yargıtay) başvurucunun temyiz talebini reddetmiştir.

Hükümetin görüşü; mevcut davada, dürüst yargılanma hakkı ile ilgili tüm koşulların sağlandığı, sanığın tutuklu bulunduğu yerde kalmasına izin veren gelişmiş bir teknik alet olan ve önemli gecikmelerin önüne geçen video konferans sisteminin sanığın duruşmalara etkili bir şekilde katılımını sağladığı yönündedir.

Sanığın aynı tarihlerde farklı mahkemelerde davası görülmektedir. Hükümet; başvurucunun, yargılama süresine zarar vermeyecek şekilde yargılamaya katılımını sağlayacak en iyi sistemin sesli ve görüntülü bağlantı usulü olduğu kanaatindedir.

Ayrıca sanık, duruşma salonunda bulunan avukatına dışarıdan bir üçüncü kişi tarafından herhangi bir dinleme teşebbüsüne karşı önlem alınmış bir telefon bağlantısı ile özel olarak danışabilme imkanına sahiptir. Savunma avukatı, video konferans yapılan salona kendisinin yerine bir avukat gönderebilir veya aksine kendisi müvekkilinin yanında bulunarak duruşma salonunda savunma yapması için kendisi tarafından görevlendirilen bir avukatı da gönderebilmektedir.

Başvurucu, istinaf mahkemesinde yapılan ve katılımının sağlanmadığı duruşmada muhbirin hazır bulundurulduğu ve “tanık” sıfatıyla dinlendiğini belirtmektedir. Başvurucu ayrıca, kusurlu bağlantı ve yetersiz ses iletimi gibi “öngörülebilir zorluklar” sebebiyle, video konferans sisteminin savunma avukatıyla hızlı bir iletişim sağlamasını engellediğini belirtmektedir (Ancak yargılama sırasında, bu yönde bir şikayeti olmamıştır).

Temyiz mahkemesinin rolünün, başvurucunun duruşma salonunda şahsen hazır bulunmasını gerektirip gerektirmediğini değerlendiren İHAM (kararın 58. paragrafında); maddi vakıaları tespit etmekten ziyade, yalnızca usuli konuların yorumlandığı temyiz incelemelerinin, başvurucuya şahsen dinleme imkanı verilmemiş olsa dahi, ilk derece mahkemesinde kamuya açık bir duruşmaya katılması şartı ile İHAS m.6’nın ihlal etmeyeceği fikrindedir. Ancak bir temyiz mahkemesi, davayı maddi vakıalar ve hukuki açılardan değerlendirmek ve mahkumiyet veya beraat hükmü vermek durumunda ise, sanık tarafından şahsen verilen ve iddia edilen suçu işlemediğini ispatlayacak nitelikteki delilleri doğrudan değerlendirmeden bu yönde bir karar vermemelidir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, sanığın avukatı ile üçüncü bir kişi tarafından duyulmadan iletişime geçmesi hakkının tanınıp tanınmadığı noktasına öncelik vermektedir. İHAM, avukatın gözetim olmaksızın müvekkili ile görüşememesi veya müvekkilinden gizli bir şekilde talimat alamaması avukatın görevini büyük ölçüde kaybetmesine yol açtığını belirtmektedir.

Kararın 63. paragrafında İHAM; istinaf mahkemesinin maddi vakıa ve hukuki değerlendirme yapması, mahkumiyet veya beraat hükmü verme durumunun bulunduğunu tespit etmekte ve bu sebeple başvurucunun temyiz yargılamasına katılımını zorunlu görmektedir.

Kararın 67. paragrafında İHAM;  video konferans yöntemi kullanılarak duruşmaya katılımın sağlanması hususunda meşru amaç güdülüp güdülmediğinin değerlendirilmesi ve delil sunumu ile ilgili düzenlemelerin İHAS m.6’da korunan “yargı sürecine saygı şartlarını” ihlal edip etmediğinin tespiti konusunda yerel mahkemelerin görevli olduğunu hatırlatmaktadır.

Kararın 69 ve 71. paragraflarında İHAM; başvurucunun transferinde ciddi güvenlik önlemleri alınması gerektiğine, firar etme veya saldırıya uğrama riski bulunan başvurucunun, üyesi olduğu şüphe edilen suç örgütü ile tekrar temasa geçme olasılığını yaratma ihtimali bulunduğuna, başvurucunun mafya aktiviteleri ile bağlantılı ciddi suçlar ile itham edildiğine, bu tarz suçlarla mücadelede, kamu güvenliği ve düzeninin korunması ve benzeri başka suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla bazı tedbirlere başvurulmasının gerekli olabileceğine, katı hiyerarşik yapısı, sıkı kuralları, sessizlik kuralına dayalı ciddi sindirme gücü ve mensuplarının belirlenmesindeki güçlük sebebiyle, “mafya” yapılanmasının kamu hayatını doğrudan veya dolaylı olarak etkileme ve kurumlara sızma kabiliyeti olduğuna ve bu yapılanmanın ciddi suç şebekesi niteliğinde olduğuna, bu sebeple mafya mensuplarının, duruşma salonunda bulunmasının, özellikle mağdurlar ve “itirafçı” gibi davaya taraf diğer kişiler üzerinde büyük bir baskıya sebep olabileceğine işaret etmektedir.

Esasında SEGBİS siteminin, teknik sorunlar sebebiyle duruşma salonu ile tutuklunun bulunduğu yer arasındaki ses ve görüntü bağlantısının mükemmel olmama olasılığının bulunduğunu kabul eden İHAM, bu sistemde ses ve görüntü iletiminde zorluk yaşanabileceğini belirtmektedir. Ancak mevcut davada İHAM, başvurucu veya müdafinin, ses veya görüntü sorununa ilişkin hususları temyiz yargılamasının hiçbir aşamasında gündeme getirmediğini tespit etmektedir.

Somut davada İHAM; başvurucunun, avukatı ile üçüncü kişiler tarafından dinlenilmeden görüşme hakkının ihlal edilmediğini; zira başvurucunun, duruşma salonunda bulunan avukatına dışarıdan bir üçüncü kişi tarafından herhangi bir dinleme teşebbüsüne karşı önlem alınan telefon bağlantısı ile özel olarak danışabilme imkanına sahip olduğunu, başvurucu müdafiinin, müvekkilinin bulunduğu yerde hazır olma ve onunla mahremiyet içerisinde görüşme hakkının bulunduğunu kabul ederek İHAS m.6’nın ihlal edilmediğine karar vermiştir.

III) Marcello Viola - İtalya Davasının SEGBİS Usulü Yönünden Değerlendirilmesi

Marcello Viola - İtalya kararının, SEGBİS usulünün tatbik edildiği yargılamalarda emsal teşkil edebilmesi için; yargılama makamının SEGBİS usulünün kullanımına ilişkin kararının, öncelikle İHAS m.6 ile korunan dürüst yargılanma hakkına ilişkin usuli güvencelerin özünü ortadan kaldırmaması ve sanığın savunma hakkına orantısız müdahale içermemesi gerekmektedir.

Bir başka anlatımla; Marcello Viola kararı veya emsal gösterilecek herhangi bir karar, bireyin mahkemede hazır bulunma hakkını bertaraf edecek şekilde her celse için uygulanabilecek bir açık çek olarak algılanmamalıdır. Aksi halde, aşağıda yer verdiğimiz İHAS m.17 ve 18’in aykırılığından söz edilecektir.

İHAS m.17’ye göre; “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri bir devlete, topluluğa ya da bireye, işbu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ya da Sözleşmede öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırılmasını amaçlayan bir uğraşı içine girmeyi ya da davranışta bulunmayı amaçlayan herhangi bir hak sağladığı yolunda yorumlanamaz”.

İHAS m.18’e göre ise; “Bu sözleşme hükümleri gereğince sözkonusu hak ve özgürlüklere yapılan sınırlamalar ancak öngörüldükleri amaçlar için uygulanabilir”.

Mahkemeler somut olayla ilgili ve yeterli gerekçe göstermek zorundadır. Aksi halde, yalnızca bir kararın soyut şekilde dayanak alınmak suretiyle hakkın özünü ortadan kaldırması kabul edilemez. Bir İHAM kararının varlığından hareketle veya ilgili karar aleyhe yorumlanmak suretiyle bahane edilerek, yani düz mantıkla sanığın haklarını kısıtlamasının “Dürüst yargılanma hakkı” başlıklı İHAS m.6 ile bağdaşır hiçbir yanı bulunmamaktadır. Mahkemenin her türlü kararı Anayasa m.36, 141/1, CMK m.34 ve İHAS m.6 uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Mahkemeler, ancak kararında yer vermek şartıyla güvenlik gerekçesini ileri sürerek veya başka türlü nedenlerle SEBGİS yöntemi ile yetineceğini belirterek, somut olayda bu usule başvurabilecektir.

Sanığın duruşmaya getirilmemesini meşru kılacak veya kamu güvenliği gibi gerekçelerle duruşmaya SEGBİS usulü ile uzaktan katılımını gerektirecek somut ve zorunlu ihtiyaçların açıkça ortaya koyulması gerekir. Bu tür bir ihtiyacın, savunmanın bilgisine sunulması ve mahkemece yeterli açıklığa kavuşturulması şarttır. Sanığın hangi somut gerekçelerle duruşma salonuna getirilmediği veya tanıklar üzerinde baskı oluşturup oluşturmadığı tespit edilmelidir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi; Marcello Viola kararının 75. paragrafının son cümlesinde, “Mevcut davada başvuranın avukatıyla üçüncü kişiler tarafından dinlenilmeden görüşmesi hakkının ihlal edildiğine işaret eden hiçbir husus bulunmamaktadır.” ifadesiyle, avukat ve sanığın özel olarak görüşebildiği kabulüne yer vermiş ve bu özel görüşmenin gerçekleşemediğine yönelik bir ibare olmamasını ihlal kararı vermemesine bir gerekçe olarak göstermiştir. Bu husus da, avukat ile sanığın görüşememe halinin İHAS m.6’ya aykırı olarak nitelendirilebileceğini net olarak göstermektedir. Bir başka anlatımla, sanığın celseye SEGBİS yöntemi ile katıldığı hallerde, avukatı ile özel olarak görüşmesi teknik anlamda mümkün olmadığından; Marcello Viola kararının, sanığın rızası olmamasına rağmen SEGBİS usulünün tatbik edildiği vakıalarda, sanığın mahkemeye çıkma hakkını engellemesi sebebiyle emsal gösterilemeyeceği tartışmasızdır.

Ancak adliyelerimizde uygulanan SEGBİS yönteminin bu tekniğe, yani avukat ile temsilcisi olduğu sanığın özel olarak görüşebildiği sisteme sahip olmadığı bir gerçek olup, Ülkemizde tatbik edilen SEGBİS yönteminin, sanık Marcello Viola’ya sağlanan usuli güvencelerle aynı/eşit olmadığı ortadadır.

İHAM, sanığın avukatı ile üçüncü bir kişi tarafından duyulmadan iletişime geçmesi hakkının tanınıp tanınmadığı noktasına öncelik vermektedir. İHAM, avukatın gözetim olmaksızın müvekkili ile görüşememesinin veya müvekkilinden gizli bir şekilde talimat alamamasının avukatın görevini büyük ölçüde kaybetmesine yol açtığını belirtmektedir.

Kararın 61. paragrafına göre; “Özel olarak, bir sanığın avukatıyla üçüncü bir kişi tarafından duyulmadan iletişime geçmesi demokratik bir toplumda olması gereken adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olup, Sözleşmenin 6/3-c maddesinde kaynağını bulmaktadır. Bir avukatın gözetimi olmaksızın müvekkili ile görüşememesi veya müvekkilinden gizli bir şekilde talimat alamaması avukatın görevinin önemini büyük ölçüde kaybetmesine yol açar. Sanık ile avukatlarının görüşmelerinin gizliliğinin/mahremiyetinin temin edilmesi savunma hakkının sağlanmasında büyük önem taşıdığı Avrupa belgelerinde de olmak üzere çeşitli uluslararası belgelerde de teyit edilmiştir”.

Marcello Viola kararında İHAM; açık ve net bir şekilde başvurucunun, duruşma salonunda bulunan avukatına dışarıdan bir üçüncü kişi tarafından herhangi bir dinleme teşebbüsüne karşı önlem alınan telefon bağlantısı ile özel olarak danışabilme imkanına sahip olduğunu hatırlatarak, başvurucu müdafiinin, sanığın tutulduğu yerde hakimiyet kurabilme yetisinin ve onunla mahremiyet içerisinde görüşme hakkının bulunduğunu vurguladığı ve yalnızca sesli ve görüntülü sistemin kullanımından kaynaklanan teknik zorlukların dürüst yargılanma hakkının etkin kullanımını zedelemediğine karar vermiştir.

Türkiye’de kullanılan SEGBİS yöntemi ise; sanık ve müdafiine, üçüncü kişiler tarafından dinlenip öğrenilme teşebbüsünü bertaraf eden iletişim ağı bir tarafa, sanığın savunmasını güçlendirmek amacıyla hukuki destek alabileceği, aynı ortamda müdafiine soru sorup danışabileceği ve görüşmelerini “gizli” gerçekleştirebileceği alan dahi tanınmamıştır, yani İHAM kararında geçen usul güvenceleri henüz Türkiye’de sağlanmamıştır.

SEGBİS yöntemi kullanılmaksızın duruşmaya katılma talebi reddedilen sanığın; duruşmaya getirilmesi ihtimalinde karşılaşılacak sorunlar, kamu güvenliğinin tehlikeye düşüp düşmeyeceği, sanığın kaçma ihtimali gibi olasılıklar üzerinde somutlaştırılmış hukuki dayanaklara ihtiyacı vardır. Maddi vakıanın tartışıldığı ilk derece yargılamasını gerçekleştiren mahkemenin huzuruna çıkarılmayan sanığın, SEGBİS usulü ile sorgusunun yapılması veya davanın esasına etki eden diğer celselerine bilfiil (eylemli şekilde) katılmayarak savunma makamı ile temas kurmasının engellenmesi, iddia veya karar merciini etkileme hakkı elinden alınarak, Mahkemenin tüm mensupları karşısında fiilen “yok” konumunda tutulması, deyim yerinde ise yargılamadan saf dışı bırakılması dürüst yargılanma hakkı ile bağdaşmayacaktır.

Marcello Viola davası; gerek şikayete konu yargılama evresi (istinaf yargılaması) ve gerekse İtalya’da kullanılan SEGBİS usulünün sanık ve müdafiine tanıdığı teknik imkanlar (başvurucunun, duruşma salonunda bulunan avukatına dışarıdan bir şahıs tarafından herhangi bir dinleme teşebbüsüne karşı önlem alınan telefon bağlantısı ile özel olarak danışabilme imkanı) çerçevesinde, her somut olayın yargılama şartlarından bağımsız değerlendirilmelidir. Kaldı ki Marcello Viola kararı, İHAM Büyük Daire tarafından değil, 3. Daire tarafından verilen bir karar olup, sanığın huzurda bulunma hakkını bertaraf edecek prensipler koyacak niteliğe de sahip değildir.

Ayrıca kararın 37. paragrafında da yer aldığı üzere İtalyan Hükümeti; Marcello Viola’nın aynı zamanda farklı mahkemelerde de davası olduğunu, yargılama süresine zarar vermeyecek şekilde, sanığın yargılamaya katılma olanağının ancak bir video bağlantısı suretiyle gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir.

Marcello Viola - İtalya kararında; “meşru amaç” kriteri olarak adlandırılan ve sanığın duruşmaya getirilmemesini/duruşmaya uzaktan katılmasını kamu güvenliği, kaçma şüphesi veya tanıkların güvenliği gibi haklı sebeplerle sağlamlaştıran bu usulün, somut olayın dava şartları ve yargılama evresi itibariyle uyum göstermemesi halinde meşru zeminde karşılık bulmayacağı tartışmasızdır.

Sözde SEGBİS yöntemi kullanılarak sanığın katılımı ile yapıldığı zannedilen, ancak bizzat katılma talebine rağmen, savunma hakkı kısıtlanarak ve dürüst yargılanma hakkı ihlal edilerek duruşmaya katılması engellenen sanığa, en doğal hakkı olan duruşmada ve avukatının yanında hazır bulunma, ortaya koyulacak delilleri tartışma ve avukatından doğrudan hukuki yardım alma hakkının tanınması gerekmektedir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi’nin 9154/10 sayılı ve 15 Aralık 2015 tarihli Schatschaschwili - Almanya kararında da belirtildiği üzere; “Sanığın cezalandırılabilmesi için sanık aleyhindeki tüm delillerin, sanığın kendini savunabilmesi ve aleyhe delillere karşı argümanlarını öne sürebilmesi amacıyla, sanığın huzurunda ve açık duruşmada doğrudan doğruya tartışılması gerektiği ilkesini tekrar vurgulamıştır”.

İşbu kararında İHAM; “…başvurucuya 3 Şubat 2007 tarihli olayları -kendi yararına olacak şekilde- kendi perspektifinden anlatabilme, kimlikleri kendisi tarafından bilinen tanıkların güvenilirliğini şüpheye düşürme ve yargılama esnasında doğrudan görgüye dayanmayan tanık ifadelerini çapraz sorguya tabi tutma imkanının tanındığı” tespitini yapar.

CMK m.206, 216 ve 217 uyarınca delillerin tartışıldığı aşamada; sanığın mahkemede hazır bulundurulması, tanıklarla yüzleştirilmesi, kendisine ekranlar vasıtası ile değil, her an ulaşılabilmesi ve avukatın yardımından tam anlamıyla faydalanabilmesi son derece önem arz etmektedir.

CMK m.196/4 hükmü, sanık talep ettiği durumda savunma hakkını kısıtlayacak şekilde sanığın hiçbir celseye katılmayacağı şeklinde yorumlanmayıp, sanığın mahkemede hazır bulunmasının gerekmediği anlamına kesinlikle gelmemektedir.

CMK m.196/4’de yer alan Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre” ibaresi; 196. maddenin 2. fıkrasında öngörülen istinabe yasağını kapsayan bir tabir olduğundan, “doğrudan doğruyalık” ve “yüz yüzelik” ilkelerini karşılamaktan uzaklaşan SEGBİS yoluyla sorgulamayı emreder şekilde yorumlanamaz ve bu ibarenin zorunluluk içerdiğinden bahisle sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucuna varılamaz. Böylesi hatalı bir sonuç, net bir şekilde dürüst yargılanma hakkını ihlal eder ve tüm tutuklu sanıkların duruşma salonuna getirilmeksizin SEGBİS yöntemi ile duruşmaya uzaktan katılmalarının sağlanmasına yol açar ki, bu tür bir uygulama Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kovuşturma ile ilgili hükümlerine ve İHAS m.6’ya aykırıdır.

CMK m.149/3’e göre; “Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz”.

CMK m.154’e göre ise; “Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz”.

Tutuklu bulunan tüm sanıkların aynı celsede farklı yerlerden SEGBİS ile duruşmalara katılması halinde; ekrandan ekrana görüntü aktarımı yolu ile savunma ve yüzleştirme yapılması nasıl mümkün olacaktır? Sanıklar, yanında avukatı olmaksızın, tanıklarla, diğer sanıklarla, müştekilerle ve mahkeme heyeti ile tüm yargılama boyunca ekran üzerinden nasıl görüşecektir?

İHAM m.6/3’ün (c) bendi ve CMK m.149/3 ile m.154’de tanımlanan gerekli, hatta olmazsa olmaz usuli güvencelerin, SEGBİS usulü açısından sağlaması yapılacak olursa;SEGBİS usulü ile ifadesi alınan ve duruşmaya uzaktan katılması sağlanan sanığın, avukatından etkin şekilde hukuki yardım aldığı veya tanıklar ile diğer sanıklara etkin şekilde soru yöneltip yargılamaya eylemli olarak katıldığı söylenemeyecektir. Sanık ile avukatın aynı yerlerde bulunması suretiyle konuşmalarına, görüş alışverişinde bulunmalarına teknik olarak dahi izin vermeyen SEGBİS usulü, CMK m.149/3 ile 154’ün açık ihlali niteliğindedir.

Aksini kabul; Avrupa Konseyine üye 47 ülkede de, sanıkların cezaevinden duruşma salonuna getirilmeksizin duruşmaların tamamlanıp bitirilebileceği anlamına gelir ki, buna da İHAM’ın müsaade ettiğinden söz edemeyiz. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin hiçbir kararı, Sözleşmenin koruduğu haklardan birisini bertaraf edecek şekilde yorumlanamaz. Bu husus, yaklaşık 400 milyon insanın yaşadığı bir coğrafyada kabul görmez, İHAM’ın varlık sebebi ve insan haklarının özü ile çelişir.

“Yüz yüzelik” ilkesinin tam anlamıyla ifası için; sanığın, mahkeme heyetinin, iddia makamının, avukatların, sanıkların, katılanların, tanıkların, katiplerin, mübaşirin, izleyicilerin gözlerinin içine bakabilme hakkını etkin ve eylemli şekilde kullanabilmesi, yani SEGBİS usulüne başvurulmaksızın, mahkeme huzuruna çıkarılması gerekmektedir.

“Sorgusu yapılmayan sanığın gıyabında yargılama yapılamayacağı” ilkesi, CMK m.193/2 ve m.195 ile sınırlandırılmıştır. CMK m.193/2’ye göre; sanık hakkında toplanan delillere göre mahkumiyet kararı dışında bir karar verilecekse, sorgusu yapılmamış olsa bile, dava sanığın yokluğunda bitirilebilir. CMK m.195’e göre; suç, yalnızca veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise, sanık gelmese bile duruşma yapılabilir.

Bu iki istisna dışında uygulamada; gıyapta yargılama usulünün, CMK m.196/4 hükmü uyarınca başvurulan SEGBİS usulü ile aşıldığı görülmektedir. Mahkemeye çıkma hakkını kullanmak istemeyen sanık, SEGBİS yöntemi ile duruşmaya katılarak, esasında “gıyapta” yargılanabilmektedir. Ancak, sorgusu henüz yapılmayan sanığın SEGBİS usulü ile duruşmaya katılıp katılmayacağının, yani sanığın sorgusunun yapılacağı celsede fiilen mahkeme huzuruna çıkıp çıkmayacağının takdiri yerel mahkemede olmalıdır. Tanıkların dinleneceği celsede, yani somut olayın görgü tanıkları ile yüzleştirmenin yapılacağı celsede, sanık SEGBİS usulü ile duruşmaya katılmakta ısrar etse dahi, mahkemelerin en azından bu celse için sanığın mahkeme huzuruna çıkarılmasını sağlaması gerekmektedir. Sanığın rızası bulunmasa bile, SEGBİS usulü ile duruşmaya katılımı sağlamak yerine, tanıklarla yüzleştirilmesi amacıyla mahkemeye çıkarılarak hazır bulundurması mahkemenin takdirinde olmalıdır. Mahkeme, sanığın sorgusu sırasında veya tanıklarla yüzleştirmenin yapılacağı celsede, maddi hakikate ve adalete ulaşılması açısından, sanığın mahkemeye çıkarılmasını, dolayısıyla huzurda bulundurulmasını gerekli veya zorunlu görür ise, bu halde sanık rıza göstermese dahi, SEGBİS ile duruşmaya katılma usulünü tatbik etmek yerine, sanığın “zorunlu” olarak mahkemeye çıkarılmasına karar verebilecektir.

Henüz sorgusu yapılmayan veya tanıkların davet edildiği celsede mahkeme huzuruna çıkma talebi reddedilen sanığın, SEGBİS usulü kullanılarak deyim yerinde ise yargılamadan soyutlandığı, delillerin tartışıldığı celseye katılımının uzaktan ses ve görüntü aktarımı yoluyla sağlanmasının dürüst yargılanma hakkını zedelediği ortadadır.

Mahkemeye çıkmayı, yani duruşma salonuna gelmeyi talep etmesine rağmen, can güvenliğine yönelik ağır tehlike hali, ulaşım zorlukları veya doğal afet gibi öngörülemeyen sebeplerle mahkeme huzuruna çıkarılmayan veya çıkarılamayan sanık için; bu hakkın kullanımının hangi gerekçelere dayanılarak engellendiği somut olay özelinde gerekçelendirilmeli ve bu somut gerekçeler savunmanın bilgisine sunulmalıdır.       

Ülkemizde tatbik edilen SEGBİS usulünün; teknik aksaklıklar (elektrik kesintileri veya sistem arızaları) sebebiyle kullanımını zorlaştırdığı, duruşma salonu ile tutuklunun bulunduğu yer arasında ses ve görüntü bağlantısının kopukluğu, ses iletiminde yaşanan zorluklar, özellikle sanık beyanlarının mahkeme heyeti, sanık müdafii, tanıklar, diğer sanıklar ve hatta duruşma tutanağını düzenleyen katip tarafından bazı zamanlarda anlaşılamaz derecede karışık işitilmesi, beyanların “ilk ağızdan” değil, SEGBİS olarak adlandırılan sistemden mahkemeye yansıdığı kadarıyla “dolaylı” yollarla duyulması, sanığın somut olayı anlatırken bilinçsizce/istem dışı sergilediği mimiklerinin doğrudan/direkt görülememesi gibi çoğaltılabilecek gerekçelerle, yargılamanın sıhhatini, saygınlığını ve dürüstlüğünü azalttığı ve hatta tükettiği bir gerçektir.

Sanığın savunma hakkının kısıtlayan bu usulün, salt teknik aksaklıklar sebebiyle değil, hakkın özünü zedeleyen hatalı uygulamalar sebebiyle de dürüst yargılanma hakkının ihlal ettiği ortadadır. Yalnızca somut gerekçelerle ve “istisnai” olarak başvurulabilen SEGBİS usulünün, uygulamada “zorunlu” addedildiği görülmektedir. SEGBİS odasında bekleyen tutuklu sanığın yanında isteğe bağlı veya zorunlu olarak avukat (zorunlu müdafi sıfatıyla) bulundurulmamaktadır. Tutuklu sanığın, mahkemede hazır bulunan avukatı ile üçüncü kişilerin duyamayacağı şekilde görüşebileceği, göz teması kurup etkili hukuki yardım alabileceği herhangi bir sesli veya görüntülü iletişim ağı yoktur.

SEGBİS odasında bekletilen tutuklu sanıkların, yaşanan teknik aksaklıklar sebebiyle duruşmayı kaldığı yerden takip edememesi, cezaevi personelinin SEGBİS sisteminde teknik hakimiyetinin bulunmaması, bağlantı kopukluklarının eş zamanlı olarak giderilmemesi sebebiyle yaşanan mağduriyetin önlenememesi, teknik aksaklık anında sistemi yeniden kurabilecek donanıma sahip personellerin yetersiz olması gibi, esasında hakkın kullanımına etki ve katkısı tartışılmaz olan bu eksikliklerin giderilmesi ve “SEGBİS” sisteminin yenilenmesi gerekmektedir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim