• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 0 °C

Saraylar Ülkesinden Çocuk Manzaraları

Saraylar Ülkesinden Çocuk Manzaraları
Ülkenin çocuk manzaraları her gün şahit olduğumuz artık sıradanlaşan görüntülerle dolu. Bu görüntü geçmişten beri bazı farklılıklar gösterse de değişmeyen bir şey var o da onların geleceğine karşı olan umursamazlık ve ilgisizlik.

Gelecekte onlar için huzurlu ve müreffeh bir ülke bırakmaya çalışmak yerine bölünmüş, kutuplaşmış, toprağı ve yeşili talan edilmiş bir ülke bırakmaya azimli görünen bir toplumla karşı karşıyayız. Bir gecede 6 bin zeytin ağacının kesildiği, her boşluğun beton duvarlarla doldurulduğu, yüksek binaların arasında gökyüzünü ve yeşili göremeden karanlığa mahkum edildiği, dar sokaklar içindeki evlerine hapsedildiği çocukları görüyoruz. Onların en temel hakkı olan sağlıklı büyüme, yaşama ve eğitim haklarını onlara sormadan bir bir ellerinden alıyoruz. Dershaneye gidip okuyup doktor olacak Anadolu çocuklarına “hayır okuyamazsın ancak zengin okuyabilir” mesajı veriyoruz. Toplumdaki adaletsizlik ve ayrımcılığın artık zirve yaptığı ve onların geleceğine kadar tehdit oluşturduğu bir toplum inşa ediyoruz. Irk, din ve mezhep ayrımcılığını ön plana çıkararak çocukların aynı sınıf sıralarında otururken bile birbirine farklı gözlerle bakmasına sebep oluyoruz. Müfettişleri okula yollayarak onların en güvenli hissetmeleri gereken eğitim kurumlarında sorguya çekip anne-baba ve ailelerini fişliyoruz. Bu şekilde “benim gibi olmazsan bu ülkede geleceğin tehlikeye girer” mesajı verip tehdit ediyoruz. Binlerce öğrenciye hizmet veren eğitim yuvalarının sıradan bahanelerle inşaatını engelliyor, duvarlarını yıkıyor, adeta o minik yavruların masum dünyalarını agresif dürtülerin hareket alanı haline getiriyoruz.

Dünya çocukları

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü bütün dünyada, çocukların ön plana geçtiği, onların haklarının konuşulduğu bir gün olarak kayıtlara geçmiştir. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye 142 ülke katılmış ve 1989 yılında kabul görmüştür. Çocuklara bu dünyada sağlanacak hayat hakkı, eğitim ve sağlıklı büyüme hakları ve onlar için yaşanabilir bir yeryüzü inşası için temel hak ve özgürlüklerin tanındığı bir sözleşme olarak tarihe geçmiştir. Ancak o günden bu yana dünyada çocukların hakları adına çok az yol kat edilmiştir. Halen dünyada milyonlarca çocuk açlıkla boğuşmakta, savaşlarda minik bedenleri paramparça olmakta, su ve yiyecek gibi temel ihtiyaçları karşılanmamakta, basit hastalıklardan ölmektedirler. Temel sorunlar konusunda Batı ülkelerinin ve gelişmekte olan bazı ülkelerin şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak çocukların sıkıntıları hemen bütün dünyada giderek artmaktadır. Birçok ülkede yüz binlerce çocuk istismara uğramaktadır. Şiddet olayları hemen her geçen gün çocukların ruh dünyalarında farklı travmalara yol açmaktadır. Bozulan aile yapısı, göç, mülteci konumuna düşenler, işsizlik ve yoksulluk içindeki ailelerde büyüyenler, işçi olarak çalışıp dilendirilip ekonomik istismara uğrayanlar, eğitimde fırsat eşitsizliği sebebiyle bu hakkı elinden alınanlar, madde ve uyuşturucu bağımlılığı ile hayatı kararanlar ve diğer sorunları saymakla bitmiyor.

Ülkemizin çocukları

Türkiye’nin çocukları dediğimizde de aklımıza yukarıda saydıklarımızdan farklı şeyler gelmiyor. Babasını kaybedip bayrağa sarılı tabuta ağlayarak sarılan çocuklardan, madende kaybettiği babasını beklerken hüzünle hayata bakan çocukları görebiliriz. Biraz daha düşündüğümüzde adaletsiz gelir dağılımı içinde gelecek kaygısı yaşayan çocuklardan, tarlalarda mevsimlik işçi olarak çalışan çocuklara, çocuk yaşta evlendirilenlere kadar çok fazla örnek gözünüzün önüne gelebilir. 2013 yılı TÜİK verilerine bakıldığında 273.571 çocuğun karakolluk olduğu ülkemizde 115.439 çocuk ve genç suça karışmaktadır. Çocuklara dönük istismar giderek artmakta ve yaklaşık 20 bin çocuk bu sebeple hukukî sürece katılmaktadır. Her yıl onlarca çocuk okullarda kavgalarda ve kazalarda ölmekte, çocukların uyuşturucu kullanımı 12 yaşlarına kadar inmektedir. Ekonomik stres altındaki aileler çocukları ile ilgilenememekte, göç ve işsizlik sebebi ile ülkedeki çocuklar tamamen sahipsiz kalmaktadır.

Huzurlu ve mutlu bir gelecek iddiasında bulunan bütün siyasilerin kendi “öz gelecekleri” derdine düştüğü ve ülkemizin geleceği olan çocuklar için popülist yaklaşımlar dışında etkin bir çare olamadığı bir ortamda yaşıyoruz. Kaynakların kullanımı çocuk yararına olmaktan çok, çocukların geleceğini kuşatan ve tehdit eden bir hale gelmiş durumdadır. Ülkedeki her bir ferdin borçlandırılarak yapılan israf düzeyindeki yapılar akla “saraylar ülkesinin garip ve kimsesiz çocukları” düşüncesini getiriyor. Daha doğmamış bebeklerin bile borçlandırıldığı bir ekonomi içinde yaşıyoruz. Kaynak kullanımındaki orantısızlık ve adaletsizlikle milyarlarca liraya varan borçlar çocuklarımızın geleceğini tehdit ediyor. Yanlış politikalarla siyasi satranç tahtası haline gelen eğitim ülkeye bir şeyler katmaktan çok, diplomalı işsiz sayısını artırmaktan öteye geçememektedir.

Bebeklikten itibaren hatta anne karnından itibaren sosyal devlet anlayışı içerisinde sahip çıkılması gereken çocuklar ve aileleri din, dil ve ırklarına göre ayrımlaştırılıyor. Bahçede bir arada oynayan çocukların tertemiz zihinleri, etnik kimlik, siyasi kimlik, ötekileştirme ve kutuplaştırma gibi onların dünyalarına tamamen zıt kavramlarla zehirleniyor. Ergenlik döneminde farklı uyuşturucu maddeleri kullanarak park-bahçe köşelerinde izbe binalarda ölen, komaya giren gençleri görüyoruz. Hangi sistem bu gençlerin bu hale gelmesine sebep oluyor? Amerika’nın yeniden keşfedilmesine gerek yok, yanı başımızda madde kullanarak can veren gençlere sahip çıkılmasına gerek var. Gün geçtikçe artan toplumsal cinnet ve gerginlik, gençlerin toplum içinde kolaylıkla şiddete yönelmesine sebep oluyor. Hayatı ve dünyayı tehlikeli, güvensiz ve adaletsiz olarak gören bir genç o topluma entegre olabilir mi? İlkel bakış açılarına göre insanları sınıflayan onlara dünya görüşüne göre değer veren, atama yapan, kadro veren, kıdem kazandıran bir sistemde gençler devlete nasıl güvensin? Bu açıdan yüz binlerce genç yurtdışında yaşamayı bir çözüm olarak görüyor ve maalesef genç beyinleri kaybediyoruz.

Sonuç olarak 20 Kasımlar sürekli gelip geçiyor olsa da ülkemizin esas sorunlarına dönülmesi, çocukların geleceği ile ilgili onların yararına kararlar alınması, ekonomi, eğitim ve sağlıktaki temel problemlerin çocuk yararına ve aileyi destekleyen bir şekilde değişmesi gerekmektedir. Aksi takdirde sadece popülist ve siyasal bakış açısı ile günübirlik ortaya konulan söylemler bu yaralara merhem olmayacaktır. İnsanlık adına çalışan STK’ların rahat bırakılarak onların önüne engel çıkarmayarak “gölge etmeyin başka ihsan istemem diyen toplum gönüllülerinin” çalışması desteklenerek bu yaralar sarılabilir. Yoksa saraylar ülkesinin yalnız ve kimsesiz çocukları mahzun kalmaya devam edecektir.

Osman ABALI / Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi, Öğretim Üyesi

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim