• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 7 °C

Savcı Karaca: “Otobüslerde Roket Başlığı Bulundu, Şoför Daha Öncede Götürdüm Dedi”

Savcı Karaca: “Otobüslerde Roket Başlığı Bulundu, Şoför Daha Öncede Götürdüm Dedi”
7 Mayıs günü tutuklanan Savcı Ahmet Karaca, mahkemedeki savunmasında, Adana bölgesinde daha öncede basına yansıyan 3 otobüsün durdurulmasına ilişkin detayları ilk kez anlattı.

Adana’da MİT TIR’ları ile ilgili soruşturmalar yürütülürken TMK 10.Maddesi ile yetkili Başsavcı vekili olan Ahmet Karaca, 1-19 Ocak 2014 tarihlerinde gerçekleştirilen soruşturmalarda, Başsavcı Süleyman Bağrıyanık’ın Adalet BakanıBekir Bozdağ hakkında tuttuğu “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” tutanağını işleme koymakla suçlandı. 7 Mayıs günü tutuklanan Karaca,  mahkemedeki savunmasında, Adana bölgesinde daha öncede basına yansıyan 3 otobüsün durdurulmasına ilişkin detayları ilk kez anlattı.

Karaca, “Adana'da bir ihbar üzerine 1200 tane roket başlığı bulundu, ve daha ilginci bu ne olabilir diye düşünün, şoför dedi ki; ben bundan önce iki tarihte iki tır dolusu götürdüm, aynı yere döktüm dedi yani, ve yer göstermesi yapılan yer Türkiye'nin Suriye ile sınırı olan bir noktası, ve orda da maalesef şu anda orda IŞİD diyebileceğimiz bir terör örgütünün kampı var orda, ve arkasından narkotik ekiplerinin tesadüfi denetimi sonucunda iki otobüsün bagajında çok sayıda mühimmat bulundu, bütün bu hengamede yaşanan elim olaylarda siz hassasiyet gösteren savcıları ve güvenlik görevlilerini suçlu ilan edemezsiniz” dedi

“Hiçbir kurum TIR’daki eşyanın “gizli devlet sırrı” olduğu iddiasında bulunmadı”

Öte yandan, TIR’lardaki füze, 155’lik top mermisi mühimmatı ve çok sayıda silah için “devlet sırrı” denilmesini de şöyle açıkladı: “hiç bir kurum, MİT Müsteşarlığı, Başbakanlık, Valilik dahil hiç bir devlet kurumu tarafından bu tırlardaki eşyanın devletin gizli sırrı niteliğindeki eşyalar olduğu konusunda hiç bir iddiada bulunulmamıştır”

Karaca, savunmasında mahkeme başkanına “Ben hain miyim” diye sordu. Karaca şu ifadeleri kullandı:“Şu muameleye tutulmam benim içimi acıtıyor, bir meslektaşınız olarak içimi acıtıyor, bakın Allahını severseniz ya, bende, bir suçlu psikolojisi var mı? Ben hain miyim yani?”

İŞTE KARACA’NIN SAVUNMASININ TAM METNİ

"Sayın Başkan ve heyet, öncelikle savunmaya girmeden önce avukatımın ve diğer şüpheli avukatının söylediklerine sonuna kadar katılıyorum, (red ) talebi  ile ilgili,   bunun da gerekçesini de kendimce şöyle izah ediyorum, takdir edersiniz ki siz de benim yerimde olduğunuzu düşünün bir an, sizin hakkınızda Hakimler Savcılar Yasasınının 88 maddesinde açıkça bir hakimin veya savcının hangi şartlarda yakalanacağı, sorguya çekileceği, ya da tutuklanacağı açıkça belli olmasına rağmen kanuna açıkça aykırı bir şekilde ben öyle telakki ediyorum, e.. Hukuka aykırı bir şekilde, Anayasaya ve hakimlik teminatı hiçe sayılarak hakkımda 1; yakalama kararı çıkarılması, 2; Yakalama kararının CMK'daki şartlarını taşımaksızın, sırf hakkımızda fezleke ya da şu ana kadar yapılan tartışmalarda ne olduğu anlaşılamayan bir belgedeki isnada dayandırılması, kaldı ki bu isnaddaki anlatılan iddialarla istenilen sevk maddelerinin kesinlikle birbirine örtüşmemesine ve bu mahkemece de aynı başmüfettişin telakkisi gibi değerlendirilerek bence hukuki nitelendirilmede hata yapılarak en ağırından bir yakalama kararı ile şu anda hukuksuz bir şekilde karşınıza getirilmemden dolayı ben bundan sonraki vereceğiniz kararlarla ilgili sizin tarafsız olacağınız konusunda bende tereddütler oluşmuştur. Bunu ve kendi vicdanınızı da tartarak vicdanınıza sormanızı talep ederim, ben üç çocuk babasıyım, 20 yıldır bu devlete savcılık yapıyorum, 8 yıldır terör savcılığı yaptım, teröristlerle mücadele ettim, birilerinin seçim meydanlarında bu soruşturmaları yapan arkadaşlarımıza bazı ithamlarda bulundular ama biz bu ithamları yapmadık, şu soruşturma dosyasında bir tane bu suçla ilgili delil buluyorsanız ben savunma yapmadan cezaevine girmeye razıyım, gönderin beni, gözümü kırpmadan gideceğim, bunları tamamen bir meslektaş olarak bunları sizlere söylemek istiyorum, bu savunmamın dışında olan bir şey, bir tane delil bulun hiç bir ifade vermeden ne suçtan sevk ediyorsanız ben razıyım cezaevine gitmeye, evet, savunmaya başlamadan önce, önce hangi ve ne şartlarda çalıştığımı bu heyetle bir paylaşmak istiyorum, ben Diyarbakır'da 5 yıl terör savcılığı yaptım, her gün tehditler alarak görevimizi yaptık, Adana'ya geldiğimizde de tablo değişik değildi, yetki alanımızın büyük bir kısmında ciddi anlamda terör olaylarının yaşandığı bir bölge vardı ve 2012-2013 yıllarında birbirine çok yakın zaman içerisinde  85 tane vatandaşımız terör eylemleri ve bombalı saldırılar sonucunda hayatını kaybetti, bu yetmiyormuş gibi çok yakın bir zamanda sınır komşumuzda bir iç savaş başladı, bu iç savaşla beraber sınır illerini tehdit eden terör eylemleri ve faaliyetleri başgösterdi, ve yine o bölgenin bir kısmında terör örgütü ile PKK ile mücadele veriliyor ve ağır zaiyatlar verilmiştir.

“Otobüslerde 1200 roket başlığı bulundu, Şoförler daha önce de 2 TIR götürdük dediler, yer gösterme işlemi yapıldı orada IŞİD kampı var”

Gerek güvenlik görevlisi, gerek vatandaş olarak bu yetmiyormuş gibi, biz bu soruşturmalardan çok kısa bir süre önce Adana'da bir ihbar üzerine 1200 tane roket başlığı bulundu, ve daha ilginci bu ne olabilir diye düşünün, şoför dedi ki; ben bundan önce iki tarihte iki tır dolusu götürdüm, aynı yere döktüm dedi yani, ve yer göstermesi yapılan yer Türkiye'nin Suriye ile sınırı olan bir noktası, ve orda da maalesef şu anda orda IŞİD diyebileceğimiz bir terör örgütünün kampı var orda, ve arkasından narkotik ekiplerinin tesadüfi denetimi sonucunda iki otobüsün bagajında çok sayıda mühimmat bulundu, bütün bu hengamede yaşanan elim olaylarda siz hassasiyet gösteren savcıları ve güvenlik görevlilerini suçlu ilan edemezsiniz ve burada bir meslektaşım var, Reyhanlı patlamasında, MİT görevlileri bu meslektaşım için ne dediler biliyor musunuz (savcı Özcan Şişman'ı işaret ederek); savcı işi ağırdan aldığı için bu patlamaya engel olamadık, eğer zamanında müdahale edilseydi bu patlama gerçekleşmeyebilirdi dediler, bu şartlarda çalışan bir meslektaşınız olarak bu arkadaşlarımızın hassasiyetlerini şu anda bir suçmuş gibi önünüze koyuyor olmalarından dolayıar duyuyorum kendi adıma ve heyetinize ve meslektaşlarımızın affına ve hoşgörüsüne sığınarak, ben usul ve yazılı bazı şeyleri tekrardan hatırlatmak istiyorum, sayın başmüfettişimiz bize gerekçesini asla izah etmediği ancak, hukuka aykırı demekten kendini almadığı hiç bir de hukuka aykırılık gerekçesi göstermediği arama kararının nasıl hukuka uygun verildiğini ben usul hükümlerinden bahsederek söylemek istiyorum çok özür dileyerek,  evet 5271 sayılı CMK'nın ihbar ve şikayet başlıklı 158. Maddesinde ihbar ve şikayetin nasıl ve ne şekilde yapılacağını açıklamıştır. Ve  ben bu olayları savcı arkadaşlarımın olaylardan ve  tırların durdurulduktan sonra sorun çıktıktan sonra beni bilgilendirmeleri nedeni ile haberdar olmama rağmen anlattıkları süreç boyunca, şu anlattığım prosedürlerin tamamı hukuka uygun bir şekilde meydana gelmiştir.

“Bir C. Savcısına sen kimsin edasında, ben size de kimlik göstermiyorum, bu araçtaki yükün de MİT'e ait olduğunu söylüyorum, ancak belge göstermiyorum diyecek kadar öteye gitmiş bir anlayışı kabul etmemizi bekleyemezsiniz”

Bu dosyada buna aykırı olduğu iddia edilebilecek bir tane delil bulamazsınız ve gösteremezsiniz, bu tamamen yönlü ve taraflı bir soruşturma olarak önünüze konmuştur. Evet 158. Maddesi diyor, ihbar ve şikayet suça ilişkin ihbar ve şikayet C. Başsavcılığına ya da kolluğa yazılı ya da sözlü yapılabilir diyor, bizim olayın her iki olayımızda da C. Savcılığına iletilen böyle bir ihbar vardır, şu atmosferde az önce size izah etmeye, çevresini çizmeye çalıştığım o atmosferde böyle bir ihbarın geldiği halde siz C. Savcısı olarak; hayır efendim bu devletin bir sırrı olabilir, ben buna izin vermem demesini beklemeniz bence hukuka ve vicdana çok uygun düşmez, ve arkadaşlarımız da bu hassasiyetle ve terör örgütünün silah sevkiyatı yapılıyor, ya da patlayıcı mühimmat sevkiyatı yapılıyor mantığıyla bu düşüncelerle verdiği  bir arama iznidir. Arama izni doğrultusunda hakkaten arama izni belirtilen araçlar  bulunmuştur. Savcı arama izni verirken benim bu araçların MİT'e ait olduğu şeklinde bir bilgim yoktur diyor, bunun aksine ilişkin bir delil yok, bana da böyle bilgi verildi,  ben de meslektaşlarıma  bu şekilde bilgi aldım ve böyle inanıyorum buna, taa.. Ne zamana kadar? durdurulan MİT'in tırları olduğunu ve oradaki kişiler de MİT görevlisi olduklarını iddia ettikleri kişilerin iddialarına gelinceye kadar, yanlız ortada ters giden bir şey var, MİT görevlileri olabilir, ama orda yasadan kaynaklanan görev ve yetkilerini kullanan adli soruşturma aşamasına geçmiş bir C. Savcısına sen kimsin edasında, ben size de kimlik göstermiyorum, bu araçtaki yükün de MİT'e ait olduğunu söylüyorum, ancak belge göstermiyorum diyecek kadar öteye gitmiş bir anlayışı kabul etmemizi bekleyemezsiniz, kim olursa olsun devletin yasadan kaynaklanan yetkisini ve görevini kullanan C. Savcısına bu tarz davranılması hukuka ve mantığa uygun değildir.

“MİT'in kontrolünde yapılan sevkiyat olup olmadığı konusunda bilgi istedik cevap verilmedi”

Savcı her iki soruşturmada da MİT görevlilerine yönelik her hangi bir sorgulama, ifade alma, gözaltına alma gibi bir talimat vermemiştir, ifadelerde verildi şeklindeki söylentiler sadece bu görevlilerin C. Savcısının talimatlarına karşı gelmesinden dolayı yasal çerçevede bir karşı koymadan ibarettir. Ben soruşturmalardaki o yetkim kaldırılıncaya kadar biliyorum ki soruşturmanın ilk aşamasında MİT Müsteşarlığına şöyle bir yazı yazıldı; falan tarihlerde iki tane, iki farklı yerde araç durduruldu. O durdurulan araçlardaki eşyaların size ait olduğu iddia edildi.

Ve oradaki görevlilerin de MİT personeli olduğu iddia edilmektedir, bu iki tarihteki olaydaki görevlilerin sizin personeliniz olup olmadığı ve bu taşınan eşyaların da MİT'in ya da MİT'in kontrolünde yapılan sevkiyat olup olmadığı konusunda bilgi istedik ve buradaki başsavcı ve arkadaşları görevden alınıncaya kadar dosyaya böyle bir bilgi ya da belge, yazılı ya da sözlü, olumlu ya da olumsuz, hiç bir cevap verilmemiştir. Dolayısı ile siz kendisini sadece bir MİT görevlisi olduğunu iddia ettiği ama bunun dışında bunu belgeleyecek hiç bir belge göstermeyen bir insana itibar etmesini beklemeniz de bence mantıklı değildir. Savcılar da yasalardan kaynaklanan yetkilerini kullanarak aramaya kalkışmış, ancak Kırıkhan'da arama işlemi savcı beyin de beyan ettiği gibi gerçekleşememiş, ancak ayın 19'undaki Adana'da durdurulan tırlar kolluk güçlerinin faaliyeti sonucu aranmışlardır. Bu arama işlemleri de aynı şekilde yürürlükte bulunan  160. Maddesi, yani Usul Kanunun 160. Maddesi, C. Savcısı"

MAHKEME BAŞKANI: "Özür dilerim Ahmet Bey, mikrofona yaklaşarak konuşabilir misiniz?, bir sakınca çıkmasın"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "yani 160.maddeye savcı ihbar ve şikayetten sonra ne tür faaliyetleri yapar bunu açıkça düzenlemiştir yani, savcı ondan sonra bir suçun işlendiğini yada izlenim oluşturacak delillerin oluşup oluşmadığını yada iddianame düzenlenip düzenlenemeyeceği aşamaya gelip gelmediğini araştırmakla yükümlüdür.

“Başsavcı ya da bir başsavcı vekilinin, savcılara soruşturma yapma deme hakkı yoktur”

Cumhuriyet Savcısı bu yükümlülüğü çerçevesinde yazılı arama izni vermiştir ve bu arama izni nedeniyle bu yardımı da kolluk aracılığıyla istemiştir, bu maddelerde açıkça aramanın ne şekilde yapılacağı,. Nasıl verileceği, sayın Başmüfettişin iddia ettiği gibi hukuka aykırı değildir, tamamen hukuki prosedüre uygun şekilde meydana gelmiştir, dolayısıyla bu meslektaşlarımın bana anlattığı kadarıyla ben hani benimle ilgili suçlama denetim ve gözetim sorumluluğu oluyor ya ona geleceğim ama oraya gelmeden önce benim müdahalemi gerektirecek herhangi bir hukuk dışı bir süreç bana izah edilmediği için ben anlatılanlar kadarı ile ve soruşturmanın sonraki halinde gördüğüm kadarı ile herhangi bir hukuka aykırılık bulmadığım için savcılara, daha doğrusu bulsam bile bir savcı beye siz bu soruşturmayı yap deme hakkı vardır bir başsavcı ya da bir başsavcı vekilinin, yapma deme hakkı yoktur, bu ne yasaya, ne denetim, ne gözetim ne de başka bir hükme dayanak teşkil olunamaz, bir  C. Başsavcısı ya da başsavcı vekili emri altındaki bir savcının yanlış oluyor da olabilir, bir soruşturmasına engel olma gibi bir yetkisi hiç bir kanun maddesinde vücut bulmaz, kaldı ki; benim denetim ve gözetim görevimi yükümlülüğümü, ihlal ettiğim iddiası denetim ve gözetim yükümlülüğü ; 1- İdari hüküm niteliğindedir, ancak işlemin sevkiyatı, savcıların iş bölümü, savcıların o gün varsa duruşmaya çıkmaları ya da işlerini zamanında yapıp yapmadıklarına ilişkin idari denetimi kapsar, bir adli soruşturmaya müdahaleyi kapsayacağını ben hukuken ve bu güne kadarki tecrübelerimden  böyle bir sonuca varılamayacağını düşünüyorum, evet, şimdi ikinci 19/1/2014 tarihindeki aramada gerçi o bütün bir suçlama olarak geldi önüme ama, orda MİT yasasının 26 maddesine aykırı bir şekilde Terörle Mücadele Kanununa aykırı bir şekilde diyerek bence orda yasa maddelerinin sırf kafa karışıklığı nedeni ile yazdığını düşündüğüm bir iddia ile karşı karşıyayım, takdir edeceksiniz ki suç tarihindeki MİT yasasının 26. Maddesi sadece MİT mensupları hakkındaki soruşturmayı düzenlemiştir.

“Hiç bir MİT mensubu hakkında yakalama, gözaltına alma, sorguya alma, tutuklamaya sevk gibi hiç bir yasal işlem yapılmamıştır”

Bu her iki aramamızda da MİT mensuplarına yönelik bir soruşturma söz konusu değildir. Hiç bir MİT mensubu hakkında yakalama, gözaltına alma, sorguya alma, tutuklamaya sevk gibi hiç bir yasal işlem yapılmamıştır, sadece ihbara konu araçlardaki malzemelerin ne olduğu konusunda bir tespit yapılmaya çalışılmıştır, kaldı ki bu prosedürlerin sürdürülmesine izin verilseydi, bu savcı arkadaşların yütürttükleri soruşturma nedeni ile Başbakanlık'a yazı yazarak bu olaya ilişkin olarak bir soruşturmaya izin verilip verilemeyeceğini talep edeceklerdi, soruşturma izni verilmemesi halinde zaten soruşturmayı bir takipsizlik kararı ile sonuçlandıracaklardı, ancak hukuki sorunu prosedürün tamamlanması bile engel olunarak alelacele savcıların bir kısmının tayini çıkarılıp, bir kısmının geçici görevlerle ben de dahil farklı illere tayini çıkarıldı ve aynı madde, aynı 26. Maddesi bu olaydan 3 ay sonra 2014  yılı Nisan ayında savcının elini kolunu bağlayacak şekilde ve şu andaki müfettişin iddialarına zemin oluşturacak şekilde düzenlenmiştir. Ancak bu düzenleme başlı başına göstermektedir ki ; savcılar o tarihte yasalara uygun bir şekilde görevini yapmışlardır. Bu yanlışlığı yasa koyucular bu şekilde bir düşünceyle şu andaki mevcut haline getirmişlerdir.

“MİT’in silah bulundurma, silah taşıma, silah sevkiyatı yapma, ya da silahlı operasyon yapma gibi hiç bir görevi ve yetkisi yoktur”

Şu andaki mevcut hali ile eğer savcı şu andaki suçlamanıza konu aramaları yapsaydı şu andaki suçları işlemiş olduklarını düşünebilirdik. Yine aynı yasanın 4. Maddesinde görevle ilgili düzenleme vardır. O görevle ilgili düzenleme değişikli, o suç tarihi itibarı ile MİT'in görevlerini 3-4 madde ile sıralamıştır ve bunun içerisinde MİT'in silah bulundurma, bakın MİT mensuplarının sadece 6136 Sayılı Yasa kapsamı ile ilgili tabanca taşımak dışında, silah bulundurma, silah taşıma, silah sevkiyatı yapma, ya da silahlı operasyon yapma gibi hiç bir görevi ve yetkisi yoktur ve en son maddesinde de bu sayılan işlemler dışında MİT personeline herhangi bir görev verilemez diye açık bir düzenleme vardır. Bütün bunları söylerken ben devletin gizli sırlarını ifşa edeceğim, devlet böyle bir sır yapamaz iddiasında değilim, ama savcı yasal ve hukuka uygun bir görevini yerine getirerek böyle bir noktaya ulaştı diye siz "hayır efendim, devletin sırrını ifşa ettiniz" diyerek savcıyı suçlu duruma sokamazsınız yani, çünkü daha sonradan değiştirilen bir yasa ile savcıyı zan altına soktunuz, hepimizi aynı suçun parçası haline getirdiniz, ben size söylüyorum, yarın yasa değiştiğinde şu heyet ile ilgili şu işlemi yapmanızdan dolayı siz suçlu sayılabilir misiniz yani, ben onu hukuka uygun ve bütün evrensel hukuk kurallarına çok uygun bir davranış olduğunu ya da bir uygulama olduğunu düşünmüyorum"

 

MAHKEME BAŞKANI: "Var mı bu konuyla ilgili  eklemek istediğiniz bir şey, 1. İddiaya ilişkin?"

 

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "1. İddia zaten torba bir iddia, bunların hepsi bunun içinde var, sayın başkanım"

MAHKEME BAŞKANI: "Bir ikinci iddia daha var da onun için"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Bakanla ilgili?"

MAHKEME BAŞKANI: "evet aynen, ben yine okuyayım size"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Hayır söylemenize gerek yok, benim bunla ilgili savunmalarım bitmedi daha,"

MAHKEME BAŞKANI: "Yok onu diyorum, demek istiyorum, bittiyse, bitmediyse devam edin tabi ki"

“Bakan hakkındaki düzenlenen fezlekenin konusu da adli bir soruşturmayı etkilemeye teşebbüsten dolayıdır”

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Bu çok torba bir madde olduğu için denetim ve gözetim sorumluluğu beni dediğim gibi adli bir soruşturmaya müdahale edecek bir sorumluluk altına sokmaz, böyle bir sorumluluğu dünyanın hiç bir ülkesinde de bekleyemezsiniz, adli soruşturmaya Anayasa teminatı vardır, hiç kimse müdahale edemez ve sayın Bakan hakkındaki düzenlenen fezlekenin konusu da adli bir soruşturmayı etkilemeye teşebbüsten dolayıdır zaten, bir Adalet Bakanı hakkında böyle bir fezleke düzenleniyorsa, bir C. Başsavcı vekili hakkında neler yapılabileceğini sizin takdirlerinize bırakıyorum.

“MİT Müsteşarlığı, Başbakanlık, Valilik dahil hiç bir devlet kurumu tarafından bu tırlardaki eşyanın devletin gizli sırrı niteliğindeki eşyalar olduğu konusunda hiç bir iddiada bulunulmamıştır”

Kamuoyunda devlet sırrının ifşası iddiası ile sonunu bağlamış ama  Başmüfettişim, devlet sırrı ile ilgili ilk iddiayı kendisi bize gönderdiği savunma metninde ve şu anda ki size gönderdiği fezlekede iddia etmiştir, hiç bir arama kararına yasal özgürlük hakimleri diyeceğimiz o hakimler hiç bir itirazda bulunmamış, bunların yasaya aykırı olduğu iddia edilmemiştir. Kaldı ki; dediğim gibi soruşturmadan el çektirilinceye kadar hiç bir kurum, MİT Müsteşarlığı, Başbakanlık, Valilik dahil hiç bir devlet kurumu tarafından bu tırlardaki eşyanın devletin gizli sırrı niteliğindeki eşyalar olduğu konusunda hiç bir iddiada bulunulmamıştır.  ve yaşanan bütün bu süreç boyunca savcılarım beni bilgilendirmeden önce ya da sonra hiç bir devlet kurumunun yetkilisi beni arayarak bu tırlarla ilgili hiç bir bilgi paylaşımında bulunmamıştır. ve Gizli sırların ifşası ile ilgili şeyde bir yasadan kaynaklanan, soruşturmaların gizliliği kavramı ile yetinilmeyip Cumhuriyet savcısı arkadaşım Mahkemeden kısıtlama kararı alarak bu olayın hassasiyeti gereği soruşturmalar sızmasın diye gerekli özen ve hassasiyet gösterilmiştir. Dikkatinizi çekiyorum, sayın vekillher de bir yerlerde bundan bahsettiler, bu bilgilerin hiç bir tanesi bir C. Savcısının soruşturmasında sızmamıştır.

“Seçim malzemesi yapılıp, Cumhuriyet Savcıları afişe edildi”

Bu ben çok açık söylemiyorum ama, belli bir görüşü ifade eden medya tarafından önce servis edilip, sonra siyasiler tarafından o 29 Mart Mahalli İdareler seçimlerinde, seçim malzemesi olarak yapılmıştır bunlar, onlar C. Savcıları afişe edilmiştir oralarda. Ve bütün bu anlattıklarımdan şunu söylemeye çalışıyorum, ben bu soruşturmaların ne şekilde başladığı konusunda C. Savcılarım beni arayıp şöyle bir sorun oldu deyinceye kadar hiç bir bilgim yoktu, onların anlatımları ve daha sonradan soruşturmaya nüfuzum sırasında savcı beylerin yaptıkları hiç bir işlemin hukuka aykırı olmadığını gördüm ve hukuka uygun olan bir soruşturmayı da sıf birileri böyle istiyor diye müdahale etmemin hukuken ve hukukun etik kurallarına uygun olmadığını da düşündüğüm için müdahale etmedim, bu beni bir cezai sorumluluk altına sokacağına da inanmıyorum ve benimle ilgili şu ana kadar ki iddiaların tamamı sayın başmüfettişimizin hayal ürününden öteye, ayakları yere basmayan, hiç bir delile dayanmayan soyut iddialardan ileriye gitmemiştir ve asıl benim üzüntü hissettiren sebep aynı taleplerin heyetinizce hiç bir hukuki niteliğe dayandırmaksızın aynı gerekçelerle hakkımda yakalama çıkartmanızdı.

“Şu muameleye tutulmam benim içimi acıtıyor, bir meslektaşınız olarak içimi acıtıyor, bakın Allahını severseniz ya, bende, bir suçlu psikolojisi var mı? Ben hain miyim yani?”

Ben C. Savcısıyım, benim hakkımda CMK 98'e göre bir ya da ifadeye çağırsanız, ben yine aynı şeyi yapardım burda, ben 5 aydır, 4 aydır açıktayım, müfettiş bu soruşturmalarla ilgili benim savunmamı aldı, aradan ne değişti de apar topar benim hakkımda tutuklama kararı çıktı, size soruyorum, bu hukuki süreçte acele edilecek ne var yani, zaten yargılanıyoruz, kaçacak bir tarafımız yok, varsa suçumuz zaten cezasını çekeceğiz, ve şunu da söyleyeyim, devlet sırrının  ifşası izah ettiğim gibi bir savcılık olarak bu gizliliğin korunması için elimizden gelen bütün gayretleri gösterdik. Bu sırlar da sır olduğu konusunda şu ana kadar başmüfettişin iddiası dışında bir iddia da yoktur, dosyanın hiç bir yerinde de böyle bir belge bulamazsınız, ve sizden istirhamım; benimle ya da meslektaşlarımla ilgili bir karar verirken lütfen, lütfen  bu fezlekeye bağlı kalmayıp dosyanın içerisindeki varsa bu delilleri bularak, bu delillerle hukuk vicdanınızı sızlatmayacak bir karar vermenizi talep ediyorum, ne acıdır ki bir C. Savcısı görevini yaparken görevine engel olan MİT mensubu olduğunu söyleyen kişiler devletin valisi, jandarma komutanı, il emniyet müdürü, savcının görevini yapmasını engelleyip, bu suçları işlerken bunların hepsi hakkındaki soruşturmaların bir şekilde sonuçlandırılıp, ama görevini yapan C. Savcısını, benim hakkımda şu muameleye tutulmam benim içimi acıtıyor, bir meslektaşınız olarak içimi acıtıyor, bakın Allahını severseniz ya, bende, bir suçlu psikolojisi var mı bizde, lütfen başkanım bakar mısınız,"

MAHKEME BAŞKANI:"Buyrun"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "ben bir hain miyim yani!"

MAHKEME BAŞKANI: "Estağfirullah"

“Ahmet Karaca: Dosyada benim hain olduğuma dair belge var mı? Mahkeme Başkanı: Bizim şahsi değerlendirme yapma şeyimiz yok”

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Dosyada benim hain olduğuma dair bir belge var mı acaba?"

MAHKEME BAŞKANI: "Bizim şahsi değerlendirme yapma şeyimiz yok, dosyaya göre "

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Dosyada gösterin başkanım, bir tane belge bulun, ben size taahhüt ediyorum, hiç bir soruma, burada kesiyorum savunmamı, ve diyorum ki; atın beni hapse, evet bu seçim meydanlarında bunlar insani yardım dediler, Vali dedi ki, bu MİT'in kendi kurumları arasındaki sevkiyatı dedi, bakın hiç birisi yasaya uygun değil, MİT'in silah taşıma, silah bulundurma, birimler arasında silah sevkiyatı gibi yasal hükümlülüğü ve hakkı da yoktur, Vali işi kurtarmak için bir belge vermiştir. Seçim meydanlarındaki siyasiler de bu işi kamufle etmek, savcıları bence halkın nazarında suçlu ilan etmek için böyle beyanlarda bulunmuşlardır. Ama ben kamuoyuna yansıdığı için böyle söylüyorum, bu güne kadar da hiç bir meslektaşım hiç bir yerde orda şu malzeme bulunmuştur  iddiasında bulunmamışken, bu artık kamuoyuna mal olduğu için söylüyorum, orda ağzına kadar askeri envanterde bulunacak silah türlerinde  askeri malzeme vardı, insani yardım falan da yoktu, bu tamamen devletin yasaya aykırı suç işlediğinin bir kanıtıydı, bize bıraksalar bu soruşturmayı  kendi içerisinde kapatabilirdik, ama buna izin vermediler, onları kendi benim yerime atanan vekil oradaki bütün soruşturmaları takipsizlik kararı ile sonuçlandırdı, ama bizim prosedürleri tamamlamamıza izin verseydi derken, şu andaki bu senaryoların hiç birini yaşamıyor olurduk, biz de o soruşturmaları takipsizlik kararı ile sonuçlandırırdık, ama maalesef suçlu ilan edilip şu an karşınızda bulunuyoruz, ve bu devletin haini olarak bulunuyoruz, ben asla kabul etmiyorum, bir müfettişin hakkımdaki nitelendirmesini bir ar,  bir zul olarak kabul ediyorum,  Devletin Sırrı 157. Madde niteliği gereği gizlidir 157, biz bunla yetinmedik, 153'e göre kısıtlılık kararı aldık ve eğer bu kayıtlar, bu tutanaklar ordaki resimler, bizden sonra Başsavcım bir sürü soruşturmalar açtı, hakikaten o yayınların savcının çektiği kameradan çıktığına ilişkin eğer bir delil bulsalardı, şu anda savcıları ipe geçirmişlerdi. Ama ben öyle olduğunu iddia etmiyorum, farklı kanallardan çekilen görüntülerin bir şekilde basına sızdırıldığını ve bunun da savcıları devletin sırrını, devletin sırrı diyorlar, ben o güne kadar bir sırdan haberdar değildim, bu gün ilk defa sayın başmüfettişin iddiası ile böyle bir sırdan haberdar oldum, bunu ifşa etmiş oluyoruz, ben bunu da kabul etmiyorum ve yasal olarak savcılar üzerine düşen yasal yükümlülükleri sonuna kadar yerine getirmişlerdir ve hukuk profesörü Ersan Şen'in makalesinde de bu hususun savcıların MİT tırları dahi olsa, MİT Mensupları dışında delillerin tespitine yönelik, bir soruşturmanın açılıp açılmamasına yönelik delillerin toplanmasına bir engel hüküm bulunmadığını, alışkın bir makalesi herkes tarafından okunmuştur. Okunmamışsa da zaten adalet.org gibi başka sitelerde çok var, oradan da görülebilir, evet, ben savcılarımla telefonla görüştüğümü inkar etmiyorum  zaten, ama etik olmayan nedir biliyor musunuz, benim özel iletişimimi yasal dayanak olmaksızın bir başmüfettişin alıp beni suçlu muamelesi ile ilan etmesidir, ben savcılarımla bir büronun vekili olarak telefonla görüşüyor olmam işimin doğası gereğidir, burda kimse bana suç işliyorsun diyemez ki; ya da siz bir kollektif faaliyetin içindesiniz deme cüretini gösteremez,  ben kabul ediyorum, o görüşmelerin hepsi bana yapılmıştır, ve size antiparantez bir şey daha söyleyeyim; ben bu suçlama ile ilgili baş müfettiş tarafından savunmam istendiği zaman dedim ki ; sayın baş müfettişim, beni suçladığınız hususlarla ilgili bana hiç bir belge göndermemişsiniz, benim şu hususlarla ilgili belgeleri gönderirseniz daha detaylı savunma yapmak istiyorum dedim, verdiği cevabı söylüyorum size; 1-İstediğiniz şu belgeler gizlilik  kararı nedeni ile, şu belgeler de ben senin savunmana katkı sağlamayacağını düşündüğüm için göndermiyorum dedi, var mıdır böyle bir anlayış, anlatıyorum size yaa.., bir hukuk fakültesi meslektaşımızla soruyorum sayın başkanım, bu savunma hakkı, ben nasıl kullanacağım savunma hakkımı, siz benim hakkımdaki hiç bir delili göstermediniz bana, baş müfettiş de vermedi, sadece baş müfettişin nitelendirmesi ile burada bir senaryonun rollerini paylaşıyoruz sayın başkanım, ben de iki satır beyanla her kes hakkında bir şeyler diyebilirim, ve inandırdığım bir iki kişiye de bunun sonucunu gerçekleştirin diyebilirim, ya bu mudur, evet HTS'ler hukuka aykırıydı, benim özel iletişim kayıtlarım hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiştir, ancak konuşmalarımı kabul ediyorum, savcı beyler benimle olayı paylaştılar, bunun arkasından olayların hassasiyeti niteliği gereği defalarca arayıp, ya da onlar tarafından aranıp olaylar hakkında bilgi edindim, bilgi aldım, bilgi verdim, böyle bir görüşmeyi yaptık, bunun da suç olduğunu kabul etmiyorum, evet sayın başkanım 1. Madde ile ilgili ben çok kusura bakmayın, söyleyebileceklerim bunlar"

MAHKEME BAŞKANI: "Peki, ee..., dosya içerisinde 1/1/2014 tarihindeki Kırıkhan'da yapılan aramada Özcan Şişman'ın nöbetçi olmadığı, yine 19/01/2014 tarihinde Adana Ceyhan'da yapılan aramada Aziz Takçı'nın nöbetçi olmadığı iddia ediliyor, nedir buna karşı beyanlarınız?"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Sayın başkanım, şimdi CMK 250'lerde iş bölümleri şöyle yapılır, ya iller paylaşılır, ya da herkeze her soruşturma açık verilir, Adana'daki uygulama  iş bölümü benden önce de öyleydi, benim dönemimde de ben değiştirmedim, belli iller, belli C. Savcıları arasında paylaştırılır, o illerle ilgili bütün şikayetler, soruşturmalar, hepsi tamamı o ille görevli görevlendirilen C. Savcısı tarafından yerine getirilir, dolayısı ile bu Savcı Beyin nöbetçi olmaması, o olay yerine gitmesi tamamen o illerle sorumlu Savcı Bey olduğundan kaynaklı,diğer soruşturma ile ilgili de, tabi ben soruşturmanın başından haberdar olmadığım için Savcı Bey'in kendi gerekçesi ile diyorum, bu iki soruşturma arasındaki benzerlik, ıı... Nedeni ile birlikte yürütülmesi uygun olacağı düşüncesi ile ilk soruşturmada nöbetçi olması, ikincisinde de nöbetçi olmayıp ama ilk soruşturmanın kendisi olması nedeni ile böyle bir benzerlikten dolayı soruşturmayı birlikte yürütürüz düşüncesi ile hareket ettiğini söyledi, dolaüyısı ile bu aşamalarda ben bu olayların sonrasından haberdar olduğum için, tabi bunların niye böyle olduğu konusunda benim herhangi bir etki ve tesirim söz konusu değil zaten"

MAHKEME BAŞKANI "Peki, ııı..., Kimlik gösterilmediği, MİT görevlilerinin söylendi, ııı.. Polis memuru, trafikçi polis memuru beyanında ııı.. MİT personeli tırı durdurdum, ııı.. Ordaki MİT personeli bana kimliğini gösterdi, ihbar var demiştim, nasıl olabilir böyle bir şey dedi, yine bir beyan; ikinci olayda Adana'da gerçekleşen olayda ee.. MİT personelinin cebinde kimliği görevli jandarma tarafından tespit edildiği iddia ediliyor, ııı... Bu konuda bir diyeceğiniz var mı?"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Sayın başkanım, sanki soruları sorarken sanki bu olaylara vakıfmışım gibi sonuçlanıyor"

MAHKEME BAŞKANI: "Yok, bilmiyorum dersiniz o zaman"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Bahsettiğim her iki soruşturmayı da ben yazılı arama izni verildikten tırlar durdurulduktan sonra çıkan sorunlar üzerine haberdar oldum, Savcı Beylerin bilgisi üzerine ve onların anlatımıyla yani öyle bir bilgi sahibiyim, ve sonrasında da dosyanın içeriğinde her şeyi gördük tabi, biliyorum"

MAHKEME BAŞKANI:" ee.. Peki, Hatay ve Adana Valiliğinin yazılarına vakıf oldunuz mu?"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Bakın şunu söylüyorum, Adana daha sonra da konuştuk, Adana Valisinin yazısının bir fotokopiden ibaret olup, herhangi bir bizim soruşturma dosyamıza nasıl ve ne şekilde geldiği konusunda da (bu arada şüpheli Ahmet Karaca'nın şüpheli Aziz Takçı'ya dönmesi üzerine şüpheli Aziz Takçı Hatay Valiliğinin yazısı olduğunu hatırlatıyor), Hatay, evet Adana valisi direk vermişti zaten, Hatay Valisinin soruşturmasının bizim dosyamızda bir fotokopisi var, bu fotokopinin nasıl geldiği konusunda da şüpheler var, yani tabi ben, bu belgeden daha sonra haberim oldu ama,  soruşturmanın hiç bir evresinde , hiç bir evresinde başsavcı vekili olarak savcıların beni araması dışında bu olaylarla ilgili hiç bir devlet görevlisini arayarak benle herhangi bir bilgi paylaşımında bulunmamıştır"

MAHKEME BAŞKANI: "Peki savcılarla görüşmenizde böyle fotokopi de olsa vayahut olmasa, böyle bir yazının geldiğine dair size bir bilgi verildi mi?"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Hayır, ama şey, Adana'yı ayıralım, Adana'da zaten süreci biliyoruz, savcı bey sorun çıktıktan sonra kolluk güçlerine sorunlar çıkarılmayınca, olay yerine gidince orda Vali Bey de oraya gidiyor, o Vali Beyle karşılıklı görüşmeler sonucunda düzenlenen bir belge var, belge verileceği taahhüdünde bulununca zaten Savcı Bey aramaya son verip zaten tırların geçişine izin veriyor"

MAHKEME BAŞKANI: "MİT Kanunun 26. Maddenin soruşturma izni, MİT görevlisinin soruşturma iznine ilişkin olduğunu iddia ediyorsunuz"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "İddia etmiyorum, yasa"

MAHKEME BAŞKANI: "Sizin görüşünüz o, ben görüşüm budur diye demiyorum, sizin görüşünüz olduğu için diyorum"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Ben yasadan bahsettim başkanım, 26. Madde değişiklikten önce sadece MİT görevlilerinin soruşturma , daha sonraki yasa değişikliği ile savcının nasıl müdahale edemeyeceği, ya da müdahaleden önce hangi kurumlara müracaat edeceği açıkça düzenlenmiştir. Bu da şunu göstermektedir; daha önce de sadece MİT mensupları ile ilgili düzenleme varken, daha sonra MİT'in kendi sevkiyatını da oluşturacak bütün işlemlerinin artık bir izne tabi olduğu bir düzenleme getirilmiştir"

MAHKEME BAŞKANI: "şöyle de bir şey iddia ediliyor; soruşturma yapılamaz, arama, el koyma, gözaltı bir soruşturma işlemidir deniyor, bunlarla ilgili"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Ama şöyle söyleyeyim, bakın sayın başkanım hukukçuluk oynamaya gerek yok, şimdi arama izni bir soruşturma işlemidir, ama MİT Yasasının 26. Maddesinde MİT Mensuplarına yönelik bir soruşturma değildir, ihbarı karşılayan bir suçun oluşup oluşmadığının delillerinin tespitinden ibarettir, bir sonraki aşamaya geçemediğimiz için maalesef şu anda derdimizi anlatamadığımız kısmı bu, eğer bize izin verselerdi zaten Başbakanlıktan MİT görevlileri hakkında ya bunların personel olup olmadığı, bu malzemenin hukuka aykırı olup olmadığı ve bunlarla ilgili bir soruşturma izni verilip verilmeyeceğine ilişkin zaten prosedür tamamlanırdı, o aşamaya da maalesef geçemedik"

MAHKEME BAŞKANI: "Evet peki o zaman ikinci iddiayı ben size okuyorum"

Mahkeme Başkanı tarafından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliğinin 05/05-1 sayı ve 05/05/2015 tarihli Hakim HSYK Başmüfettişi Arif Sami Kaya'nın talep yazısında yer alan şüpheli Ahmet Karaca'ya isnadedilen ikinci iddiaya ilişkin eylemler okundu.

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "şimdi, Sayın Başkanım, aslında bu anlattıklarımın tamamı, sanırım bizim Müfettiş Beye de gönderdiğimiz ve dosyanın içinde de olan uzun bir savunmam var"

MAHKEME BAŞKANI: "hıhı, var biliyorum, okudum, biliyorum, "

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Sırf burada kayıtlara geçsin diye tekrar ediyorum, şimdi sayın Başsavcım böyle bir olayla muhattap olduktan sonra; tuttuğu tutanağın, çünkü asıl soruşturulan, müdahale edilecek soruşturmanın bizim büromuzca yürütülen bir soruşturma olması nedeni ile gereğinin takdir ve ifası için bize gönderdi, ben de bu tutanağı soruşturma savcısına, dosyasına gönderdim, soruşturma savcısı, orada kendince suç işlediği kanaatine vardığı kişilerle ilgili soruşturmayı kendi dosyasına bıraktı, ama bir milletvekili ya da bakanla ilgili soruşturmayı birimin bulunduğu Başsavcı Vekilinin yapması gerektiği iş bölümü gereğince olduğundan soruşturmayı doğrudan bana gönderdi, benim burada ki saikim neydi, 1-Bir bakan hakkındaki bir fezlekeyi ya da soruşturmayı bir TMK 10 Başsavcı vekili olarak yapıp yapmamama engel hüküm var mıydı, buna ilişkin en güzel düzenleme Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması ile İlgili İşlemler başlıklı 100/1 no.lu genelgesi, bu genelgede diyor ki; yasama dokunulmazlığının kaldırılması ile ilgili işlemler, ee.. Genelgede bakanların soruşturma işlemlerine ilişkin olarak görev suçu,  kişisel suç ayrımı yapılmıştır. bu suçlardan dolayı eğer görev suçuysa siz buna hiç bir işlem yapmayıp, bir üst yazıyla bunu TBMM Başkanlığına göndermek zorundasınız, ama bu suç kişisel bir suçsa bakanın orada bir özelliği yoktur, Millet Vekilliği Dokunulmazlığı esasına tabidir denilir, Millet Vekilliği Dokunulmazlığı ile ilgili soruşturmalarda bunu hepimiz biliriz, bir soruşturmanın olması gereken bütün hususlarını toplarsınız, lehine ve aleyhine bütün delilleri toplarsınız, bir fezlekeye bağlar, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, Türkiye Büyük Millet Meclisine, soruşturma dokunulmazlığının kaldırılması taleple bir fezlekeyle gönderirsiniz, bizim yaptığımız da tamamen buydu, peki, niye kendi  biriminizde yaptınız, tabi bu , şimdi ben takdir ettiğim şu; bir Adalet Bakanının tabii Başmüfettişin değerlendirmesinde hukuki niteliği olup olmadığını ben takdir etmiyorum ama, sonuçta Başsavcı Beyin düzenlediği bir tutanak vardır, tutanak gereğince bir Adalet Bakanının, bir Başsavcı'yı arayarak bir soruşturmaya müdahale etmesinin bir görev suçu olmadığını, olsa olsa bunun bir kişisel suç olduğunu değerlendirerek Milletvekilliği Dokunulmazlığı prosedürüne uygun bir şekilde ben soruşturmanın lehine veya aleyhine toplanması gereken bütün delilleri toplayarak aynı prosedürle Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderdim. Niye kendi birimimizde baktık derseniz, 1-bir kere etki edilecek suç, bizim büromuz tarafından yürütülen kendi gizliliğine bırakılmayıp bizi kısıtlılık altında bulunan bir dosyadır, bu dosyanın siz müdahale edildiği ya da etkilemeye teşebbüs edildiği suçla ilgili mutlaka ordan belgeler almanız lazım, bu suçun ne olduğunu ortaya koymanız lazım, bunun başka bir birime gitmesi halinde bu soruşturmanın gizliliğinin zedeleneceği düşüncesi le her hangi bir yasal engel de bulunmadığından bu soruşturmayı aynı gerekçelerle ve hukuka hiç bir aykırılık düşünmedenv e tamamen de hukuka uygun bir şekilde düzenlediğimi düşünüyorum,  tamamen bu gerekçelerle"

MAHKEME BAŞKANI: "Peki eklemek istediğiniz başka bir husus varmı?"

ŞÜPHELİ AHMET KARACA: "Sayın Başkan, gerçi sözlerimin arasında bunları geçirdim, şunu söylüyorum, kararınız ne olacak çok önemli değil, ben nasıl hareket edeceğin, dünya görüşlerinizi bilmiyorum, ama benim sizden istirhamım benim ve meslektaşlarım adına lütfen hukuk vicdanınıza göre karar veriniz, varsa orda bir delil benimle ilgili, ben kendi adıma konuşuyorum, hiç bir itirazım olmadan istediğiniz cezaevine, istediğiniz suçlamayla ilgili gideceğim, ama benim, benimle ilgili isnadların hiç bir hukuki ve cezai bir müeyyideye vücut verdiğine inanmıyorum, artı, bu hakkımdaki iddiaların da sizin yakalama kararına konu ettiğiniz suçla bir alakasının olmadığına inanıyorum, dolayısıyla saygılarımı sunuyorum, hukuki vicdanınıza bırakıyorum"

KAYNAK: ARZU YILDIZ / GriHat

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim