• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 6 °C

SAYGINLIK İNDİRİMİ NEDİR?

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Dosya içeriği, maddi hakikat ve deliller bilinip değerlendirilmeden;

kamuoyuna mal olmuş, kamuoyunun ilgisini veya merakını çeken, bazı suçlara duyulan tepkiye bağlı hassasiyetlerden kaynaklanan sebeplerle, mahkemelerce verilen kararların, özellikle de mahkumiyet kararlarında yer alan cezaların azlığı veya uygulanan takdiri indirim nedenlerinden dolayı sert, acımasız ve maksadını aşan ve yargı makamını baskı altına alma sonucunu yol açabilecek açıklama ve değerlendirmelerin yapılabildiğini görmekteyiz.

Elbette ifade hürriyeti ve eleştirme hakkı çerçevesinde herkes her konu hakkında takdir ve değerlendirmelerini ortaya koyabilir. Hiç kimse hatasız olamayacağı gibi, sahip oldukları hukuk bilgisi ve mesleki tecrübeleri ile kararlarını veren hakimlerin de hata yapabilmeleri mümkündür. Bu nedenledir ki, “kanun yolu” adlı ilk karar ve hükümleri denetleyen “hukukilik denetimi” kabul edilmiştir. Ayrıca, mahkeme ve hakimler verdikleri karar ve hükümlerle herkesi memnun etmek zorunda da değillerdir. Bu tip bir sonuç fiilen de imkan dahilinde gözükmemektedir. Çünkü mahkeme ve hakimler; yaşanan ihtilafların çözümü ile ilgili verdikleri karar ve hükümlerde, bir tarafı memnun ve diğer tarafı mutsuz edebilirler veya her iki tarafı mutlu veya mutsuz kılabilirler. Mahkeme ve hakimler için önemli olan, bağımsız ve tarafsız hareket etmek suretiyle maddi hakikate ve adalete ulaşmaktır. Bu noktada mahkeme ve hakimlerin rehberi; Anayasa, kanunlar ve vicdanlarıdır.

Bir diğer esas ise; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6 ve Anayasa m.36/1’de öngörülen dürüst yargılanma hakkı, yani yargılanan kim olursa olsun yargılayan hakim ve mahkemenin dürüst yargılanma hakkının gereklerini gözetip yerine getirmesidir.

Son zamanlarda bilip bilmeden, beraat veya cezayı bireyselleştirip takdiri indirim nedenlerini uygulamak suretiyle gördüğü dava ile ilgili karar veren hakim ve mahkemelerin eleştirildiğini, yüzeysel açıklamalarla ve bazı suçlara karşı duyulan tepkiden dolayı bu eleştirilerde haksızlık yapıldığı görülebilmektedir.

Suçların önlenmesi veya işlendiği iddia edilen suçlardan dolayı en ağır cezaların verilmesi, hakimlerin görev ve yükümlülükleri arasında yer almamaktadır. Hakim ve mahkemenin görevi, önüne gelen; iddianame, iddianamede yer alan fail ve fiiller ile delilleri tartışmaya açıp değerlendirmek suretiyle maddi hakikate ve adalete en uygun hükmü vermektir. Hakim ve mahkemeler; yargılama taraflarının yanında yer almazlar, Millet adına karar verirler. Kişi hak ve hürriyetlerini koruyan, dürüst yargılanma hakkını, düzeni, maddi hakikati ve adaleti gözeten kararlar vermekle yetkili ve yükümlü kılınan hakim ve mahkemeler; elbette keyfi değil, fakat kendi takdir ve değerlendirmesini katmak suretiyle Ceza Hukukunun öngördüğü müesseseleri tatbik ederler.

Kamuoyunda “saygınlık indirimi” olarak dillendirilen ve Türk Ceza Kanunu m.62’de “Takdiri indirim nedenleri” başlığı ile düzenlenen, cezanın bireyselleştirilmesi müessesesinin kullanılmasının eleştirildiğini görmekteyiz. Bu müessese, hatalı eleştirilere muhatap olduğu gibi, kravat takıp takım elbise giymenin karşılığında da uygulanmaz. Saygınlık, yargılanan kişinin mahkeme önünde sergilediği olumlu tavır ve davranışlar olabilir. Saygınlık indiriminin neler olabileceği, TCK m.62/2’de örnekleme yöntemi ile sayılmıştır. Oysa bu müessese; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile kabul edilmiş olmayıp, 13.03.1926 tarihinden 01.06.2005 tarihine kadar yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesinde de yer almakta idi. Kanun koyucu; önüne gelen davayı gören, suça konu fiili ve failin durumunu değerlendiren hakim ve mahkemeye, belirlediği oranda cezada indirim yapabilme yetkisi tanımıştır.

“Takdiri azaltıcı sebep” adıyla bilinen mülga TCK m.59’a göre; “Kanuni tahfif sebeplerinden ayrı olarak mahkemece her ne zaman fail lehine cezayı hafifletecek takdiri sebepler kabul edilirse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis yerine 30 sene ağır hapis cezası hükmolunur.

Diğer cezalar altıda birden fazla olmamak üzere indirilir”.

Eski Kanunda, mahkemeye tanınan ceza indirimi yetkisinde sebep sınırlaması öngörülmemiş idi.

“Takdiri indirim nedenleri” başlıklı yeni TCK m.62’ye göre; “Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar gözönünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir”.

Yürürlükte olan 62. madde, mahkemenin cezayı indirirken hükümde yer alan sebeplerle sınırlı hareket etmesini öngörmüştür. İlk halinde beşte bir olan ve Kanun yürürlüğe girmeden altıda bir olarak değiştirilen ceza indirimi yetkisi, esas itibariyle yargılamayı yürüten hakim veya mahkemenin takdir ve değerlendirmesine bırakılmıştır. Davayı gören hakim ve mahkemenin, yargılama sonunda verdiği hüküm ve bu sırada uyguladığı veya uygulanmasını reddettiği takdiri indirim nedenlerinden dolayı sorumlu tutulması ve acımasızca eleştirilmesi doğru değildir. Bir an için mahkeme hatalı, somut gerekçeden yoksun veya keyfi bir değerlendirme yapmışsa, bunun denetimi kanun yoludur. Hatta bir görüşe göre; yargılamayı yapan, duruşmada tartışılan delilleri, suça konu fiil ve failin durumunu değerlendiren hakim ve mahkeme, takdiri ve indirim sebeplerini tatbik etmesinden veya etmemesinden dolayı denetime tabi tutulamaz, sırf bundan dolayı verdiği hüküm bozulamaz, ancak bu müessesenin hiç gözetilmemesi halinde, yani kararda dikkate almaması durumunda karar bu yönü ile bozmaya konu edilebilir.

Failin lehine kabul edilen takdiri indirim nedenleri yanında kanun koyucu, cezayı ağırlaştırmaya yönelik ve yargı makamının takdirini ön plana çıkaran bir düzenlemeye ise yer vermemiştir. Bu konuda kanun koyucu, yargı makamının temel cezaya ve bu cezaya eklenecek ağırlaştıran sebeplere bağlı kalmasını hedeflemiştir.

Cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi TCK m.61 ila 62’de düzenlenmiştir. Bu kapsamda takdiri indirim nedenleri soyut cezanın somut duruma faile uygun duruma getirilmesini öngören bir özellik taşımaktadır. Yargı makamının baktığı davada, fail hakkında tümü ile kendi tanımladığı müeyyideye bağlı kalmasını istemeyen kanun koyucu, sınırlı da olsa hareket serbestisi tanımıştır. Yargı makamı, her kararında olduğu gibi, takdiri azaltıcı sebebi uygulamak ya da uygulamamak yönünde oluşturacağı kararda da somut gerekçelerini göstermek zorundadır.

Yargı makamı kararında; takdiri indirim nedenlerini uygularken veya bu nedenleri uygulamayı değerlendirme dışı bırakırken, kararında gerekçe göstermesi yeterlidir. Bu gerekçenin yanlış olmaması kaydıyla, yerinde olup olmadığının denetimi yapılmamalıdır. Kanaatimizce; yargı makamı TCK m.62’yi uygulamaz veya yanlış ve yersiz gerekçelerle uygulamazsa veya uygulayıp da hiçbir gerekçe belirtmemiş veya yanlış gerekçe belirtmiş olursa, ancak bu durumlarda Yargıtay yaptığı temyiz incelemesi sonucunda kararı bozabilmelidir.

TCK m.62, eski TCK m.59’un geniş uygulamasında yer alan faile ve file bağlı takdiri hafifletici sebepleri daraltarak ve failin lehine hareket ederek, yalnızca faile bağlı, yani sübjektif takdiri hafifletici sebepleri kabul etmiştir.

TCK m.62/2’ye göre; “Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar gözönünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir”.

Yargı makamı; cezanın bireyselleştirmesi adına uygulama yetkisine sahip olduğu takdiri indirim nedenlerden kaynaklanan ceza azaltma yetkisini kullanmak zorunda olmadığı gibi, bu konu ile ilgili takdir ve değerlendirmesini keyfi kullanabilme yetkisine de sahip değildir. Yargı makamı; fail yararına cezayı hafifletecek takdiri indirim nedenlerinin var olup olmadığını, bu konuda sanık veya müdafiinden bir talep gelmese dahi kendiliğinden incelemeli ve bir takdiri sebep tespit etmesi halinde, yalnızca bu nedenin ne olduğunu, kararında göstermek suretiyle belirlediği ceza üzerinden TCK m.62/1’de öngörülen oranda indirime gitmelidir.

62. maddenin 2. fıkrasında; takdiri indirim nedenlerinin ne olduğu hususunda tanımlama yapılmamış ve hakimi bağlayan sınırlı sebepler gösterilmemiş, sadece takdiri indirim sebeplerinin neler olabileceği ve bu konuda dikkate alınması gereken sebepler sınırlı sayma metoduna bağlı olmayarak açıklanmıştır. Buna göre; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonra ve yargılama sürecinde ortaya koyduğu davranışları, cezanın failin geleceği üzerinde muhtemel hususlar hakim tarafından dikkate alınabilecek ve bu durum mahkeme kararında gösterilecektir.

Bununla birlikte; cezanın bireyselleştirilmesinde hakimin, sanığın salt duruşma salonu tutumundan hareketle karar vermesi elbette kabul edilemez, hatta hakimin bazen hiç görmeyip talimatla sorgusunu yaptırdığı sanık hakkında karar vermesi ve cezada bireyselleştirme yapması da doğru ve adaletli değildir.

Takdiri indirim nedenlerine bağlı ceza indirimi; otomatik, yani her durumda fail lehine uygulanacak bir hak olmayıp, hakimin takdir ve değerlendirmesine bırakılmıştır.

Fiili nedenleri bir kenara bırakıp sadece faile bağlı sebeplerden indirim öngören TCK m.62/2'nin tuhaflığı ise dikkat çekicidir. Fiili sebepleri, yani suçun işleniş şeklini, yol açtığı sonuçları, failin eylemi sonrası ile ilgili davranışlarını, suçun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla hareket edip etmediğini dikkate almaya elverişli eski TCK m.59’un daha isabetli olduğunu ifade etmek isteriz. Failin, suça konu fiil sonrası davranışlarını ve suçun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla hareket edip etmediğini "fiilden sonraki" ibaresiyle yeni TCK m.62/2'nin de kapsama aldığı görülmektedir.

Sonuç olarak; 1926 yılından bu tarafa yürürlükte olan takdiri indirim nedenlerinin yargı makamına tanınan cezanın bireyselleştirilmesi vasıtası olduğu görülmektedir. Kanun koyucu, dilerse bu yetkiyi kaldırabilir, hatta cezaların alt ve üst sınırlarının da yürürlüğüne son verebilir. Bu yöntem; tüm suçlar için uygulanabileceği gibi, özellik, ağırlık ve toplumsal tepki içeren bazı suçlar yönünden de kullanılabilir. Ancak cezanın belirlenmesinde ve bireyselleştirilmesinde, bu tür katı bir yöntemin izlenmesi adalete aykırı sonuçlara yol açabilir. Bir an duyulan kızgınlığa ve toplumsal tepkiye bağlı olarak sistemin ters yüz edilmesi ve kanunların değiştirilmesi, bu değişiklikten beklenen sonuçları vermeyeceği gibi, insanı ve toplumu olduğundan farklı kılmaya ve suçları önlemeye de yetmeyecektir.

Mesele; sistemin disiplinli ve istikrarlı bir şekilde uygulanması, yargılamaların süratlendirilmesi, maddi hakikate ve adalete çabuk ulaşılarak, tatbik edilecek etkin ceza ve infaz sistemi yoluyla suçların önlenmesine yardımcı olabilmektir. Bundan başka; sonuçta uygulanmayan, geç uygulanan veya affedilen ağır cezaların uygulanması, süratli uygulanan ve affedilmeyen daha hafif cezaların tayini ve infazından daha faydalı olmayacaktır.

Birkaç münferit hadiseyi, kamuoyuna yansıyan ağırlığını dikkate alarak, maddi hakikati ve dosya içeriğini bir kenara bırakıp, yüzeysel bilgilerle ve yalnızca hakimleri sorumlu tutmayı hedefleyen, hatta suçların önlenememesinden, dosya içeriğine bağlı olarak ve kanunlar ışığında verilen kararlarla ilgili yapılan ağır, sübjektif, soyut ve sırf tepki özelliği taşıyan eleştirileri kabul etmek mümkün değildir.

Kanunlarda bir hata veya eksiklik varsa, bunun çözüm yeri yasama organıdır. Yargı kararlarında bir hata olduğu iddia edilmekte ise, bunun çözüm yeri de kanun yollarıdır. Hukuk devletinde sistem böyle işler. Eğer hukuk devleti olmadığı iddia edilmekte ise; o zaman sorarlar, “hukuk devleti” ilkesinin Anayasa m.2’de ne işi var ve neden İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile bağlıyız? Bu cevaba rağmen memnuniyetsizlik devam etmekte ise, ya Anayasa m.2’ den “hukuk devleti” ilkesini kaldırıp, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ni terk edeceğiz ya da hukukun evrensel ilke esaslarını yerine getireceğiz. Kimse araştırmasın, bunun bilinen başka bir cevabı da yoktur, çünkü konu insandır.

Son söz; yargıya ve adalete güven zedelenmiş ve toplumsal inançta sorun yaşanmakta ise, bunu sadece yargı mensuplarına yüklemek hatadır. Bu hatada herkesin payı vardır. Yargıya ve adalete güveni tesis etmek ise, bir memleket meselesidir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim