• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 24 °C

SIKIYÖNETİM

Prof. Dr. Ersan ŞEN

İstisnai olan bu haller olağan hukuk düzeninin kurallarına ters düşer. Ancak şartlar gerçekleştiğinde ve zorunlu kıldığında, bozulan olağan hukuk düzeninin yerli yerine oturtulabilmesi için olağanüstü hal veya sıkıyönetim hal ilanına ihtiyaç duyulabilir.

Doğal afet ve ağır iktisadi bunalım veya şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebeplerinden birisi ile olağanüstü hal; Anayasanın hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilanını gerektiren durumlardan daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, ayaklanma, vatana veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma veya bölünmez bütünlüğü tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması nedenlerinden birisi ile sıkıyönetim hali ilanı mümkündür. Bu hallerden birisi gerçekleştiğinde de, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanı zorunlu olmayıp, takdir ve değerlendirmeye bağlıdır.

Olağan hukuk düzeninin kuralları ile olağanüstü bir sorunun çözümü mümkünse, olağanüstülük taşıyacak hukuk düzenine geçilmemeli, ancak yasal dayanaklar yetersiz kalır ve ileride ciddi sorumlulukların doğması riski gündeme gelirse, olağanüstü hallerin yasal dayanaklarından yararlanılması da kaçınılmazdır.

Sıkıyönetim ilanına karar verildiğinde; Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, önce Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşünü alır ve sonra, süresi altı ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya tümünde sıkıyönetim ilan eder. Resmi Gazete’de yayımlanan ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına sunulan bu ilandan sonra, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu devreye girer ve Cumhurbaşkanının başkanlığından toplanan Bakanlar Kurulu, sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname çıkarabilir. Sıkıyönetimin Meclis kararı ile uzatılması mümkündür ve bu olağanüstü dönemde görev yapan sıkıyönetim komutanları, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yaparlar.

1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na göre; mülki ve mahalli idareden çalışan personelin görevlerine müdahale edilmesi, arama ve elkoyma kolaylaşır, zorunlu ikamet gündeme gelir, ayrıca birçok hak ve hürriyetin kullanılmasına kısıtlamalar getirilebilir. Sıkıyönetim mahkemeleri, 1402 sayılı Kanunun 12. ve devamı maddeleri uyarınca yargı yetkisini kullanmaya başlar.

2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 10. ve 12. maddeleri incelendiğinde; esasında savaş öncesi hazırlıkların düzenlendiği, ancak kalkışma durumunda alınacak tedbirlere de yer verilip, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na atıf yapıldığı görülmektedir. Kalkışma eylemine karşı alınacak tedbirleri, 1402 sayılı Kanunda bulmak mümkündür.

Ayrıntıları 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nda yer alan sıkıyönetim döneminin şekil ve şartları son derece zordur. Çok istisnai olması, olağan hukuk düzeni ile demokratik hukuk devletini geçici bir süre askıya alması sebebiyle sıkıyönetim ilanının gerekliliği ve sonuçları üzerinde ciddi şekilde düşünülmelidir. Anayasa m.122/1’de gösterilen şartlardan birisinin ortaya çıkıp, olağan hukuk düzenine dönülmesi için çarenin kalmadığı durumda sıkıyönetim ilan edilebilir. Sıkıyönetim ilanının bir diğer dayanağı, “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı Anayasa m.15/1’dir.

Bu hükme göre;“Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ya da olağanüstü durumlarda uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler çiğnenmemek koşuluyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve özgürlüklerin kullanımı, bir bölümüyle ya da tümüyle durdurulabilir ya da bunlar için anayasada öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabilir”.

Uluslararası taahhütlerden kaynaklanan hukuki ve cezai sorumlulukların doğmaması için de olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanı gerekli olabilir. Çünkü olağan hukuk düzeninin kuralları ile bazı tedbirlerin alınması mümkün değildir.

“Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.15’e göre;
“1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, ancak durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, 2. madde ile 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ve 7. maddeyi hiçbir suretle ihlale mezun kılmaz.
3. Bu maddeye göre aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir”.

Anayasa m.119 ila 122’de sayılan hallerden birisinin gerçekleştiği durumda, olağan hukuk düzeninin kuralları ile her tedbiri almak ve yaptırım uygulamak kabul görmez. Bunun kabul görmesi için, hukuki dayanağa ihtiyaç vardır. Bu yasal dayanak; Anayasa m.15, sıkıyönetim için m.122 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.15’dir. Sıkıyönetim ve benzeri hallerin tatbik edileceği durumda, bu konuda Avrupa Konseyi’ne bilgi vermek zorunludur. Örtülü olağanüstü hal uygulanamayacağı gibi, Avrupa Konseyi’ne bildirilmeden Anayasa m.15 ve İHAS m.15’in tatbiki hatalı olacak ve kabul görmeyecektir.

İHAS m.15; her taraf devlete, olağanüstü haller olarak kabul edilen savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike durumunda keyfi olmamak ve uygulamamak kaydıyla İHAS ve eki protokollerinde yer alan insan hak ve hürriyetlerini geçici olarak askıya alma yetkisi tanımaktadır. Bunun istisnasını İHAS m.2, 3, 4/1 ve 7 oluşturmaktadır. İHAS m.15/2’ye göre; meşru savaş fiilleri sonucunda gerçekleşen ölüm halleri dışında yaşam hakkından (m.2), işkence ve kötü muamele yasağından (m.3), kölelik yasağından (m.4/1) ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinden (m.7), olağanüstü hal ve sıkıyönetim halinde de taviz verilemez. Bunlar dışında kalan hak ve hürriyetler, olağanüstü hal ve sıkıyönetim halinde kısıtlanabilir ki, bu durumda uluslararası taahhütlere aykırılık gündeme gelmeyecektir. Elbette bu tedbir ve kısıtlamalar; gerekli, yasal dayanaklı olmalı, asgari insan hak ve hürriyetlerini de ihlal etmemelidir.

Bir an için sıkıyönetim ilan edilirse; bu olağanüstü yöntem olağan hukuk düzenine dönülmesi, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması, demokratik hukuk toplumu düzeninin iyileştirilmesi için kullanılmalı ve en kısa sürede olağan hukuk düzenine dönülmelidir.

Olağanüstü hal değil de onu aşan sıkıyönetimin ilanına karar verildiğinde, bu ilanın bir gereği olarak Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’nun hangi sıkıyönetim komutanları ile hareket edeceği ve Genelkurmay Başkanlığı ile nasıl çalışacağı da dikkat edilmesi gereken önemli bir konu olacaktır. Belki bu noktada 1402 sayılı Kanunda bazı değişikliklere gidilmesi zorunluluğu doğabilir ki, bu konunun adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Yeri gelmişken, Türk Milleti’ni ilgilendiren her konunun TBMM’de tartışılıp karara bağlanması gerektiğini ve sıkıyönetim ilan edilmesi yerine, olağan hukuk düzeni devam ederken adı koyulmamış sıkıyönetim usulleri tatbik edildiğinde, bu durumun hukuki açıdan sakıncalı sonuçlara yol açacağını belirtmek isteriz.

Sıkıyönetim ve benzeri olağanüstü hallerde yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda; “suçta ve cezada kanunilik”, “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve “kusur” ilkelerine uygun hareket edilmeli, keyfi davranılmamalı, şüpheli ve sanık hakları azami derecede korunmalıdır.

Son söz; 15 Temmuz 2016’da başlayıp 16 Temmuz 2016 sabahı sonlanan bu kalkışma hareketinin gerçek sorumluları kimdir, sebepleri (sebebi değil) ve hedefleri nedir? Bu konular iyi tetkik edilmeli ve doğru araştırmalarla gerçeklere ulaşılmalıdır.

Bundan sonrası ne şekilde cereyan edecektir? Soruşturmalar yürüyecek, kamu yönetimi gözden geçirilecek, her alanda alınması gereken tüm tedbirler alınacaktır. Ancak sebep ve sonuçlarına, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti için çok önemli olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, yani Milli Ordunun durumu gözden geçirilmeli, zayıflamasına ve zayıflatılmasına yol açabilecek hareketlere izin verilmemelidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti açısından; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri güvenliği, toprak bütünlüğü ve üniter yapısı, buna karşı yürütülen dış destekli terör hareketlerinin sonlandırılması, Suriye, Irak, Ege Denizi ve Kıbrıs menfaatlerinin gözetilmesi, yani ulusal güvenliği vazgeçilmez ve gözardı edilemez sorunlarıdır. Bu sorunların hemen bitmesi de mümkün değildir. Bu sebeple; din, mezhep ve etnik kimlik farkı gözetilmeksizin herkesin ay yıldızlı al bayrak altında, bir millet şuuruna bağlı olarak ve mutabakatla hareket etmesi, düşmana fırsat vermemesi gerekir.

En önemli meselemiz, hukuk düzenini ve “hukuk devleti” ilkesini korumak olmalıdır. Linç girişimlerinden uzak durulmalı, hukukun evrensel ilke ve esasları gözetilmelidir. Hukukun, güvenin ve adaletin hüküm sürdüğü bir memleket temel hedefimiz olmalıdır. Somut olay olağanüstülüğü geçici bir süre için gerekli kılmakta ise, “hukuk devleti” ilkesi askıya alınmadan gerekli tedbir ve yaptırımların yukarıda yer alan açıklamalar ışığında uygulanması gerektiği tartışmasızdır.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim