• BIST 97.547
  • Altın 144,471
  • Dolar 3,5572
  • Euro 3,9730
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 20 °C

SİSYPHOS EFSANESİ!

Av. Vedat Ahsen COŞAR

Homeros’un ‘Odissea Destanı’nda yazdığına göre, ölümlülerin en kurnazı, en uyanığı, en düzenbazı Korint Kralı Sisyphos’tur. Zeus’un öfkesine neden olan Sisyphos, ölülere hükmeden yeraltı Tanrısı Hades tarafından cezalandırılır. Sisyphos’a verilen ceza bir kayayı elle yüksek bir tepeye çıkarmaktır. Verilen bu cezanın en kötü tarafı, taşın en tepeye çıktığı anda orada durmaması, aşağıya yuvarlanması, Sisyphos’un taşı tekrar tepeye çıkarması, tepeye çıkan taşın tekrar aşağıya yuvarlanması ve bunun sonsuza kadar bu şekilde devam etmesidir.

Sisyphos Efsanesi’ isimli denemesinde Albert Camus, Sisyphus’un bu dramını ‘Sisyphus o taşın birkaç saniyede aşağıya inişine bakar, onu yeniden yukarıya çıkarması gerektiğini düşünür. Taşlarla mücadele eden bir yüz, taşın kendisidir şimdiden! O kayasından daha güçlüdür artık.’ cümleleriyle ifade eder.

Kendi kuşağı ve kendisinden sonra gelen kuşaklar üzerinde derin izler bırakan’ Albert Camus, sadece bir edebiyat adamı değil, aynı zamanda ‘Batı’nın vicdanı ve bilincidir.’ Hayatı kişisel bir trajedi olarak yaşayan Camus, fikri takipçileri ve kendisine inananlar yönünden ‘hem bir kuşağın yenilgisinin öyküsü, hem de bir başkaldırının, direnişin ve yaşama sevincinin sembolüdür.

Gana Üniversitesi’nde Rektör Yardımcılığı, New York Üniversitesi’nde Beşeri Bilimler Profesörlüğü yapan, İrlandalı gazeteci, yazar, tarihçi ve akademisyen Conor Cruise O’Brien, ‘Camus’ adlı incelemesinde; ‘Sisyphos Efsanesi’nin aslında bir felsefi deneme değil, daha çok ölüm düşüncesiyle yüz yüze gelen Camus’nun tiradı olduğunu ifade eder.

Sisyphos Efsanesi’, gerçekte, hayatı büyük zorluklarla, mücadelelerle ve ciddi hastalıklarla geçen Camus’nun hayata dair bir çığlığı, kaynağını çaresizlikten ve umutsuzluktan alan yaşam sevgisinin ifade edildiği bir tirattır.

Camus’ya göre Sisyphos, ‘tutkularıyla olduğu kadar sıkıntılarıyla da uyumsuzdur.’ Sisyphos’un gücü ve güçlülüğü, kendisine verilen uygunsuz cezayı bir görev olarak kabul etmesinden, buna gururla boyun eğmesinden gelir. Onun için ‘Sisyphos’un sessiz sevinci buradadır. Yazgısı kendisindedir. Kayası kendi nesnesidir.

Aslında hayatın kendisi de, insanın hayatı da böyledir. Yani Sisyphos’a verilen ceza gibidir. Zira adına hayat denilen bu çetin uğraşta, hepimiz ölünceye kadar Sisyphos ile aynı cezayı çekeriz. Yaptığımız mücadelelerin çoğu, Sisyphos’un taşı tepeye çıkarmasından, taş tam tepeye ulaştığında tepeden aşağıya yuvarlanmasından, sonra bir daha, sonra bir daha aynı şeyin tekrarlanmasından, yani kimi zaman yararsız, kimi zaman da mutsuz bir çabadan ibarettir. Bu mücadeleden bıkanlar, yorulanlar, yenilgiyi kabul edip vazgeçenler olsa da, çoğumuz taşı tepeye çıkarma mücadelesinden asla vazgeçmeyiz. İnsan olarak kaderimiz bu deriz, kaderimizi sever, kaderimizin kahramanı olmak için mücadeleye devam ederiz.

Bu aslında kadere boyun eğmek değil, ona tavır almak, başkaldırmaktır. Camus’da böyle düşünür, hayatı intihar ve saçma kavramları bağlamında değerlendirir ve ‘hayatın aslında yaşamaya değmeyecek kadar saçma ama buna rağmen, insanın direnmek, mücadele etmek ve hayatı yenmek zorunda olduğunu’ söyler. Çünkü o da Sisyphos gibi, kendi hayatının kahramanı olan hiçbir insanın hayatı tüketmediğini, tüketmeyeceğini ve hatta tüketemeyeceğini, hayatın kimi istisnalar dışında hiç kimseye taşıyamayacağı yükü vermediğini bilir.

Kayayı tepeye çıkarma mücadelesinden çok farklı olmayan hayat mücadelesinde, insanın yalnız olmasının, hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymamasının onu mücadelesinden alıkoymayacağının bilincinde olan Camus, hayatta her insanın kendi yükünü bulacağına, hiç kimseye ihtiyacı olmadan o yükü tek başına taşıyan, yani kimseye ihtiyacı olmayan insanın yenilmeyeceğine inanır.

Camus’ya göre hayatta hakiki ve ciddi bir tek felsefi sorun vardır: intihar. Hayatın yaşanmaya değer olup olmadığını yargılamak, bu felsefenin temel sorusunu cevaplamaktır. Hayatın tüm saçmalığına, monotonluğuna ve insan üzerindeki tüm baskılarına rağmen, yine de yaşanmaya değer olduğunu savunan Camus, ‘Sisyphos Efsanesi’ne, intihar üzerine bir deneme ile başlar ve başkaldırıyla devam eder. Ona göre varoluşun uyumsuzluğuna karşı gerçek başkaldırı intihar etmek değil, her şeye rağmen hayata devam etmektir. Taşı yukarıya çıkarmakta her defasında başarısızlığa uğrayan Sisyphos’un yılmaması, her defasında yeni bir umutla, yeni bir heyecanla taşı yeniden yukarıya çıkarmak için uğraşması, aslında hayatı seçmesinden, hayatını sürdürmek istemesindendir. Hayatın saçmalığı da budur ve buradadır. İnsanın boşa kürek çektiğini, yenileceğini bildiği halde mücadeleye devam etmesi, her türlü olumsuzluğa karşı direnmesidir. Kötülere ve kötülüğe karşı direnmesidir, zorbalara, haksızlıklara, adaletsizliklere, yenilgilere karşı direnmesidir. Bu aslında bir başkaldırıdır ve insan bütün bunların üstesinden, ancak böyle bir başkaldırı ile gelebilir.

Burada yeniden söz alan Camus şöyle söyler: ‘Geriye kalan tek çıkış yolu, tek yazgı ölümdür. Ölümün kaçınılmazlığı dışında her şey, mesela sevinç ya da mutluluk özgürlüktür. Tek efendisi insan olan bir dünyada, bu böyle sürer gider. Onu hayata bağlayan başka bir dünya düşüdür. Düşüncenin yazgısı, düşüncenin kendinden el çekmesi değildir, imgeler halinde ve imgelerle birlikte sıçramaktır. Acının derinliğinden başka derinliği bulunmayan ve onun gibi tükenmez olan masallarla oyalanmaktır. Eğlendiren ve kör eden masallarla değil, çetin bir bilgeliği, yarınsız bir tutkuyu özetleyen ve yeryüzüne özgü olan bir yüzle, bir devinimle ve bir dramla oyalanmaktır.

Adına hayat denilen bu oyalanmanın en etkili mücadele aracı başkaldırmaktır. Yani insan başkaldırmak için vardır. İnsan başkaldırdığında belki yenilir, sonra belki bir daha yenilir ama eğer mücadele etmeyi sürdürürse, bir gün mutlaka ama mutlak kazanır. Nitekim Sisyphos taşı tepeye çıkarmakta her ne kadar başarılı olamamış ise de, hayata karşı verdiği mücadelede başarılı olmuş ve yenilmemiştir. Yenilmemiştir, zira Berk Yüksel’in söylediği gibi hayatta ‘hiçbir şeye ihtiyacı olmayan insan yenilmez.

Bir de özgür insan yenilmez. Dünya üzerinde, özgür bir insanın yenilmemek dışında yapmayacağı, yapamayacağı başka şeyler de vardır. Neler mi? Henrik İbsen’in kahramanı Dr.Stockmann söylüyor neler olduğunu: ‘Özgür insan alçalmaz, paçavralaşmaz. Kendi kendisinin yüzüne tükürmek durumuna düşecek biçimde davranamaz!

Ve elbette özgür insan, onun bunun adamı olmaz, zira o önce adamdır, sonra yine adamdır!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim