• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -3 °C

"Soma'da Taksir Değil Bilinçli Kasıt Var"

"Soma'da Taksir Değil Bilinçli Kasıt Var"
Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Sayım Yorgun, Soma'da yaşanan facia ile ilgili Star Gazetesi' nin sorularını yanıtladı.

Star Gazetesi'nden Fadime Özkan'a konuşan Sayım Yorgun; "Ceza Hukukumuz diyor ki “alınması gereken tedbirler alınmamış, bunda da ısrar edilmişse iş, kusur olmaktan çıkar kasta dönüşür”. Ama iş kazası davaları ne hikmetse hep taksirden başlıyor. Soma da böyle olmasın." dedi.

İşte o röportajın tamamı;

-Soma’daki gibi bir facia daha yaşamamak için bir duyarlılık gelişti Türkiye’de. Eksik kusurlu bir şey yapmış olmamak için nelere dikkat etmeli? Doğru yolda mıyız?

Eğer olaylar bizim bakışımızı yönlendiriyorsa temelde bir yanlış var demektir. Olayların bizi değil bizim olayları yönlendirdiğimiz bir süreci yaşamamız lazım. Meseleye Soma’daki gibi bir facianın acısıyla yaklaşıyoruz ve böyle yaklaşıldığında doğru ve uzun vadeli karar vermek zordur.

-Facia yaşamadan soruna odaklanmalıyız diyorsunuz ama hep aksi oldu Türkiye’de? 

Ne yazık ki tersanelerle, madenlerle, kot ya da inşaat işçileriyle ilgili kayıp olduğunda odaklandık meseleye. Ama bu böyle yaklaşılacak bir sorun değil. Dört sorun var burada:

1) Önlemlerle 2) tedbir ve denetimle 3) müdahale-tahliyeyle 4) bilgilendirmeyle ilgili. Sorun alanı geniş olduğu için sadece mevzuat düzenlemesiyle sorunu halledeceğimizi düşünürsek büyük hata yaparız.

Mevzuat değişimi çözüm değildir

-Kâğıt üzerindeki değişim durumu değiştirmeyecektir diyorsunuz öyle mi?

Çünkü zaten 6331 sayılı yasa çok detaylı, geniş bir yasa. İstisnası az. Daha önemlisi ilk kez risk odaklı bir düzenleme yapıldı Türkiye’de. O nedenle Soma’da yaşam odası yok dendiğinde “hayır mevzuatımızda var” dedim. İş sağlığı iş güvenliğiyle ilgili her türlü tedbiri almakla işveren sorumludur. Bunun istisnası yoktur.

-Ama bu çok muğlâk bir ifade, suiistimale açık. Hele de maden gibi riskli bir alanda?

Ama devamı var: “Tüm işyerleri iş riski analizi yaptırmak zorunda” deniyor. Ne demek bu? İş yerinizde hangi tehlike var tespit edecek, o tehlikeye ilişkin bütün tedbirleri alacaksınız. Bu da şu demek: Hiçbir yönetmeliğe hiçbir hüküm yazmasanız dahi kanununuzda bu düzenleme var ise, iş riski yaptırdığınızda yaşam odası da yaptırma gerekliliği vardır. Yasa ayrıca “Acil durum planınız olacak” da diyor. Bunlar mevzuatta var. Ama meselelere kanun devleti mantığıyla bakmamalıyız  

İşverenler Hükümete baskı yapıyor

-Bu dedikleriniz mevzuatta zaten var ise şu an Bakanlık, Meclis neden alelacele mevzuatta değişiklik yapmak için çalışıyor?

Maden yasasında mı, iş güvenliği yasasında mı, cezalarda mı, denetimde mi değişiklik yapılacak, bilmeden yorum yapmam doğru olmaz. Ama kanunda değişikliğe lüzum yok mu, var. Şunu söyleyeyim. 50’nin altında çalışanı olan işyerlerinde kanunun uygulanması 2016’a ertelendi. Allah korusun bir işyerinde bir işçimizi kaybetsek bu ertelemeyi niye yaptık diye sormayacak mıyız?

Normlara sahip olan ILO 176’yı imzalar

-Kaybetmeden soralım erteleme niyeydi?

Türkiye’deki işveren ve esnaf örgütlerinin Hükümet üzerinde kurduğu baskıyla kanunun uygulaması 2016’ya ertelendi. Üç temel sorumlu vardır; işverenler, devlet ve çalışanlar. Hiç biri sistemin dışında değildir. Hiçbirimiz değiliz.

-Madenlerle doğrudan ilgili olan 176 nolu sözleşmeyi niye kabul etmedik?

Kabul etmemiz gerekiyordu. ILO 176’da getirilen yükümlülüklere karşı işverenin çok sert bir duruşu vardı. ILO’nun 155 nolu, 161 nolu, 187 nolu ILO sözleşmelerini kabul ettik. Açık konuşmamız lazım. Çalışma Bakanımız bir soru önergesine cevaben “ILO sözleşmesindeki düzenlemeler zaten mevzuatımızda var, o nedenle imzalama ihtiyacı duymuyoruz” dedi. Bir ülke o normlara sahipse niye imzalamaz? Var mı mantığı? 176’da olan bir hükmü söyleyeyim. Diyor ki, yeraltındaki işçinin tespitini kolaylaştıracak bir sistemi kurmak zorundasınız. Var mı yok. Yeraltına inen işçinin sayısını ve yerini bile bilmiyorsunuz.

Soma’da imaj süper, realite berbat

-Soma Holding madeni için dendi ki Türkiye’nin en süperi. En iyisi buysa daha kötü şartlarda madenlerimiz var demek midir bu?

Soma bize imajın hiçbir şey olmadığını gösterdi. İmaj çalışmalarıyla işyerinize bakışı değiştirebilirsiniz ama realiteyi değiştiremezsiniz.

-Denetimde nerede sorun yaşıyoruz biz?

Denetimin temel ayağı risk analizidir. Kanunun bütün mantığı bunun üzerine kurulmuştur. Risk analizini iyi yapmazsanız denetimde olumlu sonuç alamazsınız. İkincisi, acil eylem planınız sağlam değilse de sorun yaşarsınız. Üç, denetimde kullandığınız checklistler vardır. İş müfettişlerimizin eline verilen, şu hususları denetleyeceksiniz diye. Bu checklistlerin gözden geçirilmesi lazım. Denetimlerin kâğıt üzerinden değil mekânlara inilerek yapılması için. Eğer o işyeri örgütlüyse, müfettişler sendika temsilcilerinin görüşlerini aldı mı? O sendika mensupları doğru açıklamalar yaptı mı? Bütün bunların temelinde ise iş ahlakı var. Olmadığı yerde istediğiniz yasayı denetimi müeyyideyi koyun, kılıfı uydurulur.

Tedbirden çalmış, kârını artırmış!

-İş ahlakı işyeri sahibinde mi aranmalı?

İş yeri sahibinde de, müfettişte de, ruhsat verende de, sözleşmeyi yapanda da bütün kesimlerde arayacağız. 135 dolara çıkarılan bir ton kömürün maliyeti 23 dolara düşürülmüşse bunu bir Allah kulu sorgulamaz mı? Kömürün fiyatı sabit çünkü. İki parametre var. Ya çok kömür çıkararak ya işçiliği düşürerek maliyeti düşürürsünüz. İş sağlığı, iş güvenliği de başta olmak üzere tedbirden ne kadar çok çalarsanız karınız o kadar artar. Sonra da 301 insan ölür, bunu ağlayarak söyleriz.

İş Güvenliği Konseyi acil toplanmalı

-Yıkmadan yapmak, yanlışlarımızı düzeltmek, işleri rayına koymak için öneriniz?

Kanundan hareketle söyleyeyim. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi’nin toplanması lazım, yılda iki kez. Bakan Bey’e soralım: Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi toplandı mı? Hangi kararları aldı, kararlar uygulandı mı? Toplanmamışsa acil toplanmalı. İş sağlığı güvenliğiyle ilgili stratejilerin, planların, sektörlere yönelik yapıların oluşturulması için. 2) Konseyin hemen akabinde madencilik, metal, inşaat, tersaneler gibi ölümcül kazaların olduğu sektörler başta olmak üzere, hiçbir sektörü ıskalamadan teknik heyetlerin genel risk analizlerini yapması lazım. 3) risk analizlerinin ve tedbirlerin acilen gözden geçirilmesi lazım. 4) yasal mevzuatın ve denetim mekanizmasının gözden geçirilmesi lazım.

Cezalar risklere ve etkiye göre olmalı

-Cezai yaptırımlar etkili mi sizce?

Cezai müeyyideler caydırıcı değilse uygulanabilirliği zayıflar. Bazı alanlarda cezalar küçük işletmeler için caydırıcılığı yüksek, büyük işletmelere ise zayıf görünüyor. Önerim şu: cezalar az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli olarak tasnif edilmeli. Tedbirsizlik büyük işletmelerde büyük tehlikeler doğurur. Risklere ve o riskin kaç işçiyi etkileyeceğine bakılması lazım. Sistemimiz yeknesak bir cezalandırma öngörüyor. Diğer önerim: İş sağlığı güvenliği kuruluna seçilen işçi temsilcilerine iş akdinin ciddi neden olmadan feshedilemeyeceğine, edilmesi halinde işine iade edileceğine, dava sürecinde ücretinin işçiye ödeneceğine dair çok detaylı bir düzenlemenin gelmesi lazım. 

İş kazası davalarında büyük hata var

-Hukuki müeyyide de sorun yok mu? Soma’da 301 kişiyi öldüren ihmaller zinciri için taksir gibi sınırlı bir hüküm işletiyor. Halbuki bile bile ihmal yani bilinçli kast yok mu?

Mevzuattan çok zihniyette yine sorun. Hukukunuzda kasta, bilinçli kasta dair de taksire dair de düzenleme var. Ne hikmetse iş kazaları taksirle başlıyor. Ceza Hukukumuz “alınması gereken tedbirler alınmamışsa, almamakta ısrar edilmişse bu kusur olmaktan çıkar, kasta dönüşür” diyor. O yüzden ey hukukçularımız, 301 kişinin öldüğü bu acı olayda kusurlar riskler görülmüş mü, uyarılmış mı, uyarılmış ve getirilmemişse bunu bir taksir, istenmeyen olay olarak değerlendirirseniz hukuken ve vicdanen yanlış yaparsınız.

Çalışanların sadece yüzde 5’i sendikalı
 
-Gelelim sendikaların iş güvenliğindeki sorumluluğuna?

Sendika mevzuu özel olarak gündem olmalı. Çalışan nüfusumuzun sadece yüzde 5’i örgütlü, 95’i değil çünkü. Temel sorun bu.

-Neden sendikaya üye olmuyor bizim çalışanlarımız?

Çünkü örgütlenme bilinci zayıf, örgütlenme ortamının uygun olmaması, örgütlenme hakkının güvenceye alınmaması.

-O yüzde beş fonksiyonlarını yerine getirebiliyor mu peki?

Hayır. Sendika içinde de örgütlenme bilinçlenme zayıf. Sendika lideriyle tabanın ilişkisi zayıf. Sendika yetkiyi almış ama acaba kaç işçi o örgütlenmenin arkasında. Örnek vereyim. Somadaki sendikanın başkanı tv’de “işveren beni çağırdı buraya işçi de bulabilecekseniz örgütlenebilirsiniz dedi” diyor. Böyle bir konuşmanın geçtiği ortamda sendika iş güvenliğini ne kadar denetleyebilir?

Sendika üyeliği kolaylaşsın temsilciye güvence gelsin

-Bir çalışan bir sendikaya üye oldu.. Başına “neler gelir”?

Karşılaşacağı ilk tehdit işini kaybetme riskidir. Mevzuata göre işveren işçiyi çıkarırken gerekçe sunmak zorunda. Ama o gerekçeyi 30’dan fazla çalışanı olan yerlerde arıyor. İşe iade davaları ancak o hallerde açılabiliyor. Diyelim işçi sendikaya üye oldu, işveren işten çıkardı, işçi iade davası açtı. Mahkemeniz bir buçuk, iki, üç yıl sürüyor. Geliriniz yok işiniz yok. Diyelim ki dayandınız, mahkeme dedi ki evet haklısın, işveren sendikal nedenle çıkarmış. Mevzuata göre işveren 12 ay ücreti tutarında tazminat vererek seni tekrar çalıştırmayabilir. Kanunen bir yıllık maaşı ödüyor gelme diyebiliyor.

-Adalet yerini bulmuş oluyor mu peki?

Tazminat verip sendikal nedenle çıkarılmayı meşrulaştırırsanız bu işçi bir daha sendikaya üye olur mu, olayı gören olur mu?

Lüks arabaya binen sendika başkanı olur mu?
 
-Mercedes’e binen sendika başkanı da gördü bu ülke ama patronun sendika başkanını satın alması mümkün müdür?

25 yıldır sendikal hareketleri bilirim. Hayır. Ama sendikalar örgütlendiği yerlerde varlıklarını sürdürmek için işverenle uyumlu olmaya özen gösteriyor mu diye sorsanız cevabım evettir. Bağımsız davranamadığında zaten sendikal hareket sorunlu bir alandadır.

-Sendikacıların yaşam biçiminde de bir sorun yok mu?

Var. Türkiye bunu sorgulamalı. Tür-İş, Hak-İş, Disk başta olmak üzere herkes bunu sorgulamalı. Bir sendika yöneticisinin yaşam standardı işçisinin 10-20 katı olamaz. Bu gerçeği herkesin görmesi lazım. İşçisine yabancılaşan bir sendikal kadro gerçek anlamda bir sendikal mücadele veremez. Veremiyor zaten. Türkiye’deki fotoğraf bazı sendikalar hariç böyle bir fotoğraf veriyor.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim