• BIST 110.248
  • Altın 155,510
  • Dolar 3,8333
  • Euro 4,5307
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C

Son On Yılda Bu Kadar Hak İhlali Yaşanmamıştı, Avrupa Birliği İhlaller Karşısında Hiç Bu Kadar Sessiz Kalmamıştı

Son On Yılda Bu Kadar Hak İhlali Yaşanmamıştı,  Avrupa Birliği İhlaller Karşısında Hiç Bu Kadar Sessiz Kalmamıştı
Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner 10 yıldır Türkiye’yi yakından takip ediyor.

Mülteci sorunundan gazeteci, işadamı ve akademiyenlerin tutuklanmasına, cumhurbaşkanına hakaret davalarından gazetelere kayyım atanmasına kadar bütün olayları izliyor.

Yıllardır Türkiye’yi takip eden Gardner’e göre 10 sene boyunca ülkede hiç bu kadar insan hakkı ihlalleri yaşanmadı.

İfade, basın ve toplanma özgürlüğü, kişi güvenliği, mülkiyet hakkı gibi temel hak ve özgürlükler uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. 1954 yılından beri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye, bir yandan bu hak ihlalleri ile boğuşurken diğer yandan Suriye’deki savaştan kaçan mültecilerin ülkemize gelmesiyle yeni sorunlarla mücadele ediyor. Farklı ülke ve bölgelerden göç eden 7 milyondan fazla insanın temel hak ve özgürlüklerini korumak için mücadele eden Uluslararası Af Örgütü ülkemizi de yakından takip ediyor. Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner 10 yıldır Türkiye’yi yakından izliyor. 2013 yılından bu yana araştırmalarını Türkiye’de sürdürüyor.

Gardner, mülteci sorunundan gazeteci, işadamları ve akademiyenlerin tutuklanmasına, cumhurbaşkanına hakaret davalarından gazetelere kayyım atanmasına kadar bütün olayları mercek altına alıyor. Yıllardır Türkiye’yi takip eden Gardner,” “10 sene boyunca ülkede bu kadar çok insan hakkı ihlalleri yaşanmadı.” diyor. Ona göre Avrupa Birliği ihlaller karşısında hiç bu kadar sessiz kalmamıştı.

Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinin hızlandırılması ve ek mali yardım yapılması karşılığında “mültecilerin geri gönderilmesiyle” ilgili imzalanan anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye-AB arasındaki en son anlaşma, mülteci haklarını değil, AB’nin sınırlarını korumak için yapıldı. Suriye krizi 5 yıldır yaşanıyor. II. Dünya Savaşı’ndan itibaren en büyük mülteci göçüne şahit oluyoruz. Özellikle Mısır, Lübnan, Türkiye gibi komşu ülkelere göç ediliyor. En fazla mülteci ise Türkiye’de var. 1951 Mülteci Sözleşmesi’nde sorumluluğun paylaşımını düzenleyen maddeler var. AB-Türkiye anlaşması sözleşmenin tam tersini istiyor. Bu ilkesel bir sorun. Türkiye’den Yunanistan’a gayrı nizamî geçişleri durdurmak için çok yanlış bir anlaşma.

Avrupa Birliği’nin mülteciler konusundaki tavrı insan haklarına büyük önem veren Avrupa ile zıtlık oluşturmuyor mu?

Türkiye ve Avrupa Birliği’nin mülteci anlaşması utanç verici. İnsan haklarını savunan bir blok olarak Avrupa Birliği adına kara bir gün.

Peki, mülteciler neden Avrupa’ya gitmek istiyor?

Türkiye mülteciler için kendi bütçesinden çok para harcadı. Ancak mültecilerin büyük çoğunluğu kötü şartlarda yaşıyor. Barınma şartları, sağlık sorunları, çocukların eğitim sorunu devam ederken mültecilerin Türkiye’de gerçek anlamda yaşaması imkansız. Sadece Suriye’den gelenler değil, Afganistan ve Irak’tan gelenler için de aynı şey söz konusu. O yüzden Avrupa’ya geçmek istiyorlar.

Türkiye mülteciler için ne kadar güvenli ya da güvenli mi?

Türkiye, mülteciler için güvenli bir ülke değil. Barınak, sağlık ve eğitim hizmetine erişim şartları yeterli değil. Mültecilerin kendi ülkelerine geri gönderilmeleri söz konusu. Yüzlerce mülteci Hatay ilinden Suriye’ye geri gönderildi. Bu bir ilk ve istisna değil. Afganistan ve Irak’ta da benzer durumlara şahit olduk.

AİHM’DEN TÜRKİYE ALEYHİNDE ÇOK SAYIDA MAHKUMİYET KARARI ÇIKACAK

İnsan hakları konusunda Türkiye’yi 10 senedir izliyorsunuz. Ülkenin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son 10 senede çok şey değişti. İşkence vakaları azaldı, mültecilerin korunmasında ciddi ilerlemler kaydedildi ve tutuklulukla ilgili olumlu gelişmeler oldu. Ancak bugün insan hakları konusunda kötüye gidiş söz konusu. Umarım geçici bir süreç olur. 10 sene boyunca bu kadar çok insan hakları ihlali yaşanmamış ve Avrupa Birliği ihlaller karşısında hiç bu kadar sessiz kalmamıştı.

Türkiye’de en çok hangi ihlallerin yaşandığını gözlemliyorsunuz?

Af Örgütü olarak bütün insan hakları konuları üzerinde çalışmıyoruz. Ağırlıklı olarak ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, mülteci hakları ve işkence gibi konular üzerine yoğunlaşıyoruz. Türkiye’nin AİHM’de en fazla hak mahkumiyeti alan ülke olması şaşırtıcı değil. Özellikle sokağa çıkma yasakları, askeri operasyonlar, orantısız güç kullanımı çok yaygın görülen sorunlar. AİHM’den Türkiye aleyhinde daha fazla ihlal kararı çıkacağına inanıyorum.İleride çok sayıda mahkumiyet kararı çıkacak.

Hizmet Hareketi’ne ait okullara, şirketlere, gazetelere kayyım atanıyor. Öğrencilere burs veren ve hareketi destekleyenler terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklanıyor. Yanlı medyada sürecin vatandaşlıktan çıkarılmaya kadar gideceği söyleniyor. Dışarıdan bakan bir göz olarak bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu, Türkiye’de yeni bir durum değil. Siyasî davalar neredeyse her gün açılıyor. Devam eden soruşturma ve mahkeme kararı yokken böyle bir adım atılması tamamen yanlış. Tespit edilen bir sorun varsa televizyon ve gazetenin siyasi bakışını değiştirmek hiçbir zaman meşru kabul edilemez. Asıl sorun yasalar ve yargı sistemi. Yargı sistemi fazla siyasî. Hiçbir zaman tarafsız ve bağımsız olmadı. Dün Kürtler’in siyasi aktivistleri yargılanıyordu. Bugün de Fethullah Gülen’e yakın gruplar yargılanıyor. Binlerce haksız dava AİHM’e taşınacak. Asıl çözüm AİHM değil. Yasa ve yargı sistemine reform gerekiyor.

GAZETECİLİĞİN MÜEBBETLE YARGILANMASI ÇOK VAHİM

Akademisyenlerin tutuklanması, gazetecilerin casusluk ve darbe gibi suçlamalarla cezaevine gönderilmesine Avrupa nasıl bakıyor?

Akademisyenlerin imza attıkları bildiride şiddeti teşvik yok. Dava açmak için bir neden de bulunmuyor. Tutuklama kararı büyük bir skandal. İnsan hakları, ifade özgürlüğü konusunda kısmen bir ilerleme olmuştu. Bugün tam tersine bir gidiş söz konusu. Hem ifade özgürlüğü hem de propaganda davalarında durum iç açıcı değil. 2013’le kıyasladığımızda durum çok daha kötü. Can Dündar ve Erdem Gül gazetecilik faaliyetinden yargılanıyor. Gazetecilik faaliyetlerinin müebbet hapis cezasıyla yargılanması Türkiye’de ifade özgürlüğü açısından çok vahim. Genel olarak ifade özgürlüğüne yönelik baskılardan en çok gazeteci ve aktivistler etkilendi. Ancak sıradan vatandaşlara da paylaşımları nedeniyle hakaret davaları açıldı, yargılanıyorlar. Bu sorunu çözmek için yasa değişikliği gerekiyor. Mevcut yargı sistemi ifade özgürlüğünü koruyamıyor. Yargı sistemi insan hakları ihlalleri karşısında çözüm olması gerekirsen sorun bizzat kendinden kaynaklanıyor. Sulh ceza hakimleri buna iyi bir örnek. Birçok sorun buradan kaynaklanıyor.

Türkiye’de cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile açılan dava sayısı 2 binleri buldu. Daha ilginci Türkiye’nin talebi üzerine Almanya’da Jan Böhmermann isimli komedyen hakkında benzer bir soruşturma başlatıldı. Bu duruma ne dersiniz?

Biz hakaret davaları konusunda bilgi edinme başvurusu yaptık. Adalet Bakanlığı ‘Bizde bu bilgiler yok’ şeklinde cevap verdi. Birkaç hafta sonra Adalet Bakanı bu konuda bin 845 dava olduğunu açıkladı. Avrupa Konseyi’nin standartları belli. Hakaret, hapis cezası ile sonuçlanabilen bir suç olmamalı. Özellikle hükümet ve devletin başındaki figürler için bir suç olmamalı. Ama görüyoruz ki Türkiye’de en çok cumhurbaşkanı ve hükümetin en yüksek pozisyonunda olan kişiler bu davaları açıyor. Almanya’daki komedyen çok saçma bir şiir okudu. Ancak gerçek bir hakaret değildi, komedi olduğunu herkes biliyordu. Cumhurbaşkanına hakaret edildiği için dava açılması çok saçma.

TÜRKİYE’DE YAŞAM HAKKI TEHLİKE ALTINDA

90’lı yıllardaki faili meçhuller ve AK Parti iktidarı döneminde Hrant Dink, Muhsin Yazıcıoğlu ve Tahir Elçi’nin ölümleriyle devam etti. Bu olayların hiç birinin aydınlatılamamasının sebebi ne sizce?

Cezasızlıkla ilgili hem yasa değişikliği hem de siyasî irade gerekiyor. 90’larda yaşanan insan hakları ihlaliyle ilgili soruşturmaların tekrar açılması umut oldu. Fakat son zamanlarda Temizöz kararı gibi çok kötü kararlar oldu. Hem geçmişte hem de bugün yaşanan ihlaller için cezasızlık söz konusu. Bir iyileşme var mı? Tam tersine giderek kötüleşiyor.

Suruç’taki patlamayla başlayan süreç ve Sultanahmet, Taksim, Ankara Garı , Kızılay’daki terör saldırılarıyla devam etti. Güvenlik kaygısı taşıyor musunuz?

Önemli bir güvelik problemi var. Bu olayları engellemek devletin temel sorumluluğu. Şiddet olayları arka arkaya yaşandığı için endişeler artmaya başladı. Türkiye’de yaşam hakkı gerçekten tehlike altında. Hem silahlı gruplar tarafından hem de devletin güç kullanımı konusunda ciddi sorunlar var. Askeri operasyonlarda da birçok silahsız kişi öldü. Silahlı gruplar tarafından çok sayıda kişi öldürüldü. Gerçekten üzüntü verici.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim