• BIST 104.918
  • Altın 146,889
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1825
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 29 °C

Sosyal Medya ve Nefret Söylemi

Sosyal Medya ve Nefret Söylemi
İstanbul Üniversitesi’nde hafta başında düzenlenen Bilişim Hukuku Sempozyumu’ndaki dikkate değer sunumlardan birisi de “sosyal medyada nefret söylemi” konusuydu.

Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar’ın sunduğu konu hayatımızda gittikçe daha çok yer eden sosyal medyadaki nefret söylemini ele almaktaydı. Nefret söylemi ve nefret suçuyla ilgili olarak farkındalık oluşturulması artık daha da önem arz etmektedir. Bu bilincin oluşturulması adına, söz konusu toplantıda tutulmuş olan bu notlar sosyal farkındalığa küçük de olsa bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır.  
 
Nefret söylemi; kişinin sahip olduğu bir özellik sebebiyle (örneğin dinsel inancı, ırkı, mezhebi, cinsel yönelimi) aşağılanması ve tahkire uğramasını ifade etmektedir. Örneğin siyahi bir insana yönelik “bu zencilerin hepsi ne iğrenç kokan insanlar” denilmesi nefret söylemine bir örnektir. “Senin yaptığını Yahudiler yapmaz” sözü ise bu konuda başka bir örnek olarak verilebilir. Sosyal medyada ise bu ifadeler kullanılırken hiç düşünülmemektedir. Bu ifadelerden gerçekten Yahudi olan, Alevi olan, zenci olan insanlar çok kötü etkilenmektedir.
 
Nefret suçu ise adı üzerinde bir suçtur. Nefret suçu, ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmiş bir fiilin mağdurlara karşı sadece sahip olduğu bu özelliği nedeniyle işlenmesidir. Örneğin öldürme fiilinin mağdurun cinsel tercihi nedeniyle işlenmesi durumunda nefret suçu da oluşmuş olacaktır. Herhangi bir insanın öldürülmesi şüphesiz suçtur. Ancak kişinin sahip olduğu herhangi bir özelliği nedeniyle öldürülmesi nefret suçunu oluşturmaktadır. Örneğin Almanya’da Türklerin ırklarından ötürü şiddete uğramaları, evlerinin kundaklanması nefret suçuna bir örnek oluşturmaktadır. Savaş zamanında Bosna’daki kadınların sadece Boşnak oldukları için sistematik bir biçimde tecavüzlere uğramaları da bu suça bir örnektir. Bizim mevzuatımızda ise nefret suçu eksik olarak düzenlenmiştir. Ceza Kanunu’nun 122.maddesinde düzenlenen nefret suçu uygulamada etkisiz kalmaktadır. Yapılması gereken iki düzenleme vardır:

1. Ceza Kanunu’nun 6.maddesindeki tanımlar kısmında “nefret saiki” kavramı tanımlanmalıdır.

2. Her suç tipinde o suçun nefret saikiyle işlenmesi durumunda ağırlaştırılacağı düzenlenmelidir.
 
Nefret söylemi ise ceza kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Ceza Kanunu’nun 216.maddesinde sayılan;

a. Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik

b. Alenen aşağılama

c. Dini değerleri alenen aşağılama

fiillerinin sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge ayrımcılığı gözetilerek işlenmesi durumunda cezalandırılacağı öngörülmüştür. Yani bir kişiye farklı bir mezhepte olduğu için hakaret edilirse, gayrimüslim diye hakaret edilirse, geldiği bölge itibariyle hakaret edilirse bu madde hükümleri uygulanabilir. İfade etmek gerekir ki uygulamada bu madde (mülga kanunun da 312. maddesi) kanunun amacının tam tersi yönünde uygulanmıştır. Bu madde uygulamada azınlığın korunması yerine çoğunluğu korumak için kullanılmıştır. Örneğin 1998’de Tayyip Erdoğan hakkında verilen mahkumiyet kararı[1] 312.maddenin kötüye uygulandığını gösteren örnek kararlardan birisidir. Kanunun bu maddesi ifade özgürlüğünü sınırlayıcı yönde yorumlanarak kanunun amacından sapan kararlara yol açmıştır. Yine Fazıl Say’ın mahkumiyet kararı da bu maddeden verilmiştir. Taha Akyol bu kararı yorumlarken Fazıl Say’ın sözlerini son derce çirkin bulmakla beraber bunların “kamu barışını bozmaya elverişli” sözler olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek çıkan mahkumiyet kararını eleştirmektedir[2]. Maddenin uygulamalarından anlaşıldığı kadarıyla bu madde ülkede genellikle egemen olan ideolojiyi korumaktadır. Aslında maddenin amacı azınlıkta kalan (Türkiye’de egemen olan Türk, Müslüman, Sünni, erkek ve heteroseksüel dışında) kesimleri korumaktır. Türkiye’de az önce sayılan özelliklerden birine dahi sahip olmayan kişiler şu veya bu şekilde mutlaka nefret söylemine maruz kalmaktadır.
 
En önemli noktalardan birisi de, ifade özgürlüğünün sınırı ile nefret söyleminin sınırının belirlenmesidir. İfade özgürlüğü nerede biter, nerede nefret söylemi başlar? Bu sorunun cevabını verebilmek için her somut olayın özelliklerine bakılarak hukuksal kriterler değerlendirilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde 10.maddede ifade özgürlüklerinin sınırlarına da değinilmiştir. Bunlar; sınırlamanın yasayla öngörülmüş olması, meşru bir amaca yönelmiş olması ve demokratik toplum düzeninin kurallarına uygun olmasıdır. Bu kriterler göz önünde bulundurularak bir ifade biçiminin yasaklanıp yasaklanamayacağı ortaya çıkartılmalıdır.

Sosyal Medya ve Nefret Söylemi

Nefret söylemi ile mücadele etmek gerekmektedir zira bu söylem nefret suçunun bir önceki basamağını oluşturmaktadır. Bunun tipik örneği Hrant Dink’in öldürülmesidir. Hrant Dink öldürülmeden önce sosyal medyadan aldığı tehditlerin haddi ve hesabı yoktur ve bunların sonucunda öldürülmesine gidilen yol açılmıştır.
 
İnsanlar kendilerini sosyal medyada daha rahat hissetmektedir. İnsanlar, toplum içinde kendi davranışlarını tutup kendilerine hakim olabilirken, sosyal medyada kendilerini adeta salmakta ve rahat hareket etmektedirler. Reel dünyada asla söylenmeyecek şeyler klavyenin başında oldukça rahat söylenmektedir. Dolayısıyla sosyal medyada bir toplumsal kontrol eksikliği vardır.
 
Sosyal medyanın yaygınlığı ayrı bir önem konusudur. Türkiye’de kullanılan akıllı telefon sayısının 25 milyonun üstüne çıktığı göz önüne alındığında sosyal medyanın ne kadar yaygınlaştığı daha net görülmektedir. Sosyal medyada nefret söylemi içeren yorumların insanlara popülerlik sağladığı da göz önüne alındığında nefret söyleminin sosyal medyada neden daha rahat kullanıldığını anlamak kolaylaşmaktadır.

Çözüm Önerileri

Bu sorunun çözümü yasal değişiklikler ile mümkün değildir. İfade özgürlüğünü kısıtlayıcı son değişiklikler (internet düzenlemeleri) göz önüne alındığında nefret söylemini engelleme adına yapılan değişikliklerin daha tehlikeli sonuçlar doğurarak ifade hürriyetini kısıtladığı görülmektedir. Bilinmelidir ki bir yanlış başka bir yanlışla düzeltilemez.
 
Burada yapılması gereken bir farkındalık oluşturmaktır. Nefret söyleminin kötü bir şey olduğu konusunda farkındalık yükseltilmelidir. Sosyal medyada ortaya çıkan nefret söylemlerini düzenli olarak izleyen ve raporlayan bir sistem oluşturulmalıdır. Bu çalışmaları daha çok sivil toplum kuruluşları yapabilir. AB’nin bu konuda hibe programları ise sivil toplum kuruluşlarına finansal olarak yardımcı olabilir. Kim, ne zaman, hangi nefret suçunu işlemiş ve hangi cezaları almış bunlar tespit edilmeli ve raporlarla yayımlanarak farkındalık ve caydırıcılık oluşturulmalıdır.
   
Şikayet ve ihbar müesseselerinin sosyal medya araçlarında yaygınlaşması ise ayrı bir önem etmektedir. Twitter ve Facebook gibi sosyal medya ağlarının da kullanmaya başladığı bu mekanizma yaygınlaştırılmalı ve bu konuda yaygın bir bilinç oluşturulmalıdır.

 
Arif Gözel / Ankara Strateji Enstitüsü

[1] http://dosyalar.hurriyet.com.tr/hur/turk/98/09/24/gundem/12gun.htm
[2] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23062474.asp

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim