• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 3 °C

Suriye Sınırları Dahilinde Güvenli Bölge Kurmanın Uluslararası Hukuka Uygunluğu

Suriye Sınırları Dahilinde Güvenli Bölge Kurmanın Uluslararası Hukuka Uygunluğu
Suriye sınırımızda yaşanan gelişmeler nedeniyle, Suriye topraklarında “güvenli bölge” oluşturulması planı, uluslararası hukuka uygun mu?

Sungur Süleymanoğlu / Ankara Strateji Enstitüsü

Seçim ve koalisyon tartışmalarının arasında, en az onlar kadar önemli meselelerin gündeme geldiği kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu önemli meselelerden biri de Suriye sınırımızda yaşanan gelişmeler nedeniyle, Suriye topraklarında “güvenli bölge” oluşturulması planı olarak karşımıza çıkmıştır.

Murat Yetkin’in Radikal’de yayınlanan “Hükümet Suriye’ye müdahale istiyor, asker çekiniyor” (27.06.2015) ve “Bugün Suriye, yarın seçim senaryosu mu?” (30.06.2015) başlıklı yazıları, Hükümetin Suriye sınırında yaşanan hareketlilikleri yakından takip ettiğini ve hadiseler karşısında edilgen bir unsur olarak kalmama niyetini kamuoyuna aktarırken, Abdülkadir Selvi’nin Yeni Şafak’ta yayınlanan “Suriye ile savaşa mı giriyoruz?” (30.06.2015) ve “MGK’da konuşulan kırmızı çizgiler” (01.07.2015) başlıklı yazıları anılan gelişmelerin sadece “niyet” olmadığını ve bir “gerçeklik” olarak karşımızda durduğunu gözler önüne serdi.

Suriye Sınırları İçerisinde Gerçekleştirilecek Olası Bir Operasyonun Niteliği ve Detayları

Türk siyasetinde açıklama yapmaya en yetkili kişilerden olan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, 30 Haziran 2015 tarihinde yaptığı basın toplantısında, Türkiye’nin başından beri Suriye’de uçuşa yasak bölge ya da güvenli bölge oluşturulması yönünde kararlı bir tavır sergilediğini ifade etti.

Diğer yandan, Selvi’nin 1 Temmuz tarihli yazısında “Güvenli Bölge Kobani ile Afrin arasında IŞİD'in kontrol ettiği 110 kilometrelik Cerablus Bölgesine kurulacak. 33 Kilometrelik derinliği olan bu hattan içeriye 15 kilometre kadar girilmesi planlanıyor.” bilgisi dikkat çekmektedir. Buna göre, askeri operasyon üzerinde detaylı bir çalışma yapıldığı anlaşılmaktadır.[i]

Peki, Türkiye’nin Suriye ve Irak devletlerinden güçlü, bölgedeki IŞİD ve Nusra Cephesi gibi devlet dışı aktörlerden düzenli ve/veya şanlı bir geçmişe sahip olması Suriye’ye yönelik bir askeri operasyonu hukuka uygun kılar mı?

Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanma Yasağı ve İstisnaları

Uluslararası hukukta “kuvvet kullanmanın’’ koşulları ve istisnaları temel olarak Birleşmiş Milletlerin (BM) kurucu anlaşması olan BM Şartı’nda belirlenmiştir. BM Şartı’nda devletlerin kuvvet kullanması iki istisna dışında yasaklanmıştır. Bunlardan birincisi Şartın 7'nci Bölümü kapsamında uluslararası barış ve güvenliğin tehdit edilmesi halinde BM Güvenlik Konseyi'nin kuvvet kullanımına müsaade etmesi, ikincisi ise yine Şartın 51'inci maddesi uyarınca silahlı saldırıya uğrayan bir devletin “meşru müdafaa hakkını’’ kullanmasıdır. Meşru müdafaa hakkının kullanılması müstakil ya da müşterek hareket ederek olabilmektedir. Müşterek hareket edilmesi hali, “ortak meşru müdafaa” (collective self-defence) olarak adlandırılmaktadır.

Meşru Müdafaa Hakkının Kullanılması

Türkiye’nin, sınır ihlali yapmaksızın Suriye devletinden gelen saldırılara karşı tek yanlı olarak meşru müdafaa hakkını kullanması mümkündür. Söz konusu hak kullanılırken gereklilik ve orantılılık gibi ilkelere riayet edilmesi, ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin ivedilikle gelişmelerden haberdar edilmesi gerekmektedir.[ii]

Ortak meşru müdafaa hakkının kullanılmasında ise, kuvvet kullanılarak kendisine yardım edilecek ülkenin rızası aranmaktadır. Suriye bakımından, hali hazırda ülkenin resmi temsilcisi olan Esad Hükümetinin Türkiye’den bu yönde bir talebi olmamıştır.

IŞİD’le mücadele eden uluslararası koalisyonun 2014 yılının Eylül ayında operasyonlara başlamasının ardından ABD yönetimi, Esad’ın bu yönde bir çağrısı olmamasına rağmen tek taraflı olarak harekete geçmiş ve IŞİD'in Suriye'deki hedeflerini de vurmaya başlamıştır. ABD'nin, Suriye'de bulunan bazı hedefleri vurmasının ardından, ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Samantha Power, BM Güvenlik Konseyi'ne iletilmek üzere BM Genel Sekreteri'ne bir mektup yazmıştır. Mektupta, Irak'ta yürütülen mücadelenin uzantısı olarak Suriye'deki IŞİD hedeflerinin vurulduğu belirtilmiştir.  Power, mektubunda devamla, “devletlerin tehlikeyle mücadelede etmede gönülsüz olması (unwilling) ya da mücadele edecek imkânlara sahip olmaması (unable)” kriterlerinden bahsetmiş ve ABD'nin kuvvet kullanmasının hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Bununla birlikte, IŞİD’le mücadele eden koalisyona destek veren Batılı ülkeler, o dönemde, Power’ın ortaya koyduğu hukuki argümanı yetersiz bularak, katkılarını Irak’ta yürütülen operasyonlarla sınırlamışlardır.

Diğer yandan, Irak Hükümetinin daveti üzerine IŞİD’e karşı yürütülen uluslararası askeri operasyonların, IŞİD’in Suriye topraklarından kaynaklanan saldırıları nedeniyle, Suriye’deki hedefleri de kapsayacak şekilde genişletilebileceği düşüncesi Batı’da taraftar kazanmaktadır.[iii] Dikkat edilmesi gereken bir husus, zaman zaman Suriye’deki hedeflere yönelik saldırılar gerçekleştiren ABD’nin de bahse konu operasyonlara katılmayı düşünen Batılı devletlerin de Suriye’ye asker göndermemeleridir.

Suriye’de Olası Bir Operasyonun Siyasi Yansımaları

Suriye topraklarında “kuvvet kullanma” kararının gerek ulusal gerek uluslararası alanda siyasi yansımalarının olmaması düşünülemez. Uluslararası barış ve güvenliğin korunması meselesi hassas bir meseledir. Orta Doğu gibi pek çok büyük devletin doğrudan müdahil olduğu coğrafyalarda bu hassasiyet daha da artmaktadır. Hukukun kesin geçerlilik kazanmış ve tüm taraflarca kabul edilmiş kuralları geniş yorumlayan devletler belirli riskleri göze almış olurlar.

Batılı medya Türkiye’nin almaya hazırlandığı güvenli bölge kararını “işgal” başlığıyla vermeye ve Kürt halkını “Batı’nın bölgedeki ortağı” olarak ifade etmeye başlamıştır.[iv] “İşgal” ifadesinin gerçekleştirilmesi planlanan operasyonun hukuka aykırı olacağını ima ettiği açıktır.

Öte yandan, 2011 yılında, Libya'daki Kaddafi rejiminin sona ermesi ile neticelenen NATO’nun askeri operasyonlarının ardından ABD ve Batı'nın (NATO öncülüğünde) kuvvet kullanma tekliflerine şüphe ile yaklaşmaya başlayan Rusya’nın bir NATO müttefiki olan Türkiye’yi Suriye’de görmeye ne kadar sıcak bakacağı tartışmalıdır. Keza, İran’ın bölgedeki çıkarlarının Türkiye’nin tek taraflı olarak güvenli bölge oluşturma kararıyla ne kadar örtüştüğü soru işaretidir.

Türkiye’nin, haklarını ve çıkarlarını korumak istemesi doğaldır. Bununla birlikte, uluslararası ilişkilerde, hukuka uygun görünen bir fiilin, failini hesap verme yükümlülüğü altında bırakabileceği akılda tutulmalıdır.

Buna bağlı olarak, yabancı bir ülkeye asker göndermeden önce mümkün olan tüm yolların (siyasi, diplomatik vb.) tüketildiğinden emin olunmalı, mümkünse BM Güvenlik Konseyi’nin onayı alınmalı ve diğer müttefik ülkelerle birlikte hareket edilmelidir.

 

[i] Diyarbakır’a savaş uçağı takviyesi başlıklı haber için bkz. “http://www.haberturk.com/gundem/haber/1097629-diyarbakira-savas-ucagi-takviyesi” (01.07.2015).

[ii] Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın 30 Haziran 2015 tarihinde yaptığı basın toplantısında şu ifadeleri kullanımıştır:  “Bu çerçevede geçtiğimiz kısa süre zarfında Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla başta BM Genel Sekreteri olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya, Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı Malezya, Avrupa Birliği, NATO ve İslam İşbirliği Teşkilatı ile bu konularda istişareler yapılmış, görüşlerimiz kendilerine aktarılmış…”

[iii] BBC Türkçe’nin “İngiltere'de 'IŞİD'i Suriye'de de vuralım' sesleri” başlıklı haberi için bkz. “http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150702_ingiltere_isid” (02.07.2015).

[iv] The New York Times: “http://www.nytimes.com/aponline/2015/06/29/world/europe/ap-eu-turkey-syria.html?_r=0”.  The Telegraph: “http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/turkey/11706383/Turkey-planning-to-invade-Syria.html” (29.06.2015), Stratfor: “https://www.stratfor.com/analysis/how-turkey-would-invade-syria” (30.06.2015).  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim