• BIST 104.918
  • Altın 147,061
  • Dolar 3,4842
  • Euro 4,1810
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 17 °C

Suriyeli Mülteciler, Geri Göndermeme İlkesi ve Türk Vatandaşlığı

Şafak BAYRAM

Suriye’deki iç savaş ve Suriyeli mülteciler sadece Türkiye’nin değil uluslararası toplumun da büyük bir problemi haline geldi. İç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve kayıtlı olarak başka ülkelere sığınan Suriyeli sayısı 4 milyonu aşmış durumda.[1] Bu sayının yaklaşık olarak yarısını Türkiye’ye giriş yapanlar oluşturuyor. Geriye kalanlar ise büyük çoğunlukla Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’a iltica edenler.[2]

İç savaş sebebiyle yerlerinden edilen Suriyeliler iltica ettikleri komşu ülkelerden Avrupa ülkelerine ilerleme eğilimindeler. Savaşın başladığı 2011 yılından beri Avrupa Birliği ülkelerine sığınma talebinde bulunmuş Suriyeli sayısı Eylül 2015 verilerine göre 428,735. [3] Avrupayı esasen alarma geçiren ise kayıt dışı yollarla giriş yapmak isteyenler.

Suriye’deki iç savaş neticesinde oluşan sığınmacı topluluğu gibi büyük nüfus kitlelerinin devletlerce ülke sınırlarına kabulü ekonomik, sosyal ve politik birçok sorunu beraberinde getirebilir. Bu nedenle devletler toplu sığınmacıların kabulüne sıcak bakmıyor. Ancak uluslararası hukuk açısından devletlerin savaştan kaçan sığınmacıları kabul yükümlülüğü vardır. Suriye’deki iç savaştan kaçan kişilerin  kabulü, sığınma ve mülteci hukukunun temeli olan geri göndermeme ilkesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

Geri Göndermeme İlkesi

 

Geri göndermeme ilkesi,(non-refoulement-geri gönderme yasağı), kendi ülkelerindeki olumsuz bazı koşullardan kaçarak güvenli bir ülkede yaşamak isteyenler için koruma sağlayan bir uluslararası hukuk ilkesidir. En genel şekliyle ilke devletlere, zulüm ve hayati tehlike tehdidinden kaçarak kendisine sığınan kişileri kendi devletlerine geri göndermeme yükümlülüğü yükler.[4]

Geri göndermeme ilkesi hem mülteciler hem de sığınmacılar bakımından geçerlidir. Mülteci; ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağını düşüncesi ile ülkesini terk edip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından ’kabul’ edilen kişidir. Yani mültecilik sığınma talebinde bulunulan ülke tarafından sığınma talebinin kabul edilmesiyle verilen bir statüdür.

Sığınmacı ise; Yukarıdaki nedenlerden dolayı ülkesini terk eden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülkenin yetkilileri tarafından ’soruşturma’ safhasında olan statüsü belirlenmemiş kişidir.

Dolayısıyla; geri göndermeme ilkesi devletlerin, bir şekilde ülke sınırlarından içeri girmiş kişileri zulüm veya hayati tehlikeyle karşılaşacakları yerlere göndermelerini yasaklar. Bu ilke çerçevesinde devletler aynı zamanda; henüz sınırları içerisine girememiş, kendi ülkelerindeki zulüm ve hayati tehlikeden kaçarak sığınma talebinde bulunan kişileri ülkeye kabul etmekle veya üçüncü bir güvenli ülkeye göndermekle de yükümlüdür.[5]

1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statülerine İlişkin Sözleşmenin yanı sıra Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi işkence yasağı maddesinde de düzenlenen geri göndermeme ilkesi, aynı zamanda uluslararası bir örf adet kuralı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, yukarıdaki sözleşmelere taraf olsun olmasın tüm devletleri bağlayıcı bir ilkedir.[6] Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye kabulüne de bu hukuki çerçeve ile bakılmalıdır.

Türkiye 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olmakla birlikte sözleşmeye koyduğu çekince doğrultusunda sadece Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımaktadır. Suriye’den gelenler bu sözleşmenin kapsamına dahil olmasa bile geri göndermeme ilkesi tüm devletleri bağlayıcı uluslararası bir örf adet kuralı olduğu için Türkiye’deki Suriyeliler için de geçerli bir ilkedir. Bu bakımdan Türkiye, Suriyeli sığınmacıları yaşam hakkı ihlaliyle, işkence zulüm ve insanlık dışı muameleyle karşılaşabilecekleri çatışmaların devam ettiği Suriye’ye geri göndermemekle yükümlüdür.

 

İç Hukukta Suriyelilerin Statüsü

 

Türkiye 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne ve 1967 tarihli Protokol’e sadece Avrupa’dan gelenler şeklinde çekince koyduğu için Türkiye’deki Suriyeli yerinden edilmiş kişilere mültecilik statüsü veremiyor. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’deki statüsünü belirleyen iç hukuk mevzuatı 11 Nisan 2013’te yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur. YUKK’nda da geri göndermeme ilkesi yer alıyor. Geri göndermeme ilkesinin devlete yüklediği yükümlülükler iç hukukta da düzenlenerek pekiştirilmiştir.

2013 yılı AB İlerleme Raporu’nda övgüyle bahsedilen YUKK’nda Avrupa dışından gelen sığınmacılara geçici koruma sağlamak için şartlı mültecilik statüsü düzenlenmiştir.

Şartlı mültecilik, Türkiye’ye iltica etmek zorunda kalmış Suriyelilerin durumunu karşılayan bir statüdür. Buna göre bir şekilde ülke sınırlarının içerisine girmiş veya sınır kapılarında bekleyen kişilerin başvuruları valiliklerce değerlendirilir. Şartlı mültecilik statüsünün verilmesini gerekli kılacak zulme uğrama tehlikesinin veya hayati tehlikenin olup olmadığı incelenir. Şartlı mültecilik statüsü tanındıktan sonra üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.

Görüldüğü üzere Suriyelilerin Türkiye’ye kabulü siyasi ve ekonomik hesapların ötesinde değerlendirilmesi gereken, insani temelleri olan hukuki bir zorunluluktur.

 

Suriyeli Şartlı Mülteciler ve Türk Vatandaşlığı

 

Türk Hukukunda mültecilerin veya sığınmacıların Türk vatandaşlığını kazanmalarına yönelik ayrıcalık tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. Türkiye’deki şartlı mülteci statüsüne sahip Suriyelilerin kendi ülke vatandaşlıkları devam etmektedir. Suriyeli şartlı mülteciler Türkiye’de vatandaşlık bakımından yabancı statüsüne sahipler. Bu statü gereği Türkiye’deki Suriyeliler elbette ki Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda öngörülen ve yabancılara tanınan Türk vatandaşlığının sonradan kazanılması yollarından birine başvurulabilir.

Suriyeliler, Türk vatandaşlığını genel yoldan kazanmak için Türkiye’ye yerleşmeye karar verdiklerini davranışları ile teyit etmeli ve başvuru tarihinden geriye doğru kesintisiz 5 yıl Türkiye’de ikamet ettiğini belgelemelidir.( Bu 5 yıl içerisinde toplam 6 ayı geçmemek üzere Türkiye dışında bulunulabilir.) Ayrıca kanunda öngörülen diğer şartlar da sağlanmalıdır. Ancak bu şartlar sağlansa dahi yetkili makam vatandaşlık kazandırma işlemini gerçekleştirmeyebilir.

Suriyeliler evlilik yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunmak için; aile birliği içinde yaşama ve evlilik birliğine aykırı faaliyetlerde bulunmama şartıyla en az 3 yıldır bir Türk vatandaşı ile evli olduğunu ispat etmelidir. Ayrıca reşit olmayanlar bakımından evlat edinilme yoluyla da Türk vatandaşlığı kazanılabilir.

Türk vatandaşlığının kazanılması için TVK’nda sayılan bu yollara şartları sağlamak koşuluyla tüm yabancılar başvurabilir. İç savaş ve mültecilik sorunlarının baş göstermesinden çok önce Türkiye’ye gelen Suriyeliler bu yollara başvurabileceği gibi, şartlı mülteci statüsüyle Türkiye’de bulunan Suriyeliler de bu yollara başvurarak Türk vatandaşlığını kazanabilir.

Suriyeli şartlı mültecilerin Türk vatandaşlığı konusu özellikle, vatandaşlara özgü seçme seçilme hakkı bakımından önem taşıyor. İçişileri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nce verilen bilgiye göre Suriyeli şartlı mültecilere yönelik usulüne aykırı bir vatandaşlık kazandırma işleminin yapılması söz konusu değildir.

 

Şartlı Mültecilik Statüsünün Sona Ermesi

 

Türkiye’de şartlı mülteci statüsüyle bulunan Suriyeliler uluslararası hukuk ve YUKK çerçevesinde geçici bir koruma altına alınmıştır. YUKK’nda şartlı mültecilik statüsü verilmesini gerektiren koşullar ortadan kalktığında, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanabilecek durumda olanlar bakımından geçici uluslararası korumanın sona ereceği düzenlenmektedir.

Sonuç olarak; Suriyede’ki zulüm ve hayati tehlike tehdidi sona erdiğinde Türkiye’deki Suriyeli şartlı mültecilerin bu statüleri sona erecektir. Bu durumda Suriyelileri geri gönderme yasağı söz konusu olmayacaktır. Suriye iç savaşı devam edecek olursa; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile işbirliği yapılarak uluslararası çözüm yolları aranabilir.[7] Türkiye, Suriyelilerin nüfus yoğunluğunu azaltmak için kamu düzeni ve kitlesel nüfus artışı gerekçesiyle BMMYK gözetiminde ve işbirliğiyle yapılabilecek eve gönüllü dönüş ve üçüncü bir ülkeye yerleştirme seçeneklerini de kullanabilir.

Dünya’yı alarma geçiren mülteci krizi uluslararası gündemde yerini almış bulunuyor. Uzayan Suriye iç savaşı ve sığınma talep edilen ülkelerin pragmatik yaklaşımı çözüme ulaşmadaki mesafeyi uzatsa da beklentiler; insani bir yaklaşım ve uluslararası müzakere ile Suriyeli mülteciler için güvenli bir gelecek sağlanabilmesi yönünde.

 


[1] http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php 04 Ekim 2015’de güncellenen istatistiklere göre bu sayı:4,185,302

[2] http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php 02 Ekim 2015’de güncellenen istatistiklere göre bu sayı:2,072,290

[3] http://ec.europa.eu/echo/files/aid/countries/factsheets/syria_en.pdf

[4] Geri Göndermeme (Non-Refoulement) İlkesinin Uluslararası Hukuktaki Konumu Üzerine Bir Değerlendirme Elif UZUNhttp://www.ceeol.com/aspx/issuedetails.aspx…
 

[5] AB Sığınma Hukuku- Mehmet Özcan (giriş bölümü)

[6] Geri Göndermeme (Non-Refoulement) İlkesinin Uluslararası Hukuktaki Konumu Üzerine Bir Değerlendirme Elif UZUN

[7] http://www.unhcr.org.tr/?page=52

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim