• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -3 °C

Suriye'li Mülteciler Sorununa İnsani Bir Bakış

Suriye'li Mülteciler Sorununa İnsani Bir Bakış
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Suriye'li mültecilerin durumu kaleme aldığı bir yazı ile değerlendirdi. Feyzioğlu; "bu sorun artık hepimizin sorunudur" dedi.

Bir buçuk milyondan fazla Suriyeli mültecini suça bu denli yakın olması, 76 milyon insanımızın huzur ve güvenliğinin tehlikede olması demektir. İzlediği hayalperest dış politika ile bu insanların ülkelerinden kaçmak zorunda kalmasında kilit rol oynayan Türkiye’de hiç kimsenin “Bana ne” deme şansı yoktur. Bu sorun hepimizin ve elbirliğiyle çözmek zorundayız. Hem de çok geç olmadan.

1. Suriyeli mülteciler; evlerini, köylerini, şehirlerini, Türkiye'nin taşı toprağı altınmış, gezelim görelim diye terk etmediler. Bir tur şirketiyle anlaşıp, Türk şehirlerinin sokaklarında yaşayalım, parklarında yatalım, meydanlarında el açıp sadaka isteyelim diyerek evi barkı bırakıp gelmediler. Bu insanlar canlarını kurtarmak için kaçtılar ve Türkiye'ye sığındılar. Ülkelerinin bu hale gelmesinin nedenleri arasında yer alan bir dış politikayı "stratejik derinlik"li bir marifet olarak takdim eden komşu ülke Türkiye'ye...  "Bize ne Suriyelilerden" diyenler için kısaca hatırlatmakta fayda var. Suriye, maalesef Türkiye'nin de etkin şekilde yer aldığı dış güçlerin müdahalesiyle acımasız bir iç savaşın pençesine düştü. Kaldı ki onlar bizim komşumuz ve bizim fıtratımızda (!) zora düşürmek yok ama zora düşene yardım etmek var.

2. Bölge kan gölüne dönmüş durumda. Dünyanın en acımasız terör örgütlerinden IŞİD,  Esad'ı devirmeyi saplantılı bir "dış politika" haline getirmiş Türkiye'nin lojistik ve muhtemelen silah ve cephane desteğiyle güçlendi. Musul'u işgal etti. Barzani de fırsattan istifade (hazır Türkiye'nin de kırmızı çizgisi falan kalmamışken) Kerkük'e girdi; "Kerkük Kürtlerindir, Türkmenlerin garantisi de biziz" dedi.  IŞİD ilerlemesini sürdürüyor. Kendi mezhebinden olmayan herkesi acımasızca katlediyor; katliamdan kurtulmak isteyen insanlar elli dereceyi bulan kavurucu sıcakta, kendini yollara, dağlara vuruyor.

 3. Türkiye ve Katar'ın politik olarak yanında yer aldığı Hamas, İsrail'i Gazze'den vurmaya başladı. Artık kendine hayrı kalmamış Suriye'nin Filistin'e arka çıkması mümkün değildi. Oyun sahası kendine kalan İsrail, Gazze'yi vurdu, vurdu, vurdu. Ta ki katledilenlerin bir sinema filminin figüranı değil hakiki insanlar olduğunu anlayıp da bu kadarı fazla diyen kamuoylarının zorlamasıyla ABD'nin ve Avrupa'nın oyun kurucu devletlerinin ateşkes ilan ettirmesine kadar.

4. Sözü uzatmayalım. Kuruluş felsefesi olan "yurtta barış, dünyada barış" ilkesini terk edip,   hayalperest bir politika benimseyen Türkiye'nin izlediği tehlikeli ve yanlış stratejilerin azımsanmayacak etkisiyle, Irak ve Suriye fiilen bölündü. Kimin kimle düşman veya müttefik olduğu bile belli değil ancak günden güne değişen iç savaşların bölgeyi onlarca yıl daha kan gölüne çevirmeye devam edeceği besbelli. Aslında olup bitenlerin özeti şu: Küresel ve bölgesel aktörler (oyun kurucu esas oğlanlar ile taşeronluk yapan yardımcı oyuncular), bölgedeki insanların hayatlarının üç kuruş değer görmediği acımasız bir enerji savaşı içindeler.

5. Türkmenler, Kürtler, Araplar, her dinden her mezhepten huzur ve güvenlik içinde yaşamak isteyen her insan perişan. Filanca devletin falanca politikası; öldürülen, sakatlanan, tecavüz edilen, evinden yurdundan sürülen bir tek insanın bile yaşadığı zulmü haklı gösteremez.

6. Bu kadar sözden sonra gelelim Suriyeli mülteciler sorununa. Esad bir yandan, IŞİD diğer yandan vurdu. Bir buçuk milyondan fazla mülteci, Türkiye'ye kaçtı ve sığındı. Sorun,  hepimizin sorunu. Farkına varalım artık. Görmezden gelerek, söverek, sayarak çözülmüyor işte. O zaman önce kabullenmek sonra bilimsel çözümler üretmek gerekiyor. "Kim yapacak" teslimiyetçiliğine ise oldum olası karşıyım. Biz düşüneceğiz ve yine biz, hep birlikte yapacağız.

7. Şehirlerimizde yaşamak zorunda kalan bu insanlar, aç ve açıkta. Kadınlar fuhuşa zorlanmaya başladı bile. Zaten zalimin ilk darbesini önce kadınlar yemez mi hep! Çocuklar sokakta büyüyor, okumayı değil, dilenmeyi öğreniyor.

8. Gitmeyecekler. Hallerinden pek memnun oldukları için değil elbette. Ortadoğu'da iç savaşları başlatmak kolay, sonlandırması zor olduğu için. Kim bilir ne zaman evleri, köyleri, şehirleri yaşanabilir olacak yine.

9. O zaman her biri suç mağduru ve suç faili olmaya çok yakın bu insanların dramını anlamak ve hem onlar hem kendimiz için onları sahiplenmemiz gerekiyor. Sadece insaniyet namına desem bile yeterli olmalı ama dahası da var. Bir buçuk milyondan fazla insanın suça bu denli yakın olması, yetmiş altı milyon insanın huzur ve güvenliğinin tehlikede olması demektir.

10. Peki ne yapmalıyız?

a) Önce bu olağanüstü durumun sebeplerini anlamalı ve mültecilerin büyük kısmının geri dönmeyebileceğini öngörmeliyiz. Toplumla uyumlaştırma çalışmasına bir an önce başlanması akılcı yoldur.

b) O halde derhal bir eğitim planlaması yapılmalıdır.

c) Çocukların eğitimine özel önem verilmelidir.

d) Meslek sahibi olanlar belirlenmeli ve işe yerleştirme programı başlatılmalıdır. Gerekirse devlet, daha büyük olumsuzlukları önlemek için istihdam fazlasını göze almalıdır.

e) Okul yaşı geçmiş ve mesleksiz olanların mesleki eğitimi planlanmalıdır.

f) Barınma sorunu çözülmelidir.

g) Nüfus planlaması için destek verilmelidir.

h) Hem mültecilerin hem de onlarla aynı şehirlerde yaşayan yurttaşların sağlığı açısından sağlık taramaları düzenli olarak yapılmalıdır. Zor da olsa, şimdilik kısmi de yapılsa sağlık güvencesi sağlanmalıdır.

11. Özetle, Suriye'den ülkemize gelen insanların, insan gibi yaşaması hem onlar hem bizim için sağlanmalıdır.

12. Elbette bu asgari standartların tamamı, yurttaşlarımıza da sağlanmalıdır. Bütün bunlar için tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçişin zorunlu olduğu aşikârdır.

Sevgili dostlar, bu sorun artık hepimizin sorunu.

Dilerim yeni zorunlu göç dalgalarıyla karşılaşmayız.

Yine de acı gerçeği parmağımızla gösterelim: Türkmen kardeşlerimiz de büyük zulüm görüyor. Onlar da bize sığınmak zorunda kalacak gibiler.

Bu arada, herkes hatırlıyor değil mi? Musul Başkonsolosluğumuzun elli civarında görevlisi, aileleriyle birlikte hala IŞİD'in elinde tutsak. Birileri unutturmak istiyor gibi geldi de, hatırlatayım dedim.

Umudun SİZ'de olduğunu unutmayın ve sebep-sonuç ilişkilerini düşünmekten asla vazgeçmeyin.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim