• BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C

“Tahir Elçi Bugün Bizim En Çok İhtiyaç Duyduğumuz Bir Köprü İnsanıydı”

“Tahir Elçi Bugün Bizim En Çok İhtiyaç Duyduğumuz Bir Köprü İnsanıydı”
TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU ile Tahir Elçi suikastını ve sonrasında yaşananları konuştuk. Meslektaşı Elçi’yi anlatırken zaman zaman boğazı düğümlenen Feyzioğlu, “korkarım faili meçhul cinayetler yeniden başladı” dedi.

Röportaj: Mehmet AYSAN / Barotürk Dergi

Başkanım tanıdığınız Tahir Elçi nasıl bir insandı. Bize kısaca hem bir meslektaş olarak hem de zaman zaman mesai yaptığınız bir arkadaş olarak Tahir Elçi’yi anlatır mısınız?

İnsan gibi insandı. Biz hala Tahir Bey'in hayattan koparıldığına inanamıyoruz. Olmamalı, yok diyoruz, kötü bir rüya gibi bu. Kâbus gibi. Tabii ateş düştüğü yeri yakıyor. Ben ailesinin durumunu tahmin edebiliyorum ama ancak başına gelen tam anlamıyla anlayabilir. Tahir Elçi, bugün bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz köprülerdendi. “Köprü insan”dı. Zaten savaşlarda o köprüleri havaya uçururlar hep. Köprünün iki yakası vardır. Bu yüzden köprü denir. Toplumların içinde büyük kırılmalar olmaya başladığında karşılıklı kutuplarda yer alan insanların birbirleri ile iletişim kurmaları o köprüler sayesinde mümkün olur. Köprüler sadece o iletişimi sağlamazlar. Aynı zamanda kutupların birbirinden daha uzaklaşmasını önlemeye çalışırlar. Köprü sayısı artarsa, her insan kendisini bir köprü gibi hissetmeye ve davranmaya başlarsa, sonunda kutup kalmaz, tekrar kucaklaşılır.

“BARO BAŞKANLARI TOPLUMUN KÖPRÜLERİDİR”

Bu ayrışma, bu kutuplaşma tehlikelidir. Ayrışma zamanlarında kurulan köprüde, kimi o yakaya biraz yakındır, kimi bu yakaya. İlla tam ortada duracaksınız diye bir şey olmaz. Hep karşı kutbu görsün anlasın, hem de sesini kendi yakasına duyurabilirsin yeter ki. Tabii duygusal anlamda birbirinden kopmaya başlamışsa toplumun çeşitli kesimleri, köprü vazifesini görenler her iki yakadan da ağır ateş alırlar.

Bu ülkenin Baro Başkanları toplumun köprüleridir, birleştiricileridir. Siyasetin çok sertleştiği, seçimler uğruna kutuplaşmaların tahrik ve teşvik edildiği bir düzlemde, baro başkanları, hukukçular, avukatlar, toplumsal yapıştırıcı gibi görev yaparlar. Bizde içinden çıktığı toplumsal kesimi kışkırtan galeyana getiren baro başkanı göremezsiniz. Bunun sebebi, biz hukukun evrenselleşmiş dilini konuşmaya gayret ederiz. Elbette siyasi düşüncelerimiz vardır, farklıdır; elbette dünya görüşlerimiz vardır farklıdır. Ancak aynı kelimelerle aynı kavramları kast ettiğimizden ve referansımız insan haklarına, demokrasiye, hukuk devletine ilişkin kurallar olduğundan, siyaseten anlaşamasak bile birbirimizin ne dediğini anlarız.

Duygusal kopuş halindeki toplumlarda en büyük sorun, insanların birbirinin ne dediğini artık anlamak istememesi. Tahir Elçi, birleştirici özelliği sebebiyle hedef seçilerek öldürülmüştür. Elimde bir kesin bilgi ya da delil yok. Zaten olay yeri incelemesi de sağlıklı yapılamamıştır. Ancak Tahir Elçi'nin hedef gözetilerek öldürülmüş olması ihtimali, sözleri ve duruşu sebebiyle, tesadüfen vurulmuş olma ihtimalinden fazladır. Ortadaki ihtimallerden yüksek olanı hedef gözetilerek öldürüldüğü olduğuna göre, bunu çürütmek için delil lazımdır. Hedef değil de tesadüfen o kurşun değdi diyorsa birisi, bunun sağlam delilini göstermek zorundadır.

Bu kadar kutuplaştırılmış, bu kadar düşmanlaştırılmak istenen bir toplumda aksi ispatlanana kadar bizim için Tahir Elçi, hedef gözetilerek öldürülmüştür.

Rahmetli Elçi CNN Türk'teki oturumdan sonra özellikle medyada, sosyal medyada ciddi şekilde hedef gösterildi. Ardından gözaltına alındı. Yaşanan o sürecin suikastla bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Mümkündür, olabilir. Çünkü hedef oldu Tahir Bey. Tahir Bey, duruşu çok net bir insandı. İzninizle düşüncelerimi açayım. Türkiye'nin, vatanıyla, milletiyle bölünmez bütünlüğünün tek tek vatandaşlarımızın güvenli geleceği için en önemli şart olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede özerklik, öz yönetim gibi kavramların bölünmeye giden yolun bir başlangıcı olduğunu söylüyorum. Sınırlar çekilip, öz yönetimler veya özerklik bölgeleri ilan edilmeye başlanırsa iç içe geçmiş bir toplumun sonu bilinmez bir iç savaşa sürükleneceğini görüyorum.

“AYNI MİLLETİN PARÇASIYIZ VE EŞİT VATANDAŞIZ”

Ben karşı komşumun benden ayrı olduğunu düşünmedim hiç hayatımda. Aynı milletin parçasıyız, aynı toplumda yaşıyoruz ve eşit vatandaşız. Gelin eşit vatandaşlığın uygulanmasındaki sorunları elbirliği ile giderelim. Bugün eşit vatandaşlığın uygulanmasında sadece Kürt etnik kökeninden gelenlerin sorunu yok ki. Alevi mezhebine, inancına, yoluna girmiş olanların da sorunu var. Kadınların sorunu var. İktidar partisinden farklı siyasi partilere mensup olanların da sorunu var. Türkiye'de ayrımcılık tek noktada değil. Hangi birinden böleceğiz toplumu, hangi birinden özerk bölgeler ya da öz yönetimler ilan edeceğiz.

Yani evet kadınlar da öz yönetim istiyor bu durumda. Masaları, sofraları ikiye böleceksiniz. Böyle olmaz. Ortadoğu’nun çoğu bölgesinde mezhepsel ve etnik anlamda ayrışmış gruplar, coğrafi anlamda da ayrışmıştır. Orada sınırlar çizebilirsiniz. Türkiye'de tarihsel olarak böyle bir ayrışma yoktur. Osmanlı zamanında milliyetçilik rüzgârları şiddetlenip imparatorluk dağılma sürecine geldiğinde, Kürtlerle Türkler ayrılmamıştır. Araplar dahi ayrılmıştır ama Kürtler ayrılmamıştır; reddetmiştir ayrılmayı. Ve Türkiye Cumhuriyeti de ırkçı bir temelle değil, etnik kökeni, dili, mezhebi, dini ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla, bu faydada buluşmakla bir millet olmayı seçmiştir. Yakın tarihteki çeşitli akımların etkisiyle, müktesebattan yoksun yöneticilerin birtakım yanlış uygulamalarıyla bazı olumsuz örnekler vermiştir. Bu uygulama yanlışlarından yola çıkarak temeli çökertmek, hepimizi aslında temelsiz bırakır. Çünkü hepimiz aynı temel, aynı payda üzerinde ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Sevgili Tahir Elçi, “bunları oturalım, konuşalım” diyen bir insandı. “Silahla olmaz” diyordu. O programda söylediği bir cümle sebebiyle linç edildi. Bir cümlesi cımbızlandı. O cümleye ben katılıyor muyum? Hayır, katılmıyorum. Bütün meslek hayatımı; fakülte, fakülteden mezun olduktan sonra, PKK'nın bir terör örgütü olduğunu söyleyerek bugüne kadar geçirdim. Ha, sıradan bir terör örgütü mü? Değil, Üç beş çapulcudan ibaret bir terör örgütü mü? Öyle olsa biterdi. PKK'nın terör örgütlüğü farklıdır. Terör yöntemlerini acımasızca kullanan, toplumdaki etnik fay hatlarını sömürerek kendisine halkta taban bulmaya çalışan bir terör örgütüdür. Almanya'daki Baader Meinhof çetesi de aslında bir terör örgütüdür. Ancak farklıdır; tabanı yoktur. Suiistimal ederek kendisine bağlayacağı insanlar yoktur. Hâlbuki PKK arkasına halktan destek alarak ilerlemek zorundadır. O destek çekildiği anda PKK biter.

Örgütün temeli etnik ayrımcılığa dayanıyor.

Evet. Tahir Bey'in o programda söylediği, PKK'yı terör örgütüdür deyip geçiştirirseniz çözüm bulamazsınız. “PKK terör örgütü değildir” cümlesi bizim açımızdan kabul edilemez bir cümleydi. Etmedik de zaten. İyi de aynı Tahir Elçi, PKK'nın ve yan kollarının her türlü terörist faaliyetine “yapmayın” diyecek kadar da yürekli bir adamdır.

Hatta eylemlerini kınayacak kadar.

Elbette, öldürülmesinden iki hafta ya da üç hafta önce Aydınlık gazetesine verdiği röportajı, onu keyifle linç etmeye kalkan klavye kahramanları görmezden geliyor. Cizre'deki hendekleri kast ederek, “bu hendekler çocuklarımızın ellerinden eğitim haklarını alıyor, yapmayın, kapayın bu hendekleri, şehirlerin göbeğinde yapmayın” diyecek kadar doğru bir adamdır. Ve dikkat buyurun. Öldürüldüğü gün, “burada silah istemiyoruz” dediği yer, keleşlerin, kanasların iki metre ötesindedir.

“TAHİR ELÇİ PKK NEZDİNDE SEVİLMEYEN BİRİYDİ”

Oturduğu rahat koltuğundan Tahir Elçi'ye saydırıp kendini vatansever ilan eden zat-ı muhteremler, o hendeğin önünde “Burada silah istemiyoruz” desinler, o zaman kendilerini kahraman ilan etsinler. Buralarda herkes söyler. Orada söyledi Tahir Bey. Şimdi burada silah istemiyoruz, diyen adamı size soruyorum, PKK'nın sevmesi mümkün mü? Ben iddia ediyorum Tahir Elçi PKK nezdinde istenmeyen biriydi. Bu sözlerini takdir etmesi mümkün değil terör örgütünün. Çünkü terör örgütünün dayanağı olan, kullandığı yöntemlere karşı çıkıyordu.

Bir parantez açayım başkanım Ceylanpınar'da iki tane polis öldürüldü Suruç Patlamasından üç gün sonra. Biz o gün telefonla konuştuk rahmetli ile. Yorum alalım diye aradım ben, çok üzgündü. Aynen şu cümleyi kullandı. Daha kimin yaptığı belli değildi. “Eğer PKK yaptıysa, lanetliyorum, kınıyorum” dedi. Ve bu cümleyle girdik o haberi. Hakikaten bu konuda duruşu çok netti.

Elbette, PKK da önce cinayetleri sahiplendi. Ondan sonra ne hikmetse geri çekti. Şimdi öyle bir şey ki bütün izler birbirine karışmış durumda bu coğrafyada. Sadece Türkiye içindeki güçler savaşmıyor. Bölge güçleri ve onların da üzerinde dünya güçleri bu bölgede savaşıyor. Dolayısıyla Türkiye'de olanları, Tahir Elçi'nin katledilmesi de dâhil olmak üzere, sadece Türkiye'nin içine bakarak anlamamız mümkün değil. Burada büyük olaylar oluyor. Büyük çıkarlar söz konusu. Emperyal hedefler var, emperyal ihtiraslar var, bölgesel ihtiraslar var. Bunlar da kuşkusuz Türkiye'ye yansıyor. Ben, siyasi iktidarın, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerinde yer alan "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ı artık daha iyi kavradığını düşünüyorum. Şimdi ama şimdi öyle bir belaya girdik ki, hepimiz girdik. Bakın ülkeleri yönetenler kendi başına girmezler belaya. Aynı gemide olduğumuz için; geminin kaptanı, yolcusu, mürettebatı hepsi birlikte girer.

Rus uçağını düşürdük. Oradaki Türk işçilerini işten çıkarmaya başladılar.

Elbette. Yani Türk işçisinin herhangi bir sorumluluğu var mı? Uçağı mı yönetiyor, düğmeye mi bastı? Ama hepimiz birden zarar görüyoruz. Rusya da zarar görecek buradan. Bu arada madem söz geldi, şunu söyleyeyim. Ben siyasi iktidarı en kararlı eleştiren kişilerden biriyim. İyi de Rusya Devlet Başkanı Putin bize saldırmaya, ateş etmeye başladı diye kahkaha atanları anlamam mümkün değil. Çünkü geminin kaptanına ateş etmiyor, gemiye ateş ediyor. Burada hepimiz zarar görüyoruz.

Biraz önce söylediğiniz gibi başkanım, burada aynı dili konuşmuyor taraflar.

İşte geminin kaptanının da, bizim aynı dili konuşamaz hale gelmemizde çok büyük sorumluluğu var. Ortadoğu kazanı böyle kaynarken, Türkiye'nin içinin bu kadar kutuplaşması, kamplaşması ve düşmanlaşması kuşkusuz bizi zayıflatıyor ve enerjimizi boş yere harcatıyor. Bu tabii iktidarı alkışlayalım demek değil. İktidarın buradan dersler çıkarması lazım, vatandaşın dersler çıkarması lazım, muhalefetin dersler çıkarması lazım. Herkes iktidara rahatsızlığını dile getirirken, izin verin ben muhalefete de görevini hatırlatayım. Türkiye dış politikasızlıkta veya yanlış dış politikada ilerlerken, dış politikaya ilişkin hangi kadroyla hangi anlamlı katkıyı koydular? Hangi anlamlı çözüm önerisini getirdiler?

Dış politika meseleleri hükümetler üstüdür. Ve iktidar istese de istemese de muhalefet partilerinin ortak akla katkıda bulunacak fikirleri, vasıflı kadrolarla üretmesi gerekir. Bugün muhalefet partileri kendi içinden bir dış işleri bakanı, dış işlerinde etkili yerlerde görev yapacak kadroları çıkaracak vasıftan yoksundur. Dolayısıyla iktidara yanlış yapıyorsun, derken; sen neyi doğru yapıyorsun, demek gerekiyor. Bir hukukçu olarak beni şundan ilgilendiriyor. Hukukçular farklı kayıkta değil. Aynı geminin içindeyiz. Türkiye'de kazan kaynayıp ocağın altına sürekli odunlar atılırken, biz hukuk devletini ve demokrasiyi inşa etmeye çalışıyoruz. Şiddetin giderek tırmandığı bir ülkede hukuk devletini ve demokrasiyi inşa etmek her gün giderek daha çok zorlaşıyor. Ve biraz önce ifade ettim biz toplumsal kesimler arasında köprü olmaya, daha fazla birbirinden kopmasını önlemeye gayret ederken, dış politika sebebiyle bu kopuş hızlanıyor. O sebeple, sadece Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit haklara ve sorumluluklara sahip bir vatandaşı olarak iktidar kadar muhalefete de diyorum ki, ortak akla ne getiriyorsunuz? Hangi çözüm önerilerini getiriyorsunuz? Hangi uygulanabilir gerçekçi çözümü alt başlıklarıyla söylüyorsunuz? Öyle salı günleri grupta gırtlağı parçalanırcasına nutuk atarak olmuyor bu iş. Diplomaside ne öneriyorsunuz, ne üretiyorsunuz ki sizin devlet adamı olduğunuza inanalım.

Peki, Başkanım Adalet Bakanı da itiraf etti, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü alanda, savcılar sağlıklı bir olay yeri incelemesi yapamadılar. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Yapılamadı. Tabii burada PKK, keşif yapılmasını sağlayacak güvenli bir ortama izin vermedi. Buna rağmen keşif yapılabilir miydi? Yani bölgede, o mahallede bombalar atılırken, silahlar patlarken buna rağmen keşif yapılabilir miydi? Bilmiyorum belki yapılırdı. Ama bir garantisi yok. Dolayısıyla keşfin, keşfi yapacakların kendilerini güvende hisseder bir ortamda yapılır hale getirilmesi lazım. Çok açık söylüyorum hendeklere sonuna kadar karşıyım. Rahmetli Tahir Elçi de karşıydı. Köprünün diğer yakasına yakın duran birisi olarak o da karşıydı. Keşif yapacakların can güvenliğini sadece söze itimat ederek sağlamak olmaz ki, fiziksel olarak da oradaki tehdit koşullarını tamamen kaldırmak lazım. Bütün bunlara rağmen oradaki başsavcı ve emniyet güçleri keşif yapmakta ısrarcı oldular mı? Oradaki bazı meslektaşlarımın ifade ettiği, ısrarcı olsalardı yapılabilirdi şeklinde. İyi de ısrarcı olmadıklarını düşünüyorsak eğer, keşif yapılmamasının mazeretini tamamen ortadan kaldırarak, keşfe zorlamak lazım değil miydi? Boş suçlamalarla olmuyor bu iş. Şimdi mermi yok, mermi çekirdeği yok elde. Ve başka pek çok kuşku var ortada. Kimin öldürdüğü belli değil. Bir polis kurşunundan mı çıktı bu ya da uzaktan mı atıldı. Sorumlu kim? Bir yabancı istihbarat örgütünün parmağı var mı?

“DEVLETİ YIKMAYIN, DEVLET YIKILIRSA HEPİMİZ ALTINDA KALIRIZ”

Keskin nişancıysa kim, kime hizmet ediyor? Sokağın başındaki olayın bu olayla doğrudan bağlantısı var mı? Yoksa bir tesadüf mü ikisinin üst üste gelmesi? Tahir Elçi'yi zaten uzaktan bir keskin nişancı öldürecekti de, bu teröristler tam işin ortasında tesadüfen geldiler de iş mi karıştı, iç içe mi girdiler bunlar. Bunları bilmiyoruz. Orada benim meslektaşlarımın, baronun çözülmesini istediği bir kaset var. Fırıncının kamera görüntüleri var. Bunların çözülemediğini aktardılar bize. Bakalım çözülecek mi, bakalım daha doğrudan bir görüntü çıkacak mı?

Duruşumuz bizim, her zaman çok net. Biliyorum birbirinden kopmaya yüz tutmuş kesimlerin radikallerini sinirlendiriyor bu duruşumuz. Diyoruz ki devleti yıkmayın, devlet yıkılırsa hepimiz altında kalırız. Ama bu devletin hukuk devleti olması lazım. Adalet mülkün yani ülkenin temeliyse, adaleti aşındırarak sonuçta geleceğimiz yer, devletin yıkılmasıdır. Bu cümlelerde devleti kutsamak yok. Devletin birey için bir hizmetkâr olduğunu vurgulamak var. Elbette devletin yanlışlarını söyleyeceğiz. İyi de devletin her dediğine gerçek dışı deyip de terör örgütünün her dediğine çok doğru söylüyorlar denir mi? Yani PKK demokratik bir örgüt mü? Hangi yöneticisi seçimle geldi? PKK eli silahlı, son derece otoriter yöntemleri olan ve uyuşmazlıkları en sonunda, kendi içinde bile; silahla, öldürerek çözen; baskıcı, faşist bir yapı. PKK romantizmi yapmanın anlamı yok. PKK romantizmi yapan kişilerin devletle ilgili söylediği sözleri, peşinen reddediyorum. Ama devlet romantizmi yapan kişinin de PKK'ya ilişkin her sözünü yanlış buluyorum. Yanlışının üstüne gidersin kamu görevlilerinin. Kamu görevlisini sırf devletin memuru diye korumayı, devletin varlık sebebini inkâr olarak görüyorum. Çünkü devletin varlık sebebi vatandaşa hizmet etmektir. Her koşulda bir terör örgütünü destekleyici algı operasyonlarının içinde bulunmanın da gaflet, dalalet ve hatta hıyanet olduğunu özellikle tekrarlıyorum.

Sayın Başkanım Türkiye için maalesef faili meçhuller ülkesi diyebiliriz. Tabii bu çok acı ama geçmişten günümüze pek çok gazeteci, aydın, bilim adamı öldürüldü, katledildi. Ve birçoğunun da faili bulunamadı. Tahir Elçi, daha önce Hrant Dink hep böyle biz bu sarmalı yaşayıp gidecek miyiz? Siz bir hukuk adamı, bir sivil toplum örgütünün başkanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir ara verilmişti; korkarım tekrar başladı. Bu bizim endişelerimizi biraz daha derinleştiriyor ülke açısından. Aydın katliamı yaşandı. Kürtlerin kanaat önderi olabilecek insanların, öncü birtakım insanların sokak ortasında enselerinden vurulduğu günler yaşandı. Ama hiçbiri ortaya çıkmadı.

Üç isim sayacağım size. Gaffar Okkan, bir model isimdir. Diyarbakır halkının, bölge halkının son derece sevdiği ve aynı zamanda da çakı gibi bir polistir. Türk polisinin nasıl olması gerekiyorsa, öyledir. Gaffar Okkan. Öldürdüler. Çünkü Gaffar Okkan iki kesimi birbirine bağlayan bir insandı.

Vedat Aydın. HEP Diyarbakır İl Başkan’ıydı. Şiddet karşıtıydı. Öldürdüler.

Tahir Elçi, şiddet karşıtı bir insandı. Konuşalım diyordu. Konuşmayı istemeyenler, savaştan beslenenler, öldürdüler. Bunu söylerken PKK'nın da savaştan beslendiğini bir daha vurguluyorum. Devletin içindeki bir kısım yapılara, “savaştan esleniyorsun” deyip, PKK'ya bir cümle etmeyenler, aslında şiddet sarmalını güçlendiriyorlar. Ve devamını istiyorlar.

Türkiye Barolar Birliği olarak Tahir Elçi'nin adını yaşatma adına neler yapacaksınız? Projeleriniz var mı?

Var var, çok teşekkür ederim. Bir kere hem sevgili Başkanımız Tahir Elçi hem de ayrıca Gümüşhane Baro Başkanımız, o da bizim için bir görev şehididir, Ali Günday anısına düzenlenecek ödüllü yarışmalar planlıyoruz. Bu geleneksel olacak. İkisinin de adına ayrı ayrı. İlk Baro Başkanları toplantısında konuyu zaten gündeme getireceğim, paylaşacağız. Ayrıca bir uluslararası toplantı da düşünüyoruz. Aslında evvelki hafta çok sayıda yabancı birlik başkanı ve temsilcisi ile Diyarbakır'a gidecektik fakat Diyarbakır'da sokaklar karışınca yabancı başkanlar gelmek istemediler. Ama bunu yapacağız önümüzdeki süreç içerisinde.

“BENİM ÇOK SEVDİĞİM BİR ARKADAŞIMDI TAHİR BEY”

Başkanlarımızın da görüşlerini alacağız. Dilerim bu cinayetin faili bulunur. Böylece yeni katliamların önüne geçilebilir. Bir başka önerimiz de, baro ile bunu görüşeceğiz; Diyarbakır Barosu Sosyal Tesisleri'ne Tahir Başkanı'nın isminin verilmesi. Barolar Birliği'nin hizmete soktuğu bir tesistir orası. Çok seviyordu orayı Tahir Bey. Tahir Elçi benim arkadaşımdı. Aynı masanın etrafında oturduğumuz bir Baro Başkanı değildi sadece. Baro Başkanları ile hep arkadaşız ama hakikaten hepimizin çok sevdiği bir arkadaşımızdı Tahir Bey.

Bazı meslektaşlarım, duygusallıkla, CNN'deki konuşmasından sonra tutuklanmaya sevk edildiğinde, sen neredeydin diyebilirler.  Tahir Başkan benim nerede olduğumu biliyor, ne yaptığımı da biliyor. O gün niçin İstanbul'a geldiğimi de biliyor. Niçin adliyeye gelmediğimi de biliyordu. Bazı şeylerin de iki kişi arasında kalması gerekir. Birimiz gitti. Tahir Başkan'ın tutuklamaya sevk edilmesi fevkalade yanlıştı, utanç vericiydi. Bunu da en kararlı şekilde zaten söyledik. Aklıselim galip geldi. Başsavcının odasına 50 metre uzaktaki makamında oturan ve “ben buradayım” diyen bir baro başkanının hakkında “Türkiye'de bilinmeyen bir yerde saklanmakta olduğu anlaşıldığından” diyerek yakalama kararı çıkartan hâkim, görev suçu işlemiştir. Ve o görev suçunun da takibi HSYK'nın sorumluğundadır. Bu kararı dilerim o hâkim, hayatının sonuna kadar vicdanında derin bir sızı olarak hatırlar. Sadece benim ya da meslektaşlarımın gözünde değil, vicdanı olan herkesin gözünde sorumludur bu hâkim. Adını bile bilmiyorum ama adını zaten tarih de bilmeyecek onun.

“YAKALAMA KARARI VEREN HÂKİME SORACAĞIM; NEYE DAYANDINIZ?”

O sadece, “böyle bir vahim karar vardı, hangi hâkim verdiyse, hakikaten nasıl verdi, niye verdi diyecekler. Makam odasında oturmakta olan bir kişi hakkında, Türkiye'de nerede saklanmakta bilinmiyor diye! Dilerim, bu cümlelerim hakkında şikâyetçi olur ve dava açtırır. Tanımıyorum, adını bile bilmiyorum. Dilerim benim hakkımda şikâyetçi olur. Çok isterim. Ki bunu mahkemede yüzüne söyleyebileyim. Şikâyetçi olur ise CMK’ ya göre duruşmaya davet edeceğim onu. Karşıma isteyeceğim. “Neye dayandın” diyeceğim. 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim