• BIST 82.828
  • Altın 147,822
  • Dolar 3,8219
  • Euro 4,0676
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 3 °C

TANIK SORGULAMA HAKKI

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Aşağıda, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin şekil ve şartlarını belirlediği ve savunma hakkının vazgeçilmezi olan tanık sorgulama hakkı ile ilgili kısa başlık ve açıklamalar halinde tespitlerde bulunacağız.

Bu tespitler, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü’nün 13.04.2016 tarihli ve 2014/10249 başvuru numaralı kararına dayanmaktadır. Bu karar, 28.04.2016 tarihli ve 29697 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Tanık sorgulama hakkı ile ilgili tüm genel tespit ve değerlendirmelere yer veren bu kararla birlikte, savunma hakkının temel taşları olan duruşmada delillerin ortaya koyulup tartışılması ve değerlendirilmesi usulünün layıkı ile uygulanacağını, bu konuda gündeme gelen hak ihlali iddialarında azalmanın olacağını ümit etmekteyiz.

Elbette tanık sorgulama hakkının gerekliliği konusu, her somut olay ve davanın şart ve özelliklerine göre değerlendirilip, buna göre tanığın önemi, maddi hakikate ve adalete ulaşılmasında gerekliliği dikkate alınmalıdır. Bu takdir ve değerlendirme; soyut, yalnızca iddia eden ve karar veren açısından yapılamaz.

İddia veya savunma tanığının veya “kamu tanığı” olarak adlandırılan, esasında iddianın tanıkları olan, fakat olay yerinden ulaşıldıklarından veya savunmanın getirmediği tanıklardan olduklarından bu şekilde, yani kamunun tanığı olarak kabul edilen, bu sebeple de anlatımlarına daha fazla güvenilen (esasında bu tespit uygulamada yaygınlaşmış olup, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bu şekilde bir derecelendirmeye yer verilmeksizin, olayla ilgili görgü ve bilgisi olan kişilerin tümü “tanık” olarak adlandırılmıştır) kişilerin, olayla ilgili bilgi ve görgülerinin varlığı, gerçekliği, davaya etkisi, maddi hakikate ve adalete ulaşma gücü esas alınır. Bir kişinin tanıklığı iddia veya savunma için önemli ise, bunun da ötesinde maddi hakikate ve adalete ulaşılmasında dikkate alınıp değerlendirilmesi gereken tanıklık olduğunda, o tanığın olayla ilgili bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, dürüst yargılanma hakkında sahip olan sanık ve avukatının da tanığı duruşmada sorgulamasına izin verilmelidir.

Tanığın duruşmaya gelemeyeceği veya getirilemeyeceği haller çok sınırlıdır. Ölüm, ağır hastalık ve somut can güvenliği tehlikesi varsa, belki tanığın eski beyanları ile yetinmek mümkün olabilir. Ancak olayın delili bir tanığın anlatımından ibaretse, yani olayla ilgili bilgi ve görgüsü bulunan bir kişiyse, bu durumda tanığın duruşmada dinlenmesi zorunludur (CMK m.210/1). Tanığın duruşmada dinlenmesinin istisnasını gösteren CMK m.211 ise, CMK m.210/1’in dışında kalan hallerde uygulanır.

Anayasa m.36/1’e göre; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6/3-d’ye göre; “Bir suçla itham edilen herkes asgari şu haklara sahiptir: …
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıkları ile aynı şartlar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek; …”.

CMK m.178’e göre; “Mahkeme başkanı veya hakim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir”.

CMK m.201’e göre; “(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hakim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.

(2) Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hakimler, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir”.

CMK m.210/1’e göre; “Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez”.

CMK m.211’e göre; “(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,

b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malullük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,

c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,

Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.

(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler”.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü’nün, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine dair oybirliği ile aldığı 13.04.2016 tarihli ve 2014/10249 başvuru numaralı kararında öngörülen ilke ve esaslar:

1- Genel mahkemeler ve olağan kanun yollarında dile getirilmeyen iddialar, bireysel başvuruya konu edilemeyeceği gibi, genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler Anayasa Mahkemesi’ne sunulamaz.

Başvurucu en azından olağan kanun yolu aşamasında, ileride bireysel başvurusuna konu edeceği savunma ve talebi ile varsa ilgili bilgi, belge ve delillerini sunmalıdır. Aksi halde, Anayasa Mahkemesi’nde yeni ileri sürülen iddia, sebep ve deliller dikkate alınmayacaktır. İkincil nitelikte kabul edilen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bu şekilde bir sınırlama öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi’nin maddi vakıa incelemediği, esas mahkemesi ve olağan kanun yolu merciinden farklı yetki kullandığı bir gerçektir.

Bu sınırlamanın, bireysel başvurunun ilk aşamasında ileri sürülen sebep veya sebeplere daha sonra yeni başvuru sebebi eklenemeyeceğine dair kısıtlama ile ilgili bulunmamaktadır.

Bu iki kısıtlama, bireysel başvuruda dikkate alınması gereken önemli hususlardır.

Kanaatimizce; Kamu Hukuku alanında hedef hak ihlalin ortadan kaldırıp adalete ulaşmak ise, hem talep ile deliller ve hem de sebepler yönünden Yüksek Mahkemenin devam eden bir başvuruya ek olarak sunulan yeni delil ve sebebi dikkate alması, hatta inceleme sırasından re’sen gördüğü hak ihlallerini de tespit etmesi gerekir.

2- Kararın 55. paragrafına göre; “Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı Sözleşmenin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenle başvurucunun mağdurenin Mahkeme huzurunda dinlenilmediği ve mağdureye soru soramadığı yönündeki iddiasının Anayasanın 36. ve Sözleşmenin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında değerlendirilmelidir”.

3- Kararın 58. paragrafına göre; “Sözleşmenin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, hakkında suç isnadı bulunan kişiye iki hak sağlamaktadır. Bu hakların ilki, aleyhine olan tanıkları çapraz sorgulama, diğer bir deyişle iddia tanıklarını aleni duruşmada çelişmeli bir biçimde sorgulama hakkı; İkincisi ise kendi tanıklarının da iddia tanıkları ile eşit şartlar altında davet edilmesi, dinlenmesi ve böylece silahların eşitliğinin sağlanması hakkıdır”.

4- Kararın 60 ila 66. paragraflarına göre;

“60. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konması gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte eğer bir mahkumiyet sadece veya belirli ölçüde sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkanı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları adil yargılanmanın güvenceleriyle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık, duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alman önceki ifadesine dayanılarak mahkumiyet kararı verilemez.

61. Sanığın hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkanına sahip olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böylelikle sanık, aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların güvenilirliğim huzurda sınayabilecek, tanığın inandırıcılığı ve güvenilirliği bakımından sorduğu sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılamayı yapan mahkemenin uyuşmazlık konusu olayı sadece beyanda bulunan kişinin ya da iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil, savunmanın argümanlarıyla da algılamasını sağlayabilecektir.

62. Tüm delillerin sanığın huzurunda ortaya konulması gerekmekle birlikte bu şart, uyuşmazlık konusu kovuşturmanın öncesinde ya da haricinde alman ifadelerin katiyetle delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde anlaşılamaz. Tanık ifadelerinin okunulmasıyla yetinilmesi kimi durumlarda, sanık aleyhinde beyanda bulunan kişilerin mahkeme huzurunda dinlenmesini imkansız kılacak bir zorunluluktan (ölüm, adresin tespit edilememesi vs.) kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla savunma haklarına saygı gösterilmek kaydıyla bu ifadelerin yargılamada kullanılması, adil yargılanma hakkına ve özelde tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkına aykırılık teşkil etmez.

63. Somut bir yargılama öncesinde veya yargılamanın haricinde elde edilen tanık ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için iki aşamalı bir test uygulanmalıdır. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi, geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. İkinci olarak ise okunmasıyla yetinilen ifadenin karara götüren tek ya da belirleyici kanıt olması halinde savunma haklarının adil yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak ölçüde sınırlandırılıp sınırlandırılmadığının değerlendirilmesi gerekir.

64. Yukarıdaki değerlendirme yapılırken ‘geçerli neden’ şartı, öncelikli olarak gözetilmelidir. Çünkü tek veya yegane ispat unsuru olmasa dahi ifadesi hükme esas alman bir tanığın geçerli bir neden olmaksızın duruşmada dinlenilmemesi tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturabilir. Kamu makamları bu nedenle ifadesi hükme dayanak yapılacak tanıkların duruşmada hazır edilmesi için makul bir çaba sergileme yükümlülüğü altındadır.

65. Yukarıdaki hususların yanı sıra hükme esas alman bir tanık ifadesinin görülen dava bakımından ‘açıkça ilgisiz olması ya da ihtiyaç haricinde kalması’ hallerinde bu tanığın dinlenilmemesi durumu adil yargılanma hakkına bir aykırılık teşkil etmez (Benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları için bkz. Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 717; Cevat Soysal/Türkiye, B. No: 17362/03,23/9/2014, § 77)”.

5- Bu değerlendirmeler sonrasında Anayasa Mahkemesi’nin başvuruya konu olayı esas alan kararına göre; yaralandığını söyleyen mağdurenin bu durumu ile ilgili kendisinden başka görgüye dayalı bir tanığın bulunmaması, maddi hakikate ulaşılmasında olayın yegane tanığı olan mağdurenin tanıklığına ihtiyaç duyulması ve Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında mağdurenin başvurucuyu suçlayan beyanlarına dayanılarak hüküm kurması hususları dikkate alındığında, başvurucunun soru sormasına imkan tanıyacak biçimde mağdurenin duruşmada dinlenmesi gerekmekle, bu tanığın dava ile açıkça ilgisiz olduğunu veya ihtiyaç dışında kaldığını söylemek mümkün olmadığı gibi, somut olayda mağdurenin duruşmada hazır edilmemesinin dürüst yargılanma hakkına uygunluğu yönünden yapılacak değerlendirmede geçerli bir nedenin de bulunmadığı, başvuruya konu uyuşmazlığın çözümü açısından taşıdığı önemden dolayı, yapılan tebligata uymayan mağdurenin duruşmada dinlenmemesi, başvurucunun müşteki sıfatını taşısa da olayın yegane tanığına soru yöneltme hakkından mahrum bırakılmasını haklı gösterecek geçerli bir neden olarak da kabul edilemez. Kaldı ki;  mağdureye tebligat yapılıp duruşmaya katılmamasını olumsuz sonucu mağdure değil, sanık sıfatını haiz başvurucu üzerinde doğmuştur.

Yerel Mahkemenin, mağdurenin duruşmada dinlenilmesini sağlamaya yönelik başkaca bir çabanın içine girmediği veya duruşmaya getirilmemesinin somut veya meşru bir sebebe dayandığına dair bir açıklama getirmediği de görülmektedir. Belirtmeliyiz ki, olayın tanığı yalnızca bir kişi olup da bunun beyanının duruşmada alınmasına ihtiyaç olduğunda, ölüm veya koma hali hariç tanık duruşmaya getirilmelidir. Tanık bir kişi ise, bu tanığın gizli tanık olarak dinlenmesi de mahkumiyete yeterli kanıt sayılmaz. Başka delillerle birlikte sunulan gizli tanık beyanı da olsa, bu beyanın tanığın can güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek ve kimliğini deşifre etmeyecek şekilde, duruşmadan başka bir salonda tutularak ve eş zamanlı olarak sanığa ve avukatına, gizli tanığa soru sorma hakkı tanınmalıdır.

Sonuç olarak Yüksek Mahkeme; dava için, yani maddi hakikate ve adalete ulaşılmasında işin esasını etkileyebilecek, hatta esaslı delil niteliği taşıyan tanık beyanının duruşmada ve sanık tarafına soru sorma hakkı tanınarak alınmamasının, dürüst yargılanma hakkını güvence altına alan Anayasa m.36/1’e ve İHAS m.6/3-d’yi ihlal ettiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine dair kararlarından sonra başlayacak yargılamanın yenilenmesi sürecinde, sanık hakkında beraat kararı verileceğine dair kesin bir sonuca ulaşılamaz. Anayasa Mahkemesi’nin tespit edip söylediği, savunmanın tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinden ibaret olup, başlayacak yargılamanın yenilenmesi sürecinde önce bu ihlal giderilecek, yani savunmaya tanık sorgulama hakkı tanınacak, eğer bu hak tanınamamakta ise bunun haklı ve geçerli sebebi karar yerinde gösterilecek ve sonrasında yerel mahkeme ulaşacağı kanaate göre, ya eski kararını onayacak veya iptal edip yerine yeni karar kuracaktır. Çünkü Anayasa Mahkemesi tanık sorgulama hakkının ihlalini tespit ederken, yargılamanın yenilenmesi yoluyla bu ihlalin giderilmesini istemektedir. Bu ihlalin giderilmesi kaydıyla yerel mahkeme vereceği kararda serbesttir. Yerel Mahkemenin sınırı, İspat Hukukunun ilke ve esaslarıdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim