• BIST 97.717
  • Altın 143,765
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

"TBB Başkanı, Ankara Barosu Seçimlerine Karışmasın"

"TBB Başkanı, Ankara Barosu Seçimlerine Karışmasın"
Ankara Barosu Başkan Yardımcısı ve DSA Grubu Başkan Adayı Av. Seçkin Arıkan, yaklaşan Baro seçimi ve gündeme dair düşüncelerini BAROTÜRK'e anlattı.

Röportaj: Mehmet AYSAN / BAROTÜRK

Ankara Barosu Başkan Yardımcısı ve DSA Avukatlar Grubu Başkan Adayı Av. Seçkin Arıkan ile, yaklaşan Baro seçimlerini, avukatlık mesleğinin sıkıntılarını, baro ile ilgili projelerini ve Ankara Barosu ile TBB Başkanı Av. Metin Feyzioğlu arasında yaşananları konuştuk. Ortaya çok konuşulacak bir röportaj çıktı.

Öncelikle Seçkin Arıkan kimdir ve Ankara Barosu Başkanlığına dair projeleri nelerdir?

Seçkin Arıkan kimdir? Çok kısa olarak Ankara Hukuk Fakültesi mezunuyum. Ankara Hukuk Fakültesi’nden sonra Ankara'da stajımı tamamlayıp, serbest avukatlık yapmaya başladım.

Bu arada 4-5 senelik avukatken, Amerika Birleşik Devletleri'ne gittim. Orada bir sene hukuk okudum. İki sene kaldım, geri döndüm 2001 yılında. 2001 yılında dönüşümden beri Ankara Barosu'nda, serbest kendi büromda avukatlık yapmaya devam ediyorum.

Ankara Barosu'nda ve Türkiye Barolar Birliği'nde de çeşitli görevler üstlendim. Ankara Barosu staj kurulunda eğitmenlik yaptım. Barolar Birliği delegasyonunda görev aldım. 2005 -2010 yıllarında arasında Ankara Barosu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi'nin kuruluşunda görev aldım. Sonra da başkanlığını yaptım 5 buçuk sene kadar. Türkiye Barolar Birliği'nde de Tüketici Hakları Komisyonunda görev yaptım 1996 - 97 yılında. Daha sonra Türkiye Barolar Birliği'nin Tüketici Konseyi Temsilcisi olarak görev yaptım Sanayi Bakanlığı nezdinde. Daha sonra Türkiye Barolar Birliği Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Komisyonu başkan yardımcılığını yaptım ve 2014 yılından bu yana da Ankara Barosu'nun başkan yardımcısı olarak görev yapıyorum.

Projelerimizle ilgili, projelerimiz çok detaylı çalışmalarımız var bu konuda ama birkaç ana başlık halinde hepsini kapsayayım. Şimdi Ankara Barosu'nun bir içe dönük, bir dışa dönük yüzü var. İçe dönük yüzü meslek ve meslektaşlarımız ile ilgili. Mesleğin sorunları ile ilgili. Dışa dönük yüzü de Ankara Barosu’nun ülkeye meselelerinde, toplumsal konularda, hukuk düzenlemelerinde, genel siyasetteki rolü ile ilgili.

ANKARA BAROSU’NUN ÇİZGİSİ ATATÜRK CUMHURİYETİ’NE BAĞLILIKTIR

Ankara Barosu yaklaşık 50 yıldır Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun desteklediği adaylar ve yönetimler tarafından, başkanlar ve yönetimler tarafından yönetiliyor. Bu anlamda Ankara Barosu'nun belli bir çizgisi var. Bu çizgisi Atatürk Cumhuriyeti'ne bağlılıktır çok kısa şekliyle. Atatürk'ün ilkelerine bağlılıktır ve Atatürk'ün getirdiği modern yaşamın savunmaktır. Bu Atatürk ilkelerinin içinde temel hak ve özgürlüklere saygı vardır. İlericilik devrimcilik vardır. Gelişmelere açık olmak, bir vizyona sahip olmak vardır. Onun dışında ülkeyi karanlığa götürecek olan, işte din etkisinin, dinle normal hayatın din etkisine girmesinin, devletin aygıtının, din kurallarına uygun çalışmasının sağlamaya çalışan odaklara karşı mücadele vermektir. Temel çizgilerimiz budur. Burada son derece katıyız.

Mevcut iktidar zaten hem bu Atatürk Cumhuriyeti’ni bir şekilde yavaş yavaş yıpratarak, işte Sayın Cumhurbaşkanı zaten arada bir ağzından kaçırıyor veya bilerek söylüyor, kendi kitlesini tahrik etmek için. İşte yok “1919 da başlamamıştır” diyor ülkenin tarihi diyor. Osmanlıcılık modası geliştiriyor. Bunlara karşı Ankara Barosu zaten dediğim gibi dik durmuştur ama daha da sert bir şekilde mücadelesine devam edecektir. Bizim hiçbir şekilde, örneğin laiklik ilkesinden ödün vermemiz söz konusu değil. Hiçbir şekilde ülkenin batıya dönük yüzünden ödün vermemiz söz konusu değil. Temel hak ve özgürlüklere karşı olan müdahalelere karşı sessiz kalmamız söz konusu değil. Bunlarla giderek sesimizi yükselterek mücadeleye devam edeceğiz.

seckin3-(640-x-374).jpg

ÜLKE BİR DİKTATÖRLÜK DÜZENİNE DOĞRU GİDİYOR

Ülke bir diktatörlük düzenine doğru gidiyor, bir polis devletine doğru gidiyor. Bu konuda hiçbir şekilde sessiz kalmayacağız. Daha da sesimizi yükselteceğiz. Bu konuda mücadele edeceğiz. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu avukatların, Ankara Barosu'nun falan meselesi değildir aslında. Bu tamamen, bu ülkedeki modern yaşamı, insanların kendi kişisel alanlarını, özgürlüklerinin tehdit etmeye yönelik bir çalışmadır.

Bu ülkede çok planlı bir takım organizasyonlar yapılıyor. Yani işte Ensar Davası’nı takip ediyoruz, Karaman'a gidiyoruz. Orada onun buzdağının görünen tarafı olduğu açık seçik ortada o davada. Bunu da bu iktidar yapıyor. Yani köy ilkokullarını kapatıyor, yatılı bölge ilkokullarını kapatıyor. Dolayısıyla ekonomik gücü olmayan, yani ekonomik gücü olup da çocuğu okusun diye okul olan yerlere, büyükşehirlere büyük merkezleri gidemeyenlere tek bir şans bırakıyor. Ya çocuğunu okutmayacak ya da çocuğunu bu adamlara teslim edecek. Bu yapı tamamen iktidarla bağlantılıdır. Bunun gibi her alanda çok örgütlü bir çalışma var.

BAROLAR GÜCÜNÜ HUKUKTAN ALIR

Bizim artık kendimize gelip, buna karşı mücadeleye girişmemiz lazım. Barolar burada öncülük edecek, etmeli çünkü barolar gücünü hukuktan alır. Bu yapılan her şey hukuksuz ve hukuk düzenlemeleri kılıfında yapılmaya çalışılıyor ama getirdikleri düzenlemeler de aslında hukuka uygun değil. Biz bunu dile getirerek, halkımızı uyaracağız. Yani bu bizim görevimizdir.

İkinci taraf, bizim içedönük dediğim, yani bizim meslek örgütü olarak, meslektaşlarımıza karşı olan sorumluluklarımız. Burada avukat sayısının çokluğu, hukuk fakültelerinin hiçbir standarda tabi olmaksızın sürekli açılması, yeni mezunlar vermesi, avukatlığa girişin başka hiçbir meslekte görülmediği gibi gayet otomatik, sınavsız yapılması. Bunlar mesleği bugüne getiren temel sorunlar çünkü bu tamamen sayı çoğaldıkça, böyle bir ekonomik paylaşılacak yapı veya bir gelir olmadığı için, bir kere ekonomik olarak meslektaşları sıkıntıya düşürüyor. Ekonomik sıkıntı beraberinde başka sorunları getiriyor. Belli bir belki standart sorunu getiriyor.

HUKUK FAKÜLTELERİNİN HİÇ BİR KRİTERİ YOK

Diğer taraftan zaten gelen meslektaş belli standartta olmayan hukuk fakültelerinden geliyor. Hukuk fakültelerinin hiçbir kriteri yok ve bunun da ben bu iktidar tarafından kasıtlı yapıldığını düşünüyorum. Az önce söylediğim gibi, avukatlık mesleği aslında gücünü hukuktan alır. Avukatlık mesleği ve meslek örgütü barolar gücünü hukuktan alır ve bu nedenle de herhangi bir meslek örgütü değildir. Hukuki doğruları söyler. Hukuki doğrular da iktidarların hiçbir zaman hoşuna gitmez. Hele bu iktidarın hiç hoşuna gitmez. Bu iktidar zaten kendileri söylüyorlar, Cumhurbaşkanı söylüyor yani. Kaymakamların şöyle öğüt veren bir Cumhurbaşkanı var, diyor ki; “Bırakın hukuku” diyor, “siz işinize bakın” diyor. Yani bu başka ülkede skandal olur ama burada böyle bir haber olup geçiyor çünkü bunu her gün yapıyor. Yani bu yaşam felsefesi genel olarak bu. Bir hedefi varsa, hedefte benim, kendisi, kendisi bir yere gelecekse tamam başka hiçbir şeye gerek yok.

HUKUK FAKÜLTESİ BAŞINA 4-5 PROFESÖR DÜŞÜYOR

Biz hukuka karşılıkları söylemek durumundayız. O anlamda özel görevi olan bir meslek örgütüyüz. Özel konumu olan bir meslek örgütüyüz. Meslek örgütü de bireylerden oluşuyor. Bu bireyleri ne kadar güçsüzleştirirseniz, itibarsızlaştırırsanız, meslek örgütünü de o hale getirirsiniz. Yapılan bu. Yani hukuk fakülteleri sürekli izin veriliyor. Niye izin veriliyor? Yani Türkiye'de 400 tane hukuk profesörü var, 90'a yakın şu anda eğitim veren hukuk fakültesi var. Bölseniz çarpsanız, hukuk fakültesi başına 4-5 kişi düşüyor, profesör düşüyor. Ankara'da İstanbul'da İzmir'de köklü hukuk fakültelerinde 30- 40 Profesör olduğunu düşünürseniz, şu gerçek ortaya çıkar; hukuk fakültelerinin neredeyse yarısında bir tane kadrolu profesör var. O da dekan. O da zorunlu. Dekan, profesör olmak zorunda. Yani böyle bir noktaya gelmiş durumda. Doğru dürüst hukuk eğitimi verilmiyor. Verilmiyor buna bir tedbir alınıyor mu? Alınmıyor.

AVUKATLIK STAJINA BAŞLAMADA VEYA MESLEĞE GİRİŞTE CİDDİ BİR SINAV YAPILMALI

Israrla avukatlık sınavını istiyoruz. Staja girişte de sınav yapılması gerektiğini savunuyoruz. Bu da yapılmıyor. Otomatik olarak staja giriliyor. Otomatik bir yıllık süre öyle ya da böyle tamamlanıyor. Orada bizim bir yetkimiz yok. Yani ölçme değerlendirme yapamazsın diye bir ek madde çıkardılar mesela torba yasayla. Ve biz ne yapacağız? Sadece gelmiyorsa uzatıyoruz. Onun dışında geldiyse bizim yapacağımız hiçbir şey yok. Sonra da geliyor, ruhsatını alıyor avukat oluyor. Bununla ilgili ciddi bir mücadele vereceğiz. Bunu meclisteki Milletvekillerine de, kamuoyuna da anlatmak gerekir, anlatacağız ama temel şeyler bunlar. Avukatlık stajına başlamada veya mesleğe girişte ciddi bir sınav değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunu savunacağız.

Hukuk fakültelerinin belli kriterlere uyması gerekir ve belli sınırlarda tutulması gerekir. İhtiyacı aşan Hukuk Fakültesi açılmaması, mezun verilmemesi gerekir. Bununla ilgili çalışmalar yapacağız. Mesleğin içinde de aslında barolar özelinde, örneğin Ankara Barosu'na tabi biz yönetimdeyiz yaklaşık iki yıldır. Hani günlük dille Ankara Barosu anca kıt kanaat geçinen bir baro. Yani ciddi bir kaynağı maalesef yok ama biz kaynakları olabildiğince etkin kullanarak, hiçbir faaliyetini aksatmadık.

TBB, ELİNDEKİ KAYNAĞI AVUKATLIK MESLEĞİNİN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN KULLANMIYOR

Ankara Barosu'nun elinde yok fakat Türkiye Barolar Birliği'nin elinde ciddi bir kaynak var. Ve maalesef Türkiye Barolar Birliği bunu hiçbir şekilde avukatlık mesleği için, bu meslek sorunları için kullanmıyor. Yani Barolar Birliği Başkanımız memleket meseleleri ile yakından ilgili. Bu konularda çeşitli çalışmalar yapıyor, çeşitli kaynakları bu anlamda kullanmaktan kaçınmıyor ama avukatlık mesleği ile ilgili, avukatlık mesleğinde şu yaşadığımız sorunlarla ilgili herhangi bir çabası yok. Bunu biz Ankara Barosu olarak zorlayacağız. Yani elimizdeki kaynağın bu anlamda kullanılması gerekir.

Barolar Birliği'nin para dışında bir fonksiyonu daha var. Onu da hiçbir şekilde yerine getirmiyor. Barolar Birliği, baroların birliğini sağlamak zorunda. Yani baroların birliğini sağlayıp, bu meslek sorunlarında hepimizi koordine etmek zorunda ama bu da maalesef hiçbir şekilde gerçekleşmiyor. Bunlara ciddi şekilde önem vereceğiz. Ankara Barosu özelinde örneğin baro işleyişini kolaylaştırmakla ilgili ciddi projelerimiz var. Bunlar meslektaşın baro ile olan ilişkilerinin kolaylaştıracak, hem zaman para tasarrufu sağlayacak, hem baronun işleyişinde ciddi tasarruf sağlayacak.

Örneğin, yeni devreye aldığımız benim 2014 yılında ilk adımını attığım bir projemiz var. Duruşma takip sistemi. Biz bunu Adalet Bakanlığı ile görüşerek UYAP bağlantısı sağlayarak, meslektaşlarımızın akıllı telefonlarından duruşmaları, duruşmalarını takip edebilmelerini sistem olarak getirdik. Bu sistemi daha ileri boyuta getireceğiz. Yani meslektaşımız bizim yazılımımız üzerinden barosuna kolayca ulaşabilecek. Basit bir örnek, baromuz üyesidir, diye herhangi bir yere sunulmak üzere bir belge almak için önce geliyorsunuz bir form doldurup başvuruyorsunuz. Ondan sonra bekliyorsunuz. O yazı hazırlanıyor, işte imzalanıyor, geri geliyorsunuz. Bazen geliyorsunuz ki hazırlanmamış. İş yoğunluğu vesaire. Bir daha geliyorsunuz. Yani birkaç kere baroya gidip son derece basit bir yazıyı alıyorsunuz. Neden? Çünkü baroda hiçbir şekilde böyle bir organizasyon yok. Elektronik imza kullanılmıyor. Döküman takip sistemi yok. Bunların hepsini çok kolay bir şekilde yerine getireceğiz.

MESLEKTAŞLARIMIZ İÇİN BARO KOLAY ULAŞILABİLİR BİR ORGANİZASYON OLACAK

İlk yapacağımız işlerden birisi, baro tamamen kolay ulaşılabilir bir organizasyon olacak meslektaşlar için. Her türlü başvurularını, alacakları belgeleri, diğer işlemleri tamamen bürolarından, cep telefonlarından yapabilecekler. Genç meslektaşlarımızla ilgili birçok projemiz var. Bizim bu dönemde ilk büro olarak nitelediğimiz ama başta kaynak sıkıntısı ve çeşitli başka nedenlerle aktif hale getiremediğimiz bir projemiz var. Bunu da ben 2014 yılında aday olduğumda dile getirmiştim bu projeyi. Meslektaşlarımıza mesleğinin başındaki iki üç yıl süre içinde, avukat bürosuna yakışır bir ortamda avukatlığa başlamaları için, kendilerini toparlayana kadar, imkan sağlayacak bir düzenleme bu. Meslektaşlarımıza kullanabilecekleri bürolar ancak tabii yetecek kadar yeterli bürolar. Ortak kullanabilecekleri sekreterya, toplantı salonları ve diğer sekreterya hizmetlerini sağlayacak ortamlar, binalar düşünüyoruz. Bununla ilgili çeşitli daha detaylı projelerimiz finansman modellerimiz var. Bu da bizim önceliğimiz olacak seçildiğimiz zaman.

Onun dışında işte yeni ofis kurmak isteyen, mezun olduktan sonra bürosunu kurmak isteyen meslektaşlarımıza sağlayacağımız destekler, ofisin donanımı ile ilgili yapacağımız anlaşmalar. İşte bankalarla yapacağımız ucuz kredi anlaşmaları gibi, onlara destek projelerimiz var. Aidatları ile ilgili belli bir indirim zaten sağlıyoruz. Buna devam edeceğiz. Genç meslektaşlarımızın bütün baro organlarında, kurullarında, merkezlerinde görev almalarında daha adil bir yaklaşım getireceğiz. Kimse ocu, bucu yönetimi desteklemiyor gibi bir ayrım gözetmeden, oralarda aktif görev almaları için tüm kanalları açacağız. Bu hem meslektaşlarımızın kendilerini geliştirmeleri için çok önemli, hem de baronun işleyişinde, işleyişinin daha etkin olması için çok önemli, o gençlerin dinamizminden yararlanmak.

Kamuda çalışan meslektaşlarımızla ilgili bir takım projelerimiz vardı. Onların bir kısmını yerine getirdik ama onların gene parlamento, hükümet nezdinde ciddi sorunlar var. Yani kamudaki avukat da, kamu çalışanların yanında adeta ikinci sınıf muamelesi görüyor. Özlük hakları bakımından. Bununla ilgili bir takım görüşmeler, çalışmalar yaptık ama baronun temel sorunlarının ben devamlılık olduğunu düşünüyorum. Burada devamlılığı sağlayacağız. O çalışmalara üzerine koyarak devam edeceğiz ve ciddi şekilde sorunlara sahip çıkacağız.

Siz iki yıldır Ankara Barosu'nun başkan yardımcısısınız. Ankara Barosu Başkanı Av. Hakan Canduran da aday olduğunu açıkladı. Siz hangi noktalarda ayrı düşündüğünüzü görüyorsunuz, adaylığa neden soyundunuz?

Biz mevcut başkanla birlikte yola çıktık. Ben de başkan adayı idim. Hani geçmişi kısaca özetlemek gerekirse, biz 3 başkan adayı birleştik. Birleşmemizin temel sebebi o dönemde Ankara Barosu'na, seçimlerini daha doğrusu DSA grubunun ön seçimlerine Sayın Barolar Birliği Başkanı'nın müdahalesiydi. Yani DSA grubunun çok hoş bir geleneği var. Yani Türkiye'de hiçbir demokratik sol, sol yapının maalesef pratikte uygulayamadığı bir şey var, geleneği var. Biz bir önseçim yapıyoruz. Oradaki aday adayları istediği kadar olabilir. Arkadaşlarımızın arasından, kim genel kabul görür desteği alırsa, hepimiz gidip onu genel kurulda destekliyoruz. Dolayısıyla bu klasik solun bölünmesi problemini ortadan kaldırıyoruz. Bunun bir şartı var, bu seçimin adil olması gerekir. Herkesin eşit şartlarda olması gerekir.

2014 SEÇİMLERİNDE TBB BAŞKANI ANKARA BAROSU SEÇİMLERİNE MÜDAHALE ETTİ

2014 yılı seçimlerinde Sayın TBB başkanı, o zamanki başkan lehinde, ciddi şekilde, hem de hiç kural tanımaksızın, yani ona değil bana oy vereceksiniz şeklinde bir kampanyaya başladı. Biz bu demokratik solun hakikaten son derece demokrat olan yapısına ciddi darbe vuracak bu durum karşısında biz birleştik. O zaman Hakan Canduran ile gidelim seçime dedik çünkü Hakan Bey'in bir baro deneyimi de vardı. Geçmiş dönem başkan yardımcılığı, genel sekreterliği vardı ve birleştik ve birlikte yönetime de girdik. Temel şeyimiz buydu. Ankara Barosu vesayet altında kalmasın, vesayete alınmasın.

Fakat ne yazık ki bu geçtiğimiz bir buçuk yıl içinde, bu birleşmenin baştaki ilkeleri bir şekilde uygulamaya konulamadı. Yani biz birçok sorunda, birçok karşımıza çıkan durumda bunu uygulayamadık. Neden uygulayamadığımızı da uzun zaman merak ettik. Bir şekilde sürekli tökezliyoruz, takılıyoruz. Tabi seçimler yaklaştıkça, neleri uygulayamadığımız da ortaya çıktı. Maalesef mevcut başkanımız genel kurulda verdiği söze rağmen, bir kere aday olma ile ilgili. Bir kere aday olma ile ilgili şunu da söyleyeyim; biz kişilerle bir problemimiz yok. Yani Hakan Bey yani on kere de adaylık yapıyor olabilir. İhtiyaç olsa ama Ankara Barosu'na başkanlık yapacak, sonuçta 10 yıl kıdem aranıyor, 10 yıl kıdem üzerindeki bütün meslektaşlarımız Ankara Barosu'na başkanlık yapabilecek seviyededir zaten. Bizim bir kere adaylıkla ilgili temel konumuz, demokrasinin işleyişi ile ilgili. Yani şimdi geldiğimiz noktada baro başkanı, baro başkanı olarak ve bu sıfatı kullanarak yarışa giriyor. Bu yetmiyor, üstüne Barolar Birliği Başkanı, işte çeşitli yerlerde birlikte birdenbire bizim başkanımız, Barolar Birliği'nin her türlü etkinliğine katılmaya başladı.

ANKARA BAROSU YÖNETİMİ BARO ETKİNLİĞİNİ İNTERNETTEN ÖĞRENİYOR

Ben size şunu söyleyeyim; meslekte 40 yılını doldurmuş Ankara Barosu avukatlarına plaket veriliyor Barolar Birliği'nde, Ankara Barosu yönetimi bunu internetten öğreniyor. Geldiğimiz nokta bu. İşte bu zaten bizim endişelerimizin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Yani bir kere aday olmanın, yani seçimin adil olmasının önünde engel olduğunu gösteriyor. Bu nedenlerle ben adayım. Yani burada zaten ben adaylık irademi iki sene önce ortaya koymuştum ama o ana kadar baroda birçok yerde bulunmama rağmen, yönetim kurulu görevim yoktu. Şimdi ben bir buçuk senedir başkan yardımcısıyım ve baronun işleyişi hakkında ciddi fikir sahibiyim. Barodaki aksaklıklar hakkında ciddi fikir sahibiyim. Burada belli bir birikimin var ve bizim arkadaşlarımızın da, ekibimizdeki arkadaşlarımızın da aynı şekilde ciddi bir deneyimi var. Yani biz baroya çok iyi şeyler yapabileceğimizi, bu mesleğe çok iyi şeyler yapabileceğimizi düşünüyoruz.

Peki Sayın Arıkan, siz demokratik sol avukatlar grubunda, mevcut başkan Hakan Bey ile birlikte siz adaysınız ve birkaç aday daha var. Şimdi şöyle bir duyum ya da şöyle bir kulis bilgisi dolaşıyor; mevcut başkana muhalif olan adaylar arasında bir konsorsiyum sağlanmazsa, mevcut başkan bir adım önde gözüküyor. Yani ön seçime doğru böyle bir konsorsiyum olabilir mi? Siz nasıl okuyorsunuz mevcut tabloyu?

Şimdi öncelikle şunu söylemek lazım; Biz eğer 9 Nisan’da yapılan DSA Genel Kurulunu okumak gerekirse, orada Hakan Bey, Metin Bey destekli Hakan Bey, yani Metin Bey'in etrafındaki bütün yakın çalışma arkadaşları, tırnak içinde, Hakan Bey'in yanında orada salonundaydılar. Metin Bey'in gölgesi altındaydılar yani hepsi birlikte. Onlar bir an önce yapılsın dediler. Yani Mayıs ayının sonunda önseçim yapılsın dediler. Biz Temmuz ayında önseçim istedik. Genel kurul Temmuz ayını uygun buldu.

seckin4-(640-x-360).jpg

ORTADA KİRLİ BİR İTTİFAK VAR

Bunu şöyle okumak gerekir; şimdi ortada yine tırnak içinde kirli bir ittifak var. Yani adil bir ön seçim yapılmasına engel olacak şekilde ve kişisel menfaatler üzerine kurulmuş bir ittifak var. Bu ittifak şu anda baronun yakın çevresinde, merkezinde, baroyla alışveriş içinde olan, ilgili olan meslektaşlar tarafından çok iyi biliniyor. Yani ciddi de bir tepki var ama daha dışarıda duran, yani kendi bürolarında işini yapmaya devam eden, baroyla çok fazla ilişkisi olmayan meslektaşlarımız yani 13.500 sayımız. Doğal olarak herkesin aynı ölçüde direkt ilgili olması bilgili olması söz konusu değil. Bu meslektaşlarımız tarafından, bu şu ana kadar çok fazla bilinmiyor. Bu hiç bir avukatın kabul edebileceği bir şey değil. Avukatlık mesleği bağımsızdır. Eğer siz iradenizi alır birisine teslim ederseniz, bunu hiçbir avukat tasvip etmez. Bu öğrenildikçe, o manzara ortadan kaybolacak.

Zaten aman acele bir önseçim yapalımın altındaki şey buydu. Biliyorlar ki hiçbir avukat bu tabloyu göre göre gidip oy vermez ama bilmeyenlere bir şekilde manipüle ederiz diye böyle bir şeyi denediler, olmadı. Önümüzde zaman var. Biz bunu zaten anlatıyoruz. Her platformda anlatacağız. Birinci kısmı bu. İkinci kısmı, çok aday her zaman vardır.  Çok aday kötü bir şey de değil. Her aday farklı şeyler söylüyor. Ben bile diğer adaya arkadaşlarımdan bir şeyler öğreniyorum. Yani onlar da benden öğreniyorlar. Hepimiz birbirimizden öğreniyoruz. Kitle meslektaşlarımız bizim söylediklerimizden bir şeyler öğreniyor. Bu çok doğal bir şey. Birbirimizle fikir alışverişinde bulunuyoruz.

Buradaki tek sorun, dediğim gibi adil bir önseçim olmaması. Onun dışında bu adayımızın, aday meslektaşımızın iyi olması, niteliklerinin düşük olması, yüksek olması ile ilgili bir şey değildir ama doğal bir seçim ortamı, tanınmışlık ve ilgili belli, herkesin değişik vizyonu var. Genel avukatlık meslek grubunun hangi vizyona daha sıcak yaklaştığı ile ilgili zaman içinde görünür. Her seçimde böyledir. Baroda da böyle başka yerlerde de böyledir. Başta aday olarak ortaya çıkanlar olur. Daha sonra meslektaşlarımız, kimileri vazgeçer. Burada da bunun olacağını düşünüyorum. Çok da doğaldır. Yoksa hiçbir dediğim gibi arkadaşımı bir eksiği fazlası vardır değerlendirmesi yapılamaz yani, bize düşmez bu ama meslek grubunun, baronun o anki bugünkü konjonktürdeki ihtiyaçları, vizyonu, bakış açısı onu tutturabilmek önemlidir. Yani onu tutturan adayımız şanslı hale gelir.

2014 seçimlerinde Demokratik Sol Avukatlar Grubu, belki de tarihinde bir ilk yaşadı. Hakan Bey Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun ön seçimini kazandı. Bunun üzerine DSA Taban Hareketi diye bir hareket çıktı ve grup neredeyse ortadan hemen hemen ikiye bölündü ve DSA adayı Hakan Bey, az farkla seçimi kazandı. Bu seçimde de, yani bu önseçimde yaşanan bu bahsettiğiniz olaylara bakarak, olası muhaliflerden birinin ön seçimi kazanması durumunda, yeni bir aday ve grup çıkabilir mi ortaya? Böyle bir izleniminiz var mı?

Vallahi çıkmamasını umarım bir kere. İkincisi, çıkan arkadaşlar gene arkalarında sağ olsun Barolar Birliği Başkanı vardı, bunu denediler cevabı sandıkta aldılar. Yani bu az farkla kaybetmek, çok farkla kaybetmek meselesi değil. Kaybetmektir. Yani orada bizim seçmenimiz bunu uygun bulmadı. Genel kurul da ön seçimle yapılanı uygun bulmadı. O zaman destekledikleri aday bizim karşımızda kaybetti. Ondan sonra başka bir adayla geldiler, o da genel kurulda kaybetti. Şimdi gelirlerse daha ciddi farkla kaybederler. Yani çünkü bu ilkesizliğe kimse ödün vermiyor. Benim bu bir buçuk yılda edindiğim deneyim, biz bütün meslektaşlarımızla çok yakın temas halindeyiz, onlardan tabi bunu ben çok rahat ölçebiliyorum. Orada gördüğüm de bunun hiçbir şekilde uygun bulunmadığıdır. Yani o gün taban hareketi diye çıkan arkadaşlardan çoğu bugün orada değiller bir kere. Bunu da gözlemleyebiliyoruz çünkü o gün yine aynı şey, önseçim Temmuz ayının başında yapıldı. Ondan sonra yaz aylarında adli tatil vardır, bir rehavet vardır, adliyelerde de duruşma yoktur, tatile gidenler tatile gider. Kendilerince uyanık bir şekilde bunu kullandılar ama dediğim gibi ikinci defa umarım yapmazlar ama yaparlarsa çok daha ciddi bir yenilgiye uğrayacaklardır. Hiçbir şüphe yok bundan.

Son bir soru Sayın Arıkan, İstanbul'da iki tane tutuklu avukat var Ankara Barosu üyesi. Can Dündar'ın villasını satın aldıkları gerekçesiyle tutuklandılar. Ankara Barosu’nun bu konuda herhangi bir girişimi oldu mu meslektaşlarına destek babında ve o avukatlar özelinde genel olarak şunu sormak istiyorum; zaman zaman Ankara Barosu'na da diğer barolara da özellikle polis şiddetine maruz kalan, gözaltına alınan avukatların tepkileri, serzenişleri oluyor yeterince sahip çıkmadığına dair. Hem Barolar Birliği'ne de. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şimdi bizim belli ilkeleri oturtmak, belli bir meslek dayanışmasını sağlamak için bir kere her bir meslektaşımıza meslek örgütü olarak sahip çıkmamız gerekir. Bizim anlayışımız bu. Biz zaten bir buçuk yıllık dönemde yönetim olarak da ama ben şahsen buna çok özel önem verdim. Her koşulda avukat hakları merkezimizin haberdar ettiği her olayda ben oradaydım. Gittim, bunu birinci önceliğim olarak kabul ettim. Hakikaten herhangi bir meslektaşımızın başına ister bu tür ister başka şekilde bir sıkıntı geldiğinde olabildiğince ona destek olmaya çalıştık tüm imkanlarımızla.

TUTUKLU MESLEKTAŞLARIMIZIN BİZDEN TALEBİ OLURSA ORADA OLACAĞIZ

Burada İstanbul'daki olayda da tabii başlangıçta her zamanki gibi belli manipülasyonlarla başka türlü yansıtıldı. Şimdi geldiği nokta başka türlü. Yani ortada önce çok büyük casusluk diye devletin en yukarısındaki kişi açıklamışken, bu da bir ayıptır ayrıca, hani yeri gelmişken söylemek gerekir. Daha ortada mahkeme kararı yokken İnsanları böyle afişe etmek, suçlamak bir cumhurbaşkanına hiçbir şekilde yakışmaz. Umarım bundan bir ders almıştır. Bir dahaki konuşmalarında dikkat eder. Şimdi ortada casusluk da kalmadı. Yani Cumhuriyet Savcısı da, ben bununla ilgili yeterli bir delil bulamadım diyor. Dolayısıyla dava tamamen bir yönden başka bir yöne doğru gitti. Tutuklu meslektaşlarımızla ilgili de, Ankara'dan giden meslektaşlarımız oldu. Bize de bilgi verdiler. Bizden herhangi bir yardım talepleri olduğunda bizim orada olacağımızı söyledik.

Tabii İstanbul'da İstanbul Barosu alanında. İstanbul Barosu'ndan da bildiğim kadarıyla avukat hakları merkezinden, avukat hakları merkezi kurumsal olmasa da o bünyedeki meslektaşlarımızın destek aldılar. Takip eden arkadaşlarımızla görüşüyorum ben. Yani herhangi bir talepleri olduğunda, biz yapabileceğimiz ne varsa tabii ki yapacağız. Bizim genel yaklaşımımız bu.

BAROLAR BİRLİĞİ’NE BİR ÇEKİ DÜZEN VERMEMİZ GEREKİYOR

Genel olarak peki, onu az önce söylediniz. Barolar Birliği bu konuda meslektaşlara sahip çıkma adına yetersiz kalıyor dediniz. Bu konuda siz bu eleştirilere siz de katılıyor musunuz? Yani özellikle mesela Çağdaş Hukukçular Derneği'nin üyelere genelde bu tip muamelelere maruz kalıyor ve Barolar Birliği'ni çok ciddi eleştiriyorlar. Bize çok mesaj atıyorlar. Biz somut olanlarını haberleşiyoruz. Siz katılıyor musunuz bu konuda Barolar Birliği'nin yetersiz kaldığına?

Katılıyorum, şimdi ama ben bu konuyu açarsam çok uzağa gider. Şimdi biz baro seçimindeyiz. Barolar Birliği, hani şu var ya, nerem doğru şeyi, Barolar Birliğimizin geldiği nokta maalesef bu. Yani Barolar Birliğine bir çeki düzen vermemiz gerekiyor. Öncelik baro seçimleri ama biliyorsunuz biz Ekim'de genel kurullarımızı yapacağız. Mayıs ayında da Barolar Birliği Genel Kurulu var. Barolar Birliği'nin bu noktaya gelmesindeki sebeplerden birisi de, belki de bizim diğer barolarla bir şekilde çeşitli manipülasyonlarla pasifize edilmesidir. Buna artık biz ciddi şekilde Barolar Birliği'ne çeki düzen vereceğiz.

BAROLAR BİRLİĞİ AVUKATLIK MESLEĞİ İLE İLGİLİ TEK KELİME ETMİYOR

Yani bu bizim, biz örgütlü bir gücüz ve bu kadar 79 baronun çatı organizasyonu da Barolar Birliği’dir. Barolar Birliği avukatlık mesleği ile ilgili tek kelime etmiyor. Avukatların sıkıntıları ile ilgili bir yerden bir yere gitmiyor ama Barolar Birliği Başkanımız, ben üç kere Türkiye'yi dolaştım diyor canlı yayınlarda. Yani üç kere Türkiye'yi dolaşmasının avukatlık mesleği ile ne ilgisi var? Ne yaptı 3 kere dolaşıp? Ne için üç kere dolaştı? Yani bunları, dediğim gibi ben çok oralara girmek istemiyorum.

BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PEŞİNDE DEĞİL

Ben kendisine bir açık çağrıda bulundum Metin Feyzioğlu'na, bizim seçimlerimize karışmayın dedim. Yani Barolar Birliğini bu şeylere alet etmeyin. Biz, dediğim gibi bizim kişilerle problemimiz yok ama uygulama ile problemimiz var. Barolar Birliği doğrudur, gerek ÇHD'li, gerek ÖHD'li gerek başka meslektaşlarımız bir sıkıntı yaşadıklarında, yanlarında Barolar Birliğini görmüyorlar. Barolar Birliği bir ilkeye sahip de görünmüyor. Yani Sayın Başkan bir yerde başka konuşuyor, ondan sonra iki gün sonra başka bir ilde, o söylediğinin tam tersini söylüyor. Hiçbir şekilde hak ve özgürlükler peşinde değil.

BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI ANKARA BAROSU SEÇİMİNE MÜDAHALE ETMESİN

İşte merkez sağdaki partiden tutun, bilmem ana muhalefet partisindeki kongrelere, belediye başkanlığı seçimleri, bunlara ilgi gösteriyor. Bu yapıyla Bu meslek gidemez. Yani buna biz dur diyeceğiz Ama önce Ankara Barosu seçimleri. Ankara Barosu seçimlerinde de yine yaptığım uyarıyı tekrar sizin aracılığınızla da yapmakta yarar var. Kendisine yakışan, bundan önceki Barolar Birliği Başkanlarının yaptığı gibi tarafsız durmaktır. Bu seçimlere bu şekilde müdahale ettiği sürece işte bu konuşmaları yapmak zorunda kalıyoruz. Kendi konumunu tartışmaya açıyor. Onun için bir an önce doğru, hukuki doğruya, ahlaki doğruya gelmesi, etik doğruya gelmesi gerekir. Tarafsız durması gerekir. Tarafsız durması, kendi konumuna da bir saygınlık katacaktır. Biz de bunları burada konuşmak zorunda kalmayacağız.

BAROTÜRK

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim