• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C

TCK 216’nın ‘Gerekçe’si: Karan Ve Çetinkaya’nın Beraatine…

TCK 216’nın ‘Gerekçe’si: Karan Ve Çetinkaya’nın Beraatine…
Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya’nın ‘2’şer yıl hapis cezası’na çarptırılmasıyla ilgili bir yazı bu.

KÜRŞAT BUMİN / DİKEN

Karan son yazısında İstanbul Adalet Sarayı’ndan çıkan bu karar karşısında ‘demokrat, laik/seküler, özgürlükçü’ olarak adlandırdığı çevrenin dosyaya ilişkin ilgisizliğini hatırlatarak “Bizim davaya dair edebilecekleri bir kelam olduğunu hiç sanmıyorum” diyor. Haklı ve yerinde bir sitem bu. Dolayısıyla, kendimi sözü edilen ‘çevre’nin  bir  ‘üyesi’ olarak değil ama sıralanan niteliklere de yakın birisi olarak gördüğümden bugünkü yazıyı bu haklı sitemi telafi etmeye ayırmaya karar verdim.

Gazeteci arkadaşlarımız ‘Charlie Hebdo’nun neredeyse tüm ekibinin İslamcı teröristler tarafından katledilmesi sonrasında derginin  yayımladığı ilk sayısının kapağını kendi köşelerine taşıdıkları için mahkum oldular. Hatırlıyorsunuzdur muhakkak; söz konusu kapak dergi tarafından adı konmamış ama giyiminden kuşamından bir Müslüman olduğu anlaşılan ve elinde ‘Ben Charlie’yim’ pankartı tutan gözü yaşlı bir şahıs ve ona eşlik eden ‘Her şey affedildi’ üst başlığından oluşuyordu. Bu kapağa ilişkin pek çok yorum yapıldığını da hatırlayalım. Kim affetmişti, kimi-kimleri affetmişti? Bu desenin dergiyi basan teröristlerin affedildiğine işaret ettiğini iddia eden yorumlar yapıldığı gibi, tam tersine desenin olayı bir ‘yatıştırma’, acıları ‘dindirme’ ve dolayısıyla bir ‘uzlaşma-barışma’ mesajı taşıdığına dikkat çekenler de oldu. Bu çizgilerin Peygamberin Charlie ile dayanışma içinde olduğunu, dolayısıyla onu ve dünya nüfusunun büyük bir bölümünün paylaştığı bir inancı katliam yapan ‘İslamcılar’dan ayırmaya çalışma amacını taşıdığını ileri sürenler de vardı. Söz konusu kapağı çizen Luz’un bu desenin (2011’de elinden çıkan bir başka Peygamber kapağını hatırlatarak) ‘karşılıklı bir bağışlama’ olarak yorumlanabileceğine izin veren açıklamalarıyla da karşılaştık.

Şimdi de gelelim ‘Charlie Hebdo’nun bu özel sayısının bu özel kapağını Cumhuriyet gazetesinde köşelerine taşıdıkları için Karan ve Çetinkaya’nın iki yıl hapis cezasına mahkum edilmesine.

Mahkumiyetle sonuçlanan davanın açılmasıyla birlikte ‘adalet sarayı’nın (!) ciddi bir hareketlilik yaşadığını  hatırlıyorsunuzdur. O günlerde, T24’ün işini çok iyi yapan röportajcısı Hazal Özvarış, Karan ve Çetinkaya’nın ‘yargılanmalarını değil cezalandırılmaları’ gerektiği yolunda açıklamalar yapan Özgür-Der başkanı Rıdvan Kaya ile yaptığı röportajda, muhatabının ağzından Charlie Hebdo’ya yönelik terör saldırısına ilişkin olarak açıkça ‘terörü destekleyen’ şu değerlendirmeyi almayı başarmıştı: “Haklı gerekçeleri olan bir eylem fakat sonuçları itibariyle İslami davaya zarar verebilecek boyutları var.”

Dava sürecinde ‘müşteki’ avukatlarının Diyanet İşleri Başkanlığı’na müzekkere yazılarak, söz konusu karikatürün Hz. Muhammed’e hakaret içerip içermediğinin sorulmasını talep etmeleriyle de karşılaşmıştık.

Davaya ‘müdahillik’ konusu ise (hele de mahkemenin ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçu’nu, suç unsurları oluşmadığı gerekçesiyle devre dışı bırakmasından sonra!) gerçekten bir davanın en gayriciddi yanlarından birisiydi. Sayıları 100’ü bulan şikayetçilerin yanında cumhurbaşkanının danışmanı, oğlu, kızları ve damadının da bulunduğu bir ‘müdahiller listesi’ yer alıyordu. (Siz de benim gibi “Ne münasebetle?” diyorsunuzdur umarım!)

Gelelim karara dayanak oluşturan TCK 216 maddesine: İki yıl hapis cezası maddenin 1’inci fıkrasına yer alan şu bölüme dayandırıldı. ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik…’

Yukarıda belirttiğim gibi davanın açılmasına neden olan ikinci suçlama (‘Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenin aşağılama’), mahkeme tarafından temelsiz bulunarak iddianameden ihraç edildiği için elde sadece ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ meselesi kalmıştı. Peki ama bu iki yıl hapis cezasının dayandırıldığı ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçunun delilleri nerede? Yoksa halkımız sokaklara düşmeden, aleyhte gösteriler filan yapmadan evinde otururken mi tahrik oldu? Nitekim Karan’ın da bu konuda sıraladığı bilgiler de bunu gösteriyor. Yani ortada ‘tespit edilen’ ve 2’şer yılla cezalandırılan ‘tahrik suçu’nun tahriki sonucu gelişen tek bir olay yok.

Kararda TCK 216’nın temel alınmasına gelince: Kimseyi kırmak istemem ama mahkeme heyetinin  -vazgeçtim ‘demokratik’ten- az biraz ‘makul’ bir ceza yasasında bile olmaması gereken 216’ıncı maddenin ‘gerekçe’sine ne hiç mi hiç göz atmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu ‘ihmal’in sonucu ortaya çıkan kararı şöyle özetlemek hakkımızdır: Demek ki TCK 216’nın yazımı iki farklı yazıcı grubunun elinden çıkmıştır. İlk grup maddeyi yazmış, 2’inci grup ise bu ‘ucu açık’ maddenin başını alıp gitmemesi için ‘gerekçe’yi kaleme almıştır. Bu tespitimi sağduyusunu yitirmemiş okurlar olarak mutlaka şöyle değerlendiriyordur: “Bu işte bir yanlışlık var: bir ceza maddesi kaleme alınırken maddeden önce gerekçe dikkate alınmak zorunda değil midir?” Tabii ki öyle, aksi takdirde bu neden-sonuç ilişkisinin 216’da karşımıza çıkan hepten yanlış ve çarpık yapısıyla karşılaşmamak imkansızdır. Duruşmaları izlemediğim için bilmiyorum; ama Karan ve Çetinkaya’nın avukatlarının savunmalarını mutlaka 216’nın ‘gerekçe’sini şahit göstererek yaptıklarını sanıyorum.

Sözü fazla uzatmadan söz konusu ‘gerekçe’nin ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçuna ilişkin bölümünden birkaç alıntı yapacağım.

“Suç oluşturan ‘tahrik’, soyut saygısızlık ve reddin ötesinde bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir ret veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarf etme, suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir…”

“Söz konusu suçun oluşması için, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı geçerlidir. (…) Hâkim, kullanılan ifadeler dolayısıyla bu tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini, dayanak noktalarını göstermek suretiyle belirleyecektir. (…) Kişinin söz ve davranışlarının, halkın bir kesimi üzerinde tahrik konusu fiillerin işleneceği hususunda duyulan endişeyi haklı çıkaracak bir etki oluşması gerekir. İfade özgürlüğü ile bu tip tehlike suçları arasında ‘açık ve mevcut tehlike’  kriterinin var olması gerekir. Buna göre yapılan konuşma ve ya öne sürülen düşünceler toplum açısından açık ve mevcut tehlike oluşturduğu takdirde yasaklanabilmekte, keza böyle bir tehlikenin somut olarak, açıkça tespit edilmedikçe söz konusu suçtan dolayı cezalandırma yoluna gidilemez….”

Görüyorsunuz ‘gerekçe’nin eli yüzü bayağı düzgün. Bu durumda Yargıtay’tan acaba nasıl bir karar çıkacak? Benim tahminim, Yargıtay’ın geri göndereceği dosyanın üzerine şöyle bir not iliştireceği yönünde: “Bu kararı verirken ‘216’nın Yasa Gerekçesi’ne hiç göz atmadınız mı? Bundan böyle daha dikkatli olmalısınız! Dolayısıyla sanıkların beraatine…”

Çok mu iyimserim dersiniz?

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim