• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C

TEMYİZİN SİRAYETİ

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Nilüfer Yenice

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun “Hükmün bozulmasının diğer maznunlara sirayeti” başlıklı 325. maddesine göre; “Hüküm, cezanın tatbikatında kanuna muhalefet edilmesinden dolayı maznun lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunamamış olan diğer maznunlara da tatbiki kabil olursa bu maznunlar dahi temyiz talebinde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından istifade ederler”.

Bu hükmün karşılığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 306. maddesinde düzenlenmiş olup, lehe bozma hükmünün temyiz etmeyen sanıklara sirayet edeceği kabul edilmiştir.

Katılanlar arasında veya katılan ile savcı arasında, bozma hükmünün sirayet etmesi mümkün değildir; zira bozma hükmünün sirayetinde süje sanıktır. Kanunun ilgili maddesinde, hükmü temyiz etmeyen diğer sanığın, lehe bozma hükmünden yararlanacağı belirtilmiştir. Böylece; hükmü temyiz etmeyen, temyiz süresini kaçıran veya temyiz talebi reddedilen sanık, hükmü temyiz eden sanığın başvurusu ile kararın lehe bozulması halinde bu sonuçtan yararlanacaktır.

Talebi üzerine hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kişiyi, “temyiz talebinde bulunamamış sanık” olarak değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü kişi, hem kendi isteği ile hakkında HAGB kararı verilmesini istemiş ve hem de HAGB kararının kesinleşmesi ile kovuşturma aşaması son bulmuştur. Bir başka ifadeyle, kesinleşen HAGB kararı ile hükümlü hakkında verilmesi gereken, fakat ilan edilmeyen mahkumiyet kararı askıya alınmıştır. HAGB kararının kesinleşmesinden itibaren beş yıl içinde sanık, yeni bir suç işlemedikçe veya denetim yükümlülüğünü ihlal etmedikçe, hakkında verilen mahkumiyet kararı ilan edilmeyeceği gibi, bu karar “temyizin sirayeti” gerekçe gösterilerek temyiz incelemesi sonucundan etkilenmeyecektir. Belki bu noktada, lehe temyiz sonucundan etkilenmesi amacıyla HAGB kararına konu yargılamanın yenilenebileceği ileri sürülebilir.

Ayrıca, üçbin TL kesinlik sınırını aşamadığı için temyiz yoluna başvurulamadığından kesinleşen kararlar da, “kanun yararına bozma” adlı olağanüstü kanun yolu dışında temyiz sonucundan etkilenmeyecektir. Bir başka ifadeyle, lehe bozma kesinleşen kararı etkilemeyecek, fakat Yargıtay’ın lehe bozma kararı gerekçe gösterilmek suretiyle kanun yararına bozma talepli olarak Adalet Bakanlığı’na başvurulabilecektir.

Hakim veya mahkeme tarafından verilip de temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve sonra kanun yararına bozma yoluyla Yargıtay incelemesinden geçen bir kararın, sanık (esasında hükümlü) lehine bozulması durumunda, bu lehe bozmanın tüm sanıklara sirayet edeceğini ifade etmeliyiz. Çünkü adı kanun yararına bozma da olsa bu noktada Yargıtay’ın yaptığı ve amaçlanan, temyiz incelemesinden geçemeyen veya geçmeyen kararların hukukilik denetiminin yaptırılmasının sağlanması, maddi hakikate ve adalete ulaşmada bir hata varsa bunun düzeltilmesidir.

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda belirtilen, ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değinilmeyen “hükmün, cezanın belirlenmesindeki hukuka aykırılık sebebiyle bozulması” unsuru, hükmü temyiz etmeyen sanığın bozma kararından yararlanabilmesi için öngörülen bir şarttır. Cezanın belirlenmesinde tespit edilebilecek hukuka aykırılık sebeplerine; suçun unsurlarının oluşmaması, cezanın azaltılmasını veya kaldırılmasını gerektiren haller, yargılamaya konu eylemin suç teşkil etmemesi örnek gösterilebilir.

“Cezanın belirlenmesinde tespit edilebilecek hukuka aykırılık sebepleri” ibaresi, esasında maddenin uygulanabilirlik sahasını daraltmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 306. maddesinde bu ibareye yer verilmeyerek, hükmün sanık lehine bozulması koşuluyla, her durumda temyiz etmeyen sanık açısından da sonuç doğuracağı kabul edilmiştir.

Bir görüşe göre; hükmü temyiz etmeyen sanık, davanın süjesi olmaya devam eder. Müşterek sanıkların yargılamada birlik/bütünlük teşkil ettiği, dolayısıyla sanıklardan birisi hükmü temyiz etmişse, bozma hükmünün temyiz etmeyen diğer sanıklara da etki edeceği, bu sebeple hükmü temyiz etmeyen diğer sanık hakkında, Yargıtay tarafından onama kararı verinceye kadar hükmün kesinleşmeyeceği kabul edilmiştir. Bu görüşe göre; bozma kararının hükmü temyiz etmeyen diğer sanıklara sirayet edebilmesi için, ayrıca talepte bulunmak da gerekli değildir. Bu sebeple, hükmü temyiz etmeyen sanığın, bozmanın sirayetini reddedemeyeceği ileri sürülmektedir[1].

1412 sayılı CMUK m.325’in uygulanma şartları hususunda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından verilen 26.01.2010 tarihli, 2009/7-260 E. ve 2010/2 K. sayılı kararda; Kooperatifler Kanunu’na aykırılık suçundan hapis ve adli para cezasına mahkum edilen sanıklar Seyfettin, Seyit ve Hasan hakkında, Yargıtay ilgili ceza dairesince eksik para cezası tayin edilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi sayılmamış, ancak suçun kast unsurunun oluşmadığı gözetilmeksizin beraat hükmü yerine mahkumiyet hükmü kurulması bozma sebebi kabul edilmiş ve bozma kararının CMUK m.325 uyarınca hükmü temyiz etmeyen sanıklara da sirayet edeceğine karar verilmiştir. Yerel Mahkeme, somut olayda suçun unsurlarının oluştuğu gerekçesiyle önceki hükmünde direnmek suretiyle sanıkların cezalandırılmasına karar vermiştir. Sanıklardan yalnızca Seyfettin’in temyiz başvurusu üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yapılan incelemede, dava zamanaşımı gerçekleştiğinden bahisle hükmün bozulması ve kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

Yargıtay ilgili Dairesince Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosya hakkında; “…hükmü temyiz etmeyen sanığın, sirayet nedeniyle bozma kararının sonucundan yararlanabilmesi için öncelikle bozma kararına uyulması ve cezanın uygulanmasında önceki hükmü temyiz eden diğer sanık lehine yeni bir karar verilmesi zorunludur. Ancak o zaman lehe olan bozma kararı, adaleti sağlamak amacıyla hükmü temyiz etmeyen sanığa sirayet ettirilecektir. Aksi takdirde, temyiz davası açan sanık için kabul edilmeyen bir bozma nedeninin, yasa yoluna başvurmayan sanık lehine kabulü gibi bir sonuca ulaşılacaktır. Bu sonuç ise, temyiz eden sanığın aleyhine, temyiz etmeyen sanığın lehine olup, eşitlik ilkesine aykırı olarak çelişkili bir uygulamaya neden olacağından sirayet kurumunun amacına aykırıdır.

Somut olayda Yerel Mahkemece direnme kararı verildiğinden, bozma kararının diğer sanıklara sirayeti olanaksız olup, haklarındaki ilk hüküm kesinleştiğinden, sanıklar Hasan ve Seyit haklarında Yerel Mahkemece verilen son hükmün hukuki değer taşımadığı anlaşılmakla, temyiz incelemesi, ilk hükmü temyiz eden sanık Seyfettin hakkındaki direnme hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.” gerekçesiyle, yalnızca bozma kararına direnen Yerel Mahkeme hükmünü temyiz eden sanık Seyfettin hakkında dava zamanaşımı sebebiyle kamu davasının düşmesine karar verilmiş, ancak diğer sanıklar hakkında verilen ilk Yerel Mahkeme hükmünün kesinleştiğine, direnme kararının diğer sanıklar açısından hukuki değer taşımadığına ve haklarında yürütülen dosyanın dava zamanaşımı sebebiyle düşmeyeceğine karar verilmiştir.

Yerel Mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir. Bu kesinleşme sadece hükmü temyiz etmeyen sanığı bağlar, temyiz eden sanığı bağlamaz; zira temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, CMK m.291’de öngörülen süre ve istem koşullarının yerine getirilmesi şarttır. Sanıklardan birisinin talebi, diğer sanıkların da isteği yerine geçemez. Bu itibarla, ilgililer tarafından kanun yoluna başvurulmadığı takdirde hüküm kesinleşecektir. “Davasız yargılama olmaz” ilkesi, kanun yolları aracılığıyla yapılan incelemeler için de geçerlidir[2].

Bu ilke gereğince, ceza yargılaması alanında verilen kararlar, yargı konusu olan eylemler ve sanıklarla sınırlıdır. Hakim ancak, önüne getirilen eylem ve kişiler hakkında karar verebilir ve bu karar bu kişiler hakkında sonuç doğurur. Bu kapsamın dışında kalanlar bakımından yargılamanın sonucu yoktur. Mahkemenin son kararını temyiz etmeyen sanık hakkında, bu son kararın kesinleşmesi ve yerine getirilmesi gerekir. Aynı hükümle mahkum olan sanıklardan temyiz yoluna başvuranlar için kesinleşme ve kesin hüküm etkisi doğmaz[3].   

1412 sayılı CMUK’un 326. maddesinin son fıkrasına göre; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz”. Bu hususta Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 26.09.2009 tarihli, 2008/688 E. ve 2009/12892 K. sayılı kararında; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine rağmen, TCK m.265/3’ün uygulanmaması, mağdur sayısının birden fazla olması karşısında TCK m.43/2’nin değerlendirilmemesi, sanık hakkında TCK m.58’in uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması ve sanık hakkında verilen cezada indirim yapılmasına takdiren yer olmadığı gerekçesiyle TCK m.62/2 uyarınca herhangi bir değerlendirme yapılmaması, tüm bu sebeplerle Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına, yeniden hüküm kurulurken CMUK m.326’nın son fıkrası uyarınca kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, CMUK m.325 uyarınca bozma kararından hükmü temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılmasına hükmedilmiştir.

Bozulan hükmün diğer sanıklara sirayet edebilmesi için; aynı suça katılan sanıklardan birisi veya birkaçı tarafından hükmün temyiz edilmemesi ve temyiz edilmeyen hükmün sanık lehine bozulması gerekmektedir[4]. Sirayet, kanun hükmü gereğince ancak lehe bozmalarda mümkün olduğundan, aleyhe bozma sözkonusu olduğunda, hükmün temyiz etmeyen sanığa sirayeti ileri sürülemeyecektir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 23.09.2014 tarihli, 2014/28460 E. ve 2014/26513 K. sayılı kararında; “Bozma ilamına konu edilen suç konusu eşyanın, ne şekilde şikayetçiye teslim edildiği hususunun, suçu inkar eden sanık ile hükmü temyiz etmeyen sanığa bozma sonrasında sorulması üzerine; suç konusu eşyanın, çalındığı inşaatı kendilerinin gösterdiğini beyanla, olayda tutulan tutanakların ayrıntılı olmaması gibi sair hususlarla nasıl bulunduğunun açıklığa kavuşturulamamış olması karşısında, şüpheli durumun sanık lehine değerlendirilip, suç konusu eşyanın çalındığı inşaatın sanık ile hükmü temyiz etmeyen diğer sanık tarafından gösterildiği kabul edilerek, sanık hakkında TCK m.168/1 uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi sebebiyle bozulmasına, 1412 sayılı CMUK m.325 uyarınca bozmanın hükmü temyiz etmeyen diğer sanığa sirayet edeceğine” karar verilmiştir.

Aleyhe temyiz başvurusu bulunmayan sanık hakkında bozma kararı verilemeyeceğine dair Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından verilen 27.04.2015 tarihli, 2015/538 E. ve 2015/2624 K. sayılı kararda; Yerel Mahkemece asgari oranda indirim yapılması yerine, yazılı şekilde 1/3 oranında indirim yapılmak suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayin edilmesi ve mağdurun haksız tahrik teşkil eden herhangi bir eylemi bulunmaksızın, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması, sanık aleyhinde temyiz bulunmadığından bozma sebebi sayılmamıştır.

Yukarıda açıklanan hususlar ile emsal Yargıtay kararları ışığında; Yerel Mahkemece hakkında beraat kararı verilen sanık haricinde, diğer sanık/sanıklar tarafından gerçekleştirilen temyiz başvurusu neticesinde bozulan hükmün,

- Hükmü temyiz etmeyen ve hakkında cumhuriyet savcısı veya katılan tarafından aleyhe temyiz başvurusu bulunmayan sanık aleyhinde sonuç doğurmayacağı,

- Bozulan hükmün, temyiz etmeyen sanık aleyhinde tatbik edilemeyeceği,

- CMUK m.325 ile CMK m.306’da belirtilen “sanık lehine” ibaresinin, yalnızca lehe bozma hükümleri açısından uygulanabileceği,

Kabul edilmelidir. Hakkaniyete aykırı bir cezalandırmanın benimsenmemesi amacıyla CMUK m.325’de tanımlanıp kabul edilen bu ilkenin amacı; karşıt hükümler arasındaki çatışmayı engellemek ve hükmü temyiz etmeyen sanıkların, temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını önlemektir.

Suç veya terör örgütü davalarında, yani toplu davalarda verilen kararların temyizinde de sorunlar yaşanabilmektedir. Temyizde bireyselleştirme yapılmaması, müdahilin hangi suç yönünden davaya katıldığının netleştirilmemesi, “amaç suçlar” adı ile bilinen suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan dolayı suç örgütü kurmak veya yönetmek veya bu örgütün üyesi olmak suçlarının “çatı suç” kabul edilip, amaç suçlar yönünden davaya katılanlardan birisi tarafından temyiz edilebileceğinin kabulü, ancak müdahilin birkaç sanık yönünden suç örgütü ile ilgili kararı temyiz ettiği halde, diğerleri yönünden temyiz etmemesi ilginç sorunların doğmasına sebebiyet verebilmektedir.

Net olan husus; mahkeme kararı davanın taraflarınca temyiz edilebilir. Cumhuriyet savcısı ve katılanın temyizi aleyhe olduğu durumda, temyizin niteliğine ve talebe göre kararın hangi sanıklar yönünden kesinleşip kesinleşmediği tespit edilmelidir. Suç örgütü veya terör örgütü kurmak, yönetmek veya bu örgütün üyesi olmak suçlarından verilen kararların temyizinde sanıklar yönünden bireyselleştirme yapılmamışsa, temyizin tüm sanıklar yönünden yapıldığı ve hükmün kesinleşmeyeceği sonucuna varılmalıdır. Ancak temyiz net bir şekilde bir veya birkaç sanık yönünden yapılıp da diğer sanıklar yönünden yapılmamışsa, hakkında verilen karar temyize konu edilmeyen sanığın müktesep hakkı, aleyhe bozma yasağı gündeme gelecek ve karar bu sanığın aleyhine temyiz edilmemişse de kesinleşmiş sayılacaktır. Ne zaman temyize konu edilen karar bozulur ve bu bozma “lehe bozmanın diğer sanıklara sirayeti” ilkesi gereğince, hakkında verilen karar kendisi veya davanın diğer taraflarınca temyiz edilmeyen sanığın hukuki durumunu olumlu etkilerse, adıgeçen sanık bu bozmadan yararlanacaktır.

Bir sanık, mahkeme kararını diğer sanık aleyhine temyiz edebilir mi? Cumhuriyet savcısı ve müdahilin veya sanığın temyizi olmadığı durumda, prensip olarak sanık yönünden kararın kesinleştiği kabul edilmelidir.

“Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı CMK m.260’da, kimlerin hakim ve mahkeme kararlarına karşım kanun yollarına başvurabileceği düzenlenmiştir. CMK m.261’de avukatın, CMK m.262’de yasal temsilcinin ve eşin ve m.263’de de tutuklunun kanun yollarına başvurma hakkı düzenlenmiştir.

CMK m.260’a göre;  “(1) Hakim ve mahkeme kararlarına karşı cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.

(2) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir”.

Bu maddeye göre; sanık mahkeme kararını kendi aleyhine ve katılan da sanık lehine temyiz edemez. Cumhuriyet savcısı, hem sanık lehine ve hem de aleyhine kararı temyiz edebilir. Sanık kendi aleyhine kararı temyiz edemeyecekse, acaba bir başka sanık aleyhine kararı temyiz edebilir mi?

Prensip olarak başvuramamakla birlikte, temyiz dilekçesinin içeriğine ve talep kısmına bakılması isabetli olacaktır. Kanaatimizce, bir sanık kendi aleyhine kararı temyiz edemediğine göre; soyut, yani kendisi lehine olmayan, sırf maddi hakikate ulaşılması ve adaletin tecelli etmesi amacıyla bir başka sanık aleyhine kararı temyiz edemez. Bir başka ifadeyle, birden fazla sanığın yargılandığı bir davada verilen mahkeme kararı sonrasının temyiz başvurusunda bulunan sanığın sırf bu başvurusu nedeniyle temyiz başvurusunda bulunmayan, aleyhine cumhuriyet savcısı ve müdahilin de temyize başvurmadığı bir başka sanık hakkında kararın kesinleşmesi, yani lehe bozma olmadıkça kararın kesin hüküm etkisi ve sonucu engellenmemeli, talebi halinde beraat eden sanığa veya müdafine kesinleşme şerhini içeren mahkeme kararı verilmeli ve sanık da bu karara göre haklarını kullanabilmelidir.

Ancak kararı bir başka sanığın aleyhine temyiz eden sanığın temyiz başvurusu içeriği; hakkında verilen mahkumiyet kararının yanlış olduğu, gerçekte suçu kendisinin işlemeyip aleyhine temyize başvurduğu diğer sanığın işlediği, bununla birlikte mahkemenin suçun unsurlarını ve delilleri hatalı veya eksik değerlendirdiği, kararla ortaya çıktığı düşünülen maddi hakikatin doğru olmayıp adalet duygusunu zedelediği yönünde ise, bu durumda bir sanığın kendisi lehine, fakat bir başka sanık aleyhine temyiz başvurusunda bulunduğu kabul edilebilecektir. Bu durumda, sanığın aleyhine temyiz başvurusunda bulunduğu diğer sanık yönünden hukukilik denetimi yapılacak, temyiz başvurusunda bulunan sanık aleyhine temyiz yapılmadığı durumda onun açısından müktesep hak gündeme gelecek, fakat kararı aleyhine temyiz ettiği sanık yönünden sebepleri oluştuğunda Yargıtay tarafından aleyhe bozma kararı verilebilecektir.

Bu konuda aksi görüş de savunulabilir, yani bir sanığın hiçbir şartta, hatta haklı olduğunu düşündüğü durumda kendisini kurtarmak için bile bir başka sanık aleyhine temyiz başvurusunda bulunamayacağı, bu nedenle bir sanık tarafından diğer sanığın aleyhine yapılan temyiz başvurusunun yalnızca temyiz eden sanık yönünden başvurunun incelenmesini mümkün kılacağı, hatta kararın lehe bozulması veya kararı temyiz etmeyen diğer sanık veya sanıklar yönünden lehe içerik taşıması halinde, bu sanıkların hukuki durumunu olumlu etkileyeceği ileri sürülebilir.

İlk görüşte olduğumuzu, lehe bozmanın sirayeti açısından aksi görüşün son kısmına katıldığımızı ifade etmek isteriz.

Hakkında mahkumiyet kararı verilen sanığın, kendisini kurtarmak amacına hizmet etmeyen, yalnızca “suçu ben işledim, fakat benimle birlikte diğer sanık da işledi, o da cezalandırılsın” anlamına gelen temyiz başvurusu, hakkında cumhuriyet savcısı veya müdahilin aleyhe temyiz başvurusunda bulunmayan sanığı etkilemeyecek, bu temyiz yalnızca kararı temyiz eden sanığın mahkumiyet kararının kendi lehine hukukilik denetiminin yapılmasına dayanak teşkil edecektir.


[1] http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/1963-1/01.pdf erişim adresinden, Faruk Erdem’in “Bozmanın sirayeti” başlıklı makalesine ulaşılabilir.

[2] Ali Parlar, Ceza Muhakemesi Kanun Şerhi, Bilge Yayınevi, Ankara, 2014, s.999.

 

[3] Erdener Yurtcan, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 6. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.1463-1464.

 

[4] Bunlara ek olarak, bozulan hükmün diğer sanıklara sirayet edebilmesi için; aynı mahkeme kararında birden çok sanık hakkında hüküm kurulması, sanıkların fiilleri arasında CMK m.8’de tanımlanan nitelikte “bağlantı” bulunması, hükmün cumhuriyet savcısı, katılan veya sanıklardan birisi veya birkaçı tarafından ve sanıkların tümünü kapsamayacak şekilde temyiz edilmiş olması, hükmün cezanın belirlenmesindeki hukuka aykırılık sebebiyle sanık yararına bozulması, bu bozmanın hükmü temyiz etmeyen veya kendileri ile ilgili temyiz bulunmayan sanıklara da uygulanma olanağına sahip olması gerektiği kabul edilmektedir.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim