• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C

"Tüm Meslek Gruplarının Üzerinde Baskı Var"

"Tüm Meslek Gruplarının Üzerinde Baskı Var"
AK Parti’nin düzenlediği ve STK’ların milletvekili aday adayları için oy kullandığı temayül yoklamasına tepki göstererek katılmayacağını açıklayan Erzurum Barosu Başkanı Av. Talat Göğebakan, Hukukihaber.net’e açıklamalar yaptı.

MEHMET ALİ AY / HUKUKİ HABER 

AK Parti tarafından gerçekleştirilen temayül yoklamasının ‘kanun dışı’ olduğuna dikkat çeken Göğebakan, “Baroların saygınlığına, baro başkanlarının saygınlığına yakıştıramıyorum. Baro başkanı olarak, Kanarya Sevenler Derneği gibi kuyruğa girip bir partinin milletvekili oylamasına katılacağım, bu mümkün değil” dedi. 

Avukatların çözülmesi gereken en öncelikli sorunları nelerdir? ‘Mesleğe kabul sınavı’ hakkındaki düşüncelerinizi aktarır mısınız?

Erzurum Barosu 330 üyesi, 70’in üzerinde de stajyeri olan bir barodur. Baro olarak yerelde sorunumuz yok. Biraz iddialı bir cümle belki de ama evet yerelde sorunumuz kalmadı. Bizim ilimizde yargı çevreleriyle uyum noktasında, müthiş bir iyi niyet var. Erzurum Adliyesi bu konuda istisna sayılabilir. Avukatların en ciddi sorunu; olarak mesleğe kabulde bir ölçütün olmamasıdır. Tabiri caizse, gelen geçiyor. Bu ciddi bir sorundur. Avukatların ekonomik sıkıntıları var. Ama ben bunu da az önce bahsettiğim soruna bağlıyorum. Türkiye’de yetkililerin dediğine göre ekonomi yüzde 3-3,5 büyüyor. Biz, yüzde 25 büyüyoruz. Yani avukatlık mesleğinde sürekli geriye doğru giden bir iş potansiyelinden bahsediyoruz. Gelir durumunda sürekli düşme var. Bunlarla birlikte avukatlık mesleğinde ciddi bir kalite düşüklüğü göze çarpıyor. Bu avukatlık sınavı olmamasından kaynaklanıyor düşüncesindeyim. Avukatlığa kabulde muhakkak bir ölçüt koyulmalıdır. 
 
‘TÜRKİYE’DE DÖRT SIRA, DÖRT DUVARDAN İBARET HUKUK FAKÜLTELERİ VAR’

Hükümet’in Meclis’e sunduğu 'Yabancı İstihdamı Kanunu Tasarısı' Türkiye’de ithal avukat, veteriner, balıkçı hatta noter dönemini de başlatacak. Yabancı avukat konusuna bakışınız nasıldır?

Yabancı doktor meselesinin belki anlayabiliriz. Çünkü ülkemizde ciddi bir doktor açığı var. Yabancı avukata bakışımız kesinlikle olumsuz. Ülkemizde korkunç denecek sayıda avukat var. Hukuk fakültelerinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Birçok hukuk fakültesi; dört sıra, dört duvardan ibaret. Bir dekandan ibaret olan hukuk fakülteleri var. Derslere avukatlar giriyor. Bu durumda olan bir meslek için dışarıdan avukat ihraç ediyorsak; sözün bittiği noktadayız demektir. Ben hükümetin buradaki tavrını şöyle değerlendiriyorum; Ülkemizde maalesef hiçbir kurum denetlenmiyor. Denetleyen kurumlardan da bazı kimseler hoşlanmıyor. Belli ki bir rahatsızlıkları var. Avukatlık, hiç hoşlanmadıkları bir meslek grubudur. Mesleği pasifleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. 

DÜNYADAN ÖRNEK VERMENİN ANLAMI YOK…

Türkiye'yi polis devletine götüreceği eleştirileri yapılan İç Güvenlik Paketi’de, vatandaşı sıkıntıya sokacak maddelerin kabul edildiği ileri sürülüyor. Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetin, şu ana kadar Meclis’ten geçirdiği maddeler hukuk sistemini nasıl etkiler?

İç Güvenlik Paketi’nin üzerine çok konuşuldu. Polis devletine doğru gittiğimiz söyleniyor. Ben şöyle diyorum; Peki biz İç Güvenlik Paketi’nin öncesinde de bir polis devleti değil miydik? Demokrasi var mıydı? Bu tartışılması gereken bir konuydu zaten… 

İnsanlara şunu anlatamadık; Paket çıktığında biz tamamına karşıymışız gibi gösterildi. İzmir’deki baro başkanları toplantısında sonra bir sonuç bildirgesi de yayınlanmıştı. Biz de oradaki toplantıya katıldık. Biz, yargının yetkisinin yürütmeye devrine karşı çıkıyoruz. Yani yargının yetkisi devrediliyor. Yani hakikaten bir otoriter sisteme doğru gidiliyor. Bir de bazı örnekler verildi; “Vay efendim siz şu maddeye karşı çıkıyorsunuz ama Avrupa’da da benzer örnekleri var.” Doğrudur, var. Kural ne kadar iyi olursa olsun, önemli olan uygulayıcılar ve onların zihniyetidir. Yani Avrupa’da çok rahatlıkla uyguladığınız bir kuralı Türkiye’ye getirdiğinizde çok kötü sonuçlar verebilir. Niye? Eğitim seviyesi son derece düşük bir toplumuz ve yöneticilerimizin zihniyeti çok sıkıntılı. Hal böyle olunca dünyadan örnekler vermenin de bir anlamı yok. Siz savcıdan yetkiyi alıp, nasıl olurda kolluğa verebiliyorsunuz? Zaten savcıların uyguladığı kanunlarda bile sıkıntı varken, bir de milletin başına kolluğu sarıyorsunuz. Biz bu konuda Avrupa’yı örnek alamayız. Valilerin de hükümetle ilişikleri, hükümete bakışları ortada… Yetkilerini nasıl hükümetten yana bir memur gibi kullandıklarını birçok ilde görüyoruz. 

YOLDAN GEÇENE BİBER GAZI SIKAN, MAHKUMA SIKMAZ MI?

İç Güvenlik Paketi'nin tartışmaları devam ederken, cezaevlerindeki tutuklulara yönelik benzer bir tasarı TBMM Genel Kurulu’na getirildi. Tasarıyla gardiyanlara cezaevi içinde eğitimli köpekler, biber gazı ve ateşli silah kullanma yetkisi veriliyor. Bu kapalı mekanda da biber gazı kullanılacağı anlamına geliyor… Bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz?

Ben bu yasa tasarısına hiç şaşırmadım. Gezi olaylarında ‘kırmızılı kadın’ örneği ortadadır. Yoldan geçene biber gazı sıkan mahkûma sıkmaz mı? Demokrasi ve özgürlüklere hiç ama hiç uymayan bir tasarıdır. Devleti yönetenlerin düşündükleri bir şey var demek ki… Böyle bir maddeye ihtiyaç duyulması bunu gösteriyor. Genel olarak olaya özgürlükler açısından bakıyoruz. Baroların, hukukçuların bakış açısı zaten bu olmalıdır. Milletin lehine yapılan hiçbir düzenleme yok. Sürekli bir geriye gidiş söz konusudur. Bu son zamanlarda çok fazla arttı.

TOPLUM DEĞERSİZLEŞTİRİLİYOR

Türkiye’de kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Cezaların caydırıcılığı noktasındaki tartışmalar yaşanıyor. Kadına şiddet hassas bir konu mutlaka barolarında bulunduğu illerde üzerine düşün görevler vardır. Sizin bu konuyla ilgili bir çalışmanın var mıdır? Kadına şiddetin engellenebilmesi için ne tür çalışmalar yapılmalıdır? 

Özgürlüğe bakış, eşitlik, adalet ve yolsuzluk vb. sorunların temelinde olduğu gibi kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin temelinde de eğitimsizlik yatıyor. Bir de bunun yanında değersizleştirilen bir toplum da var. Bunu kabul etmek lazımdır. Hal böyle olunca içinden çıkılmaz sorunlar yaşıyoruz. Baro olarak bu konuda birçok program geliştirdik ve düzenledik. Yürüyüşler düzenledik, ama bunlarda çare değil. Kadına şiddet eğitimle aşılabilecek bir konudur. Dini değerleri tabi bir tarafa bırakamayız ama bunu tüm okulları imam hatipleştirerek de yapamayız. Eğitime aileden başlanılmalıdır. Eğitimi bir bütün olarak ele almak gerekiyor. Dünyadaki örnekler dikkate alınarak, Türkiye’ye uygun olacak bir sisteme geçilmelidir. Ama şu ana kadar eğitime yeterli destek, maalesef sağlanmadı. Eğitime ve adalete ayrılan ekonomik bütçeler çok yetersiz. Eğitim meselesini çözmeden kadına şiddet meselesini çözemeyiz. 

ANAYASA’DAKİ ‘VATANDAŞKLIK’ KAVRAMI DEĞİŞTİRİLMELİ MİDİR?

Kürt sorununun çözümü ve PKK’nın silah bırakmasını amaçlayan,  yeni dönemde Anayasa çalışmaları kilit rol oynarken, Anayasada yapılması planlanan ‘vatandaşlık tanımı’ yeni bir tartışmanın odağına oturdu. Konu hakkındaki düşüncelerini nelerdir?

Anayasa’daki vatandaşlık kavramı değiştiğinde, PKK silah bırakıp gidecek mi? Sırf Anayasa’da bir vatandaşlık kavramı olmadığı için mi, silahlanıp bu işleri yapıyorlar? Bu işe biz böyle bakmıyoruz. Elbette sadece güvenlikçi çözümlerle bu işin üstesinden gelineceğini iddia edemeyiz. Evet… Bir sorun var ama buna nasıl yaklaştığınız ve çözüme bakışınız önemlidir. Anadilde eğitim verecekseniz bu ayrı bir devlet ilanıdır. 

DEVLET RESMEN ALAN BOŞALTTI

Güneydoğu’daki insanların bir takım sorunları var. Bunu kabul ediyoruz. Bir sürü sorun varken, bir ‘vatandaşlık’ tanımı değişince sanki PKK bitecek. Bu işin bir sürü boyutu var. Uluslararası boyutu da var. Yani bunları ele almadan anadilde eğitim versen ne değişir ki? Güvenlikçi çözüm çare değil ama orada bir paralel devlet kurulması, devletin alan boşaltması da çözüm değildir. Bizim ilimizin bir bölümünde devlet alan boşalttı. Örgüt istediği gibi at oynatıyor. Yargı yetkisi, cezalandırma yetkisi, idari para cezalarının kullanıldığı yetkiler örgütün elindedir. Burada devlet yok, paralel devlet var. Bu noktaya geldik. 

‘PARALEL BİR DEVLETE İZİN VERİLİYOR’

Siz anayasaya ne yazarsanız yazın artık. PKK silah bırakıp dağdan mı inecek? Şehirlerde şu anda kurduğu hâkimiyetten vaz mı geçecek sanıyorsunuz? Bu kadar saf olamayız. PKK’nın ne istediği ortaya koyulmuyor. Aralarında ne konuşuyorlar belli değil. Temsilcileri çıkıp konuşuyor ama arkadaş istenilenin ne olduğunu kimde dile getirmiyor. Özerlik istemiyorlarsa ne istiyorlar? Devlet resmen alan boşalttı. Resmen paralel bir devlete izin verildi. PKK yol kesiyor, ceza kesiyor, kimlik kontrolü yapıyor, yargılama yapıyorlar. Devlet egemenliğinin ölçüsü, para basmak ve hutbe okumaktır. Devletin boşalttığı bölgelerde bir para basılmadığı kaldı. Biz hala neyi tartışıyoruz? Kürtçe hutbe okumak serbest oldu. Camilerimizi bile denetleyemiyoruz. Sokağı denetleyemediğimiz bir yerde camileri nasıl denetleyebiliriz ki… Devlet, Güneydoğu’da hiçbir yeri denetleyemiyor. Bütün her şeyin sonunda şunu eklemek gerekir; bu bir siyasal problemdir. Çözüm süreci sağlıklı yürümüyor. Bırakın yapsınlar, gitsinler dersen onlarda devletin yetkilerini kullanır tabi. Valilikler by-pass edildi. Ellerinde olan belediyeler var, bu belediyeler aracılığıyla istediği işleri yapıyorlar. 

TÜM MESLEK GRUPLARININ ÜZERİNDE BASKI VAR

Türkiye’de son dönemde çok sayıda gazeteci gözaltına alındı ya da tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu tutuklamaların siyasilerin kararlarıyla gerçekleştiği iddia ediliyor. Bu konu hakkından yorumlarınız nelerdir?

Basının üzerinde çok ciddi baskı var. Türkiye’de yaygın kanaatte budur. Tabi hepsi mutlaka böyle değildir. Basının üzerinde bir baskı olduğu doğrudur. Ama kimin yok ki, hangi meslek grubunun üzerinde yok ki?

‘AK PARTİ’NİN TEMAYÜL YOKLAMASI KANUN DIŞIDIR’

AK Parti tarafından STK’ların oy kullanacağı temayül yoklamasına barolarda davet ediliyor? Siz baroların davet edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Oylamaya katıldınız mı ya da katılacak mısınız?

Ben davet edildim ancak gitmedim, gitmemde… Cevaben şöyle söyledim; beni davet ediyorsanız, valiyi de davet edin başsavcıyı da… Çünkü biz kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüyüz. Plakalarımız bile resmi plakadır. Devletin A tipi protokolünde başsavcının yanında duruyoruz. Bu daveti çok yakışıksız ve yasadışı bulduğumuzu ve asla katılmayacağımızı bildirdik. O oylamayı kanunsuz buluyoruz. Baroların saygınlığı, baro başkanlarının saygınlığına yakıştıramıyorum. Biz kendi açımızdan bakmak zorundayız.

BAROLARIN SAYGINLIĞIYLA BAĞDAŞMIYOR…

Baro başkanı olarak, Kanarya Sevenler Derneği gibi kuyruğa girip bir partinin milletvekili oylamasına katılacağım, bu mümkün değil.  AK Parti’nin temayül yoklamasında oy kullanan baro başkanları da oldu. Biz şunu dedik; iktidar partisi bunu yaparken her yer kendine bağlıymış gibi, her kurum emrindeymiş gibi bir hava takındı. İktidar partisinin bir yan ya da bağlı kuruluşu olmadığımızı belirttik. Kesinlikle sivil toplum örgütleri arasından en ciddi, en önde gelen kuruluşu olduğumuzu ve tarafsız olduğumuzu dile getirdik. Katılan baroların kendi takdirleridir. Ama biz baroların saygınlığıyla bağdaştıramadık. Kınadık, hangi parti yaparsa yapsın kınayacağız. Katılan baro başkanlarının olduğunu görünce elbette üzüldüm, katılmamalarını isterdim ama kendi takdirleridir. 

Kaynak: Hukukihaber.net
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim