• BIST 108.153
  • Altın 154,080
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 4 °C

"Tüm Totaliter Sistemlerde Olduğu Gibi; Ülkemizde de Çevre Sorunları Bir Yaşam Sorunu Olduğu Kadar Demokrasi ve Hukuk Devleti Sorunu Halini Almıştır"

"Tüm Totaliter Sistemlerde Olduğu Gibi; Ülkemizde de Çevre Sorunları Bir Yaşam Sorunu Olduğu Kadar Demokrasi ve Hukuk Devleti Sorunu Halini Almıştır"
Dünya Çevre Gününün 2013 yılında yeşil alanına, doğasına, kentine sahip çıkan yüzbinlerin katıldığı Gezi Parkı direnişinin yaşandığı günlere denk gelmesi ülkemiz açısından ayrı bir önem ve anlam katmaktadır.

Av. Ümit Arif ÖZSOY*

Tarihimizin en demokratik en özgürlükçü, en barışçı gösterileri olarak geçen Gazi Parkı gösterileri de göstermiştir ki, yepyeni bir çevre, yepyeni bir kent politikasına ihtiyaç vardır.  Tüketim, rant, inşaat odaklı kentlerden, insan ve yaşam odaklı bir anlayışa geçmek şarttır.

 

Tüm totaliter sistemlerde olduğu gibi; Ülkemizde de çevre sorunları bir yaşam sorunu olduğu kadar demokrasi ve hukuk devleti sorunu da halini almıştır.  Uluslararası yükümlülüklerine uymayan, bilimsel raporları kabul etmeyen, yargı kararlarını uygulamayan, yargıyı tahakküm altına alan bir anlayışın çevre sorununu da duyarlı olması beklenemez. Bu hukuksuzluk, dinginiz bir çevre tahribatının önünü açmış, ülkenin dereleri sınırsız ranta açılarak HES projeleriyle köylüler sudan yararlanma hakkından yoksun bırakılmışlar, yine çok sayıda Termik Santral projesiyle tarıma temiz hava hakkına büyük darbe vurulmuştur. Nükleer santral projelerinde yargı kararları bilimsel raporlar yok sayılmış ve birçok husus yargı denetiminden kaçırılmıştır.

Çevre sorunları yönünden yerel yönetimlerin oluşturduğu manzara da vahimdir.   Kentsel dönüşüm projeleriyle yoksul semtler yüksek yoğunluklu imara açılmış ama evrensel ölçülerde yeşil alan, spor alanı sosyal alan göz ardı edilmiştir. Gelinen noktada örneğin kentimizde Adana’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı 0,65 m2 yani bir tabure kadardır. Çağdaş kentler şehrin bir bölümüne salt yüksek katlı binaların dikildiği yerler değildir, çağdaş kentler yayaların öncelikli olduğu, modern toplu taşıma yöntemlerinin kullanıldığı meydanları, yeşil alanları kent ormanları, spor alanlarının olduğu kentlerdir.

Dünya, doğal kaynakların sınırsızca tüketilmesi, doğanın geri dönülemez şekilde kirlilik, nüfus artışı nedeniyle adeta alarm vermektedir. Ülkemizde ve dünyada yepyeni bir tüketim modeline, üretim anlayışına, ihtiyaç vardır.  Dünyada artık doğanın, salt insanlığın hizmetine sunulan bir araç olmadığı, içinde yaşayan canlılarıyla bir bütün olduğu, eko sistem içindeki tüm canlıların var olma ve türlerini devam ettirme hakkı olduğu kabul edilmektedir.

İnsanlığın yaşadığı büyük ve acı deneyimler göstermiştir ki; sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı insan hakkı ve hukuk devleti kavramlarıyla bir bütündür, hukuk devletinin tüm kurum ve kuruluşlarıyla yürürlükte olmadığı bir ülkede insan hakkından ve çevre hakkından bahsetmekte mümkün olmamaktadır

Örgütlü toplum, yerinden yönetim ve doğa haklarını kabul eden, insan haklarına dayanan bir hukuk sistemi, çevre ve yaşam için güvencemizdir. Gelinen manzara odur ki bu kavramların demokrasimiz içinde yer edinebilmesi için ülkenin, toplumun sivil toplum kuruluşlarının önünde zorlu bir süreç beklemektedir.        

Ülkenin demokrasi, hukuk ve çevre, insan yaşamı adına geçirdiği bu zor günlerde, çevre gününde bu kötü tabloyu hatırlatıyoruz.     

*ADANA BAROSU 
ÇEVRE VE KENTLEŞME KOMİSYONU

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim