• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 20 °C

Türk Yargı Tarihinde Kara Leke: Yassıada

Türk Yargı Tarihinde Kara Leke: Yassıada
Türkiye, Sulh ceza hâkimlikleri eli ile işlenen hukuk ihlallerini konuşuyor. Sanki Yassıada Mahkemeleri’nin başkanı Salim Başol ve başsavcısı Altay Ömer Egesel’in ruhu mahkeme koridorlarında dolaşıyor.

İşte Türk yargı tarihine kara leke olarak geçen Başol ve Egesel’in hikâyesi…

Bundan 55 yıl önce gerçekleştirilen 27 Mayıs Darbesi ne bir ihtilal ne de bazılarının sandığı ve kullandığı gibi bir inkılaptı. Bu düpedüz bir ayaklanma, bir darbeydi. Daha sonra Millî Birlik Komitesi adını alacak bir avuç asker, gece baskını ile devleti ele geçirmişti. Anayasa’yı ilga ettiler. Yargıyı kendilerine bağladılar. Meşruiyet kazanmaları için DP’nin düşman ilan edilip, mahkûm edilmesine ihtiyaç vardı. Bugünkü sulh ceza hâkimliklerine benzer, özel yetkilerle donatılmış özel mahkemeler kuruldu, seçilmiş hâkim ve savcılar atandı. Davalar tutarsızdı ve her türlü hukuki dayanaktan yoksundu. Mahkemenin başkanı Salim Başol, sık sık Devlet Başkanı Cemal Gürsel’i ziyaret etmekten, darbecilerle temas kurmaktan çekinmiyordu.

Yassıada Mahkemeleri’nde, anayasaların öngördüğü tabii hâkim karşısında muhakeme ana ilkesi tanınmamış, özel mahkeme ve suçlama yoluna gidilmişti. Yassıada’da o güne kadar devletin en önemli makamlarında görev yapmış insanlar ‘hain’ ilan edilmiş, aylarca gözaltında tutulmuşlardı. Sonrasında uydurma suçlamalar ve delillerle mahkûm edildiler. Darbeciler, hukuku bir araç olarak kullandılar. Yassıada soruşturmalarını yapanlar, Yüksek Adalet Divanı’nda sözde adaleti temsil ve tevzi edenler daha sonra yüksek yargı organlarına atanmak suretiyle ödüllendirildiler.

Salim Başol’un başkanlığını yaptığı mahkemelerin başsavcısı Ömer Altay Egesel’di. Başol ve Egesel, kendilerinden beklenildiği gibi hareket ettiler. Darbe hukuku uygulayıp, evrensel hukuk kurallarını çiğnediler. Egesel, DP’liler hakkında asılsız iddialar ve yalancı şâhitler hazırladı. Hatta dost hayatı yaşadığı telefon santralinde görevli bir bayanı (Ayten) Yassıada’ya şâhit olarak getirmesi alay konusu oldu.

Ömer Egesel sorguya çektiği memurlara, özellikle emniyet mensuplarına ağır hakaret etmekte, hatta onları dövmekte en ileri gidenlerden biriydi. Bazı tutuklular özel karanlık odalarda gözlerine yüzlerce mumluk projektörler tutularak bir yalanı kabul etmeye zorlandı. Teybe alınan ifadeleri değiştirildi, kendileri çeşitli işkencelere maruz bırakıldı. Gazete okuma imkânı sorgular bittikten sonra sağlandı. 15 aylık süre içinde ailelerle sadece iki kere konuşma fırsatı verildi. Radyo dinleme yasağı bütün Yassıada sürecinde devam etti. Avukatlarla yapılan görüşmeler ancak kısa süreli, belirli günde ve bir görevli subay yanında sürdürüldü.

Yassıada’daki bu çaresiz insanlara dışarıda da akla hayale sığmayan iftiralar atıldı, haklarında yalanlar uydurulup yayıldı. Başsavcı Egesel bu yayınları doğruluğunu araştırmadan dosyalara koydu. Ayrıca adadakilere yüzlerce haksız iktisap ve müsadere (el koyma) kararları tebliğ ediliyordu. Böylece tam bir moral çökertme taktiği uygulanmış oluyordu. Kasıt açıktı. Kimsede savunma gücü bırakılmamak isteniyordu. Dinleyici locaları özel davetiyeli dinleyicilerin sanıklar aleyhindeki gösterilerine sahne oluyor, Egesel’in hakaretlerini Başol’un azarlamaları takip ediyordu.

1957 ve öncesi yasama döneminde çıkarılan hemen bütün yasalarda imzası bulunan, yıllarca hükümet üyeliği ve bakanlık yapmış olanlar, sonradan CHP’ye geçmişlerse DP’lilere yöneltilen bütün suçlardan temizlenmiş, arınmış kabul ediliyordu. Samet Ağaoğlu bu duruma isyan etmiş; “Fuat Köprülü de, adı geçen birçok kanuna oy vermişti, neden aramızda değil ve yargılanmıyor?” diye sormuştu. Başol’un şu cümlesi zihinlere kazındı: “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.”

Yassıada Mah-kemesi’nde ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazılı koca bir levha altında sıralanmış 9 kişilik divana, sanıklar kendi lehlerine hiçbir delili dinletememiş, incelenmesini dahi kabul ettirememişlerdi. Sonunda yazılı incelemenin genişletilmesi istekleri alınmış ise de bunların da hiçbiri incelenmeye gerek görülmeksizin bir kalemde reddedilmişti. Adalet adına utanılacak bu trajik sahneler banda alınarak aynı günün akşamında radyolardaki Yassıada Saati’nde halka duyurulmakta idi. Diğer yazılı deliller Meclis ve grup zabıtlarından bazılarının hatıra defterlerinden ibaretti.

Anayasa davasında şifahi deliller hemen sadece amme şahitlerinden ibaret kaldı. Bu kişilerin savcı mı bilirkişi mi yoksa siyasal husumetler veya çıkar hesaplarıyla konuşan yalancı tanıklar mı olduklarını ayırt etmek mümkün değildi. Zira hepsi de benzer özellikler taşıyorlardı. Zaman zaman her üçünü de yapmak isteyenler görülüyordu. Bunların hepsi Başsavcı Egesel’in verdiği isimlerdi. Hüseyin Nail Kubalı bunlardan biriydi. Mahkemede söylenmesi gereken şeyler beş dakikayı aşmazdı ama tam 8 saat sabahtan akşama kadar sadece o konuştu, konuşturuldu.

1961 yılı Temmuz ayı başlarında iddianame okunmaya başlandı. Bu hukuki hiçbir dayanağı olmayan siyasi bir hikâye dizisi, bir hınçname idi. Egesel’in istediği cezalar arasında 118 idam bulunuyordu. Sanıklardan yüzde 10’una beraat isteyerek iddianameyi bitirdi. Adnan Menderes’in idamı gündüz gerçekleştirildi. Egesel; Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idamında bizzat hazır bulundu.

Yüksel Adalet Divanı adı verilen proje mahkemenin başsavcılığına getirilen Ömer Altay Egesel, 1937 Ankara Hukuk Fakültesi mezunuydu. 1939’da Bala’da sorgu hâkimi olarak göreve başladı. Egesel’i DP’ye düşman eden gelişme 1954 seçimleri öncesi yaşandı. Balıkesir’den milletvekili olmak istemiş ve adaylığını koymuştu. Ancak DP Egesel’in adaylığını reddetti. Bunun sebebi Egesel’in adının 1950’li yıllarda yüz kızartıcı bir davaya konu olmasıydı. Egesel, Susurluk’ta görev yaparken, 12 yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına tasaddi fiilinden (hukuk dilinde tam teşebbüs) mahkemeye verilmiş ve Ağır Ceza’da yargılanmıştı.

Yassıada’da görev yapan tüm hâkim ve savcılar gibi sonrasında Ömer Egesel de yüksek görevlere getirildi. Yargıtay üyeliğinin ardından Yargıtay 1. Ceza Dairesi Başkanlığı görevinde bulundu. 1978’de emekliye ayrılıp serbest avukatlığa atıldı. Yalnız başına kaldı. İdam edilen Başbakan Adnan Menderes adı bayrak oldu. Egesel adı ise, insanlara kumpas kuran, kin ve nefretle oturup kalkan, hukuku araç olarak kullanan savcı olarak anıldı. Yassıada Mahkemeleri; İstiklal Mahkemeleri ve sıkıyönetim mahkemeleri gibi proje mahkemeleriydi. Aldıkları kararlar da projeydi. Ceberut güce dayanıyorlardı. Olağanüstü dönem bitince onların da işi bitti. Hukuk cinayetleri işleyenler ‘zalim’, yargılananlar ise ‘mazlum’ olarak tarihe geçti.

Hikâye burada bitmedi. 1985 yılında Egesel, bir müvekkilinin işini takip etmek için saat 11 sıralarında Yargıtay 6’ncı Daire’sine gelmişti. Aniden yere yığıldı, kalp krizi geçiriyordu. Yargıtay doktoru müdahale etti ancak kurtarılamadı. Ölmüştü. 29.11.1985 tarihli gazeteler Altay Ömer Egesel’in  (72) vefatını, “Yassıada’nın savcısı öldü” başlığı ile verdi. Milliyet, “İş takibi ederken kalp krizi geçirdi” başlığını atmıştı.

Sana domates yok

Yassıada’nın hâkimi Salim Başol ise Yassıada Davaları bitince Yargıtay’daki görevine döndü. 1962 senesinde Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi. Basının hep ilgi odağıydı. Ancak serbest seçimlerde ülke normalleştikçe Başol’un da çevresi boşaldı. Hatta halktan tepkiler de gelmeye başladı. Ankara Ulus semtindeki bir sebze halinden domates almak istemişti. Manav, Başol’u tanıyınca; ‘Sana domates yok’ deyip kesekâğıdını geri boşaltıverdi sandığa.

Başol, 14 Temmuz 1970’te yaş haddinden Anayasa Mahkemesi üyeliğinde emekli olunca iyice unutuldu. Hastalık yüzünden 28 Şubat 1990’da yapayalnız öldü. Eski TBMM Başkanı ve Demokrat Parti Başkanı Hüsamettin Cindoruk; “Adnan Menderes bir kere öldü; ama Salim Başol bin kere öldü. Ne saygı gördü, ne sevgi, ne de itibarları oldu.” diyecekti arkasından.

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim