• BIST 107.726
  • Altın 152,715
  • Dolar 3,7154
  • Euro 4,3697
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 18 °C

Türk Yargısı Diyalektiğinde Savunmanın Rolü

Türk Yargısı Diyalektiğinde Savunmanın Rolü
Konya Barosu Başkanı Av. Fevzi Kayacan, BAROTÜRK Dergi için yazdı.

BAROTÜRK Dergi

Av. Fevzi KAYACAN / Konya Barosu Başkanı

Eskiden sinema salonlarında mihmandarlar olurdu. Ellerinde küçük bir el feneri ile özellikle de geciken müşterilerin yerlerini bulmalarında yardımcı olurlardı. Tabi ki, bahşiş de adettendi. İki kafadar polisiye filmine bilet almış ama biraz da gecikmişlerdi. Film başlamış, mihmandar elindeki fener ile koltuklara müşterileri getirir ve bekler. Oralı olmayan gençler filmi izlemeye başlarlar. Bahşiş alamayacağını anlayan mihmandar gençlerin kulağına eğilir “katil hemşire” der ve oradan ayrılır. Tabi ki filmi izlemenin anlamı kalmamıştır.

Bunun gibi Türk yargısı diyalektiğinde savunmanın rolü nedir? Sorusuna uzun uzun izahatlardan sonra bir sonuca varmak yerine belki “katil hemşire” misali, savunmanın rolü yoktur veya neredeyse yok hükmündedir deyip bu yazıyı noktalamak gerekir. Olur mu öyle şey! Avukatlık Kanunu’nun o meşhur 1 inci maddesi ne diyor:

“Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.”

Hatta savunmayı serbestçe temsil eden ve yargının kurucu unsuru olan avukatlar, aynı zamanda yargı görevi yapanlar arasındadır. Öyle demiyor mu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6/1-d maddesi…

Öyle diyor yasalar… Ama yargısal diyalektikte hele hele ceza yargılamasında savunma yoktur veya yok hükmündedir. Yasaların ne yazdığına değil, onların nasıl yaşatıldığına bakmak gerekir. Belki de yargısal işleyişi güçlü olan veya başka bir anlatımla yargısal diyalektikte savunmanın hak ettiği konumda bulunduğu ülkelerle en büyük farkımız da yasal düzenlemeleri uygulamada yaşatmayarak, farklı bir işleyişi benimsemiş olmamızdır. Kimi hâkimlerden sıklıkla duyduğumuz gibi; “Avukat bey, benim usulüm farklı, ben böyle uyguluyorum” gibi. Mesela 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 231/4 üncü fıkrası;

“Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.”

der. Bu hükmün uygulamasını asliye ceza mahkemelerinde neredeyse bulamazsınız. Ağır Ceza Mahkemelerine gelince; ağırlığı olan bu mahkemeler elbette bu hükmü uygularlar. Ama nasıl? Kimi mahkemeler salonda, kim varsa ayağa kalkmalarını ister, ama kendileri ayrılmaz parçaları olan Cumhuriyet savcılarıyla birlikte oturmaya devam ederler. Bunu vesile edip, ayak değiştirseler bari. Ne gezer. Bazı mahkemeler ise yasa kuralı doğrultusunda heyet ve savcıyla birlikte ayağa kalkarlar. Bazı mahkemeler ise ağırlığını unutur, kimse ayağa kalkmasın der. Kimi mahkemeler… Kanun maddesi tek, ama uygulamalar rengârenk.

Savunmanın rolünün özellikle de ceza yargılamasında, yok hükmünde olduğunu en başta “katil hemşire” misali açık açık söyledik. Öyle değil mi? Savcı ve mahkeme heyeti en tepede, yan yana, kafa kafaya yargılama yaparken, savunmanın daha aşağı bir mertebede olduğunu hissettirmek istercesine, fiziksel olarak konumlandırılması… Adına “marangoz hatası” dediler. Derler ki; marangozlar odası açıklama yapmış; “valla bizim hatamız yok, suçu bize atmayın, bize hangi ölçüleri verdiyseniz biz öyle imalatta bulunduk” diye. Hele hele savcı beyin hüküm fıkrasında ısrarla ayağa kalkmayıp, yargılama devam ederken elini cebine koyup, kürsüde bir sağa bir sola gitmesi yok mu? “Buralar bizden sorulur” der gibi. Bazen mahkeme başkanının veya hâkimin; “savcım” demesi. Kendimi üvey evlat gibi hissediyorum. Bugüne değin ne mahkeme başkanından ne de hâkimden; “avukatım” kelimesini hiç işitmedim.

Başlığımız esasen bilimsel bir makale yazmamızı gerektiriyor. Yazabilirim de. Vaktiyle yazdım da. Ama bence bu yazıların bir anlamı yok. Zaten kimse de o nevi makaleleri okumuyor. Uygulamalarımızı gündeme getirmek, ihtimal vermiyorum ama belki bize ayar verebilir. Sayın hâkimimiz karar verecek artık, “Evet avukat bey, esas hakkındaki beyanlarınızı alalım” uzun uzun savunmaya başlarsınız, öyle ya artık son savunmanız, hüküm verilecek… O da ne; siz konuşurken asliye ceza hâkimimiz hesap makinesi ile bir şeyler hesaplıyor. “Katil hemşire” demek istiyor. Yani siz istediğiniz kadar müvekkilinizin beraat etmesi gerektiğini söyleyin, o cezayı vermiş, miktarını hesaplıyor. Yani sizi yok sayıyor. Yok hükmündesiniz. Ağır cezadaysanız, esas hakkındaki savunma aslında bazı üyeler için sigara molası hükmündedir. “Kapalı alanlarda sigara içilmez” denildiğinde bakmayın siz. Hâkim ve savcılarımız bundan müstesnadır. Mahkeme salonuna giriş yaptıkları yerin birkaç adım ötesinde sigara içilir. Sizse üye olmadan savunma yaparsınız. Yani yok hükmündesinizdir esasen.

Kanıksadık bu uygulamaları. İşimize de gelmiyor değil hani. “Esas hakkındaki beyanlarınız nedir” sorusuna, “Valla sanık cezalandırılsın, en ağır hükümler ne ise siz bulun ve uygulayın” veya “Valla müvekkilimiz suçsuzdur, beraatını isterim. Ama Sayın Mahkemeniz eğer ki, aksi düşüncede ise, lehe hükümler ne ise siz bulun ve uygulayın” deriz. Aslında mahkemelerin sevdiği avukatlar da bunlardır. Sistemle uyumludurlar. Siz “uyumlu” olursanız gerisini mahkemelerimiz sağ olsun hallediyorlar. Hâkimlerimiz çok mahirler maşallah. Hem savcı, hem avukat, hem tanık, hem sanık, hem müşteki, hem zabıt kâtibi oluveriyorlar.

Geçenlerde ağır ceza mahkemesinde bir duruşmadaydım. Müvekkilim avukattı. Yaptığı görevden dolayı silahlı saldırıya uğramıştı. Duruşma yaklaşık üç saat sürdü. Üç saat boyunca savcının tek kelime konuştuğunu hiç görmedim. Oysa kendisine tahsis edilen o güzide yer yargılama diyalektiğinde iddia makamı olarak delilleri sorgulaması, muhakemeye yön vermesi ve aktif rol oynamasını gerektiriyor. Oysa duruşmanın sonuna kadar sustu. Sonunda “eksiklikler giderilsin, sanık vekilinin ve müdahil vekilinin talepleri ret edilsin” dedi. Müdahil taraf olarak konuşmak, yargılamaya yöne vermek, delilleri sorgulamak istediğimizde beyanlarımızın yazılı olarak sunulması istenildi. Oysa yazılı taleplerimiz zaten dosyada vardı. Okunmamıştı. Biz avukatlar kurnazızdır. Dilekçelerimizin okunup okunmadığını anlamak için evraklarımızı kendimize özgü bazı zımbalama yöntemlerini uygularız. Dosyaya baktığımızda okunup okunmadığını anlarız. Kestirmeden söyleyelim, dilekçelerimiz okunmuyor. Okunmuyor ve konuşturulmuyoruz. İddia makamının konuşmadığı, avukatların konuşturulmadığı bir yargı diyalektiği ne kadar sağlıklı olabilir ki? Hatta taleplerimizi başkan, genelde, konu mankeni olan üyelerine dahi sorma gereğini duymadı. Kafadan ret etti. Ülkemizde ağır ceza yargılaması mahkeme başkanları üzerinde yürüyor. Onlar yargılamanın her şeyi.

Her gün benzeri sayısız örnekler yaşıyoruz. Dünyanın en büyük adliyesine sahip olan, binlerce ihtilâflara imza atan ülkemizden neşet eden uluslararası içtihatlarımız var mı bilemiyorum. Hani bazen akademisyenlerimiz Alman Federal Mahkemesinin veya İsviçre Federal Mahkemesinin, Fransız Danıştay’ının diye atıfta bulunduğu kararlar gibi, yüce Yargıtay’ımızın veya yüce Danıştay’ımızın uluslararası arenada atıfta bulunulan kararları var mıdır? Yargı yerlerimiz otorite ile özdeşleşen uygulamalar içinde midir, yoksa temel hak ve özgürlükler konusunda uluslararası sözleşme ve uygulamalarla özdeşleşen uygulamalara mı imza atıyorlar? Yargı yerlerimiz siyasi otorite ile özdeşleşen kararlar mı vermektedir, yoksa temel hak ve özgürlükler konusunda uluslararası sözleşme ve de özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını mı kendilerine referans alıyorlar? Hâkim ve savcılarımız konjoktürel etkilerle devleti kurtarma hassasiyetiyle mi çalışıyorlar, yoksa hukuku ve adaleti tesis etme hassasiyetiyle mi davranıyorlar?

Kimse unutmasın ki; yargılamayı anlamlandıran savunmadır. Seneca’nın ifadesiyle; “Savunma olmadan verilen bir karar ne kadar doğru olsa bile, adil değildir”. Türk yargısal diyalektiğinde savunma yok hükmünde olduğu için öteden beri güven bunalımı yaşanmaktadır. Savunma hak ettiği konumda olmadığı için temel hak ve özgürlükler ihlâlinde ilk sıralarda yer almaktayız. Temel hak ve özgürlüklerinin en önemli güvencesi yargıdır. Türk yargısı işleyişi, yapısı ve diyalektiği ile bunu ne ölçüde sağlayabiliyor? Temel hak ve özgürlükleri ihlâl edildiği kanaatiyle yargıya avukatları aracılığıyla başvuran bireyler, avukatları aracılığıyla yargı mekanizmasında ne kadar etkili olabiliyorlar? Avukatların bilgi ve belgelere erişim hakkı ne ölçüde sağlanabiliyor? Soruları çoğaltmak mümkün. Ama tüm soruların tek bir cevabı var: “Katil hemşire”…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim