• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C

"Türk Yargısı Olağanüstü Dönemlerde İyi Sınav Veremiyor"

"Türk Yargısı Olağanüstü Dönemlerde İyi Sınav Veremiyor"
Antalya Barosu Başkanı Av. Alper Tunga Bacanlı yapılan araştırmalara göre yargıya olan yüzde 18 güveni bile çok bulduğunu belirterek, "Maalesef Türk yargısı olağanüstü dönemlerde hiçbir zaman ciddi bir sınav verememiştir" dedi.

Porto Bello Otel'de düzenlenen toplantıya konuk olan Antalya Barosu Başkanı Alper Tunga Bacanlı, İstanbul, Ankara ve İzmir'den sonra Türkiye'nin en büyük 4'üncü barosu sıfatını taşıyan Antalya Barosu'na kayıtlı 3 bin 30 avukatın olduğunu açıkladı. Bacanlı şiddet mağduru, cinsel istismara uğramış ya da çocuklara hiç bir prosedür uygulamadan direk olarak avukat görevlendirmesi yaptıklarını söyledi. 

Antalya Çocuk Hakları Kurulu'nun çocuk istismarı yapıldığı gerekçesiyle 'O ses Çocuk' yarışması hakkında şikayetçi olduğunu, bunun üzerine Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından programın yapımcısına 600 bin TL para cezası ve ihlal kararı verildiğini açıklayan Bacanlı, "Bu şu demek. Aynı istismar devam ettiği sürece o programın yayından kaldırılmasının önünü açtık" diye konuştu. 

UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE RAPORU

Antalya Barosu'nun uyuşturucuyla ilgili mücadelede de etkin rol aldığını anlatan Alper Tunga Bacanlı, "Yine Çocuk Hakları Kurulumuz 'bonzai' isimli uyuşturucuyla ilgili bir çalışma yaptı. Bu konuda arkadaşlarımız Bilimsel bir rapor hazırladı. Bu raporu, Cumhurbaşkanlığından, Başbakanlığa, Jandarma Genel Komutanlığı'na ve Antalya'daki resmi kurumlara kadar gönderdik. Bakın üzülerek söylüyorum. Antalya ölçeğinde 10 bin çocuğumuz bu uyuşturucuyla, bonzai ile tanışmış durumda. Burada Türkiye'den bahsetmiyorum. Sadece Antalya'dan bahsediyorum. Ülkenin içindeki vahameti görebiliyor musunuz?" şeklinde konuştu. 

YARGIYA GÜVEN 

Avukatlık Kanununun 76'ncı maddesine dayanarak baroların hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusunda görev yaptığını da hatırlatan Bacanlı, özellikle son yıllarda baroların bu konularda öne çıktığını da vurguladı. 

2007'den sonra 'Ergenekon', 'Balyoz', '28 Şubat', 'Oda TV' ve 'Askeri Casusluk' davaları gibi davalarla başlayan süreçte yaşanan hukuksuzlukların ve adaletsizliklerin ister istemez savunmayı ve avukatları öne çıkardığını söyleyen Baro başkanı Bacanlı konuşmasına şöyle devam etti:

"O süreçte cezaevinde çürümeye terk edilen insanlar, işte Ergenekon'un kasası denilip de beş parasız hayatını kaybeden insanlar. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin neredeyse tamamının tırpanlandığı, tasfiye edildiği acı bir süreç yaşadık. Bakın belki sadece o süreçte barolar ayakta kaldı. Yargı, geçmiş dönemde olduğu gibi bu dönemde de ciddi bir sınav veremedi. Bu noktada yargıçlarımızın Türk yargısının biraz kendisini sorgulaması gerektiği kanaatindeyim. Yapılan araştırmalara göre yargıya güven yüzde 18'in altına düşmüş durumda. Bu rakam bile fazla. Çok acı, çok tehlikeli bir rakam ama, bu rakam bile fazla. Ben çok daha altında olduğunu düşünüyorum. Maalesef 1950'lili yıllarda 27 Mayıs ihtilalı yapıldığında da yargı ciddi sınav vermedi. 'Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor' diye başbakanı ve 2 bakanı astık. 1971'deki muhtıradan sonra Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını da o günkü siyasi koşullar öyle icap ettiği için darağacına gönderdik. Bakın hepsi şu an kahraman. 1980 ihtilalında yüz binlerce insanımız yurtdışına kaçmış, sistematik işkenceden geçirilmiş, idam edilmiş asılmış. O dönemde de hukuk eliyle birçok sıkıntılar ve cinayetler işlendi. 28 Şubat sürecinde daha dün koskoca Yargıtay ve Danıştay üyeleri gittiler Genel Kurmay'dan koşa koşa brifing aldılar. En son Ergenekon ve Balyoz sürecinde yaşadıklarımız ortada. Özü itibarıyla bu sorunlar, bugünkü iktidarın, bugünün Türkiye'sinin meselesi değildir. Maalesef Türk yargısı olağanüstü dönemlerde hiçbir zaman ciddi bir sınav vermemiştir, verememiştir. Ama ne mutlu ki bize Yassı Ada da da avukatlar vardı, Deniz Gezmiş'i de savunan, o davaya giren onlarca avukat vardı. 12 Eylül ihtilalinde sabah gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra mahkemeye insanları savunmak için koşan avukatlar vardı. Dün de vardı, bugün de var." 

"BİZE KİMSE TOPLUMSAL MESELELERE KARIŞMAYIN DİYEMEZ"

Herkesin hukuka ve yargıya ihtiyacı olduğunu anlatan Bacanlı, bu memlekette, haksızlık ve adaletsizliğin olmamasını istediklerini söyledi. "Hiç kimse toplumsal meselelere karışmamamızı isteyemez" diyen Bacanlı, buna karşılık siyasi iktidarların barolara ve avukatlara bakış açısında çok ciddi bir çarpıklıklar olduğunu savundu etti. Baro Başkanı Bacanlı Çağdaş Hukukçular Derneği mensubu saldırıya uğrayan avukatları kastederek, "O arkadaşlarla benim dünya görüşüm arasında dünyalar kadar fark var. Bana sordular. 'Bu avukatları niye savunuyorsunuz' dediler. Biz de 'Bugün siyasi görüşümüz farklı diye yerlerde sürünen meslektaşlarımızı savunmazsak, yarın bir gün Antalya adliyesinde de bizi sürüklerler. O zaman bizi savunacak hiç kimse kalmaz anlayışıyla hareket ettik' dedik. Neticede Baroların verdiği bu tepki sayesinde bu işin daha ilerisine cesaret edilemedi. Avukatlar üzerinden o tarihte topluma gözdağı verildi. Yani avukatların yaşamsal alanı olan adliyelerde biz avukatları yaka paça sürükleriz demek, asıl avukatlar üzerinden ciddi anlamda topluma gözdağı vermektir" iddiasında bulundu

"YARGI RAFA KALDIRILMIŞ DURUMDA"

Türkiye Cumhuriyeti devletinde kuvvetler ayrılığına dikkat çeken Bacanlı, "Bunun da 3 temel ayağı vardır. Kuvvetler ayrılığı diyoruz buna. Yasama, yürütme ve yargı. Bunlar arasında bir sıralama yapmak icap etse, yargıyı en üste koymak lazım. Hukukun üstünlüğünden kastımız bu. Yani, yasamayı, Meclisi denetleyecek olan da hukuktur. Yürütmeyi denetleyecek olan da yargıdır. Ancak gelinen noktada; yargı bağımsızlığı, hakim teminatı, tamamen rafa kaldırılmış durumda. Biz hukuk eliyle insanları mağdur etmeyelim dediğimizde geçmişte AK Partili arkadaşlar bize Ergenekoncu diyorlardı. Bu yapı gelir sizin de kapınıza dayanır dediğimizde bize itibar etmediler. Gittiler o tarihte başbakanın oğlunun kapısına dayandılar. Türkiye'de maalesef hukuk eliyle cinayetler işleniyor. Hukuk eliyle bu ülke tasfiye ediliyor. Yarın bu iktidar elinizden gider kapattığınız dosyaların hepsi bir bir açılır. Bugün hükümdarken yarın sanık olduğunuz zaman, yargılanacak adil mahkemeler bulmanız lazım. Bugün bu yapıyı tarumar ederseniz, yarın bu yapı sizi de mağdur eder. 17 Aralık sürecinde ben çıktım, başbakanın oğlu da olsa gidecek ifade verecek. Ama onun da suçluluğu ispatlanıncaya kadar masum kabul edeceksiniz dedim" diye konuştu.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim