• BIST 89.764
  • Altın 145,339
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 12 °C

Türkiye'de Mülteci Sorunu Ve Hukuki Düzenlemeler

Türkiye'de Mülteci Sorunu Ve Hukuki Düzenlemeler
Hatay Barosu Başkanı Av. Ekrem Dönmez, BAROTÜRK Dergi için yazdı.

BAROTÜRK Dergi

Av. Ekrem Dönmez / Hatay Barosu Başkanı

17 Aralık 2010 günü 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Bouazizi, belediye zabıtalarının tezgâhını almasına ve polisten yediği dayağa isyan edip bir pazar yerinde kendini yakınca, buna tepki olarak Tunus’ta 18 Aralık günü halkın sokaklara dökülmesiyle bu olay halk ayaklanmasına dönüşmüştür.

Daha sonraları bu halk ayaklanmaları domino etkisi göstererek sınır komşumuz Suriye dâhil birçok Arap ülkesine yayılmıştır. Bu ayaklanma hareketleri dünya kamuoyunda “Arap Baharı” olarak nitelendirilmişse de, gelinen noktada yaşanan iç savaşlar nedeniyle binlerce masum insanın ölümüne ve milyonlarca insanın da yerlerini, yurtlarını terk etmelerine neden olan kara kışa dönüşmüştür.

Ayaklanmaların Suriye ülkesine yayılmasından sonra Suriye halkının başlayan iç savaştan kaçma adına ülkemiz sınırlarına dayanması ve açık sınır politikası izlenmesi nedeniyle 2 milyona yakın sığınmacı ülkemizin çeşitli bölgelerine yerleşmiş bulunmaktadır.

Ülkemizin Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi ile 1967 Cenevre Protokolüne taraftır, ancak Türkiye bu uluslararası sözleşmelere coğrafi sınırlamalar koymuştur. Buna göre ülkemiz sadece Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere uluslararası koruma çeşitlerinden olan “mülteci” statüsünü vermektedir.  

Bir diğer Uluslararası koruma çeşidi ise “şartlı mültecilik” kavramıdır. Şartlı mülteci; Avrupa dışında meydana gelen olaylar nedeniyle, mülteci tanımındaki şartlara haiz olduğunu iddia ederek, üçüncü ülkelere iltica etmek üzere Türkiye’den uluslararası koruma talebinde bulunan kişilere verilen statüdür.

Ortadoğu’da meydana gelen ayaklanmalar nedeniyle Türkiye’ye sığınan yaklaşık 2 milyona yakın sığınmacı; Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi ile 1967 Cenevre Protokolüne Türkiye’nin koyduğu coğrafi sınırlamalardan dolayı uluslararası koruma çeşitlerinden mülteci statüsünü alamamaktadırlar. 

Sığınmacıların Türkiye’ye yerleşmiş olmaları nedeniyle, bir diğer deyişle üçüncü ülkelere iltica etme durumları söz konusu olmadığından dolayı, diğer uluslararası koruma çeşidi olan şartlı mülteci statüsünü de alamamaktadırlar. Bu durum Türkiye’ye yerleşen sığınmacılar açısından herhangi bir koruma çeşidinden yararlanamayacakları için çok ciddi bir problem olduğu gibi Türkiye açısından 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolüne aykırı davranma riski ile karşı karşıya kalma sonucunu doğurmaktadır.

Türkiye’ye yerleşen sığınmacıların hukuki durumlarını düzenlemek ve onlara bir koruma yöntemi geliştirmek amacıyla 22.10.2014 tarih ve 29153 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 04.04.2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 91. maddesine dayanılarak hazırlanan ülkesinden ayrılmasına zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılardan uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayanlara sağlanabilecek geçici koruma işlemlerinin usul ve esasları ile bu kişilerin Türkiye’ye kabulü, Türkiye’de kalışı hak ve yükümlülükleri, Türkiye’den çıkışlarında yapılacak işlemleri, kitlesel hareketlere karşı alınacak tedbirleri, ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasındaki işbirliğiyle ilgili hususları düzenlemeyi amaçlayan Geçici Koruma Yönetmeliğini kabul etmiştir.

Yönetmelik kapsamında “mülteci” kavramının kullanımından kaçınılmış olup, bunun yerine “yabancı” kavramı kullanılmıştır.

“Yabancılık statüsü uluslararası bir koruma statüsü olan “mülteci” statüsü ile ne yazık ki eşdeğer değildir.

Mevcut düzenleme ile birlikte özellikle 2011 yılının Mart ayında Suriye’de başlayan iç karışıklık sebebiyle Türkiye’ye doğru oluşan nüfus hareketlerine kadar bir mülteci politikası olmayan Türkiye, bu sorunla karşı kaşıya kaldıktan sonra bu alanda oluşan boşluğu gidermek üzere 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununu ve bu kanuna dayanılarak 22.10.2014 tarihli ve 29153 sayılı Resmi Gazete ile Geçici Koruma Yönetmeliğini yürürlüğe koymuş ise de, kabul edilen mevzuat bu alanda oluşan boşluğu gidermeye yeterli değildir.

Hukuki statü bu olmakla birlikte mülteci statüsü tanınmamış “yabancı” veya daha önce “misafir” olarak tanımlanan ve bir başka ülkeden –Suriye’den- ülkemize gelmek zorunda kalmış kişilerin bir makama erişmek için Avukata vekâlet vermesiyle ilgili yaşanan bir sorunla konuyu bitirelim. 

Hem Kanun hem de Yönetmeliğe göre “Başvuru sahibi ile uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, bu Kısımda yazılı iş ve işlemlerle ilgili olarak, ücretleri kendilerince karşılanması kaydıyla avukat tarafından temsil edilebileceği; Avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayan başvuru sahibi ve uluslararası koruma statüsü sahibi kişilere, bu Kısım kapsamındaki iş ve işlemlerle ilgili olarak yargı önündeki başvurularında 1136 sayılı Kanunun adli yardım hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanacağı” düzenlenmiş ise de; ister ücreti kendileri tarafından karşılansın, isterse adli yardım hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlansın, bu kişilere Avukatların hukuki yardım sağlanması Noterden alınacak bir vekâletname ile olabileceğine göre, Noterler bu hakkı kullanacak “yabancılara vekâletname düzenlemek için resmi bir kimlik belgesi istemektedirler ki, inisiyatif kullanan kimi Noterler dışında avukata ve mahkemeye erişim hakkını kullanmak isteyen kişilere vekâletname dahi düzenlenememektedir.

Türkiye; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Geçici Koruma Yönetmeliği düzenlemesiyle farklı bir mülteci ve iltica statüsü yerine; imzaladığı Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi ile 1967 Cenevre Protokolüne koyduğu coğrafi çekinceleri kaldırsa belki de farklı bir mevzuat düzenlemesine ihtiyaç duymadan bu sorunu çözebilecekti.  

Henüz hak kullanma aşamasında dahi bu zorlukla karşılaşan yabancıların önündeki engelin, uluslararası koruma statüsü sağlayan standartları tanıması ve bu statüyü sağlamaktan geçmektedir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim