• BIST 106.390
  • Altın 141,861
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1152
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 26 °C

Türkiye'nin Musul Hamlesi ve Uluslararası Hukuk

Türkiye'nin Musul Hamlesi ve Uluslararası Hukuk
Türkiye uluslararası hukukun üstünlüğünü tanıyan bir devlet olmasına karşın son dönemde uluslararası hukuk sorunlarıyla gündemde.

Abdullah Tunç / Ankara Strateji Enstitüsü

Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye’nin başını ağrıtan yeni kriz, Musul’a yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki Başika’da askeri eğitim veren Türk birliğine kuvvet intikali oldu. Ankara, hadiseyi IŞİD’le mücadele kapsamında “rutin bir askeri takviye faaliyeti’’ olarak değerlendirse de Bağdat yönetimi Türkiye’ye sert tepki gösterdi.[1]Şurası bir gerçek ki; son takviye ile Türkiye; İran ve ABD’den sonra Irak’ta en çok asker bulunduran üçüncü yabancı ülke haline geldi.

Irak Başbakanı Haydar İbadi, Türkiye’nin faaliyetini “düşmanca bir eylem” şeklinde nitelendirerek Irak’ın egemenliğinin ve ülkesel bütünlüğünün ihlal edildiğini belirtmiş;[2] açıklama doğrultusunda Irak Hükümeti, BM Güvenlik Konseyi’ne bir mektup sunarak Türk askerlerinin Irak'ta bulunmasının "uluslararası hukukun açık ihlâli" olduğunu savunmuştur.[3] Buna karşılık Türkiye, Başika askeri eğitim kampındaki Türk askerlerinin IŞİD’le mücadele kapsamında askeri eğitim faaliyetleri için ve Irak Hükümeti’nin rızası ile bölgede bulunduğunu açıklamıştır.[4] Tarafların tartışmalı ve çelişen açıklamalarından dolayı eylemin hukuka uygun gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesine ihtiyaç vardır. Ayrıca 1982 Anayasası’nın 92.maddesinde yer aldığı üzere Türkiye, “savaş hali ilânına, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına” karar verirken uluslararası hukukun gerektirdiği yükümlülüklere uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük nedeniyle de Irak’ta asker sayısının artırılmasının hukuki açıdan açıklanması gerekmektedir.

Türk Askerinin Irak’ta Bulunmasının Hukukiliği

Uluslararası hukukta askeri güç kullanımına ilişkin temel normlar olan BM Antlaşması’nın 2/4.maddesindeki kuvvet kullanma yasağı ve 2/7’deki iç işlerine müdahale yasağı ile devletler, diğer devletlerin egemenliğini ihlal edecek biçimde askeri müdahalede bulunmaktan men edilmişlerdir. Bu yasakların istisnaları olmakla birlikte BM Antlaşması’nın amaçları çerçevesinde devletlerin askeri güç kullanma hakları sınırlıdır. Bu girişten sonra Türkiye’nin Irak’ta asker bulundurmasının kuvvet kullanma yasağı kapsamındaki eylemlerden olup olmadığı belirlenebilir. Böylece Türkiye ile Irak arasındaki uyuşmazlık hukuki açıdan açıklanacaktır.

3314 sayılı “Saldırının Tanımına İlişkin BM Genel Kurulu Kararı’nın” 3.maddesinin 5.fıkrasında “bir devletin başka bir devlette sonuncusuyla yapılan bir anlaşmaya göre bulunan silahlı kuvvetlerinin o anlaşmada öngörülen hükümlere aykırı şekilde kullanılmasının veya bu silahlı kuvvetlerinin varlığının bu ülkede anlaşmanın sona ermesinden sonra da sürdürülmesinin” saldırı fiili niteliği taşıdığı ifade edilmektedir. Buna göre bir devletin ülkesinde yabancı silahlı kuvvetlerin bulunması saldırı teşkil ettiğinden kuvvet kullanma yasağına aykırı hale gelmektedir. Başka bir ülkede silahlı kuvvetlerin bulunmasını meşru hale getiren ise maddede yer alan haliyle “iki devlet arasındaki anlaşma”; genel ifadesiyle ise askerlerin bulunduğu ülkenin hükümetinin (ev sahibi devletin) rızasıdır.

Rıza, devletlerin silahlı kuvvetlerinin ev sahibi devletin ülkesinde askeri eğitim veya diğer sebeplerle bulunması için gerekli ve yeter şarttır. Yabancı askerî unsurların egemen bir devletin topraklarına girmesi, konuşlanması, görev yapması ve/veya topraklarından transit geçmesi ancak bu devletin rızasıyla mümkündür. Dolayısıyla, diğer devletin rızası olmadan başka devletin topraklarında silahlı kuvvet bulundurmak uluslararası hukuka aykırıdır. Ancak Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığına ilişkin olarak Türkiye, Başika’daki Türk askerinin Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Hükümetleri’nden alınan rıza ile bölgeye yerleştiğini iddia ederken, Irak ise böyle bir rızanın söz konusu olmadığını ileri sürmektedir.[5] 

Uyuşmazlık konusuna bakıldığında Türkiye’nin iddiasına uygun olarak Irak’ın IŞİD’le mücadele için Türkiye’den askeri talepte bulunduğu görülüyor. Buna göre, Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin Aralık 2014’te Türkiye’yi ziyaretinde IŞİD'e karşı etkin işbirliği ele alınmış, İbadi, IŞİD ile mücadelede Ankara’dan “silah, askeri eğitim ve istihbarat paylaşımı” talep etmiştir.[6] Türkiye ise İbadi’nin talebi doğrultusunda Başika’da kurulmuş olan eğitim tesisinde 2015 Mart ayından bu yana faaliyetlerini sürdürmüştür. Ayrıca, 2003 Irak müdahalesinden sonra kurulan Irak hükümetleri ile Türkiye arasında pek çok defa PKK ve El Kaide terörü ile mücadelede ve Irak güvenlik güçlerinin eğitimi konusunda işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır.[7] Söz konusu anlaşmalar kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ta bulunduğu ve bu nedenle Türkiye’nin Irak’ın egemenliğini ihlal etmediği söylenebilir.

Bununla birlikte Başika askeri kampındaki asker sayısının artırılmasında yapılan açıklamalardan Türkiye’nin takviyeyi rutin bir faaliyet görerek Irak Hükümeti’ni gelişmeden haberdar etmediği anlaşılıyor. Bu nedenle her ne kadar Irak’ta Türk silahlı kuvvetlerinin bulunması hukuka uygun olsa da asker sayısının artırılmasında hususi olarak Irak Hükümeti’nin rızasının aranmamasının, egemenliğin ihlali sorununa yol açtığı söylenebilir. 

Rızanın Geri Çekilmesi

Hukuki olarak ortaya çıkan diğer bir sorun, Irak Hükümeti’nin Türkiye’den asker talebini geri çekmesi halinde ne olacağıdır. Irak Başbakanı İbadi, olay sonrası yaptığı açıklamada "Irak’ın, Türk askeri güçlerinin 48 saat içerisinde çekilmemesi halinde Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) başvuru dâhil, mevcut tüm seçeneklere başvurma hakkına sahip olduğunu" ifade etmiştir. Bunun üzerine Başbakan Ahmet Davutoğlu ise, Irak Başbakanı’na bir mektup göndererek “Başika’ya kuvvet intikalinin durdurulduğunu” belirtmiştir.[8] Dolayısıyla Irak Hükümeti’nin, Türk askerlerinin Irak'tan çekilmesini talep ederek rızasını geri aldığı kuşku götürmüyor. Ancak rızanın geri çekilmesinin yalnızca son askeri takviyeye mi, Başika’daki Türk silahlı birliğine mi yoksa Irak’taki bütün Türk silahlı varlığına mı yönelik olduğu tam olarak açık değil. Türkiye’nin intikali durdurduktan sonra Irak Hükümeti’nin BM Güvelik Konseyi'ne mektupla başvurarak, Türk askerlerinin Irak'tan "bir an önce, koşulsuz" çekilmesini talep etmesi ve Irak Başbakanı’nın, Türk heyetine, "krizin" çözülmesinin, "Türk güçlerinin tamamen Irak topraklarından çekilmesine" bağlı olacağını iletmesi,[9] rızanın geri çekilmesinin Irak’taki bütün Türk silahlı varlığına yönelik olduğunu gösteriyor.

Hukuki açıdan rızanın geri çekilip çekilemeyeceğine ilişkin olarak, Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün (Institut de Droit International) 2011 yılında hazırladığı karara göre rıza, tek taraflı işlemle ya da antlaşma yoluyla gösterilmiş olsun; geri çekilebilecektir.[10] Buna göre, bir devlet sahip olduğu hakkını bundan böyle kullanamayacağını ve bu hakkının sona erdiğini diğer devletlerin rızasına bağlı olmaksızın bildirebilecektir. Bu sebeple Irak Hükümeti, Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığına yönelik rızasını geri çekme hakkına sahiptir ve bundan sonra Türk askerinin Irak’ta bulunması hukuka aykırı hale gelecektir. Ancak bu noktada, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD’le mücadelede aldığı 2249 sayılı Karar öne sürülebilir.

BM Güvenlik Konseyi’nin 2249 sayılı Kararı

BM Güvenlik Konseyi 19 Kasım 2015’te aldığı 2249 sayılı Kararı’nda üye devletleri IŞİD’e karşı tüm gerekli önlemleri almaya çağırmıştır.[11] IŞİD’in uluslararası barış ve güvenliğe yönelik “emsalsiz” bir tehdit oluşturduğu ifade edilen kararda IŞİD’in diğer saldırıları ile birlikte 103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara saldırısından da bahsedilmiştir. Dolayısıyla IŞİD’in hedef aldığı ve Uluslararası Koalisyon’un parçası olan Türkiye’nin bu örgüte karşı kuvvet kullanmak dâhil olmak üzere uluslararası hukuktan doğan hakları Konsey kararı ile teyit edilmektedir.

Bununla birlikte, 2249 sayılı Karar’ın BM Antlaşması’nın “uluslararası barış ve güvenliğin bozulması veya tehdit edilmesi veya saldırı eylemlerinin varlığını saptadığı takdirde BM Güvenlik Konseyi’ne kuvvet kullanımını da içeren yaptırım kararları alabilmesini düzenleyen” VII. Bölümü çerçevesinde alınmadığını belirtmek gerekir. Aslında, 2249 sayılı Karar’da BM Antlaşması’nın 39.maddesinin[12] diline uygun olarak IŞİD’in uluslararası barış ve güvenliğe tehdit olduğu saptaması yapılmakla birlikte 41 ve 42.maddeler çerçevesinde yaptırım kararı veya yetkilendirme olmadığı için Karar’ın VII. Bölüm altında alındığı söylenememektedir. Ayrıca Karar’da devletlere tüm gerekli önlemleri alma çağrısında bulunulurken alınacak önlemlerin uluslararası hukuka, özellikle BM Antlaşması’na uygun olması gerektiği ifade edilmiştir. Bu nedenle Karar’ın IŞİD’e karşı devletleri kuvvet kullanmaya yetkilendirmek yerine devletlerin uluslararası hukukta var olan haklarını kullanmaya teşvik ettiği görülmektedir. Var olan haklar ise meşru müdafaa ve ev sahibi devletin rızası ile kuvvet kullanımıdır. Kısacası, 2249 sayılı Karar, içeriğinin belirsizliği nedeniyle Irak’ın rızasını geri çekmesinden sonra Türkiye’nin Irak’ta silahlı kuvvet bulundurmasını açıkça meşrulaştırmayacaktır. Türkiye Irak’ta bulunmasını 2249 sayılı Karar’la gerekçelendirirse durumu tartışmalı hale gelebilir.

Sonuç olarak, Türkiye silahlı kuvvetlerinin uzun bir süredir Irak’ta yer alması, Irak Devleti’nin rızası ile hukuki olmuştur. 3314 sayılı BM Genel Kurulu Kararı gereğince söz konusu rıza olmadan Türk askerinin Irak’ta bulunması kuvvet kullanma yasağına aykırılık teşkil edecektir. Bu zamana kadar Türkiye’nin, Irak’ın egemenliğine ve uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde hareket ettiği görülmektedir. Ancak Başika krizi sonrasında Irak Devleti’nin rızasını geri çekmesi nedeniyle Türk askerinin varlığının meşruiyeti sorunlu hale gelmektedir. Her ne kadar İbadi’nin yönetimdeki İran yanlılarından gördüğü baskı nedeniyle Türkiye’den askerlerini geri çekmesini talep ettiği belirtilse de,[13] Türkiye’nin Irak’taki silahlı kuvvetlerinin varlığının devam edebilmesi için Irak Devleti’nin rızası gerekmektedir.

 


[1] http://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-iraq-turkey-idUSKBN0TO0AU20151205

[2] http://www.nytimes.com/2015/12/06/world/middleeast/influx-of-turkish-troops-angers-iraqi-officials.html?ref=world

[3] http://aljazeera.com.tr/haber/irak-bmgkya-basvurdu

[4] http://www.mfa.gov.tr/no_-303_-8-aralik-2015_turkiye_nin-basika_da-yuruttugu-egitim-faaliyeti-hk_.tr.mfa

[5] http://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-russia-turkey-davutogl-idUSKBN0TR14F20151208

[6] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/GazeteHaberBaskan.haber_detay?pkayit_no=1560404

[7] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyonlar_sd.calismalar?p_kom_kod=11&p_islem=2

[8] http://www.milliyet.com.tr/davutoglu-ndan-irak-basbakani-na/siyaset/detay/2159392/default.htm

[9] http://www.dw.com/tr/irak-%C3%A7%C3%B6z%C3%BCm-t%C3%BCrk-askerlerinin-%C3%A7ekilmesi/a-18911164

[10] Institut de Droit International, Sub-Group C,Military Assistance on Request,Rap. M. Gerhard Hafner,2011, http://www.idi-iil.org/idiE/resolutionsE/2011_rhodes_10_C_en.pdf, s. 329

[11] http://www.un.org/press/en/2015/sc12132.doc.htm

[12] VII. Bölümde yer alan 39. Madde; Güvenlik Konseyinin, barışın tehdit edildiği, bozulduğu veya bir saldırı eylemi olduğunu tespit etmesi halinde, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunacağını veya 41. Ve 42. madde uyarınca hangi önlemlerin alınacağına karar verileceğini düzenlemektedir.

[13] http://www.nytimes.com/2015/12/06/world/middleeast/influx-of-turkish-troops-angers-iraqi-officials.html?ref=world

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim