• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 4 °C

TÜRKİYE’NİN PKK'YA KARŞI ORTA-UZUN VADEDE KAZANMASI İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Av. Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU

TÜRKİYE’NİN BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜNE KARŞI ORTA VE UZUN VADEDE DE KAZANMASI İÇİN NE YAPMALIYIZ? (II)

 

Dünkü yazımda PKK’nın kısa vadede kaybettiğini, Türkiye’nin ise yine kısa vadede PKK’ya karşı kazandığını gerekçeleriyle açıklamış idim. Bugün, orta ve uzun vadede nasıl kazanabileceğimize dair dış politika eksenli düşüncelerimi paylaşacağım.

1. Türkiye, dış politikada derhal paradigma (doğrultu/model/temel yaklaşım) değişikliğine gitmelidir. Buna göre; Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde Türkiye’nin mezhepçi yaklaşımları kendi açısından kesin bir tavırla reddetmesi zorunludur. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı olan laiklik ilkesi; hem içeride kamu düzenimizin hem dış politikamızın temeline yeniden yerleştirilmelidir.

2. Suriye yönetimine, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması için her türlü desteği vermeye hazır olduğumuz güvenilir şekilde açıklanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinden olan “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi de zaten bunu yapmamızı gerektirir. Esad yönetiminin değiştirilmesinin Türkiye’nin değil, Suriye halkının kararına bağlı olduğu mesajı hem Suriye’ye hem bölgede faaliyet gösteren bütün devletlere güvenilir şekilde aktarılmalıdır. Esad yönetiminin yurttaşlarına karşı insan haklarını ihlal eder nitelikteki eylemlerine ise Birleşmiş Milletler çatısı altında dünyayla birlikte tepki verilmelidir.

3. Türkiye, IŞİD ve benzeri radikal örgütler karşısında genel olarak Ortadoğu politikasında benimsediği mezhepci/İhvancı yaklaşımı kesin bir dille reddettiğini; bu örgütlerin terör örgütü olduğunu; hiçbir şekilde, hiçbir amaç doğrultusunda bunlarla hiçbir devletin işbirliği yapamayacağını dünyaya ilan etmelidir. Bu çerçevede Türkiye bölgede yaşanmakta olan vekalet savaşlarının tarafı olmadığını ve olmayacağını, her devletin toprak bütünlüğünün korunmasından yana tavrını daima koruyacağını açık bir dille duyurmalıdır.

4. Suriye’nin kuzeyinde, PYD’nin uluslararası camiada giderek artan bir şekilde meşruiyet elde etmesinin sebebi, IŞİD’le mücadele ediyor görüntüsü vermesidir. Buna mukabil bölgenin en önemli güçlerinden olan Türkiye’nin IŞİD’e karşı etkili mücadele vermediğine dair dünyada oluşan algı, PYD’nin meşruiyet kazanmasına katkıda bulunmaktadır. Bir terör örgütünün diğer terör örgütüne karşı alan kazanmak için yürüttüğü savaşta, terörün bir kanadına meşruiyet izafe edilmeye çalışılması dünya kamuoyu tarafından elbet bir gün sorgulanır.

5. Bir kocaman KEŞKE diyelim burada. Keşke bölgedeki bütün devletler kendi kendilerine bırakılsalardı. Keşke hiçbir küresel güç kendi milli menfaatleri için Ortadoğu’yu şekillendirmeye kalkışmasaydı. Keşke Çin’den ABD’ye kadar bir yelpazede yer alan onlarca devlet burada bir vekalet savaşına girişmeseydi. “Keşke”lerin sayısı arttırılabilir. Ancak realpolitik, “olan”ın fotoğrafının doğru çekilmesini ve ona göre tavır alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Buna göre;

- Rus savaş makinasının Suriye’ye girmesiyle birlikte bütün dengeler altüst olmuştur.

- Rusya ile yaşanan kriz Türkiye’yi denklemin dışına çıkmaya zorlamaktadır.

- Oysa Türkiye NATO üyesidir ve ABD’nin müttefikidir.

- Yukarıda izah ettiğimiz paradigma değişikliğini gerçekleştirmiş bir Türkiye’nin, Ortadoğu denkleminin dışına çıkarılmasında, kuşkusuz ABD’nin eli Rusya karşısında daha da zayıflayacaktır.

- Burada Türkiye için önemli olan, o devletin veya bu devletin elinin zayıflaması değil; kendi milli menfaatinin neyi gerektirdiğidir.

- Rusya’nın Türkiye’ye yönelik açık hasmane tavrı karşısında Türkiye, bölgede dengeleri kendi açısından doğru kurmak zorundadır.

- Atatürk’ün ifadesiyle, “milli siyaset” bunu gerektirmektedir.

6. Bu çerçevede; Türkiye, PYD’yi tanıması yönünde müttefiklerince yapılan baskılara karşı, “IŞİD’le savaşıyor görüntüsünü veriyor diye Türkiye’ye karşı bir terör örgütünü destekleyemezsiniz” mesajını kararlı bir şekilde vermek zorundadır. Ayrıca Türkiye, müttefiklerine, “Biz ihtimal vermiyoruz ama yapabiliyorsanız PYD’yi, PKK’dan ve PKK çizgisinden arındırın. Bizim üzerimizde baskı kuracağınıza PYD üzerinde baskı kurun. Türkiye’yi kaybetmek ve Türkiye’nin de dahil olduğu bir büyük coğrafyayı içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklemek pahasına kısa vadeli hesaplarla PKK’nın kurduğu PYD’ye destek veremezsiniz” demelidir. Elbette Türkiye’nin müttefikleri de kendi menfaatleri için bu mesajı doğru okumalıdır.

7. Görünen o ki; PKK-PYD, bölgedeki Rusya-ABD çekişmesinin dengelerini kendi menfaatlerine kullanmakta oldukça mesafe almıştır. Bu dengeyi bozacak güç, Türkiye’dir. İşte tam da bu sebeple, PKK, bir yandan hendekler kazarak kalkışma denemesi yapmakta, diğer yandan toplu katliamlara girişmektedir. Amacı, Türkiye’yi içeride meşgul ederek, ABD-AB-Rusya-Çin-İran çatışmasında PYD lehine işleyen dengeyi bozmasını önlemektir.

8. Yukarıda açıkladığımız dış politikada paradigma değişikliği ve vereceğimiz etkili-güvenilir mesajlarla, Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesinde müttefiklerinin, başta istihbarat desteği olmak üzere, tam desteğini alması mümkündür. Aynı şekilde müttefiklerin kuracağı baskıyla diğer devletlerin de PKK’ya desteğini kesmesi sağlanmalıdır. Böylece Türkiye, içeride bölücü terör örgütünü yok ederken Ortadoğu’da da kalıcı bir istikrarın oluşmasına en büyük katkıyı yapacaktır. Bu istikrarın kalıcı olmasını; kuşkusuz İran, Irak ve Suriye ile Türkiye arasında kurulacak üretim ve ticaret ağı esaslı şekilde güçlendirecektir.

Türkiye’nin bu adımları atması; dış politikada paradigma değişikliğini gerçekleştirmesi, içeride birlik ve beraberliğini güçlendirmesi, Ortadoğu devleti olmaktan çıkıp yeniden Avrupa’nın bir parçası olmasına bağlıdır. Avrupa’nın parçası olmak demek; milli devletimizden, milli menfaatlerimizden, milli kültür ve değerlerimizden vazgeçmek değildir. Esasen Türkiye Cumhuriyeti bütün bu milli değerlerimiz ile bu değerlerin de dahil olduğu evrensel ilkelerin mükemmel bir sentezidir. Öyleyse Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini hayata geçirmemiz, zaten Avrupa’nın asli bir parçası olduğumuzu tescil ettirmemiz demektir.

78 milyon vatandaşımızı aynı paydada nasıl bir araya getirip, yeniden çağdaş uygarlık yolculuğuna nasıl çıkacağımıza dair iç politika eksenli düşüncelerimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim