• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 16 °C

Üç Cumhurbaşkanının "Hakaret Davaları", Mahkumiyetler ve Uyarılar

Üç Cumhurbaşkanının "Hakaret Davaları", Mahkumiyetler ve Uyarılar
10 yıl önce TCK yenilenirken hak örgütlerinin uyarıları dinlenseydi, TCK'nın 299. maddenin hukuk düzenimizde yeri olmazdı.

Erol Önderoğlu / Bianet

Avrupa’dan Fransa ve Almanya, on yıllardır uygulamadıkları “Cumhurbaşkanına hakaret” düzenlemelerini kâğıt üstünden de silerken Türkiye’de Ceza Kanunu’nun (TCK) 299. Maddesi yıllar geçtikçe eleştirel sesleri kısmada daha etkili bir baskı aracı işlevine büründü.

Hükümet yetkilileri, 2004 yılında Ceza Kanunu’nu yenileme çalışmaları yürütürken “Cumhurbaşkanına hakaret” (299) ve “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” (125/3) gibi düzenlemelere ilişkin gazetecilik ve hak örgütlerinden gelen uyarılara kulak tıkadı.

Oysa ki, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 12 Şubat 2004 tarihli 872. Bakan Vekilleri toplantısında kabul edilen ve kamuoyundan gelen eleştirilerin siyasilerce hoşgörüyle karşılanması zorunluluğuna işaret eden “Medyadaki Politik Tartışma Üzerine Deklarasyonu” da yetkililer için bir referans da oluşturuyordu.

TCK değişiklik sürecinde anti-demokratik yasa maddeler arasında sıralanan 299. Maddenin yürürlükten kaldırılması fırsatı varken Türkiye, düşünceyi hukuka aykırı şekilde sınırlandırmaya devam etti; bir de 2012 yılında, BirGün gazetesi yazarı Erbil Tuşalp’ın açtığı davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) mahkum oldu.

AİHM’de yeni mahkumiyetlerin önüne geçmek için demokratik adım atılmayınca, konu yıldan yıla Avrupa Komisyonu’nun yayınladığı Türkiye İlerleme Raporları’nda eleştiri konusu oluşturmaktan öteye geçemedi. Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden 10 yıl sonra, şahıs temelli bir koruma işlevi kazandırılan “Cumhurbaşkanına hakaret” maddesi de, Terörle Mücadele Kanunu ve 301’den sonra, yakın tarihin en acı şöhrete sahip düzenlemeleri arasında yerini aldı.

2015: 19 gazeteci, 2 çizer mahkum

Bağımsız İletişim Ağı (BİA), 2015 Medya Gözlem Bilançosunda 19 gazeteci ve 2 karikatürist dahil toplam 28 kişinin eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret veya kişilik haklarına saldırıdan toplam 21 yıl 6 ay 19 gün hapis cezasına mahkum edildiğini açıkladı.

Söz konusu kararların “Siyasi yetkililere sert eleştiri ve hicvi hoşgörüyle karşılamalarını” tavsiye eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararlarına göre açık aykırılık gösterdiği vurgulanan Bildiride, 2015 mahkumiyetlerinin iki cezanın gündeme geldiği 2014 yılına göre 10 katlık bir artışa işaret ettiğine yer verildi.

5’ine ceza TCK 299’dan, 16’sına 125’ten

Söz konusu cezalardan 10 yıl 8 ay 22 günü TCK’nın 299. Maddesine dayanarak 5’i gazeteci toplam 9 kişiye; 10 yıl 9 ay 27 günüyse TCK’nın 125/3 maddesine başvurularak 14’ü gazeteci, 2’si karikatürist toplam 19 kişiye verildi.

Ayrıca, 3 gazeteci, 3 gazete, 2 milletvekili ve 1 hukukçu da Erdoğan’a 108 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum edildi.

Avrupa Konseyi ve AİHM de kim?

AİHM’nin, dönemin Başbakanı Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla BirGün gazetesi yazarı Erbil Tuşalp’ın mahkum edilmesiyle ilgili 2012 yılında verdiği tazminat kararından ne yazık ki ders çıkarılmadı.

AİHM, gazetede 2005 ve 2006 yıllarında yayımlanan “İstikrar” ve “Geçmiş Olsun” başlıklı iki yazıya “kişilik haklarının ihlal edildiği” iddiasıyla iki ayrı tazminat davası açılması ve yazarın 10 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesinin ihlali olarak değerlendirmişti.

Kararda, “Türkiye mahkemeleri, Başbakanın şahsi haklarının Sayın Tuşalp’ın haklarına göre daha üstün kılmanın ne gibi bir sosyal zorunluluk oluşturduğunu ikna edici bir şekilde göstermekte ve genel anlamda kamu yararı bulunan meselelerde basın özgürlüğünün geliştirilmesine ilişkin faydaya işaret etmede başarısız olmuşlardır” denildi.

10 yıl önceki uyarı fayda etmedi

Daha 2005 yılında, Orhan Erinç başkanlığındaki TGC yönetimi, çizer Musa Kart’a yönelik yasal baskılar ve “sorunlu” yeni TCK’nın yürürlüğe girecek olması nedeniyle, dönemin Başbakanı Erdoğan’ı bir mektupla uyarıyordu. 

Mektupta, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 2000 yılında Krakov'da gerçekleştirdiği 12 Şubat 2004 tarihli 872. Bakan Vekilleri toplantısında kabul edilen "Medyadaki Politik Tartışma Üzerine Deklarasyon" da yer alıyordu.

Ancak Türkiye, bugün dahi, ifade özgürlüğünün tazminat veya hapis cezaları yoluyla boğma tutum ve girişimlerini yıllardır sürdürüyor. Başbakanken ve halen Cumhurbaşkanıyken Erdoğan’ın, eleştirel kamuoyuna yönelik sözlü saldırıları yargı denetiminden muaf tutulması dikkate alındığında, özellikle 299. Madde kapsamında gözlenen bu “aşırı” yargı koruması, toplumsal tartışmanın eşitsizliğini/çarpıklığını daha iyi göler önüne seriyor.

Gelinen aşamada, AİHM öncesi bireysel başvuru mercii haline gelen Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bu anlamda vereceği karar, özgürlükçü veya korumacı, belirleyeceği tutum daha da önem kazanıyor.

Erdoğan bilançosu: 7 ayda 7 tutuklama, 105 dava

CHP İstanbul milletvekili Melda Onur’un “Cumhurbaşkanı'na hakaret” davalarına dair bilgi edinme başvurusunu 17 Mart 2015’te yanıtlayan Adalet Bakanlığı, Abdullah Gül'ün yedi yıllık görev sürecinde 1359 dava izni talebi geldiği; 545'inin kabul edildiği ancak tutuklama olmadığı; Tayyip Erdoğan'ın yedi aylık Cumhurbaşkanlık dönemindeyse 236 dava izni talebi geldiği, 105'ine izin verildiği, 8 kişinin tutuklandığını bildirdi.

1300 dava açma izninden 900’ü kabul

Ankara Barosu’nun 4 Aralık 2015 tarihinde düzenlediği “Cumhurbaşkanı’na Hakaret Suçunun Anayasa’ya Aykırılığı ve Çözüm Önerileri Çalıştayı”nda 299. Madde hukuk camiasında da ağır eleştirilerin konusu oldu.

Çalıştayda, Erdoğan’ın bir buçuk yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde “hakaret” suçundan bin 300’den fazla kişi hakkında soruşturma açılması talebiyle Adalet Bakanlığı’ndan izin istendiği, bunlardan sadece 15-20’sinin reddedildiği, 900 kadarına da kovuşturma izni verildiği belirtildi. Buna göre 400’e yakın başvuru da Bakanlıkça incelenme aşamasında bulunuyor.

1,5 yılda Sezer için 26; Gül için 139 dava

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 29 Ocak 2016 tarihli oturumunda, “Anayasamızda, bizim devletimizde Cumhurbaşkanı’nın özel bir konumu vardır, devleti ve milletin bütünlüğünü temsil eder. Ama Sayın Cumhurbaşkanı’nın uygulamasına baktığımızda, devletin ve milletin bütünlüğünü temsil etmekten öte, devleti ve milleti kutuplaştıran ve her gün bir siyasi partinin en üst seviyeden propagandasını yapar durumdadır. Bakınız, biz merak ettik; Sayın Abdullah Gül’ün görevinin son 1.5 yılında 139 kişiye dava açılmış, Sayın Ahmet Necdet Sezer’e hakaretten görevinin son 1.5 yılında 26 kişiye dava açılmış. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı (Erdoğan) açısından son 1.5 yılda 1300’ün üzerinde kişiye dava açılmış” dedi.

AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, “Sosyal medya yoktu o zaman. İşin özü sosyal medyadır. 100 davanın 95’i sosyal medya” diyerek itiraz ettiyse de, bin 300 dava yine gündeme geliyordu.

Emniyet: “Büyüklerimize hakaret, sıradan asayişsizlik değil”

Türkiye’de seçilmiş Başbakanlara yönelik bir yasal koruma Türk Ceza Kanunu’nun 125/3 maddesi kapsamında getiriliyor. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanı için benzer şekilde işletilen, Erdoğan’dan önce hiçbir zaman bu kadar soruşturma ve davaya neden oluşturmayan TCK’nın 299. Maddesi Emniyetin özel bir izleme/ takip alanı haline getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik kamuoyunun birçok kesiminden gelen tepki, eleştiri ve sözlü saldırıların izlenmesi, raporlanması ve savcılıklara aksettirilmesi için 6 Ocak 2016 tarihinde bir genelge hazırlandı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığı’nın, tüm il emniyet müdürlüklerine “devlet büyüklerine hakaret” suçları konusunda gönderdiği yazıda, “Devlet büyüklerimize yönelik yapılan hakaret içerikli gelişmelerle ilgili olarak ivedilikle adli işlem başlatılması yasanın verdiği bir görevdir. Özellikle bireysel olarak devlet büyüklerine hakaret olaylarında suçun sıradan bir asayiş olarak değerlendirilmemesi, olaya karşın kişinin amacının, bağlantılarının tespiti, olayın gerçek sebebinin ortaya çıkarılabilmesi amacıyla, yapılan adli işlemin yanı sıra ilgili birimlerimizce ayrıntılı inceleme ve araştırma yapılması önem taşımaktadır” denildi.

Yapılan işlemler ve sonucu, İstihbarat, TEM ve Güvenlik Daire Başkanlıklarına bilgilendirilecek, koordinasyon konusunda titiz davranılacak. Hakkında işlem yapılanlar “aynı suçu işleyebileceği” gerekçesiyle devlet büyüklerinin katılacağı etkinliklere katılmaları, 6638 sayılı İç Güvenlik Kanunu ve diğer ilgili mevzuatın verdiği yetkilerle, önlenecek. 

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim