• BIST 107.749
  • Altın 143,535
  • Dolar 3,5290
  • Euro 4,1420
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 26 °C

Uluslararası Hukuk ve IŞİD

Uluslararası Hukuk ve IŞİD
IŞİD militanlarının Musul’u ele geçirdikten sonra Türkiye’nin Başkonsolosluğu’na saldırıp 49 Türk personelini rehin almasıyla başlayan kriz tırmanıyor. Peki uluslararası hukuk hangi yöntemlerin kullanılmasını meşru buluyor?

Irak Şam İslam Devleti Örgütü (IŞİD) militanlarının Irak’ta Musul’u ele geçirdikten sonra Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’na saldırıp 49 Türk personelini rehin almasıyla başlayan kriz tırmanıyor.
 
Rehin krizinin başladığı andan itibaren Ankara’nın diplomatik temasları hızla sürüyor. Masada öncelikle “ikna yollarının denenmesi” ve “NATO’ya çağrı” seçenekleri bulunuyor. Peki Türkiye beklenmedik bu kriz karşısında hangi adımları atabilir? Uluslararası hukuk hangi yöntemlerin kullanılmasını meşru buluyor?

İkna ve Diplomatik Yolların Tüketilmesi

Siyasi aktörler, ulusal menfaatlerini koruma adına uluslararası hukuk çerçevesinde reel politik zemininde çözümler geliştirmelidir. Bu çözümlerin meşru yollar üzerinden gerçekleştirilmesi, uluslararası kamuoyunda meşruiyeti de beraberinde getirir. Bu bağlamda uluslararası bir uyuşmazlığın çözümünde öncelikle diplomatik yollar tüketilmelidir. İkna suretiyle ikili ilişkilerin çözüme kavuşamaması durumunda “arabuluculuk” kurumuna başvurulabilir. Arabulucu, bir kimse veya kurum olabileceği gibi bir devlet de olabilir.
 
Rehine krizinde ise fail bir terör örgütüdür. Ani ve beklenmedik bir şekilde Musul’daki Türk konsolosluğuna yapılan baskın terör eylemidir ve uluslararası hukuk bunun bertaraf edilmesi için bazı yöntemler öngörmektedir.
 
Haber ajansları Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun MİT aracığıyla IŞİD ile iletişime geçtiği ve anlaşma sağlanması adına önemli bir mesafe kat edildiği haberlerini geçmiştir. İkna yollarının kullanılması, öncelikli hedef olan rehinelerin salimen teslimi için önemli ve yerinde bir adımdır.
 
Uluslararası Hukukta Meşru Müdafaa ve Kullanılabilirliği

Uluslararası hukuk, yabancı devletlerdeki konsolosluk binalarını ülke toprağı saymaktadır. Bu durumda konsolosluk binasına yapılan saldırı Türkiye’ye yapılmış bir saldırıdır. Aynı zamanda yabancı ülkede kendi vatandaşımıza-sivillere karşı gerçekleştirilen saldırılar da ülke toprağına yapılan saldırılar gibi değerlendirilmekte ve meşru müdafaa hakkını gündeme getirmektedir.
 
“Meşru müdafaa hakkı” potansiyel bir haktır ve bu çerçevede yapılacak eylemin uluslararası arenada kınanmasını engellemektedir. Ankara Strateji Enstitüsü Uluslararası Hukuk Bölümü uzmanı Doç. Dr. Fatma Taşdemir meşru müdafaa hakkını ve uygulanabilirliğini değerlendirmiş, karşıt aktörün herhangi bir devlet olmadığına, terörist bir grupla muhatap olunduğuna dikkat çekmiştir. Doç. Dr. Taşdemir, halkı, toprağı ve devlet olmak için gerekli diğer bileşenlere sahip olmayan bu yapıya verilecek cevabın oldukça önemli olduğunu vurgulamıştır. Devlet dışı aktörlerle mücadelenin birçok yönden olduğu gibi teknolojik olarak da diğer mücadele türlerinden ayrıldığını söylemiş, klasik müdahale yöntemlerinin yetersiz kalma ihtimaline dikkat çekmiştir. Zira rehine kurtarma operasyonu riskli bir iştir ve çatışma olması durumunda rehineler kurtarılamayabilir.

Yapılması planlanan herhangi bir operasyonda “orantılılık” ilkesi gözetilmeli; bu oran ulusal çıkarlar üzerinden hesaplanmalıdır. Aksi takdirde “haydut devlet” yahut “işgalci güç” statüsü gibi tehlikelerle karşı karşıya kalınabilir. (Kıbrıs meselesi gibi haklı bir meselede bile kabul görmeyişimiz hatırlanırsa durumun ehemmiyeti anlaşılacaktır.)
 
Askeri Müdahale Seçeneğini Hayata Geçirmek Çözüm Olabilir mi?

Baskının gerçekleştiği topraklar “Irak”a aittir. Burada merkezi hükümetin de sorumluluğu gündeme gelebilir. Ancak hükümetin egemenliği sekteye uğramış, etkinliği kalmamıştır. Yaşanan bu olağanüstü durumda, yardım çağrısında bulunan bu hükümetin sorumluluğundan da bahsedilemeyecektir.

Böylesi bir durumda askeri müdahale seçeneğinin işletilmesi tehlike arz etmektedir. Karışıklığın yoğun olduğu bu bölgenin kendine has özellikleri ve hükümetin etkinliğini yitirmiş olması askeri müdahale ihtimalini zorlaştırmaktadır. Amerika’nın daha önce bu topraklara girdiği ancak çıkmakta hayli zorlandığı unutulmamalı; kendi gücünün farkında olarak akılcı yöntemlere başvurulmalıdır.
 
Ayşe Nur Dil / Ankara Strateji Üniversitesi

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim