• BIST 108.636
  • Altın 154,634
  • Dolar 3,8315
  • Euro 4,5314
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C

Ümit Kardaş: "Kaynağı Belirsiz Ses Kaydı Hukuken Dosyada Olamaz"

Ümit Kardaş: "Kaynağı Belirsiz Ses Kaydı Hukuken Dosyada Olamaz"
Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş, özgür medyaya darbe ve sahur operasyonunda tutuklama kararlarını veren Sulh Ceza Hâkimi Bekir Altun’a itiraz etti. Kardaş, Hidayet Karaca’nın, kaynağı belirsiz bir ses kaydıyla tutuklanmasının ise hukuksuz olduğunu söyledi

Medyaya yönelik 14 Aralık soruşturmasında ve 22 Temmuz sahur operasyonunda gazeteciler ve polislere yönelik tutuklama kararlarını 1. Sulh Ceza Hâkimi Bekir Altun verdi. Tutuklama gerekçesini ‘manevî cebir’ kavramına dayandıran Altun, emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş’ın bu konuda daha önce kaleme aldığı bir makaleye atıf yapmıştı. Ancak Altun’a, makalenin sahibi Kardaş’tan itiraz geldi. ‘Darbe Suçları’ başlıklı makalesinde işlediği ‘manevî cebir’ konusunun Altun tarafından yanlış değerlendirildiğini belirten Ümit Kardaş, 14 Aralık tutuklamalarının gerekçesinin hatalı olduğunu söyledi. Kardaş ayrıca, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın yasadışı bir ses kaydı gerekçe gösterilerek tutuklanmasını da eleştirdi. Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş’ın bu konudaki tespitleri özetle şöyle:

İSTEDİĞİNİZ KİŞİYİ TERÖR SUÇLUSU YAPABİLİRSİNİZ:

14 Aralık basına yönelik soruşturmayı ve 22 Temmuz polislere yönelik soruşturmayı değerlendirmeden önce bilmemiz gereken Terörle Mücadele Kanunu’ndaki terör tanımının muğlak olması. Buna göre istediğiniz kesimleri, grupları terör suçlusu haline getirebilirsiniz. 14 Aralık soruşturmasındaki en büyük hata, Tahşiye örgütü ile ilgili yargı sürecinin tamamlanmamış olması. Gerçekten böyle bir örgüt var mıydı yok muydu yargılama sonucunda ortaya çıkacak. Örgüt suçlamasıyla hâkim karşısına çıkartılan polisler, terör örgütü olduğu ifade edilen bir örgüte ilişkin yaptıkları operasyonla suçlanıyor. Polisler diyelim ki kötü niyetle hareket etti. Ama bunun medya ile bağlantısını kurmak oldukça zor. Hâlbuki dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’ın bu operasyonun başarılı olduğu yönündeki açıklamaları var. Mülki amirlerden ve bakanlardan gizli bir iş yapılmadığı ortada.

MANEVÎ CEBİR, DARBE SUÇLARINI KAPSAR:

14 Aralık ve 22 Temmuz soruşturmalarında Sulh Ceza Hakimi Bekir Altun, birinde benim makaleme diğerinde de Yargıtay’ın kararına atıfta bulunmuş. Altun’un tutuklamaya gerekçe olarak sunduğu maddî ve manevî cebir suçlaması, aslında anayasal suçlarda hükümeti devirmeye yönelik TCK 309, 311 ve 312 için geçerli. Altun’un TCK 314 içerisinde manevî cebiri değerlendirmesi doğru değil. Suçun unsuru değil, niteliği önemli. Bu konuda benim yazdığım bir makale var. Balyoz ve Ergenekon davalarında yargılama yapılırken hep ifade edilen konu şuydu: ‘Efendim ne yapmışlar, cebir mi kullanmışlar?’ gibi iddialarda bulunulmuştu. Tanklı tüfekli adam tehdit ettiği zaman etki yaratıyor. 27 Nisan e-muhtırasında seçimleri etkilediler. Erken seçime gidildi. Hukuk doktrinlerinde manevî cebir, tehdittir. 14 Aralık soruşturmasında darbe suçlaması yok fakat maddî ve manevî cebir suçundan tutuklama kararı verilmiş. Ortada tezatlık var. Manevî cebirin, 14 Aralık ile ilişkisi yok. Bizim dediğimiz, Yargıtay 9. Dairesi’nde de dediği, Anayasal düzene ilişkin TCK 309, 311, 312. maddelerine ilişkin ortak unsurdur. Hukuk dışı meşru olmayan vasıtaların kullanılmasıdır. Bu üç suça ilişkin maddî ve manevî cebir değerlendirilebilir. Fakat silahlı örgüt kurmak suçunda maneviî cebir ile ilişki kurulamaz. Hâkim bu şekilde bir bağ kurmaya çalışarak hata etmiş.

KAYNAĞI BELİRSİZ SES KAYDI DELİL OLAMAZ:

Bir kişinin yargılanmasında delil olarak sunacağımız şeyin hukuka uygun olması gerekiyor. CMK şartlarına uygun yapılmamış, nereden geldiği belli olmayan bir ses kaydını, kalkıp da dosyaya koymak hukuka aykırıdır. Sakatlar kararıdır. 14 Aralık soruşturmasında verilen tutuklama kararı (Hidayet Karaca) hukuka aykırıdır. Dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, paralel yapıyı hedef göstererek onlara ‘şunu yapacağız, bunu yapacağız, bir proje geliştiriyoruz’ gibi sözler kullandı. Bu sözlerin ardından Sulh Ceza Hâkimlikleri kuruldu. Üzerine siyasetin gölgesi düştü. Bu durum tabii hâkim ilkesini de tartışmalı haline getirdi. HSYK’nın yapısını da düşünecek olursak, Adalet bakanı ve müsteşarın bulunduğu kurulun bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı. Yargıtay Başkanı Ali Alkan’ın da dile getirdiği gibi bir yıl içerisinde 2-3 defa yeri değişen hâkim, kendini güvende hissetmez. Takrir-i Sükûn Kanunu, istiklal mahkemeleri, sıkıyönetim mahkemeleri, DGM, özel yetkili mahkemeler ve sulh ceza hakimliklerine kadar gelmiş durumdayız.

TAHŞİYE ÖRGÜTÜ YARGILMASI SÜRERKEN, 14 ARALIK'I BAŞLATMAK HATALI:

14 Aralık soruşturmasındaki en büyük hata Tahşiye örgütü ile ilgili yargı sürecinin tamamlanmamış olmasıdır. Çünkü Tahşiye soruşturmasında iddia edildiği gibi nasıl bir hata yapıldığını veya hile olup olmadığı yargılama süreci tamamlanmadan öğrenemeyiz. Tahşiye hakkında devam eden yargı sürecinin sonuçlanmasını beklemek gerekiyor. Yapılan bir takım usul hatalarının telafileri temiz aşamasında ortaya çıkar. Gerçekten böyle bir örgüt var mıydı yok muydu yargılama sonucunda ortaya çıkacak. Yargılama süreci bittiğinde soruşturmada görev alan polislerin, kasıtlı bir davranışlarının veya ihmallerinin olup olmadığı netlik kazanacaktır.

TAHŞİYE OPERASYONU TÜM MÜLKİ AMİRLERİN, BAKANLARIN GÖZÜ ÖNÜNDE YAPILDI:

14 Aralık soruşturmasındaki tutuklamaların Türk Ceza Kanunu'nun 314. Maddesi kapsamında silahlı terör örgütü kurmak suçlamasıyla yapıldığını görüyoruz. Örgüt suçlamasıyla hâkim karşısına çıkartılan polisler, terör örgütü olduğu ifadede edilen bir örgüte ilişkin yaptıkları operasyonla suçlanıyor. Basına yansıdığı kadarıyla bu operasyon, Emniyet, MİT ve Genelkurmay'ın paylaştığı istihbarata göre yapıldığıdır. 14 Aralık soruşturmasının birde medya ayağı var. Polisler diyelim ki kötü niyetle hareket ettiler. Ama bunun medya bağlantısının bir bağını kurmak oldukça zor. Bu açıdan da hukuki bir problem ortaya çıkıyor. Zorlama bir takım iddialarla polis ile medya arasında bir bağ kurulmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Hâlbuki bu soruşturmanın dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal'ın başarılı bir operasyon olduğu yönünde kamuoyuna yansıyan açıklamaları var. Buradan da anlaşıldığı gibi mülki amirlerden ve bakanlardan gizli bir iş yapılmadığı ortaya çıkıyor.

HAKİMİN KURMAYA ÇALIŞTIĞI İLİŞKİLENDİRME HATALI:

14 Aralık soruşturmasında darbe suçlaması yok, fakat darbe suçlamasına nedenlerinden olan maddi ve manevi cebir suçundan tutuklama kararı verilmiş. Ortada bir tezatlık var. Manevi cebirin, 14 Aralık ile ilişkisi yok. Burada yanlış bir ilişkilendirme var. Bizim dediğimiz, Yargıtay 9. Dairesi'nde de dediği, Anayasal düzene ilişkin TCK 309, 311, 312. Maddelerine ilişkin ortak unsurdur. Hukuk dışı meşru olmayan vasıtaların kullanılmasıdır. Bu üç suça ilişkin maddi ve manevi cebir değerlendirilebilir. Fakat silahlı örgüt kurmak suçunda manevi cebir ile ilişki kurulamaz. Hâkim bu şekilde bir bağ kurmaya çalışarak hata etmiş. Bu soruşturmada hâkimin yanlış bir ilişkilendirme yaptığı açık bir şekilde ortadadır. İddiaya konu, silahlı örgüt kurma suçlaması olsa bile bunun dayanağı 314. Madde de manevi cebirin aranmaması gerekiyor.

SULH CEZA HAKİMLİKLERİ, SİYASİ SÖYLEMLERİN GÖLGESİNDE KURULDU:

Sulh Ceza Hâkimlikleri malum Sulh Ceza Mahkemeleriydi. Mahkemeler davalara bakıyordu. Bunlar kaldırıldı. Sulh Ceza hâkimlikleri dava bakmıyor. Bunlara Özgürlükler Hâkimi diyorlar. Neden? CMK konusunda bahsettiğimiz gibi bizim özgürlük alanlarımıza ilişkin karar veriyor. O zaman çok önemli bu hâkimler. Tutuklama yapabilir, arama yapabilir, her şeyi yapabilir. O zaman bu hâkimliklere etki ettiğinizde, istediğiniz insanları, tutuklayabilirsiniz, evlerine girebilir arama yaptırabilirsiniz. Dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, paralel yapıyı hedef göstererek onlara şunu yapacağız, bunu yapacağız, bir proje geliştiriyoruz. Gibi sözler kullandı. Bu sözlerin üzerine Sulh Ceza Hâkimlikleri kuruldu. Bu sözlerin ardından ihtisas edilen Sulh Ceza Hâkimlikleri üzerine siyasetin gölgesi düşmüş oldu. Soru işaretleri ile güvenilmez bir hale sokuldu. İster istemez bu durum tabii hâkim ilkesini de tartışmalı haline getirdi. HSYK'nın yapısını da düşünecek olursak, Adalet Bakanı ve müsteşarın bulunduğu kurulun bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı. Yargıtay Başkanı Ali Alkan'ında dile getirdiği gibi bir yıl içerisinde 2-3 defa yeri değişen hâkim kendini güvende hissetmez.

KURMACA HUKUKTAN HUKUKSUZ BİR ORTAMA GEÇİŞ YAPTIK:

Sulh Ceza Hâkimlikleri siyasi iktidarın tehditleri üzerine kurulunca problemli bir durum haline geldi. Burada bir değişiklik daha yapıldı ki bu konuda çok önemli. Eskiden tutukluluğun itirazını bir üst mahkemeye yapabiliyordunuz. Fakat en yakın olan Sulh Ceza Hâkimine gönderiyor. Bir üst mahkeme güvencesi ortadan kaldırıldı. Siz 6 hâkimi kendi isteğiniz doğrultusunda tayin ettiğinizde artık itirazlarında anlamı kalmamış oluyor. Demek ki Sulh Ceza hâkimlikleri, normal bir zamanda kurulmuş olsa HSYK da hakikaten bağımsız bir kurul olsa, doğru bir uygulama olarak kabul edebiliriz. Fakat medyadaki söylemlerin gölgesinde kurulması ve 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması hakkında verdiği kararlarla şüphelileri aklamaya yönelik kararlar vermesi ve sonrasında bu soruşturmayı yürüten kişilere yönelik yapılan soruşturmaya ilişkin verdiği kararlara bakıldığında tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesinin ortadan kalktığı görülüyor. Bu hakimlerin kararlarına güvenemez. Adalete ve yargıya olan güvende sarsılmış oluyor. Türkiye'de Cumhuriyet'in kuruluşundan buyana hukuk yoktur. Şimdi daha ağır şeylerle karşı karşıyayız. Takriri sükûn kanunu, istiklal mahkemeleri, sıkıyönetim mahkemeleri, DGM, Özel yetkili mahkemeler, Sulh Ceza Hakimliklerine kadar gelmiş durumdayız. Burada hukuk askıya alındığı bir dönemde kurmaca bir hukukla yönetiliyorduk. Şimdi geldiğimiz nokta da ise 17-25 Aralık soruşturmasından sonra bu şekli, kurmaca hukukta ortadan kalktı. Biz yine baktığımızda ortada yani yine hukuk var diyorduk. Şimdi kurmaca hukukta ortadan kalktığı için hukuksuz bir ortamda yaşıyoruz.

22 TEMMUZ SORUŞTURMASI, 17-25 ARALIK SORUŞTURMASINA DÖNÜŞEBİLİR:

22 Temmuz soruşturmasında yargılanan polisler, hükümeti devirmek ve görevini yapamaz hale getirmeye teşebbüsle suçlanıyor. Darbe yapma suçlamasıyla yargılanan polislerin yolsuzluk operasyonu yaptıklarını biliyoruz. Savcıların nezaretinde üst düzey yetkililerin yakınlarına yönelik bir soruşturma bu. Soruşturmanın şekli itibariyle şüphelilere haklarında soruşturma yürütüldüğü yönünde bilgi verilmesi mümkün değil. Yolsuzluk soruşturmasının içeriğini tam bilmiyoruz fakat kamuoyuna yansıdığı kadarıyla hukuken baktığımızda bir yolsuzluk operasyonu var ortada. Ve ortaya çıkan deliller çok ciddi gözüküyor. Evlerde paralar bulunuyor. Mal varlıklarında izah edilemeyen artışlara mal beyanlarında bir sürü şey var. Şimdi burada bu soruşturmaların tam olarak yapılması gerekiyor. 22 Temmuz soruşturmasının tamamlanması, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına ilişkin yargı sürecinin adil bir şekilde tamamlanması gerekiyor. 22 Temmuz'da tutuklanan ve hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanan polislerin yargılanabilmesi ve mahkum olabilmesi ancak ve ancak 17-25 Aralık soruşturmalarının gerçek anlamada soruşturulmasına bağlıdır. 22 Temmuz'daki yargılamanın kararını hâkim mahkeme ancak ve ancak 17-25 Aralık gerçek anlamda hukuken soruşturması sonucunda verebilir. Arada sıkıya bir bağlantı var. Aslında hükümet burada bu kararı vererek 17-25 Aralık'ın üstünün kapatılamayacağının kapsını açtı. Çok stratejik bir hata yaptı. Bence şöyle yapsaydı. Hiç bunlara girmeseydi. Belki o zaman üstünü örtebilirdi. Şimdi yok çünkü bundan mağdur yarattı. Yolsuzluk operasyonlarını yapan insanların hukuken savunma yapabilmeleri için tek seçenek var biz hakikaten delileriyle ortaya bir yolsuzluk, rüşvet, irtikap operasyonunu ortaya çıkardık bunları ispat ederiz bunların ispat edilmesi de bu soruşturmaların açık yürütülmesine bağlıdır.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim