• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

Uzun Süren Yargılama Nedeniyle Tazminat Talebi Haklı Bulundu

Uzun Süren Yargılama Nedeniyle Tazminat Talebi Haklı Bulundu
Anayasa Mahkemesi, 7 yıl 7 ay süren yargılama nedeniyle tazminat talebinde bulunan vatandaşı haklı buldu.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başvuru Numarası: 2013/2253

Karar Tarihi: 15/4/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR 

Başkan : Serruh KALELİ
Üyeler : Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör : Recep ÜNAL
Başvurucu : Mehmet Ali İNCESU
Vekili : Av. İnan AKMEŞE

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkında yürütülen yargılamanın yedi yıl yedi ay sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 

5. Başvuru konusu olay ve olgular 30/7/2013 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 23/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 13/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren dilekçesini 23/9/2013 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, bandrolsüz kitap satışı yaptığı şüphesi ile 22/3/2005 tarihinde gözaltına alınmış ve ifadesine başvurulmuştur.

9. Başvurucu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23/3/2005 tarih ve H.2005/13340, E.2005/5572 sayılı iddianamesi ile 5/12/1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine aykırı olarak çoğaltılmış kitap satışı yapmak suretiyle 5846 sayılı Kanun'a muhalefet etmek suçunu işlediği iddiası ve bu suçtan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. 8/6/1936 tarih ve 3005 sayılı mülga Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu hükümleri uyarınca başvurucu aynı tarihte İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi (3 No.lu Mahkeme) huzuruna çıkarılmıştır. 3005 sayılı mülga Kanun hükümlerine göre yapılan 23/3/2005 tarihli duruşmada başvurucunun savunması alınarak serbest bırakılmıştır.

10. 3 No.lu Mahkemenin 25/5/2010 tarih ve E.2005/367, K.2010/249 sayılı kararıyla başvurucunun 5846 sayılı Kanun'a muhalefet etmek suçunu işlediği kanaatine varılarak, aynı Kanun'un 81. maddesi uyarınca 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, 24/6/2010 tarihli dilekçe ile kararı temyiz etmiştir.

11. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesinin, 30/10/2012 tarih ve E.2012/24087, K.2012/26176 sayılı kararı ile başvurucu hakkında devam eden ceza davasının olağanüstü zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle "ortadan kaldırılmasına" karar verilmiştir.

12. Başvurucu, 28/2/2013 tarihli dilekçe ile dosyadan suret alması üzerine Yargıtay kararından haberdar olduğunu beyan etmiş olup, başvurucunun karardan daha önce haberdar olduğunu gösteren herhangi bir bulgu tespit edilememiştir.

B. İlgili Hukuk

13. 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:

"Sahte bandrol üreten, satışa arz eden, satan, dağıtan, satın alan, kabul eden veya kullanan kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 15/4/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/3/2013 tarih ve 2013/2253 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu, hakkındaki yargılama sürecinin 22/3/2005 tarihinde başladığını ve Yargıtayın 30/10/2012 tarihli ilamı ile sona erdiğini, bu şekilde yargılama sürecinin yedi yıl yedi ay sürdüğünü, yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın özel şartları çerçevesinde ve özellikle davanın karmaşıklığı, başvurucu ve ilgili diğer kişi ve makamların tutumunun değerlendirilmesinin gerektiğini, yargılandığı davanın karmaşık olmadığını, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

16. Başvurucu Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu doğrultuda, başvurucunun başvuru dilekçesinde temas ettiği olay ve olgular, esas itibarıyla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul sürede yargılanma hakkının koruma alanına ilişkin olduğundan, Anayasa'nın 19. maddesi bakımından ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

17. Başvurucunun şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

18. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa Mahkemesinin uzun yargılama şikâyetlerini incelerken sadece bireysel başvuruların yapılabilmesinin başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden sonraki dönemi değil, bu tarihe kadar geçen süreyi de değerlendirdiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin yargılama süresinin makul olup olmadığını her olayın kendine özgü koşullarını ve özellikle davanın karmaşık olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusu yargılama bir ceza yargılaması ise, başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibi ölçütleri dikkate alarak karar verdiği, somut başvuruya konu yargılamanın 22/3/2005 tarihinde başladığı, 30/10/2012 tarihinde sona erdiği, yargılamanın yedi buçuk yıl sürdüğü, söz konusu yargılamanın süresinin makul olup olmadığının ve hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesinin takdirinin Anayasa Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.

19. Başvurucu, 23/9/2013 tarihli beyan dilekçesinde, başvuru dilekçesindeki iddia ve taleplerini tekrarlayarak, Anayasa Mahkemesinin 2/7/2013 tarih ve B. No: 2012/13 sayılı kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir.

20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes . cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir ."

22. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 27).

23. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesi de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmalıdır (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 39; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 28).

24. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/673, 19/12/2013, § 27; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 29).

25. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 30).

26. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 31).

27. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

28. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

29. Bununla birlikte, suç isnadının tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. İsnat tarihi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce olan ancak bu tarihte yargılaması devam eden ya da verilen nihai karar henüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile ilgili olarak, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayetler bakımından dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, suçun isnat edildiği tarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihinde derdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç isnadına ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya devam eden davalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçen süre dikkate alınacaktır (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 36).

30. Başvuru konusu olayda başvurucu, 22/3/2005 tarihinde gözaltına alınmış ve hakkında açılan kamu davası Yargıtayın 30/10/2012 tarihli ilâmı ile neticelenmiştir. Bu kapsamda başvurucunun, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetiyle ilgili olarak dikkate alınması gereken süre, 22/3/2005 ilâ 30/10/2012 tarihleri arasında geçen toplam yedi yıl yedi ay sekiz günlük yargılama dilimidir.

31. Yargılama sürecinin uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa'nın 36. maddesi ile Sözleşme'nin 6. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 39).

32. Bu kapsamda, yargı sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, hâkim ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedenleriyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 40).

33. Başvurucu, 22/3/2005 tarihinde gözaltına alınmış ve ifadesine başvurulduktan sonra hakkında 23/3/2005 tarihinde kamu davası açılmıştır. 3005 sayılı mülga Kanun hükümleri uyarınca aynı tarihte 3 No.lu Mahkeme huzuruna çıkarılmış ve sorgusu yapılarak serbest bırakılmıştır. Aynı duruşmada suç delilleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Duruşma arasında Mahkemeye başvurucunun adli sicil kaydı ulaşmış, nüfus kaydı ve kolluk birimine yazılan yazı cevapları ise ulaşmamıştır. 27/12/2005 tarihli duruşmada önceki yazının yinelenmesine ve suç delilleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporu 9/10/2007 tarihli duruşmadan önce ibraz edilmiştir. 3/4/2008 tarihli duruşmadan önce bilirkişi raporu başvurucuya tebliğ edilmiştir. Aynı duruşmada başvurucunun ek savunma amacıyla zorla getirilmesine karar verilmiş ve 27/10/2008 tarihli duruşmada başvurucu hakkında yakalama emri çıkarılmıştır. Başvurucu 19/11/2009 tarihinde Malatya ili Arguvan ilçesinde yakalanmış ve Arguvan Asliye Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılarak savunması alınmış olup, ayrıca ek savunma konusunda herhangi bir soru yönetilmemiştir. 16/2/2010 tarihli duruşmada ise başvurucunun benzer davalara ilişkin dosyalarındaki iddianame ve son duruşma tutanaklarının istenmesine, duruşmanın 25/5/2010 tarihine ertelenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 25/5/2010 tarihli kararıyla başvurucunun 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olup, başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 30/10/2012 tarihli ilâmıyla ceza davasının "ortadan kaldırılmasına" karar verilmiştir.

34. Bu şekilde yargılamanın 22/3/2005 ilâ 25/5/2010 tarihleri arasındaki beş yıl iki ay üç günlük bölümünün Cumhuriyet savcılığı ve ilk derece mahkemelerinde; 25/5/2010 ilâ 30/10/2012 tarihleri arasındaki ve iki yıl beş ay beş günlük bölümünün de kanun yolu incelemesinde geçtiği nazara alındığında, somut başvuru açısından özellikle değerlendirilmesi gereken yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHM tarafından da müteaddit defalar incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, bir yapısal sorun olması ve yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfında artması ve birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda, Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır. Zira devlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların nicelik itibarıyla artmasına rağmen, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sisteminin adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunun bir görünümüdür (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 40).

35. İlk derece yargılaması kapsamında, duruşmaya ara verilen dönemlerdeki hâkim değişiklikleri, müzekkere cevaplarındaki gecikmeler, duruşma aralıklarının uzun oluşu, delillerin ve yargılamaya esas teşkil eden belgelerin bir defada hızlı bir şekilde toplanamamış olması, özellikle yargılamanın 16/10/2006 ilâ 16/2/2010 tarihli duruşmalar arasındaki yaklaşık üç yıl dört aylık süresinin, sonuca etkisi olmadığı verilen hükümden anlaşılan, ek savunmanın alınmasına yönelik zorla getirme ve yakalama işlemlerinin sonuçlanmasının beklenmesi ile tüketilmesi, 27/12/2005 tarihli duruşmada görevlendirilmesine karar verilen bilirkişinin, raporunu ancak 9/10/2007 tarihli duruşmadan önce ibraz edebilmiş ve bu süreler zarfında yargılamaya ilişkin esaslı herhangi bir işlem de yapılmamış olması; sonuç olarak ilk derece yargılamasının beş yıl iki ay üç gün sürmüş olması birlikte nazara alındığında, özellikle ilk derece mahkemesi nezdinde geçen yargılaması süreci açısından, yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 36. maddesi ile Sözleşme'nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesini haklı kılamayacağı açıktır.

36. Başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

37. Yargılama süresinin makul olup olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken, davadaki sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç için öngörülen cezanın miktarı gibi unsurların hiçbiri somut ceza davasının yargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesine olanak vermemektedir. Tek bir sanığın yargılandığı ve karmaşık nitelikte olmayan yargılama açısından, söz konusu dokuz yılı aşkın yargılama sürecinde, makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "makul sürede yargılanma hakkı"nın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

39. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

40. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

41. Başvurunun incelenmesi sonucunda, Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla birlikte, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

42. Başvurucu hakkında yürütülen ve yaklaşık yedi yıl yedi ay süren yargılama süreci dikkate alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu nedeniyle, yalnızca ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren 5.850,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

43. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 5.850,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

 

Başkan
Serruh KALELİ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN

 

 


Üye
Erdal TERCAN
Üye
Zühtü ARSLAN

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Scripti: CM Bilişim