• BIST 107.700
  • Altın 143,977
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 26 °C

Yargı Bağımsızlığı ve Hukukun Üstünlüğü

Yargı Bağımsızlığı ve Hukukun Üstünlüğü
İzmir Barosu Başkanı Av. Aydın ÖZCAN, BAROTÜRK Dergi'nin 3. sayısı için yazdı.

BAROTÜRK Dergi 3. Sayı

Av. Aydın ÖZCAN / İzmir Barosu Başkanı

Ülkemiz kuvvetler ayrılığı ilkesi/parlamenter sistem ile yönetilmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devlet gücünün birbirinden ayrı organlara dağıtıldığı ve her birinin de bir diğerini denetlediği ve bunların birbirleri karşısında bağımsız bir statüye sahip oldukları esasına dayanmaktadır. Devlet gücü; kanunları yapan yasama gücü, yapılan kanunları uygulayan yürütme gücü ve uygulamadan doğan uyuşmazlıkların giderilmesini ve hatta başta Anayasa olmak üzere evrensel hukuk ile bağlı olduğumuz yasalara aykırı çıkarılan yasaların yürürlüğe girip girmemesini de sağlayan yargı gücünün ayrı organlara verilmesini ve bu organların birbirinden bağımsız olmasını gerektirmektedir.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI

Hiçbir devlet organı, ya da devlet organını temsilen herhangi bir makamda bulunan kişinin ya da kişilerin yargı yetkisini kullanan yargıçlara ve mahkemelere müdahale edememesi, mahkemelerin ve yargıçların özgür iradeleri ile vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ilkesidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.  Hukuk devletinin zorunlu unsurları yargı denetimi ve yargı bağımsızlığıdır. Hukuk devletinin amacı; insan haklarının gerçekleştirilmesi, adaletin ve kamusal güvenliğin sağlanmasıdır.

Demokratik bir hukuk devletinde, temel hak ve özgürlükler yönünden en önemli güvence yasama ve yürütme organlarının yargı erki tarafından denetlenmesidir. Bağımsız ve tarafsız bir yargısı olmayan bir ülkede, temel hak ve özgürlüklerin güvencede bulunduğundan ve hukukun üstünlüğünden söz edilemez.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesinde de; herkesin, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul sürede hakkaniyete uygun ve aleni surette yargılanması, adil yargılanma hakkının temel unsurları olarak kabul edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Avrupa insan hakları sözleşmesini uygulamakta ve yargı bağımsızlığına vurgu yapmakta bu yönde içtihatlar oluşturmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9. Maddesinde de Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır, şeklindedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 138. Maddesi Mahkemelerin Bağımsızlığını düzenlemiştir.

Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 139. Maddesi Hâkimlik ve Savcılık Teminatını düzenlemiştir.

Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Hukuka dayalı bir yönetim biçimi olan demokrasilerde hak ve özgürlükler, görev ve sorumluluklar yasalar tarafından güvence altına alınmakta ve yasalar her kim olursa olsun, her ne makam, merci veya sahibi olursa olsun her bireye eşit olarak uygulanmaktadır. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü esastır.

PEKİ, YASAL OLARAK BU GÜVENCELERE SAHİP ÜLKEMİZ NEDEN YARGI BAĞIMSIZLIĞI ANLAMINDA DÜNYA ÖLÇEĞİNDE ALT SIRALARDA YERALMAKTADIR.

Dünyada ve ülkemizde tarihsel sürece baktığımızda, yasama ve özellikle yürütme organları yargının denetiminde olmaktan hoşlanmamakta, yargıdan kurtulmak ve onu kendi denetimleri altına almak istemektedir. Bu hedefe ulaştıkları oranda yargı bağımsızlığı ve bunun doğal sonucu olarak da, hukuk, adalet ve temel hak ve özgürlükler büyük zarar görmektedir.

Özellikle ülkemizde son yıllarda bu anlamda yargıya müdahale anlamında her türlü girişimler yapılmış, Roma’da Milattan önce torba kanun siyasi rüşvet ve antidemokratik kabul edilerek yasaklanmış, günümüzde de Amerika Birleşik Devletlerinde 43 eyalette torba kanun kanunun tekliği ilkesi gereğince yasaklanmış olmasına rağmen ülkemiz adeta torba kanunlar ile yönetilir hale gelmiş, bu durum başta yasama organının etkinliğini ortadan kaldırmakta, kamu yararı olan konuların içine birçok konu eklenerek normalde yasalaşması mümkün olmayan,  iktidarın lehine toplumun veya meslek kuruluşlarının ya da yargının aleyhine olabilecek durumlar yasalaştırılmaktadır. Torba yasalar ile yönetilen toplumlar demokrasiden,  hukukun üstünlüğünden ve yargı bağımsızlığından hızla uzaklaşmaktadır. Yargısal denetim yapılamamakta ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak birçok düzenleme aniden ortaya çıkabilmektedir. Son dönemlerde çıkarılan birden fazla torba yasa ile ceza hukukunun evrensel ilkesi olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi ve buna benzer temel ilkeler ciddi erozyona uğratılmış ve mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Geçtiğimiz süreç, hukukla oyuncak gibi oynamanın, hukuku siyasete alet etmenin, yargıyı itibarsızlaştırmanın, yargıyı ve hukuku bir silah gibi kullanmanın hiç bir kimseye bir yararının olmadığını göstermiştir. Böyle bir ortamda hiç bir kimsenin hukuk güvenliği yoktur ve olamaz.

Kişiye göre, muhalif olmasına göre özel kanunların çıkarılması, suça ve kişiye göre özel mahkemelerin kurulması, yine davanın mahiyetine veya gidişatına göre hâkim ve savcıların görevlerinden alınması, atanması nedeniyle başta anayasamız olmak üzere birçok kanun ile teminat altına alınmış olan yasaların fiilen ortadan kaldırılması, örneğin Hâkimlik ve Savcılık teminatını düzenleyen Anayasanın 139. Maddesinin fiilen ortadan kaldırılması ve yargının da bu durumu denetleyememesi maalesef ki ülkemizde yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü zedeleyen en önemli faktörler arasında yer almıştır.   

Vatandaşın ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerini kullanma hakkı ile bilgi edinme hakkı kısıtlanmakta, basın özgürlüğü ciddi şekilde sekteye uğratılmaktadır. Ülkemiz Yargı Bağımsızlığı anlamında dünya sıralamasında 85. sırada Basın Özgürlüğü sıralamasında da 154.sırada yer alarak her iki başlıkta da maalesef ki sınıfta kalmış durumdadır, acı olan durum ise bu gerçeklere rağmen iş bu standartlarımızı hızla yukarılara çekmek için çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekirken aksine çalışmaların tüm hızla yapılıyor olmasıdır.

Bu sıralamalardan Türkiye’yi hızla yukarı çıkarmamız gerekiyor. İktidarı, muhalefeti, toplumsal katmanları ve sivil toplum örgütleri ile Türkiye’yi yargı bağımsızlığına, hukukun üstünlüğüne, adil yargılama hakkına, basın özgürlüğüne değer veren bir ülke haline getirmemiz gerekmektedir. Bunu yapabilmemiz için de hukukun objektif kurallarını uygulamak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu hem idari anlamda hem de ekonomik anlamda özerk bir yapıya büründürmek gerekmektedir. HSYK'nın içinden Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarını çıkartmak, bütçesini oluşturmak, Hâkim ve Savcıların denetiminde de tek söz sahibi kurum haline getirmek ve adli kolluk gücünü oluşturmak gerekmektedir.

Türkiye bugün Yargı bağımsızlığından, ifade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, hukukun üstünlüğünden hızla uzaklaşmaktadır. Bu değerlerden uzaklaşınca demokrasiden de hızla uzaklaşılmış olmaktadır. Türkiye’yi yönetenler, bu fiili durumu göz önüne almalı, ülkenin itibarının gerek iç kamuoyunda gerekse dış kamuoyunda hızla zedelendiğini görmelidir. Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü varsa dış yatırımcı da güvenerek gelir. Hukukun üstünlüğüne inanılmaması, yargı bağımsızlığının yok edilmesi, bu anlamda da Türkiye’yi sıkıntıya sokacak bir durumdur. Vatandaşın yargıya, hukuka güveni hızla zedelendiğinde,  artık ifade özgürlüğünün, temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün yok olduğu korkusu egemen hale gelmektedir.

SONUÇ OLARAK

Önceliğimiz hukuk, hukuk devleti ve hukuk güvenliği olmalıdır. Her iktidar, yargı denetimini kabullenmek ve hukuk devletini içselleştirmek zorunda olduğunu bilmelidir. Demokrasinin temelinin hukuk devleti olduğu, hukuk devletinin de temelinin de kuvvetler ayrılığı olduğu unutulmamalıdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim