• BIST 89.270
  • Altın 146,800
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C

“Yargı Sistemi Çöktü… İç Savaşa Doğru Sürükleniyoruz”

“Yargı Sistemi Çöktü… İç Savaşa Doğru Sürükleniyoruz”
Özgür Haber Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin Özgür Haber Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.

Bölgede sokağa çıkma yasakları ile başlayan çatışmalar şiddetlenerek devam ederken, ülke siyasetinde yaşanan gerilim ise her geçen gün büyüyor. Süreçle ilgili Özgür Haber Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, “İç savaşa doğru sürükleniyoruz” dedi.

Çözüm sürecinin sona ermesiyle birlikte özellikle 7 Haziran genel seçimleri sonrası yaşanan ve her geçen gün daha da büyüyen çatışmalı süreç bölgede büyük acıların yaşanmasına neden oluyor. İlk olarak 16 Ağustos’ta Varto’da uygulamaya konan sokağa çıkma yasakları şu an Cizre, Silopi ve Sur olmak üzere 3 ilçede devam ediyor. İHD Diyarbakır Şubesi’nin hazırladığı rapora göre 16 Ağustos 2015- 10 Ocak 2016 tarihleri arasında 7 ilde 19 ilçede 59 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, bu dönemde 29'u çocuk, 39'u kadın 102'isi erkek 170 kişinin yaşamını yitirdiği söyledi. Çatışmalar şiddetlenerek devam ederken, ülke siyasetinde yaşanan gerilim ise her geçen gün büyüyor. Yaşan tüm gelişmeleri Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı’ya sorduk. Kozağaçlı, yaşanan gelişmeleri Özgür Haber Gazetesi’ne değerlendirdi.

Çözüm sürecinin sona ermesi ile birlikte başlayan sokağa çıkma yasakları, şiddetlenen çatışmalar, sivil ölümleri ve her geçen gün yaşanan tahribata bakıldığında sizce Türkiye nereye gidiyor?

‘İç savaşa doğru sürükleniyoruz’

Bu hukuka aykırı saldırganlık durmazsa iç savaşa doğru sürükleniyoruz öyle görünüyor. Buna engel olmak gerekir. Bu ülkede bütün demokrasi güçlerinin bu saldırganlığa dur demesi gerekiyor. Biz akademisyenler, hukukçular anayasal düzene aykırı işler yapmakla suçlanıyoruz. Oysa ki kendisi bizzat anayasal rejimi değiştirdim diyen bir cumhurbaşkanı var. ‘Ben anayasa yetkilerimi aştım siz arkadan anayasa yapın’ diyor. Savcılar hakimler tarafından çağrılıyoruz ama kendisinin çalıştığı bina hakkındaki yıkma kararına ilişkin ‘gücünüz yetiyorsa gelin yıkın’ diyen bir cumhurbaşkanının yönettiği bir ülkede yaşıyoruz. Nasıl olacak? ‘Ben yasaya uymam. Hiçbir şekilde mahkeme kararına da uymam, anayasayı da tanımam ama ülkedeki herkesi anayasal düzene karşı fiil ile suçlarım vatan hainliği ile suçlarım’ diyen bir rejim olamaz. Böyle bir şey kabul etmek mümkün değildir. Ben bu zor günleri aşacağımıza inanıyorum. Mücadele ederek aşacağımıza inanıyorum. Bütün ülkenin emek muhalefetinin demokrasi muhalefetinin devrimcilerin yurtseverlerin bir araya gelmesi gerekiyor ve bunu durdurmamız gerekiyor bu saldırıyı. Başka türlü olması durumunda zor ve karanlık günler gelecektir.

Bu sürecin karşısında durarak, savaşa karşı barış istediğini belirten akademisyenler, yazarlar, aydınlar ve gazeteciler yaptıkları açıklamalar ve çalışmalar ile suçlanarak gözaltına alınıyor. Bunlar ifade ve düşünce özgürlüğü üzerinde nasıl bir etki bırakır?

‘Türk ceza yargısı çöktü’

Türkiye’de ifade ve düşünce özgürlüğünün olmadığını zaten biliyorduk bu yeni değil ama yeni olan şudur, yargı mekanizmasını hiçbir dolaylamaya imkan bırakamadan doğrudan kendine bağlamaktır. Cumhurbaşkanı akşam beyanatta bulunuyor sabah savcılar harekete geçiyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu ülke halklarına karşı suç işleyenlere karşı yargı işletilmiyor ama bu7 ülkeyi seven ve bu ülkenin geleceği için mücadele eden insanlar sürekli yargı tehdidi altında. Bunu da kabul etmek mümkün değil. Türk ceza yargısı çökmüş durumda. Savcılar meslekten atılıyorlar, yargıçlar meslekten atılıyorlar, nokta tayinleri yapılıyor. Bu yargı modelinin en küçük bir katkısı olmaz bu sürece. Bu politik bir meseledir ve politik olarak çözülecek. Yargıdan bir beklentimiz yok. Üzerimizdeki şiddeti ağırlaştırmasınlar yeter.

Katledilen meslektaşınız Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin vurulması ile ilgili dosyada herhangi bir ilerleme yaşanmıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve bununla ilgili girişimleriniz var mı?

‘Tahir’in faillerini bulacağız’

Böyle Türkiye Barolar Başkanı’nın olduğu bir ülkede bir baro başkanının katilini bulmak mümkün değil. Birinci öncelik Türkiye Barolar Birliğini bu zihniyetten bu akıldan kurtarmak olmalıdır. Türkiye’nin en büyük barosu olan İstanbul Barosu’nun böyle bir başkanının olduğu bir ülkede avukatların kendi katillerini ve faillerini bulmak mümkün değildir. Fakat tanıyoruz bu insanları, Türkiye Barolar Birliği Başkanı, İstanbul Baro Başkanı’nı açıklamalarından tanıyoruz. Bunların demokrasiyle, özgürlükle, avukatlık mesleği ile hiçbir ilgisi olmadığı anlaşıldı artı. Elbette bulacağız Tahir’in katillerini elbette hesap soracağız. bu meslek odalarının yada baroların değil avukatların Tahir’in dostlarının kendi çabalarıyla olacaktır. Aynı bu kişileri meslek odalarımızın başından uzaklaştırmamız da bizim çabamızla olacak. Karamsar olmaya gerek yok. Bugüne kadar yarı açık yarı gizliliklerini öğrendik. Artık avukatların bu Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu ile avukatların çalışması mümkün değil. Hepimiz için öyledir. Ama bulacağız. Hem Tahir’in hem zulme ve eziyete uğramış tüm avukat arkadaşlarımızın faillerini, işkencelerin ve katliamların faillerini bulacağız. Bu da ÇHD olarak sözümüz olsun.

Son zamanlarda gazetecilere yönelik de baskılar gündeme geliyor. Yaşananları nasıl görüyorsunuz?

‘En ağır çaresizlik medyada yaşanıyor’

En ağır çaresizlik medyada yaşanıyor. Gazete çıkarmak televizyon işletmek parayla yapılacak bir iş ve bütün para siyasal iktidarın elinde olan bir havuzda toplanmış durumda. Dolayısıyla bağımsız, özgür gazetecilik yapmak, halkın haber alma özgürlüğünü yerine getirmek isteyen insanlar en ağır tehdit ve tehlike altındadır. İşlerini kaybetmekten özgürlüklerini ve yaşamlarını kaybetmeye kadar . biz hem halkın haber alma hakkının hem de bunun için uğraşan gazetecilerin yanındayız. Avukatlarıyız, arkadaşları ev yoldaşlarıyız. Ülkede nasıl yargı kalmamışsa ülkede bağımsız medya dışında bir medyanın da olmadığını söylemek gerek.

Bölgede yaşanan savaş batıdaki halk tarafından sizce doğru biçimde görünüyor mu?

‘Örgütsüzlüğüm bedelini ödüyoruz’

Belki Kürt siyasal hareketinin de içinde olduğu birçok siyasal odak solda meslek odalarını, sendikaları, sendika konfederasyonlarını, meslek üst birliklerini çürüttü. Bugün genel grev çağrılarını cevap vermeyen, kitlesel eylem çağrılarına cevap vermeyen meslek odalarının sahibiyiz ve şuan bunun bedelini ödüyoruz. Eğer batıda halk örgütlü olmuş olsaydı siyasal partiler çürütülmemiş olsaydı, sendika konfederasyonları ve meslek odaları çürütülmemiş olsaydı halk örgütlü bir tepki verirdi ve asla sessiz kalmazdı. Demek önümüzdeki görev önce halkı örgütleyeceğiz haberdar olmasını sağlayacağız ve sonra da hep birlikte tepkisini göreceğiz.

Sizce bu sorun nasıl çözülecek?

‘Halklar kendini yönetecek bir dünya kuracaklardır’

Ben bir barış yada müzakere ihtimalini zayıf görüyorum. Bu halkların yoksulların ezilenlerin mezhebi milleti ve ırkı nedeniyle cinsiyeti nedeniyle haklarından yoksun bırakılanların kazanması ile sonuçlanacaktır. Başka bir çözüm başka bir sonuç göremiyorum. Bu kişilerle nasıl müzakere yürütülebilinir bunu anlamıyorum. Ama elbette kazanacağız. Biz haklıyız ve güzeli, doğruyu temsil ediyoruz. Halklar kendini yönetecek bir dünya kuracaklardır.

Diyarbakır Özgür Haber

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim