• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 2 °C

Yargıtay Kararı: Hakimlerin Hukuki Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat İstemi

Yargıtay Kararı: Hakimlerin Hukuki Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat İstemi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı.

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 
ESAS: 2014/387 
KARAR: 2015/813

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince;

DAVA: Dava dilekçesinde, davacının sanık sıfatı ile İstanbul 13.ACM'nin 2009/191 esas sayılı dava dosyasında yargılanmakta olduğu; yargılamanın 01.11.2012 günlü oturumda, "Mart" kod isimli kişinin gizli tanık olarak dinlenildiği; ancak, CMK'nun 203. ve 206.maddeleri ile 5276 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine aykırı davranıldığı; bu bağlamda, davacının sözlü taleplerinin reddedildiği; salon dışına çıkartıldığı; tanığın yönlendirildiği ve soru yöneltme imkanının ortadan kaldırıldığı; tüm bunların emredici hükümlere aykırı olduğu ve şahsi sorumluluğu gerektirir nitelikte bulunduğu ileri sürülerek; hukuka aykırılığın tespiti ile hükmün yayımlanması, talep olunmuştur.

CEVAP: Hazine vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde, asıl davanın derdest olduğu ve tazminat davası açılamayacağı; esas yönünden de sorumluluk koşulları oluşmadığı, savunulmuştur.

GEREKÇE: Dava, hakimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak hukuka aykırılığın tespiti ve hükmün yayımlanması istemlerine ilişkindir.

Dava dilekçesinde husumet, dava konusu işlemleri gerçekleştirdiği ileri sürülen hakime yöneltilmiş; dairemizin 21.12.2012 günlü ön inceleme tutanağının 2.bendi uyarınca, dava dilekçesinin yasal hasım durumunda bulunan Hazine'ye tebliğ edilmesi yönünde ara kararı oluşturulmuş ve Hazine vekili tarafından da cevap dilekçesi verilmiştir.

Davacı, 04.01.2013 havale tarihli dilekçesi ile bu ara kararından dönülmesini talep etmiş; dava konusu olayda, 6110 sayılı Yasa ve HMK hükümlerinin uygulanamayacağını belirtmiş; yargılamanın son oturumunda da, aynı biçimde beyanda bulunmuştur.

"Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair" 6110 sayılı Yasa 14.02.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiştir. 6110 sayılı Yasa'nın 12.maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'na 93/A maddesi eklenmiştir. Maddedeki düzenlemeye göre:

"Hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle: 

a) Ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. 

b) Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hakim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz...". 
Diğer yandan, 6110 sayılı Yasa'nın geçici 2.maddesi uyarınca, bu davalar ilgili hakime re'sen ihbar edilir.

Yine, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46-49.maddelerinde de; sorumluluk davasının, Devlet aleyhine açılabileceği ve ilgili hakime re'sen ihbar edileceği düzenlenmiştir.

Yasa hükümleri karşısında, davanın Hazine'ye karşı açılması gerekir. Sorumluluk davasında, hakime husumet yöneltilemez. Dairemizin ara kararına rağmen, yargılama aşamasında sunulan dilekçeler ve beyanlar karşısında, Hazine'ye yöneltilmeyen davanın, pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerekmiştir.

Dava, esastan karara bağlanmadığı nedeniyle ve HMK'nun 49.maddesi gereğince, davacı aleyhine disiplin para cezasına ise hükmedilmemiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 

1-Davanın husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-Alınması gereken 24,30.-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 21,15.-TL'nin düşümü ile kalan 3,15.-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir yazılmasına,
3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,”
Dair oybirliği ile verilen 01.10.2013 gün ve 2012/62 E., 2013/71 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Davacı vekilinin temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: 

Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46.maddesine dayalı hukuka aykırılığın tespiti ve en yüksek tirajlı üç gazetede yayımlanması istemine ilişkindir. 

Davacı M.. B.. vekili 06.11.2012 harç tarihli dava dilekçesinde özetle: "… sanık sıfatı ile İstanbul 13.ACM'nin 2009/191 esas sayılı dava dosyasında yargılanmakta olduğunu, yargılamanın 01/11/2012 günlü oturumunda, "Mart" kod isimli kişinin gizli tanık olarak dinlenildiğini ancak, CMK'nın 203. ve 206. maddeleri ile 5276 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine aykırı davranıldığını, bu bağlamda, davacının sözlü taleplerinin reddedildiğini, salon dışına çıkartıldığını, tanığın yönlendirildiği ve soru yöneltme imkanının ortadan kaldırıldığını, tüm bunların emredici hükümlere aykırı olduğunu ve şahsi sorumluluğu gerektirir nitelikte bulunduğunu ileri sürerek hukuka aykırılığın tespiti ile hükmün yayımlanmasını talep etmiştir.

Davanın 6100 sayılı HMK 46 ve 5271 sayılı CMK 141/3.maddesine aykırı olarak yargısal faaliyeti yapan hakim aleyhine açılması üzerine Dairece dava dilekçesi ve ekleri resen davalı hakim yerine M.. H..ne tebliğ edilmiştir.

Tahkikat celsesine davet edilen davacı vekili; “ … bizim davamız dava dilekçesinde de belirtildiği gibi hukuka aykırılığın tespiti ve bu tespit hükmünün gazetede ilanı şeklindedir. Tazminat talebimiz yoktur. Bu nedenle de biz davada hazineyi taraf olarak göstermedik ve davanın hazineye ihbarını da istemedik. Mahkemenizce resen davalı hazineye tebliğ olunmuştur. Bu beyanımız doğrultusunda hazine aleyhine açılmış bir davamız yoktur. Davalı hakime husumet yönelttik ve hükmün de davalı hakim aleyhine verilmesini talep ediyoruz … ” şeklinde beyanda bulunması üzerine, Dairece, yukarıda yer alan gerekçe ile “davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine” karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İşin esasına geçilmeden önce, 21.02.2014 gün ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19.maddesi ile 24/2/1983 gün ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 93/A maddesinin yürürlükten kaldırılmasının ve 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 sayılı CMK 141.maddesine eklenen 3. ve 4.fıkraların görev bakımından eldeki davaya etkileri tartışılmıştır. 

Görev konusu kamu düzenini ilgilendirdiği için öncelikle görev sorununun aşılması gereklidir. 

Mülga 1086 sayılı HUMK 573 ve devamı maddelerinde, “hakim ve icra reisi” aleyhine 573.maddede düzenlenen yedi bent ile sınırlı olmak üzere tazminat davası açılabileceği, 25.03.1931 gün ve 19/35 sayılı İBK kararı ile ceza hakimlerinin de hakim kavramı içinde olduğu, mülga 1086 sayılı HUMK 573 ve devamı maddelerinin, hakim ve icra reisi ile ceza hakimlerine yargısal faaliyet nedeni ile oluşan zararlardan dolayı sınırlı sorumluluk halleri getirerek koruma sağladığı, cumhuriyet savcılarının ise başlık ve madde metni dikkate alındığında 1086 sayılı HUMK 573 ve devamı koruması içine alınmadığı, cumhuriyet savcıları aleyhine genel hükümler çerçevesinde tazminat davası açılabileceği içtihatlar ile kabul edilmekteydi. 

09.02.2011 gün ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14.maddesi ile mülga 1086 sayılı HMUK’nın 573.maddesinde değişiklik yapılmış, hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenleme altına alınmış, 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93'üncü maddeden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş; Cumhuriyet savcıları da Devlet koruması altına alınmış, hakim ve cumhuriyet savcıları aleyhine kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa tazminat davası açılamayacağı düzenlenmiştir.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 46.maddesi gereğince hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecektir. Madde gerekçesinde "Hükümde geçen “hâkim” kavramının genel anlamda kullanıldığı, buna yargı yetkisini kullanan tüm hâkimlerin dahil olduğu, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hâkimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri keza ceza mahkemesi hâkimlerinin de buraya dahil” olduğu ifade edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nun 47.maddesine göre, aynı Kanun’un 46.maddesine istinaden Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacak ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülecektir. 

Bu arada, 21.02.2014 gün ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Böylelikle “hukuk hâkimleri” dışındaki hâkimler ve cumhuriyet savcıları aleyhine açılacak tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır. 

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141.maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, 141.maddenin 1.fıkrasında düzenlenen haller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri, 142.maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağı düzenlenmiştir. 

18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141'inci maddesine; 

“(3) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.

(4) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.”
şeklinde 3. ve 4.fıkralar eklenmiştir. 

Ayrıca aynı Kanun ile “ceza hakimleri” ve “cumhuriyet savcıları” hakkında açılmış derdest olan davalar hakkında 5320 sayılı Kanun’a geçici madde eklenmiş; bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan tazminat davasına ilişkin dosyaların mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan dosyaların ise esası incelenmeksizin, ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderileceği ve bu davaların ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141'inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

Görüşmeler sırasında azınlıkta kalan üyeler dava dilekçesi dikkate alındığında davacının talebi hukuka aykırılığın tespiti istemine ilişkin olduğuna göre, talep hakkında karar verecek görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, bu nedenle Özel Daire kararının asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile bozulması gerektiğini savunmuşlar ise de, bu görüş kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir. 

Kurul çoğunluğu ise somut olayda sadece hukuka aykırılığın tespitinin değil, hukuka aykırılığın tespiti ile birlikte hükmün yayımlanmasının da talep edilmesi nedeniyle 6098 sayılı TBK 58/2 maddesine göre yayım isteminin de bir nevi tazminat istemi olduğu kabul edilmiştir. 

Karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri ceza hakimleri ve cumhuriyet savcıları aleyhine yargısal faaliyet nedeni ile açılan tazminat davalarında görevli mahkeme konusunda yeni düzenlemeler getirmiştir. 

Görev sorununun kamu düzenini ilgilendirdiği kabulü karşısında mevcut bu düzenlemeler dikkate alınarak eldeki dava hakkında karar verilmek üzere Daire kararının bozulması gerekmiştir. 

SONUÇ: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın, 6217 sayılı Kanun'un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelemesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 18.02.2015 gününde gerekçede oyçokluğu ile, neticede ise oybirliği ile karar verildi.

www.kararara.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim