• BIST 98.305
  • Altın 143,791
  • Dolar 3,5718
  • Euro 3,9920
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C

YARSAV'dan İç Güvenlik Paketi Raporu

YARSAV'dan İç Güvenlik Paketi Raporu
YARSAV Kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili bir rapor hazırladı.

İç Güvenlik Paketi Değerlendirme Raporu

Kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, TBMM İçişleri Komisyonunda kabul edilmiş, yasalaşması için yalnızca Genel Kurul aşaması kalmıştır. Siyasal iktidarın yasama faaliyeti pratiği, TBMM Genel Kurulu’nu kendi “İşlemler Bürosu” olarak kullanma şeklinde olduğundan, toplum ve tarihi muhatap alarak bu konudaki düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmayı zorunlu görüyoruz.

Öncelikle bu Tasarı, sorunları bahane yaparak, reformlarla gideriyorum havasında, kendi ütopyasını kurmak isteyen bir anlayışın, yol açacağı inanılmaz boyutta yeni sorunlarla, maliyeti toplumca belki onyıllarca ödenemeyecek bir başka macerası niteliğindedir. Basit işçiliğin izlerini taşıyan bir düzeneği olan, komuta düğmeleri ellerinin altında bir “Güvenlik Makinası” icat edilmektedir. Bu yeni cihazı, test kullanımı dahi olmaksızın seksen milyonluk bir toplum üzerinde çalıştırma çılgınlığına karşı sessizlik ve duyarsızlık, ancak tam bir zihinsel felç olma durumu ile açıklanabilir.

Yargıyı ilgilendiren boyutları ile bakıldığında;

Düzenleme her şeyden önce “temel hak ve özgürlükleri” baltalamaktadır. Düzenleme “durdurma ve kimlik sorma yetkisi” yönünden faşizan karakter taşımaktadır. Tasarıyla, kolluğun yargıç veya mülki idare amir kararı olmaksızın herkesi aramasının yolu açılmaktadır. Anayasanın 20. maddesinin ikinci fıkrasında önleme aramalarına karar verme yetkisinin kim ya da kimlere ait olduğu açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bu anayasal düzenlemeye göre, adlî ve önleme aramasına karar verme yetkisi asıl olarak yargıca aittir. Yargıç varken, yargıca ulaşma olanağı varken, yargıç görevi başında iken, idari görevliler tarafından verilen önleme araması kararı Anayasaya açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

Düzenleme, yazılı emir olmaksızın ve gecikmesinde sakınca bulunan bir hal de söz konusu değilken, potansiyel olarak herkesin kolluk tarafından aranabilmesine olanak sağlamaktadır. Özellikle gecikmesinde sakınca bulunan bir halin söz konusu olmadığı durumlarda bile önleme aramasına karar verme hususunda bir idari görevlinin yetkilendirilmesi kabul edilemez.

Öte yandan, Düzenleme, “koruma altına alma ve tehlike yakalaması” yönünden büyük sorunlara gebedir.Düzenleme ile bireylerin koruma ve yakalama yoluyla özgürlüklerinin kısıtlanması son derece tehlikelidir. Koruma altına alma, bireyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğuracak bir tedbir olduğundan, Hukuk Devleti ilkesi gereği bu konuda ancak adli makamlarca karar alınabilmesi mümkündür. Oysa bu tedbir uygulanmak suretiyle bireyi özgürlüğünden mahrum bırakma yetkisi, kolluk görevlilerine verilmiştir.

Koruma altına alma ve tehlike yakalaması kavramının, koruma hukukumuzda karşılığı olmadığından bu korumanın ne kadar süreceği de belirsizdir. Koruma altına alma suretiyle bireyleri özgürlüklerinden yoksun bırakmanın süresi belirtilmemiş ve bu konuda keyfiliğe açık bir kapı bırakılmıştır. Yine bu düzenleme kolluğa, dilediği bireye tehlike oluşturduğu gerekçesiyle bir ile, ilçeye ya da bölgeye girmesini engelleme yetkisi vermekte ve bu şekilde seyahat özgürlüğünün de keyfi bir şekilde kısıtlanması olanağı getirilmektedir.

Düzenleme hassas olan kamu güvenliğini bozabilecek düzeyde kolluğa orantısız zor ve silah kullanma yetkisi vermektedir. Tasarı ile polisin zor ve silah kullanmasına ilişkin olarak iki önemli değişiklik öngörülmektedir. Bunlardan ilki, polisin artık zor kullanma yetkisi kapsamında boyalı su kullanılabilecek olmasıdır. Bireylerin bedeninde ve kıyafetinde uzun süreyle kalacak olması nedeniyle boyalı su uygulaması, insanlık dışı kabul edilebilecek nitelikte küçük düşürücü muamele niteliğindedir.

Boyalı su kullanımı, modern toplumlarda özgür bireyler yönünden kabul edilemez sakıncalar taşımaktadır. Demokratik hakkını kullanan bir birey, toplantı ve gösteri sonrasında bedenindeki ya da kıyafetindeki boya izini taşıdığı sürece, olağan yaşamına dönemeyecek, kamusal alanda bulunamayacaktır. Söz konusu düzenleme ile, demokratik hakkını kullanmak isteyen bireyler toplum önünde teşhir edilmektedir. Bu uygulama, bireyleri insan onuru ile bağdaşmayan bir davranışa tabi tutmak anlamına gelmektedir. Benzer şekilde, söz konusu düzenlemenin özel hayatın ihlali sonucu doğurabileceği de kuşkusuzdur.

İkinci önemli değişiklik ise, polisin silah kullanma yetkisinin genişletilmesidir. Bu düzenleme, silah kullanımını kolaylaştırmakta ve orantısız güç kullanımına yasal zemin oluşturmaktadır. Düzenlemede modern kolluk tarafından uygulanması gereken ateşli silah kullanım yetkisinin aşamaları yer almamaktadır. Tüm modern toplumlarda ateşli silah kullanım yetkisinde kademelendirme söz konusudur. Bu kademelendirme ile fiili durumun gerektirdiği oranda güç kullanımı hedeflenmekte ve gereksiz sert müdahaleler önlenebilmektedir.

Benzer şekilde önleme dinlemelerine sınırsız bir kredi verilmektedir. Uzun zamandır herkesin dinlendiğinden yakınan yürütme, bu düzenlemeyle suç işlenmesinin önlenmesi adı altında, suçla hiç ilgisi olmayan tüm karşıt birey ve grupların telefonlarının kolluk tarafından dinlenmesini mümkün hale getirmektedir.

İşlenmiş bir suçun aydınlatılması amacıyla dahi telefon dinlemesi sıkı koşullara bağlanmış ve ortada hiç bir suç ya da suç şüphesi yokken, üstelik hiçbir koşula da bağlı olmaksızın, kişilerin telefonlarının dinlenmesi kabul edilemez. Bu düzenlemeyle haberleşme özgürlüğünün içi boşaltılmaktadır.

Bilindiği üzere, adli amaçlı telefon dinlemelerde dinleme kararını ağır ceza mahkemesi heyet halinde ve oybirliği ile vermektedir. Buna karşın ortada hiç bir suçun olmadığı bir aşamada telefon dinleme kararı Ankara ağır ceza mahkemesi üyesi tarafından verilecektir.

Yine önleme dinlemesine karar veren yargıç, hangi numaranın kime ait olduğunu kontrol edememektedir. Buna imkân sağlayan bir mekanizma bilinçli olarak kurulmamaktadır. Dolayısıyla MİT, polis veya jandarma kimin telefonunu dinlemek istiyorsa, farklı isimler üzerinden ya da hayali suç isnatlarıyla dinlenebilecektir.

Dinleme süreçlerinin denetimi mekanizması da son derece yetersizdir. Önleme amaçlı telefon dinlemelerini denetleyeceği belirtilen kurumlar, zaten yürütmenin emrinde olan kuruluşlardır. Yürütmenin istemediği bir denetim raporunun bu kurumlardan çıkması mümkün değildir. TBMM’de oluşturulan komisyon ise sadece kendisine bu kurumlarca sunulacak raporlar üzerinden denetim yapabilecektir. Bu durum da meclis denetimini etkisizleştirmektedir.

Gözaltı yetkisi kolluğa verilmektedir. Düzenleme ile kolluğa istediği kişiyi, herhangi bir makama açıklama dahi yapmak zorunda kalmadan, suçüstü halinde 24 saate, toplumsal olaylarda ise 48 saate kadar gözaltına alma yetkisi verilmektedir. Cumhuriyet savcısının bilgisi ve onayı olmadan yapılabilecek haksız gözaltılara kapı açılmaktadır. Diğer bir deyişle gözaltına alma konusunda Cumhuriyet savcısının denetimi kaldırılmaktadır. Böylece adli bir yetki olan gözaltı, mülki amirlerin belirlediği kolluk amirince kullanılabilir hale gelmektedir. Bu düzenlemeyle ceza hukukundaki kazanımlarda geri adım atılmakta ve açık bir biçimde Anayasaya aykırı hükümler getirilmektedir.

Temel hak ve özgürlükleri kısıtlama konusunda mülki idare amirlerine yetkiler verilmektedir. Bunlardan ilki, adli kolluğa suç soruşturmasına ilişkin talimat verebilme yetkisidir. Düzenleme ile valilere ve kaymakamlara kolluk amir ve memurlarına suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için gereken acele tedbirlerin alınması hususunda doğrudan emir verebilme olanağı sunulmaktadır.

Bu yetkinin mülki idare amirlerine verilmesi açık bir biçimde erkler ayrılığına ve hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması yargısal bir faaliyettir ve sadece yargı makamlarınca kullanılması gerekir. Öngörülen düzenleme ile idari bir görev yürüten mülki idare amiri Cumhuriyet savcısının adli yetkisine ortak olmaktadır.

Bu düzenleme ile vali, suç sonrasına, suçun aydınlatılması aşamasına da müdahale etmekte, suçun aydınlatılması noktasında olay yeri incelemesi, arama, el koyma, yakalama gibi tedbirlerden hangilerine başvurulabileceğine karar verme yetkisine sahip olmaktadır.

Benzer şekilde, valilere ve İçişleri Bakanına suçun unsurlarını belirleme yetkisi verilmektedir. Düzenlemeye göre şiddet olaylarının yaygınlaşmasıyla kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylara yönelik olarak alınan ve usulüne göre tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar hapis cezasıyla cezalandırılmakta; kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmuş olup olmadığı hususu ise ilde vali, birden çok ili kapsayan olaylarda İçişleri Bakanı tarafından tespit edilmektedir.

Bu maddeyle vali ve İçişleri Bakanına savcılık yetkisi verilmektedir. Hürriyeti bağlayıcı bir ceza müeyyidesine bağlanmış bir suçun maddi unsurlarının tespiti konusunda vali ve İçişleri Bakanı yetkili kılınmaktadır. Vali ve İçişleri Bakanının böyle bir yetki kullanımı açık biçimde “fonksiyon gaspı” niteliğindedir.

Cezaların yasallığı ilkesi, bir suça uygulanacak yaptırım türlerinin ölçülerinin hangi sınırlar içerisinde uygulanacağının, nelerin ne ölçüde hafifletici veya ağırlaştırıcı neden olacağının yasa koyucu tarafından kurala bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bir olayda bir suçun maddi unsurunun gerçekleştiği yani suçun oluştuğuna dair belirlemenin idari makamlarca yapılması kabul edilemez. Ayrıca bu şekilde idari düzenleme ve idari makamların kararına bağlı bir uygulama suçta kanunilik ilkesini dolanmak anlamına gelmektedir. Bir idari düzenlemeye atıf yapılması suretiyle suç tespitine gidilmesi aynı zamanda “belirlilik” ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Her şeyden öte “Parti kolluk gücü” kurulmaktadır. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkelerine göre yönetilen gelişmiş demokrasilerde, devlet ve devlet organları hukuk ilkelerine göre yönetilir. Hukukun uygulamaya geçmesi için kurulan kolluk güçlerinin, hukuku uygulama ve gerekirse yöneticilerinin dahi keyfi iradelerine karşı koyma konusunda kurumsal bir kültür ve özene sahip olması da son derece önemlidir.

Düzenleme ile polis ve jandarma kurumları tamamıyla tasfiye edilmektedir. Kolluğun tasfiyesine yönelik bu düzenleme bir ıslah, reform ya da iyileştirme amacı taşımamakta aksine Cumhuriyetin iki önemli teşkilatının kurum kültürü ve gelenekleri yok edilmekte ve böylece bu kurumlar kimliksiz hale getirilerek birer iktidar aygıtına dönüştürülmek istenmektedir.

Siyasi etkiye açık olan polis teşkilatı bu hükümlerle daha da politize hale getirilmekte, jandarma da polisin içinde bulunduğu girdaba çekilerek, Atatürk’ün özenle yerleştirdiği silahlı kuvvetlerin siyasetten arındırılması ilkesine tehlikeli bir şekilde son verilmektedir. Hukuk yerine hükümetin emri altına girmesi ve hukuksuz bile olsa verilen tüm emirlerin yerine getirilmesi için çıkarılacak bu düzenlemenin sivilleşme ve Avrupa Birliği müktesebatı doğrultusunda atılmış bir adım olarak sunulması akıl ve mantıkla bağdaşmamaktadır.

Düzenlemenin yasalaşması halinde “Parti kolluk gücü” kurulacak, hukuku, kamu yararını ve meslek ilkelerini önceleyen saygın güvenlik mensupları ötelenecek, bunların yerine biat kültürüne göre hareket edecek kişiler yerleştirilecektir. Bu takdirde hükümet gibi düşünmeyen tüm bireyler fiziki ve cebri karşılık bulacak ve zor kullanma ile de karşı karşıya kalacaktır. Kolluğun bu derece hukuk dışına çekilmesi, güven duygusunu, özgür bireyi ve buna bağlı olarak kanun önünde eşitlik, cezaların şahsiliği, ayrımcılık yasağı, hukuk devleti gibi temel ilkeleri de derinden yaralayacaktır.

Sorumsuz denetim birimleri kurulmaktadır. Kamuoyunda bilinen ve ısmarlama teftiş raporları düzenledikleri iddia edilen müfettişlere ve diğer kamu görevlilerine karşı, yürüttükleri bu görevden dolayı Anayasaya açıkça aykırı biçimde aleyhlerinde tazminat davası açılamayacağı kuralı getirilmektedir. Bir başka deyişle sipariş raporlar yazan müfettiş ve kamu görevlilerine koruma zırhı getirilmektedir. Bu yönüyle konu ele alındığında, kamu görevlilerinin keyfi işlem ve eylemlerinden dolayı devletin karşılaması gereken zararın, doğrudan halkın ödediği vergilerle karşılanacak olması nedeniyle konunun özenle ele alınması bir zorunluluktur.

Düzenleme ile hukuka aykırı eylem ve işlemlerin önü açılmaktadır. Denetim elemanlarının, herhangi bir kaygı yaşamadan Hükümetin emir ve direktifi ile kanuna aykırı davranmaları olanağı sağlanmaktadır. Düzenlemenin yasalaşması halinde, denetim elemanlarınca incelenen olayların üstünün kapatılması, gerçeklerin gizlenmesi, delillerin karartılması, birilerinin aklanması ve bu suretle yolsuzluk ve usulsüzlerin kamuoyundan gizlenmesi sağlanacaktır. Böylece incelemelerde ve denetimlerde esas olan “maddi gerçeğin ortaya çıkarılması” ilkesinin açık ve ağır bir ihlaline de kapı aralanmaktadır.

Diğer yandan, Hükümetin toplumda siyasi ve ideolojik bağlamda “diğer” olarak kategorize ettiği ve ötekileştirdiği her kesim, kendisine doğrudan bağladığı ve mali sorumsuzluk garantisi verdiği denetim elemanları vasıtasıyla tehdit altındadır. Böylece soruşturma ve incelemelerde kişiler aleyhine davranılmasına ve bu suretle temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına olanak sunulmaktadır. Düzenleme bu yönüyle hukuk için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, otoriter devlet modelinden totaliter devlet modeline geçiş yapılmaktadır. Türkiye uzun zamandır bireyin örselendiği, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile erkler ayrılığı ilkelerinin ayaklar altına alındığı bir süreç yaşamaktadır. Devlet adı altında siyasal iktidarın yüceltildiği ve yöneticilerin arzularının, hukuka uygunluk değerlendirmesine tabi tutulmadan, kutsal irade olarak bireylere ve topluma dayatıldığı bu uygulamanın otoriterlik olduğu konusunda toplumun bütün kesimleri arasında bir düşünce birliği bulunmaktadır.

Bununla birlikte, yürütme kaynaklı uygulamalarda gelinen nokta otoriterliği aşmış, totaliterliğe ulaşmıştır. Tarihsel bir özentiyi de içinde barındıracak şekilde toplumun bütününün yeniden inşası amacına dayanan yönetim, dini bütün insan yetiştirme ambalajıyla itaatkâr kitleler inşa etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla mevcut yönetim, kendi çeşitliliği ile var olan birey ve toplum hayatını kolaylaştırmak yerine, tarihte saygı ile anılmayan pek çok kişiliğin yaptığı gibi yeni bir toplum üretmeye girişmektedir.

Pakete genel olarak bakıldığında, modern toplumun egemen paradigması olan temel hak ve özgürlükler zayıflatılmakta, ancak yargı kararı ile getirilmesi mümkün kısıtlamalar idare tarafından alınabilecek hale getirilmekte, böylece tasarıyı yasalaşmak üzere Parlamentoya gönderenlerin zihin kodlarında aydınlanma ve modernite öncesi bir hukuk ve devlet yönetimi olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bu paketin yasalaşması halinde, modern ve genç Cumhuriyetin uzun yıllar ve büyük uğraşılar sonrasında elde ettiği kazanımlardan olan yurttaşlık bilinci, bireysellik, erkler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, modern devlet idaresi ve yerleşik kurumsal kültür, telafisi uzun yıllar alacak şekilde yara alacaktır. Birey daha az özgür olacak, toplumun huzur, mutluluk ve yaşam kalitesi daha da düşecektir.

Geç olmadan, tüm kesimleriyle sesini yükseltmesini beklediğimiz kamuoyuna saygı ile duyurulur.

YARSAV YÖNETİM KURULU

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim