• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C

YARSAV'dan Yüksek Yargı Darbesi'ne Tepki: "Oğlan Bizim Kız Bizim Yasası"

YARSAV'dan Yüksek Yargı Darbesi'ne Tepki: "Oğlan Bizim Kız Bizim Yasası"
YARSAV Başkanı Murat Arslan, TBMM'ye sunulan ve Yargıtay ve Danıştay'ın yeni üyelik yapısını düzenleyecek olan tasarıya tepki gösterdi. Arslan tasarıyı "oğlan bizim kız bizim yasası" olarak niteledi.

 

Tasarı ile yüksek mahkemelerin tamamen tasfiye edileceğini belirten YARSAV Başkanı Murat Arslan, siyasal iktidarın oluşan boşluğu HSYK eliyle dolduracağını vurguladı.

YARSAV Başkanı'nın değerlendirmesi şöyle;

"Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Yargıtay ile Danıştay’ın yeniden yapılandırılmasına ilişkin yasa tasarısı TBMM’ye sunuldu.

Bu tasarıda Yargıtay ve Danıştay Kanunlarında yapılacak değişiklikle; üyelikler 12 yıllık süre ile sınırlandırıliyor, üye sayısı azaltıliyor ve geçici madde ile tüm üyelerin görevine son verilerek, bunlardan bir kısmının HSYK ve Danıştay için de 1/4'ünün Cumhurbaşkanı tarafından yeniden atanması öngörülüyor. Kısacası yüksek mahkemeler tamamiyle tasfiye ediliyor.

Başta, siyasal iktidarın “yargıda reform” söylemiyle, yargıyla neden bu kadar çok oynadığını ortaya koymak durumundayız. Yaşanan gelişmeler; AKP iktidarının ya da daha doğru bir ifadeyle tek adam iradesinin, devlet yönetimini demokratik ve hukuk devleti bağlamından kopararak totalitarizme ve faşizme kaydırdığını, bunun gerçekleşmesi için de en büyük silahın yargı olduğunu, yargıyı iktidar savaşının bir aracına dönüştürdüğünü, hem siyaseti, hem kurumları, hem de toplumu yargı aracılığıyla yeniden kurgulamaya çalıştığını gösteriyor. Rejim dönüşümünde bu kadar önemli bir aparatın tam anlamıyla istenen kıvama gelmesi ve tam teslim olması için her türlü yolun denenmesi doğal. Başka türlü 2010’da Yargıtay’da 250 olan üye sayısının önce 387’ye, 1,5 yıl önce de 516’ya çıkarıldıktan sonra şimdi 300’e düşürülmek istenmesini nasıl izah edebiliriz ki? Bu süreçteki HSYK kanunu değişikliği, sulh ceza hâkimliklerinin ve ihtisaslaşma adı altındaki ağır ceza mahkemelerinin kurulması, siyasal iktidara yönelen ya da hoşlanmadığı soruşturma ve kovuşturmaları yürüten yargıç ve savcıların tamamının yer değiştirmesi vb. gelişmeleri saymıyorum bile.

Şimdiki değişikliklerin görünürdeki gerekçesi istinaf mahkemelerinin kurulmasıyla birlikte Yargıtay ve Danıştay’ın artık içtihat mahkemeleri olacağı, işyükünün hafifleyeceği, bu yüzden sayının azaltılacağı. Ancak herkesin aklına gelmesi istenilen arka plandaki gerekçe ise bu kurumlardaki cemaatçi üyelerin tasfiye edildiği. Öyle mi? Değil. İkisi de tam doğruyu ifade etmiyor. Bu yasayla siyasi iktidara mutlak biat etmeyen tüm üyeler tasfiye edilecektir. Totaliter yönetimlerin klasik özelliği bu, önce kendisini ayakta tutan düşman yok edilir sonra tüm muhalifler. Çünkü bu rejimlerin karakteristiği tek tip toplum idealidir. Dolayısıyla bu yasa değişikliğinin yargıda reformla falan bir ilgisi yoktur. Reform adı altında getirilen tüm düzenlemelerin gerçekte yargıyı araçsallaştırıp bir intikam aracı haline getirmekten başka bir amacı bulunmamaktadır. Son değişiklik tasarısı da siyasal iktidarın dikensiz gül bahçesi yaratma ve tam anlamıyla majestelerinin yargısını oluşturma hedefindeki son engelin de aşılma hamlesidir. İktidar söz konusu yasa değişikliğiyle Yargıtay ve Danıştay’ı tamamen ‘boşaltacak’, ardından kendi vesayetinde olan HSYK aracılığı ile batıda court-packing (mahkeme doldurma planı) denilen yöntemle her iki Yüksek Mahkemeyi kendine uygun kişilerle ‘dolduracaktır’.

Şunu da ifade etmeliyim; bu tür uygulamalar darbe dönemlerine mahsus uygulamalardır. Nitekim benzer bir süreç 1980 darbesinden sonra çıkarılan 2575 sayılı Yasa ile Danıştay’da yaşanmıştır. Bu yasada geçici bir madde ile Danıştay üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından Bölge İdare Mahkemesi başkanlıklarına atanabileceği öngörülmüştü. 21 Danıştay Daire Başkanı ve üyesi Bölge İdare Mahkemelerinde görevlendirildi. Bunlardan 16’sı aynı gün emeklilik dilekçesi verdi, emekliliği gelmeyen 5'i ise mecburen yeni görevlerine başladılar. Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan bir yasa olduğu için Anayasa Mahkemesi’ne başvurma olanağı da yoktu. Yalnız darbe dönemindeki bu yasaya göre bile, gidenler Danıştay üyesi sıfatını taşıyorlardı ve tüm mali, sosyal ve özlük hakları korunuyordu. Şu ana kadar dışarıya sızan bilgilere baktığımızda bugünkü düzenleme darbecileri bile aratacak cinsten. Herhalde sivil darbe denilen olgu böyle bir şey olsa gerek.

Değişikliklerin teknik hukuki boyutuna gelince; dünyada örneği olmayan şekilde bu kadar büyük temyiz ve içtihat mahkemelerinin olamayacağı aşikâr. Yargıçların göreve başlamadan önce bilinir olması kaydıyla belli bir süreyle atanabilmesi de mümkün. Ama yapılmak istenen değişikliğin arkasında hukuki bir saik bulunmadığından hukuki değerlendirme yapmak ta abesle iştigal. Neylersiniz ki biz hukukçuyuz ve hukuk devleti idealine olan bağlılığımız ve hukukun üstünlüğüne inancımızla, perde arkasını bilmekle birlikte olayları bir de hukuk penceresinden değerlendirmek durumundayız.

Anayasa’nın “Yargı” bölümünün sistematiğine baktığımızda anayasa koyucunun yüksek mahkemelere ilişkin sıkı kurallar getirerek, olağan kanunlar aracılığıyla bu yargı organlarının politik müdahalelere maruz kalmasını engellemek istediği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 68. maddesinde siyasi partilere üye olamayacak kişiler ve 76. maddesinde milletvekili seçimlerinde aday olmak için görevlerinden çekilmesi gerekenler, “hakim ve savcılar, yüksek yargı mensupları ….” olarak ifade edilmiştir. Dikkat edilirse hâkim ve savcılar dışında yüksek yargı mensupları ayrıca ve özellikle sayılmıştır. Dolayısıyla genel anlamda hakim ve savcı statüsüne sahip olan yüksek yargı organı mensuplarının bunun yanında ayrı ek bir statüye sahip oldukları görülmektedir. Bu bazılarının söylediği gibi yüksek yargıçlık statüsü değil, Yargıtay ve Danıştay üyeliği statüsü. Nitekim Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinde de anayasa koyucu, Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan yargıçlar için “Yargıtay üyeliği” ve “Danıştay üyeliği” adı altında anayasal bir statü ihdas etmiş ve böylece bu statüyü anayasal güvenceye kavuşturmuştur. Bu çerçevede; Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinde Yargıtay ve Danıştay üyeliği için bu üyeliklere kimlerin hangi nitelikler aranarak seçileceği kural altına alınmış ve ardından da söz konusu üyelikler için herhangi bir süre sınırı koyulmamıştır. Dolayısıyla anayasa koyucu Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilecek kişilerin bu görevi yargı mensupları için zorunlu emeklilik sınırı olan 65 yaşının tamamlanmasına kadar sürdürmelerini öngörmüştür. Zira eğer anayasa koyucu söz konusu üyeliği belli bir zaman dilimi ile sınırlamak isteseydi bu yöndeki iradesini açıkça belirtirdi. Nitekim anayasa koyucu 147. maddede Anayasa Mahkemesi üyeleri için 12 yıl, 159. maddede HSYK üyeleri için 4 yıl, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde askerî hâkim sınıfından olmayan üyeler için 4 yıl, yine 154. maddenin üçüncü fıkrasında Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri ve daire başkanları, dördüncü fıkrasında ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekili için 4 yıl gibi süre öngörerek bu statülerin belli bir zaman dilimi için geçerli olduğunu belirtmiştir. Bu noktada eğer anayasa koyucu Yargıtay ve Danıştay üyeliği statüsünü de belli bir zaman dilimi ile sınırlamak isteseydi tıpkı diğerlerinde olduğu gibi bu iradesini özellikle ve açıkça ifade ederdi. Ancak ilgili maddelerde bu yönde bir irade özellikle ve açıkça ifade edilmediğine göre anayasa koyucu Yargıtay ve Danıştay üyeliğinin belli bir süre ile sınırlı olmaksızın zorunlu emeklilik yaşı olan 65 yaşın tamamlanmasına kadar ifa edileceğini kabul etmiştir. Aynı maddelerin son fıkralarında, üyelerin görev süresini kanunla düzenlenebilecek hususlar arasında da saymayarak bu konuda yasama organına herhangi bir takdir hakkı vermemiştir. Dolayısıyla bu düzenleme olağan bir yasayla değil ancak anayasa değişikliği ile yapılabilir.

Ayrıca geçiş hükmü öngörülmeden süre sınırlaması getirilmesi, mevcut üyeler bakımından hem mahkemelerin bağımsızlığını hem yargıç güvencesini hem de hukuk güvenliğini ihlal etmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi üyeliği de 12 yılla sınırlandı ama bu değişiklik, yasa ile değil anayasa ile yapıldı ve geçiş hükmü konularak anayasa yürürlüğe girdiğinde mevcut üyelerin süre sınırlaması olmaksızın 65 yaşına kadar görev yapacağı güvence altına alındı.

AİHM’e göre, bir mahkemenin bağımsızlığının ölçütlerinden biri de mahkeme üyeliklerine yapılan atamanın usulü ve atanan yargıçların görev süreleri dolmadan görevden alınamamalarıdır. Anayasa’ya göre emeklilik yaşına kadar Yargıtay ve Danıştay üyesi olarak görev yapabilecek yargıçların bu süreden önce kendi istekleri dışında görevden alınmaları tek başına bu mahkemelerin bağımsızlığını ve sistematik bir sorun olarak genel anlamda yargı bağımsızlığını ihlal eder. Bu durumda bu mahkemeler önünde davası olan her birey, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AYM ve sonrasında AİHM’e başvurabilir. Muhtemelen her başvuruda da devlet adil yargılanma hakkını ihlalden mahkûm olacaktır.

Ayrıca, geçici madde ile tüm üyelerin görevine son verilmesi, hem seçilerek elde ettikleri ve anayasal güvenceye kavuşturulmuş kazanılmış hakkın ihlali hem de göreve son verme gibi bireysel mahiyetteki bir işlemin yasa yoluyla yapılması sonucu yargısal denetim dışında bırakılması nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ve dolayısıyla hak arama özgürlüğünün ihlalidir. Nitekim Venedik Komisyonu Macaristan’da benzer bir olayda, belli kriterler yerine getirilerek kazanılan pozisyonun ilgililerin kazanılmış hakları ve tecrübesi yok sayılarak yasa ile ellerinden alınmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. AİHM de, Baka/Macaristan kararında (B.No:20261/12) Macaristan Yüksek Mahkemesi Başkanı olan başvurucunun yasa ile görevden alınmasının Sözleşme’nin 6. maddesinde güvenceye kavuşturulan adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi de, 2014'teki HSYK Kanunu değişikliği ile Kurul'da görev yapan tetkik hâkimlerinin görevlerine yasa ile son verilmesini hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiği ve Anayasa ile HSYK’ya verilen atama yetkisine karşılık yasa ile göreve son verilmesinin 159. maddeyi işlevsiz hale getirdiği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulmuştu.

Yine Venedik Komisyonu daha iki ay önce Polonya’daki anayasal krize ilişkin hazırladığı görüşte, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasayla bile değil anayasa değişikliği ile topluca görevlerine son verilmesinin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı gibi evrensel kabul görmüş standartlar açısından kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Dolayısıyla her yönüyle Anayasa’ya ve evrensel standartlara aykırı bir metinle karşı karşıyayız.

Diğer yandan, Yargıtay ve Danıştay kanunlarında üyelerle ilgili yapılacak bir değişiklik diğer mevzuatı ve kurumları da etkiliyor. Ani bir refleksle, üzerinde ciddi kafa yormadan, kamuoyunun tartışmasına fırsat vermeden, düzenleyici etki analizi yapmadan, kapalı kapılar ardında yasa yapmaya kalkarsanız birçok yan etkisi ortaya çıkabilir. Evet, örneğin HSYK’ya Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından üye seçiliyor. Yargıtay ya da Danıştay kontenjanından HSYK üyesi olan bir yargıcın Yargıtay ya da Danıştay üyeliği sona erdiği anda seçilme koşullarını yitirdiğinden dolayı HSYK üyeliğinin de sona ermesi gerekir. Ancak Anayasa, HSYK üyelerinin 4 yıl için seçileceğini öngörüyor. Her ne ad altında olursa olsun bir yasayla Anayasa hükmünü geçersiz hale getiremezsiniz. Öyleyse 4 yıl dolmadan ve Anayasa’da görevin sona ermesine ilişkin koşullar gerçekleşmeden yasayla bu görevi sonlandıramazsınız. Nitekim Tasarıda geçici madde ile buna ilişkin düzenleme yapılmış. Ancak yukarıda genel olarak ifade ettiğim hususlar burada da geçerli. Anayasayla belirlenen bir statüye ilişkin yasayla değişiklik yapamazsınız. Eğer başkanlar için öngörülen istisna HSYK üyeleri için de öngörülmezse yasa yürürlüğe girdiği anda Yargıtay ve Danıştay üyelikleri sona ereceğinden HSYK üyeliklerinin de sona ermesi gerekir. Geçici madde bu haliyle bunu engellemez. Ayrıca göreve devamları öngörülüyorsa kadro cetveline dahil edilmeleri ve bu kadrolara yeni üye seçimi yapılamaması gerekmektedir.

Yine Anayasa Mahkemesi üyeleri için 12 yıl dolduğunda, şu an açık bir hüküm yok ama yeniden eski görevlerine dönmeleri öngörülürse Yargıtay’dan gelen bir üye artık ilişiğinin kalmadığı Yargıtay’a nasıl dönecek? Ya da AYM üyeliği de düşecek mi? YSK ve Uyuşmazlık Mahkemesi için de aynı şekilde. Bu tartışmalar yargı içerisinde yeni bir kaos sarmalına yol açacaktır.

Pekiyi hangi kriterler göz önüne alınarak yeni üyeler seçilecek? Şimdiye kadar kimlik üzerinden “bizden mi, değil mi” değerlendirmesi yapılıyordu. Artık bundan sonra, periyodik çıktıları alınacak "karşıtlara yönelik performans puanı" üzerinden seçme ve sonrasında eleme yapacak. Biricik kriter “sadakat.” Bunun dışında bir kriter yok, gerekçe yok, şeffaflık yok, yargısal denetim yok. Seçilenler, her defasında, dilendirilen çocukların akşam hesap vermesine benzer bir sorgulamanın muhatabı olacaklardır. Artık seçildim sen yoluna ben yoluma şeklinde dostane bir ayrılık imkânı yok. Mahzene indiren asansör sistemi yüksek yargıya kuruluyor ve emin olun bir defalık kullanımı olmayacak. Toplu ve seri üretim kafileleri olarak 160’larla başlandı, sonra 144’ler geldi, şimdi de 300’ler olacak.Bu da çözüm olmayacak onlar için ve çok kısa sürede yeni kafilenin hazırlığına girişilecek. Seçilme beklentisi-tasfiye olmama kaygısı sarmalında herkes tükenecek."

 

BAROTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim