• BIST 81.901
  • Altın 146,149
  • Dolar 3,7772
  • Euro 4,0057
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C

YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASI

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Yasama dokunulmazlığının kaldırılması, nerede ise günlük tartışma konusudur. Gündem zayıfladığında veya bir günah keçisi arandığında imdada yasama dokunulmazlığı tartışması yetişir. Hatta olmaması gereken kamu görevlilerin dokunulmazlığı unutulur, yerini daha da güçlendirilmesi gereken yasama dokunulmazlığı alır.

Dokunulmazlık tartışmalarından sonuç alındığı görülmemiştir. Sonuç alınamamasının nedenleri; meseleye hep siyasi gözle bakılmasından, dokunulmazlık konusunun hukuki mecrada tartışılmamasından, dokunulmazlığın varlık sebebi ve fonksiyonu yerine, siyasi tercih ve beklentilere göre değerlendirmesinden kaynaklanır. Nerede ise hiç kimse, Anayasa m.83’de öngörülen usule uygun şekilde dokunulmazlık sorununun çözülebileceğini görmek istemez. Konuyu elbette tartışalım, ancak bu tartışmayı sübjektif siyasi tercih ve beklentiler doğrultusunda yapmayalım.

Kimisi “sadece kürsü dokunulmazlığı kalsın”, kimisi “Anayasaya hüküm koyalım”, kimisi “dokunulmazlığı baştan sona yenileyelim”, kimisi “bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıralım”, kimisi “dokunulmazlık suç işlemek demektir, vekilin asilden üstünlüğü olamaz, dokunulmazlığı kaldıralım”, kimisi de “dokunulmazlıkların kaldırılması Meclise büyük darbe olur, bu konuda yargıya güvenemeyiz” demektedir.

Yasama dokunulmazlığının varlık sebebi ve fonksiyonu; vekili asilin üstüne çıkarmak, vekile suç işleme imtiyazı ve imkanı tanımak, cezadan kurtulma fırsatı vermek değildir. Dokunulmazlık; temsili demokraside halkın temsilcilerinin özgürce konuşabilmeleri, hareket edebilmeleri, halkın ihtiyaç ve taleplerini dile getirebilmeleri, hiçbir baskı ve zorlama altında kalmadan oy kullanabilmeleri, söz söyleyebilmeleri, düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri için vardır. Çünkü ceza tehdidi, bir halkın temsilcisi (milletvekili) ve özellikle de muhalif milletvekili için en ciddi baskı ve tehdit aracı olabilir. İşte bu baskının önlenmesi, demokrasinin ve demokratik tartışma ortamının özgürce yaşanabilmesi, halkın ihtiyaç ve taleplerinin milletvekilleri tarafından Meclise en iyi şekilde aktarılabilmesi maksadıyla “yasama dokunulmazlığı” adlı köklü müessese kabul edilmiştir.

Yalnızca “kürsü dokunulmazlığı” adlı mutlak dokunulmazlıkla halkın temsilcilerinin özgürce hareket edebilme, parlamentoya girip söz söyleyebilme ve oy kullanabilme hak ve yetkileri korunamaz. Bunun için; kürsü dokunulmazlığının yanında geçici/muvakkat dokunulmazlık kabul edilmiş olup, bu yolla halkın temsilcilerinin Meclise ve Meclis çalışmalarına katılmalarının engellenmemesi, Meclisin zaten daralmış ve zayıflamış demokratik tartışma ortamının daha fazla daralmaması, halka ait her konunun Meclis çatısı altında ve Meclis çalışmalarında sınırsızca konuşulup tartışılmasının sağlanması adına, yani demokrasi adına geçici/muvakkat dokunulmazlık varlığını sürdürmelidir. Bu dokunulmazlık türü, esas olarak muhalefet partilerini ve muhalif milletvekillerini korur.

Yüzeysel bir bakış açısı ile dokunulmazlığın her ne kadar suç işleyen, işlemek isteyen ve hatta iktidar partisinin mensubu olan milletvekillerini koruyacağı düşünülse de, gerçekte dokunulmazlık; Mecliste azınlıkta olan, muhalif görüşler ortaya koyan ve iktidara direnen milletvekillerinin, kamu otoritesini elinde tutan iktidar tarafından baskı altına alınmasını, dilediği şekilde konuşup, söz söyleyebilmesini ve oy kullanabilmesini engellemeye yönelik tasarrufları önlemeyi hedefler. Bu dokunulmazlıktan vazgeçilmesi, ilk aşamada popülist yaklaşıma hizmet etse de, nihayetinde temsili demokrasiye ve muhalif görüşlere kaçınılmaz şekilde darbe vurur.

Yasama dokunulmazlığının; bir taraftan da suç işleyen, işlemeyi hedefleyen ve bundan korunmak için de sırtını yargı masuniyetine dayayan milletvekillerini cesaretlendireceği, “hukuk devleti” ilkesini örseleyeceği, yargı imtiyazının keyfilik ve denetimsizlik olarak algılanabileceği ileri sürülebilir. İş bu noktaya gelmişse, burada müessese de hata yoktur, ancak demokrasi, sistem, işleyiş ve anlayış sorunu gündeme gelir. Bu arızayı gidermenin yolu da; temsili demokrasinin müessese ve işleyişini zedelemekten değil, demokrasiyi ve demokratik tartışma ortamını benimseyip hazmetmekten geçer.

Türk usulü temsili demokrasi olamayacağına göre, yüzyıllara dayanan müesseselerin varlık sebep ve fonksiyonlarını gözardı ederek çözüm bulunabileceği de düşünülemez. Demek ki, halkın parlamentoya kendisini temsil edebilen ve temsilden kaynaklanan imtiyazları kötüye kullanmayan temsilcileri göndermesi gerekir.

Geçici dokunulmazlık, yargı erkine duyulan bir güvensizlik değildir. Bu nedenle, suç zamanaşımının işlemediği geçici dokunulmazlık ile bu dokunulmazlığın kaldırılması usulü birbirine karıştırılmamalıdır. Milletvekillerinin suç işlediğinden veya suç işleyenlerin korunduğundan bahisle müessese olarak dokunulmazlığın Anayasadan kaldırılmasının teklif edilmesi, temsili demokrasinin ve dokunulmazlığın varlık sebebi ile fonksiyonunun bilinmediği, en hafif deyimle öneminin idrak edilemediği anlamına gelir.

Asıl yargıya güvensizlik; suç işlediği iddia edilen milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması prosedürünün işletilmeyerek, hukuki değil siyasi nedenlerle fezlekeleri Anayasa ve Adalet Karma Komisyonunun gündemine almayıp, yıllarca tozlu raflarda bekletmekten doğabilir.

Mevcut durumda; 550 milletvekilinin bulunduğu Mecliste, AK Parti 316 (Meclis Başkanı oy kullanamadığından) milletvekili ile dokunulmazlık dosyalarını görüşüp sonuçlandırmaya muktedirdir. 26 üyeli Anayasa Komisyonunun 15 ve 26 üyeli Adalet Komisyonunun yine 15 üyesi AK Parti milletvekili olup, toplam 46 üyeli Karma Komisyonun 30 üyesi ile İktidar Partisinin milletvekili olduğundan, teorik ve pratik olarak AK Parti’nin bu Komisyondan dilediği kararı çıkarabilmesi de mümkün gözükmektedir. Komisyon başkanlığının da AK Parti’ye ait olduğundan, İktidar Partisinin bu konuda da toplantı gündemi sorunu çekmeyeceği görülmektedir.

Kanaatimizce, bu durumda bekleyen dokunulmazlığın kaldırılması dosyalarının Karma Komisyonda gündeme alınıp tartışılmasında ve sonrasında Meclis Genel Kuruluna taşınıp sonuçlandırılmasında teknik bir sorun ve imkansızlık bulunmamaktadır. Komisyon ve Genel Kurul, şartları oluşmadığından milletvekili dokunulmazlığını kaldırmayabilir. Meclis bu konuda kimseye hesap da vermez. Hatta dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili için, kendisinin veya bir diğer milletvekilinin bu kararın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkı bulunmaktadır. Görüleceği üzere, dokunulmazlığın kaldırılmasına dair Meclis kararı yargı denetimine tabidir.

Bu nedenle, Anayasanın 83. maddesini değiştirmeye veya Anayasaya ek bir geçici madde eklemeye ihtiyaç yoktur. Anayasanın mevcut hükümleri ve yukarıda yer alan açıklamalarımız, dokunulmazlık konusunda yaşanan sorunu aşmaya ve kronikleşen tartışmayı sonlandırmaya muktedirdir.

O halde nedir bu gecikmenin sebebi? Siyasetçilerin yargıya duydukları güvensizlik mi, siyasi hesap mı, bundan sonra da dokunulmazlıkların kaldırılmasının alışkanlık haline gelme ihtimali mi, dokunulmazlığın kaldırılmasına dair dosyaların sürekli gündemde tutulmasına rağmen gerçekte dokunulmazlık zırhından (imtiyazından) vazgeçilemezlik mi, dokunulmazlığın varlık sebebinin ve fonksiyonunun gözardı edilerek yargılama ve cezadan kaçınma refleksi mi?

Bu gerekçeleri çoğaltmak mümkün olabilir. Ancak doğru olan, Anayasanın ve kanunların her hükmünün, her müessesenin ve varlık sebebine ve fonksiyonuna uygun, dürüst ve eşit kullanılmasıdır. Bu anlayış yerleşmedikçe hiçbir soruna gerçekçi çözüm getirilemeyeceği gibi, tüm gündem ve tartışmalar da yapay seyrinde devam etmeye mahkumdur.

Yeri gelmişken; illa Anayasa m.83’ün değiştirilmesi, daraltılması veya kaldırılması düşünülmekte ise, aşağıda yer alan önerinin dikkate alınması, yaşadığımız sorunların temsili demokrasinin en az hasarla atlatılmasına yardımcı olabilir. Bu öneri, temsili demokraside yasama dokunulmazlığına getirilebiliecek en sert öneridir. Aşağıda yer alan öneri savunduğumuz bir öneri değildir, ancak geçici dokunulmazlığın aşırı daraltılması veya kaldırılması düşüncesi karşısında gündeme getirilebilecek ve üzerinde tartışılacak bir metin olarak dikkate alınmalıdır.

Buna göre; Anayasa m.83’de düzenlenen yasama dokunulmazlığı aşağıda yer alan şekilde düzenlenip, kürsü dokunulmazlığı ve geçici dokunulmazlık daraltılabilir.

“Milletvekilleri; Meclis çalışmaları ile sınırlı olmak kaydıyla oy kullanma ve düşünce açıklamalarından dolayı mutlak dokunulmazlığa sahiptir. Milletvekillerinin, Milleti temsil görev ve yetkisi ile yasama ve diğer Meclis çalışmalarına katılmaları, oy kullanmaları, düşünce ve eleştirilerini Mecliste ve Meclis üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile aksi yönde bir karar alınmadıkça diğer yerlerde açıklamaları engellenemez ve kısıtlanamaz. Ancak bu dokunulmazlık; iftira, tehdit, suça tahrik, şantaj, cebir ve şiddet, suçu veya suçluyu övme, suç uydurma, terör veya suç örgütlerinin veya eylemlerinin propagandasını içeren açıklamaları kapsamaz.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği iddia olunan milletvekili, iddiaya konu suçun işlendiği tarihteki kanuna göre ağır ceza mahkemesinde yargılanmayı gerektiren suçüstü hali ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar başlıklı 302 ila 308. maddeleri ile Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı 309 ila 316. maddelerinde yer alan suçlar ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan suçlar hariç olmak üzere; Meclisin kararı olmadıkça milletvekilliği süresince tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili hakkında, bu istisna dışında seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, ancak üyelik sıfatının sona ermesi veya Meclis tarafından dokunulmazlığın kaldırılması ile infaz edilebilir. Dokunulmazlığın devam ettiği sürede dava ve ceza zamanaşımı işlemez”.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim