• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 7 °C

"Yeni Anayasanın Yargısı da Başkanın Yargısı Olacaktır"

"Yeni Anayasanın Yargısı da Başkanın Yargısı Olacaktır"
Birgün'den Nurcan Gökdemir, Anayasa Mahkemesi raportörlüğü görevinden alınan YARSAV Başkanı Murat Arslan'la Erdoğan'ın "Demokratikleşme" soslu "Başkanlık sistemine ulaşma" yolunda ülkeyi içine soktuğu Anayasa değişikliği kaosunu konuştu.

Türkiye'nin gündeminden on yıllardır düşmeyen her iktidarın değiştirme iddiası ile ortaya çıkıp sonra vazgeçtiği Anayasa değişikilği Erdoğan'ın başkanlık hevesi nedeniyle ilk kez ciddi olarak toplumun gündemine geldi...

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında tanıştığımız; Türkiye tarihinin en otoriter, devletçi, temel hak ve özgürlüklerin karşısında konumlanmış 1982 Anayasası, birey-devlet ilişkisinde devleti kutsayan yapısı, toplumu devlete tabi kılan hiyerarşik modeli, farklılıkları ve çeşitliliği tehlike olarak gören tek tipçi yapısı ve hak ve özgürlükleri otoriteye feda etmesi gibi özellikleriyle çağdaş demokrasi standartlarından uzak olduğu kadar, toplumun yapısına ve ihtiyaçlarına da ters düşmektedir. Kendini yaratan koşullar göreceli olarak hafiflediği andan itibaren, yenisinin yapılması ülkenin sürekli gündemi olmuş, ancak sadece üzerinde değişiklik yapılabilmiştir. Geride kalan 35 yılda, değişmeyen ruhunun devlet düzen ve işleyişine yansıması ise toplumun hak ve özgürlük savaşımında hep engelleyicilik olmuştur. Bir kalemden verdiğini diğer kalemden kat kat fazlasıyla almış, bir tarafa verdiğini diğer tarafa fatura etmiştir. Bu nedenle mevcut anayasa kaldırılarak, yerine demokratik, özgürlükçü, insan hak ve onurunu esas alan, hak ve özgürlük eksenli bir anayasa yapımı, hemen hemen tüm toplumsal kesimlerin isteğidir.

Başkanlık endeksli ilerleyen olası değişiklik toplmun ihtiyaçlarına yanıt verecek mi sizce.

Bir anayasanın “yeni” olabilmesi için ülkenin temel sorunlarına köklü yapısal ve demokratik çözümler üretmesi ve toplumun tüm kesimlerinin kendisini temsil ettiği inancının sağlanması gerekmektedir. Eskisinden daha demokratik ve özgürlükçü olmalı, farklılıkları tanımalıdır. Demokrasiyi asıl karakterize eden unsur, kimin yöneteceğini belirlemeye yönelik bir yöntem belirleme sorunsalı değildir; aksine kim yönetirse yönetsin, yönetilenlerin, azınlıkta kalanların ve potansiyel tüm mağdurların hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır.

"Neyi çözecek?"

Peki, yapılmak istenen yeni anayasa hak ve özgürlükler adına ne vadediyor?

Temsilcileriyle aynı masaya bile oturamadığınız Kürt sorununu mu çözecek, Diyanet İşleri Başkanının kırmızı çizgilerine rağmen Alevilerin talepleri kabul edilecek mi, sulh ceza hâkimleri önüne geleni tutuklamayacak mı, ağzını açan her muhalif ses vatana ihanetle suçlanmayacak mı, gazeteciler yaptıkları haberlerden dolayı demir parmaklıklar arkasına gönderilmeyecek mi, çocuklar ölmeyecek mi, yargı bağımsız mı olacak, hak ihlalleri olmayacak mı vs…? Sorular böylece uzatılabilir ve maalesef muhtemel cevapları yeni anayasa konusunda bir umut vadetmemektedir.

"Toplum, iradesini ortaya koyabilmeli"

Anayasaların ‘’Halkın Anayasası’’ olması için neler yapılmalı? Bugünün Türkiyesi, devlet ve hükümet yapılanması, bunu yapabilmek için uygun mu?

Şu anda ise, her zaman, insanının basiret ve feraset sahibi olmasıyla övündüğümüz kadim Anadolu topraklarında tarihte örneği görülmemiş bir akıl tutulması yaşanıyor. Her şeyi elimize yüzümüze bulaştırdığımız bir çılgınlık haline mecbur, maruz ve mahkûm durumdayız. Tek adam kontrolünde bir iktidar ve onun vesayetindeki bürokrasi kaynaklı bir gerilim ve kutuplaşmanın ve şiddet politikası üzerinden şekillenen ortamın iç savaşa evrilme noktasında bulunuyoruz. Hukuka aykırı bir şekilde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının devlet fonksiyonlarının askıya alındığını ilan ettiği köyler ve ilçelerden sonra şehirler ile karşı karşıyayız. Ülkenin bir kesiminde kamu düzeni tank ve toplarla sağlanmaya çalışılıyor. "Çocuklar ölmesin" asgari insanlık duyarlılığı, devletin "vatana ihanet" çelikten duvarında, toplumun bir kesiminin de kulak sağırlaştıran, vicdan yaralayan tezahüratıyla tuz buz oluyor. Aciz devlet sığınağı olan "vatana ihanet" repliği değil, tersini "Varsın çocuklar da ölsün" denilse acaba çılgınlık sarmalından kurtulma etkisi yapar mı bilemiyoruz. Ancak bir şey biliyoruz ki; biz nefes aldığımız sürece "İnsanlar Ölmesin, Çocuklar Asla Ölmesin" diyeceğiz.Anayasa, Batı dillerinde Latince "constituere" fiilinden türetilmiştir. ‘Con’ ön ekinin başat anlamı, birlikte veya beraber olma; ‘Statuere’ fiili ise kurma, oluşturma, yerleştirme, dikme anlamlarını taşımaktadır. Bu yalın etimolojik bakışla bile anayasa, birden fazla aktörün birlikte kurma, oluşturma, yapma etkinliğine işaret eder. Dolayısıyla, tek bir aktörün, bir siyasi partinin topluma anayasa dayatma hakkı olamaz. Anayasalar, ülkenin tüm sorunlarını çözen sihirli metinler olmamakla birlikte toplumları için gerçek bir oydaşmanın kristalize olmuş hallerini yansıtan toplumsal barışın mimari projesidir. Dolayısıyla gerçek anlamda bir toplum sözleşmesi niteliği taşıyabilecek bir anayasa için, öncelikle toplumun tüm kesimlerinin özgür iradelerini ortaya koyabileceği bir ortamın oluşturulması yaşamsal önem taşımaktadır.

"Akıl tutulması yaşanıyor"

"Başkanlık rotası kimseyi aldatmasın"

AKP Hükümetlerinin geçmiş uygulamalarına bakıldığında Anayasa değişikliği sürecinde ülkeyi neler bekliyor?

Son 13 yıllık hikâye şu şekilde döngüselleşmiştir:

- İktidar veya ona ortak olma ya da onu sınırlandırma potansiyeli olan toplumsal odakları belirle,
- Var olan sorunları ağırlaştır,
- Çözülmesi için toplumsal talep yarat,
- Çözecekmiş umudu ver,
- Çözüm adına farklı sesleri olan hedef toplumsal odakları soruna eklemle,
- Sorunu çözmenin önünde hedef odak ya da odakların engel olduğunu ve etkisiz kılınması gerektiğini propaganda araçları ile topluma dayat,
- Alternatif ve direngen toplumsal odakları birbiri ile iltisaklayarak sindir,
- Sorunu çözme aşamasına geçmemenin bahanesi olarak muhalifler için "hâlâ bitmediler" söylemini biteviye tekrarla.

Şimdilerdeki bir başka döngüselliğin başlangıç noktasını oluşturan "Yeni Anayasa" hikâyesi, sorunları çözer gibi yaparak, bu arada ihtiyaca göre sürekli değişen düşmanlar yaratarak, toplumu kutuplaştırarak, ‘mutlak’a matuf güç temerküzü aldatmasının altın vuruşudur. Arama konferansları diye etiketledikleri yeni pazarlama toplantılarında, topluma satılmaya çalışılacak biletteki "Başkanlık" rotası kimseyi aldatmasın. Çakma markalardakine benzer şekilde hemen köşesine iliştirilen "Türk tipi" ibaresi, gidilecek istikametin "Saltanat" olduğunu anlatmak istemektedir. Yapılmak istenen, tek adam arzusu doğrultusunda despotluğa kılıf dikmektir. İhyasının emekleme adımları Ortadoğu bataklığında son bulan, Osmanlının bile fren ve denge mekanizmaları ile modifiye etme çalışmalarının çok ama çok geç kaldığı için yarar sağlamadığı arkaik bir yönetim formundan gelecek tasavvuru, düzen inşası ve bu anlayışla çağdaş dünyada yer edinebilme beklentisi, üzerine düz, basit veya herhangi bir mantık geliştirilemeyecek bir anormalliktir. 21. yüzyılda strateji derslerinde diğer sistemlerin üstün yanlarını daha iyi anlatmak üzere bir simülasyon nesnesi olarak kullanılıp bir köşeye kaldırılacak olan yönetim biçimi, yeniden bu ülkenin tecrübesi yapılmak istenmektedir.

Yeni anayasanın yargısı da Başkanın yargısı olacaktır. Kendi amaç ve uygulamaları bakımından başarılı bulunan Sulh Ceza Hâkimlikleri prototipi, tüm yargının genetiğine işlenecektir.


"Aldatmaca"

Yeni Anayasa’nın referandum dışında bir kabulü mümkün görülmüyor. Halkın değişikliği oylaması meşruiyeti sağlar mı?

Yeni anayasa sürecinde ‘nihai kararı toplum verecek’ güvencesi de tamamen aldatmaca olup bunu, sürece çok aktörle başlamak suretiyle bir meşruiyet dinamiği oluşturmaya olan geçici gereksinim söyletmektedir. Sonrasında masadan her kalkan, "mızıkçı, hayırcı, çözümsüzlükten beslenen, eski düzenci, küresel sermayenin uşağı, gayrı millî, statükocu, paralel üst akıl güdümünde vs." çığlıkları eşliğinde devasa propaganda makinalarının dişlileri arasına atılarak öğütülecektir. Devletin tüm gücü ile yapılan kampanyalar ve iktidar seçkinlerinin söylemlerindeki abartılı özgüvenin hatıra getirdiği hileli seçim düzeneklerinin varlığı da eğer gidilirse sandıktan sağlıklı bir sonuç çıkmayacağını 1982 Anayasası örneğinde olduğu gibi açıkça göstermektedir.

"Güzergahın yol emniyeti yok"

Bu süreçte demokratik Anayasa söylemi toplumun bazı kesimleri için ikna edici olabilir mi. Yeni ‘Yetmez ama evet’’çilerle karşılaşır mıyız?

Şu ana kadar kuvvetler ayrılığının canına okuyan, yargı bağımsızlığını mezara gömen ve hukukun üstünlüğünü paçavraya çevirenler, şimdi "düşün arkamıza size hem de ‘başkan’lısından yeni bir anayasa yapalım" diyorlar. Mevcut anayasayı fiilî duruma uymuyor diye askıya alanlar, çengeli ellerinde başka bir askılıkla bize yeni anayasa elbisesi kesip biçip giydirmeye çalışıyorlar. İç ve uluslararası hukuk kurallarının gözü kara ihlalcileri, meşru otorite ile terör arasındaki mesafeyi belirsizleştirerek kitlesel ölüm, envai çeşit kaçakçılık ve yolsuzluk isnatlarının muhatabı olup uluslararası hukuk mercilerinin takibine düşenler, hem de anayasa düzeyinde olanından hukuk sistemi kuralım diyorlar. Her türdeki kurala, muhayyel davaları adına uymamayı özgürlük kabul edenlerle nasıl bir ortak hak ve özgürlük düzeni yaratılabilir ki? Bırakın hukuku, ahlak bariyerlerini dahi yıkanlar için üzerinde uzlaştığınız hangi metnin bir bağlayıcılığı olabilir ki?

İlla ki umuduna yenik düşerek bu yola girmek isteyen dostlarımıza söyleyeceğimiz şudur ki: Anayasa yapım güzergâhının yol emniyeti yoktur. Sürecin tıkandığı her kavşakta, Sulh Ceza Hâkimliklerinin yol çevirmeleri, tevkifleri ve Silivri sevkleri sizleri beklemektedir. Ama o durum özel bir hasım içindi demeyin, bir kere uygulanınca ve nabzınız tutulup sizden caydırıcı tepki de görmeyince, artık genel hale gelecektir ki son gelişmeler de bu savı doğrulamaktadır. Paralel fetva hukukundaki yerinizi bilseniz, adam yerine konuyor olmanın gizli hazzı, kurban süslemenin nesnesi miyim endişesine dönüşür. Geçiş döneminde sistemde merkezi rol oynattıkları Diyanet İşleri Başkanlığından istem dışı sızan fetvalar, belki tahmininizi kolaylaştırır.

Diğer yandan, tam ortadan ikiye bölünmüş toplumumuzda, hegemonik tarafın diğer tarafa bakışı ilhak ya da imha ikilemindedir. Günlük yaşamımızda dahi konuşurken sağa sola bakmadan yapamıyoruz, kendi ifadeleriyle toplumun yarısı diğerinden nefret ediyor ve faşizmin koyuluğu içinde bu durum, maddi ve ruhsal bakımdan sağlıklı bir insan yaşamını olanaksız kılmaktadır. En yeni ve sade hukuksal metinler dahi, birbirine taban tabana zıt yorumlarla başta hukukçular olmak üzere medya ve nihayetinde toplumu bloklaştırmaktadır. Derin etnik ve kültürel çatlaklar yaşayan bir toplum olarak bir tutkala ihtiyacımız var ve bu mutlaka demokrasinin oydaşmacı-müzakereci versiyonu olmalıdır. Çünkü görüyoruz ki çoğunluk egemenliği, demokrasiden ziyade çoğunluk diktatörlüğü, sonrasında tek adam yönetimi ve nihayetinde devlet düzeninin tamamen işlevsiz kalarak çöktüğü iç karışıklığa yol açmaktadır. Çoğunlukçu anlayış üzerinden kurulan tahakkümün, demokrasi ambalajı, maalesef toplumsal bilinci de kör etmekte; uyuşturmaktadır. Bu körlükten, dış dünyanın emperyal amaçlarını da gerçekleştirmek için fırsat gördüğü müdahale sabahında uyanılmaktadır. Gecesinde; katliamlar, tehcirler, soykırımlar, yitirilen kuşaklar bırakarak.Ayrıca, zaman zaman kentsel dönüşüm, hidroelektrik, nükleer santral inşaatı vb. olaylarda barınma ve çevre hakkı için mücadele eden halka, sosyal ve ekonomik hakları için mücadele eden emekçilere, eğitim ve öğrenim hakkı için mücadele veren öğrencilere yöneltilen şiddet ve ötekileştirme hareketleri kendi vatandaşını düşman gören bir zihniyetin eseri olarak toplumdaki gerilim ve kutuplaşmayı artık patlama noktasına getirmiştir.


Zırh arayışı

Toplumu germek pahasına yeni Anayasa zorlamasının amacı ne?

Esasında ‘17-25 Aralık’ ve ‘tır’ soruşturmalarına yönelik davaların hukuksal meşruiyeti, yeniden dizayn edilen iliştirilmiş yargı ile yok edilememiş, ‘huzur’ bir türlü sağlanamamıştır. "Yargılanmama" noktasına erişilmek istenilmekte, yeni anayasa adı altında Türk tipi başkanlık bu anlamda bir zırh olarak görülmektedir. Türk tipi başkanlığın despotik araçları ile hukukun önüne-üstüne, bir daha ayağa kalkamasın, yürüyemesin diye yeni yığınaklar yaparım gizli hesabı hemen fark edilmektedir. Ancak belirtmek isterim ki; bu hesap daha önce de başkalarınca yapıldı ama hiç tutmadı. Yine bir gün hukuk gelecek, sözünü söyleyecek ve hükmünü verecektir.

Sonuç olarak, toplum sözleşmesi anlamında anayasa yapmanın asgari koşulları bulunmamaktadır. Otoriter bir zihniyet ve uygulamalarının başta yargı olmak üzere tüm kurumlarda ve toplumun önemli bir kısmında yarattığı travma "kreşendo"sunu bulmuş iken, evrensel saygınlığa sahip bir anayasa yapmak olanaklı değildir.

Silahların gölgesinde, adı konulmamış bir iç savaşın ortasında, fail-i meçhul ölümlerin coğrafyasında, toplumun yarısının diğer yarısından nefret ettiği, ülkenin doğusu ile batısı arasında gönül bağlarının koptuğu, öteki ya da muhalif kavramlarının bile literatürden kaldırıldığı yalnızca biz ve düşmanın varolduğu bir ülkede yeni anayasa yapma zemini yoktur.

Ülkede şiddet giderek tırmanıyor...

Sürece baktığımızda da, yönetenlerdeki altyapısızlık, birikimsizlik, öngörüsüzlük ve ihmalin acı sonuçlarını her gün yaşayarak hesap sorma hakkına sahip olan toplumsal kesimleri şiddet ile bastırmaya çalışma, bitmişlik noktasına işaret ediyor. Maddi anlamda asgari kamu düzeninin sağlanamadığı bu ortamda, siyasal iktidarın eğitimden yargıya, kültürden inanca her alanda yaşadığı iflası, "yeni anayasa" hikâyesiyle örtmeye çalışmasına kimse meydan vermemelidir.

Ancak güç zehirlenmesi ile iflah olmaz bir yola giren siyasi iktidar karşısında, toplumsal muhalefetin iktidar prangasını kırıp toplumla kucaklaşması, sonrasında oydaşmacı bir anlayışa teslim olunmak suretiyle sorunların çözülmesi için irade ortaya konulması ve böylelikle toplumsal barışın, demokratik ve özgürlükçü bir iklimin oluşturulmasının ardından yeni anayasa yapımı süreci başlatılmalıdır.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim