• BIST 107.700
  • Altın 143,977
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 26 °C

Yeni Türkiye'de Hak Savunucularına Yer Yok

Yeni Türkiye'de Hak Savunucularına Yer Yok
Avukat tutuklanmalarının ardından birkaç ay geçti. Bu kez Adli Tıp Uzmanı Prof. Şebnem Korur Fincancı, gazeteci Erol Önderoğlu ve yazar Ahmet Nesin'in tutuklanmaları ile karşı karşıya kaldık.

Burcu KARAKAŞ / Bianet

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 tarihinde kamuoyunun gözleri önünde katledildi. Kameralar kayıttaydı. Herkes gördü, kimse bir şey yapamadı. O gün bir milattı ve o günden sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Avukat Tahir Elçi, ömrünü insan hakları mücadelesine adamıştı. Son nefesine kadar, doğup büyüdüğü topraklar başta olmak üzere, hukukun geçerli akçe olduğu ve insanlık dışı muamelenin suç sayıldığı günleri görmek için canla başla çalıştı. Gencecik bir avukat iken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) götürdüğü davaları kazanmıştı. Hukuk inadından hiç vazgeçmedi. Yaşasaydı, Cizre'deki bodrumları, Sur'un yerle bir edilişi için de hukuk mücadelesi verecekti.

Elçi'nin ölümüyle içine çekildiğimiz karanlık her geçen gün büyüdü. Bölgedeki insan hakkı ihlallerinin çetelesini tutanlara yönelik baskılar arttı. Hak ihlalleri çığ gibi büyüdükçe, kayda geçen isimlerin sesi daha da kısılmak istendi. Bu isimlerden biri, 6 Nisan'da avukat Ayşe Acinikli ile beraber tutuklanan Ramazan Demir oldu.

Avukat Demir, Cizre'de yaşananları AİHM'e taşımıştı. Demir hakkında hazırlanan iddianameye, Twitter hesabından paylaştığı, “AİHM bu sabah Cizre’de yaralanıp hastaneye götürülmesine izin verilmeyen Cihan Karaman için yaptığımız başvuruda da tedbir kararı verdi. Gerekirse her yaralanan için tek tek AİHM’e gider ama ablukanızı yine kırarız” mesajı da girdi. Ramazan Demir, bölgede yaşanan hak ihlalleri konusunda AİHM'e defalarca tedbir başvurusunda bulunmuştu. Tutuklanmasaydı, başvurularına devam edecekti.

Avukat tutuklanmalarının ardından birkaç ay geçti. Bu kez Adli Tıp Uzmanı Prof. Şebnem Korur Fincancı, gazeteci Erol Önderoğlu ve yazar Ahmet Nesin'in tutuklanmaları ile karşı karşıya kaldık.

Gazeteci Önderoğlu, kamuoyunun yakından tanımadığı bir isim olabilir ama biz gazeteciler onu çok iyi biliriz.Erol Önderoğlu, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Türkiye temsilcisi olarak cezaevine gönderildiği güne kadar her gün basın özgürlüğü ihlallerini kayda geçirdi. Önderoğlu'nun muhtemeldir ki en büyük suçu, basın özgürlüğü ihlallerini kayda geçirmekle kalmayıp, bu notları dünya kamuoyu ile paylaşmasıydı! Diğer bir deyişle, Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin ne kadar hak ihlali varsa, uluslararası camia bu ihlallere ilişkin en güvenilir bilgileri çoğu zaman ilk kez Erol'dan öğrendi. Tutuklanmasaydı, halen dünyaya Türkiye basını anlatıyor olacaktı.

Ve Prof. Şebnem Korur Fincancı... Türkiye'de "işkence ve kötü muamele" denilince akla gelen ilk isimlerden biri... İğneyle kuyu kazar gibi işkence vakalarını ortaya koyan ve bir insan hakları aktivisti olarak bu vakaların peşini bırakmayan adli tıp uzmanı... "Ama"sız her türlü kötü muameleyi araştıran, başka türlüsünü de bilmeyen bir doktor... Son olarak Cizre'deki bodrumlarda yaptığı incelemeler neticesinde çocuk kemikleri bulduğunu söylemişti. Bu açıklamasından kısa bir süre sonra demir parmaklıklar arkasına gönderildi. Tutuklanmasaydı, hala insanlığa karşı işlenen suçları rapor ediyor olacaktı.

Tahir Elçi ve Şebnem Korur Fincancı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) kurucularından... Sadece bu bile, ne kadar çok şey anlatıyor aslında. Karanlık her geçen gün büyüyor. Dehlizler arttıkça, gizlenmesi gereken pislikler çoğalıyor. Hakikat savunucuları üzerine kapkara bulutlar salınıyor. Hakikati ilmek ilmek örenlere yaşam alanı bırakılmamak isteniyor. "İnsan hakkı ihlali" kavramından bahis açılmasın isteniyor. Bu "Yeni Türkiye"de, insan hakkı savunucularına yer yok artık. Çeteleler dağ oldukça, kimse konuşmasın, kol kırılıp yen içinde kalsın isteniyor. Ancak gelin görün ki, güneş balçıkla sıvanmıyor. Tam da bu yüzden, ne dayanışma ne de hakikat istenildiği gibi muktedirin cezalandırma yöntemleri ile hapsedilebiliniyor. Tutunulması gereken dal budur.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim