• BIST 82.363
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C

“Yeni Yargıtay, AB Kriterleri Yerine Ankara Kriterlerini Esas Almıştır”

“Yeni Yargıtay, AB Kriterleri Yerine Ankara Kriterlerini Esas Almıştır”
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin Mehmet Kutlular/Kamu (Maliye Hazinesi) dâvâsında verdiği bozma kararını Mehmet Kutlular’ın avukatlarından Kadir Akbaş değerlendirdi.

Gökhan Yılmaz / Yeni Asya

Av. Akbaş: “Kutlular’ın tutuklu ve hükümlü olarak 278 gün özgürlüğünden yoksun bırakılması Yargıtay tarafından da öncelikle dikkate alınması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olup, aykırılık AİHM tarafından kesinleşen hükümle tescil edilmiştir. Bu sebeple Yargıtay’ın kararı tam bir skandaldır ve Türkiye için utanç vericidir.”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından bozulan Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sembolik bir tutarda olsa M. Kutlular’a tazminat ödenmesine dair kararına kadar yaşananları özetler misiniz?

10.10.1999 tarihinde Yeni Asya Gazetesi tarafından Ankara Kocatepe Camii’nde tertip edilen Mevlid öncesi müvekkilimiz Mehmet Kutlular gazetecilerin sorularını cevaplamış ve Yeni Asya Gazetesi tarafından basılmış bir broşür dağıtılmıştır. Kutlular, Ağustos 1999’da yaşadığımız Marmara depremini İlâhî bir ikaz olarak değerlendirmiş, 28 Şubat sürecinde yaşanan haksızlıkların böyle büyük bir felâkete sebebiyet verdiğini ifade etmiştir. 

Mevlid sonrası başta ATV ve Sabah olmak üzere Sayın Kutlular’ın ifadelerinin kendisine ait olmayan yorumlarla kamuoyu ile paylaşılması sonrası Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından soruşturma başlatılmış ve Kutlular hakkında tutuklama kararı verilmiştir. Böyle bu güne kadar onaltı yılı bulan bir süreç başlamıştır. Bu dâvânın geçen uzun yıllar içerisinde seyir grafiği Türkiye’nin demokrasi serüveni ile paralellik arz etmektedir.

Kutlular hakkında Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1999/183 Esas sayılı ceza dâvâsı açılmış, Yargı’nın açıkça baskı altına alındığı bir dönemde yapılan yargılama sonunda Sayın Kutlular hukuka aykırı bir şekilde iki yılı aşkın bir süre ile hapse mahkûm edilmiştir. 

M. Kutlular mahkûmiyet kararının kesinleştiği günlerde bir dizi ziyaret için yurtdışında bulunmaktaydı. Kamuoyundan ve AB çevrelerinden, büyük yakınmalara yol açan eski TCK 312. maddesinin değiştirilmesi için yoğun baskı  yapılıyordu. Biz bu dönemde avukatları olarak Kutlular’a bir müddet yurtdışında kalmasını, Türkiye’ye dönmek için 312. Maddede yapılacak değişikliğin yürürlüğe girmesinin beklenmesinin uygun olacağını ifade ettik. Kendisi asla kaçmayacağını, gerekirse verilen cezayı şerefle taşıyacağını, cezaevinin kendisi için bir Medrese-i Yusufiye olacağını ifade ederek çok kısa bir zaman sonra programlarını tamamlayarak Türkiye’ye döndüler. 

DÂVETE İCABET EDECEKTİ, JANDARMA GÖZALTINA ALDI 

DGM’nin mahkûmiyet kararına karşı, iç hukuk yollarının tüketilmesi sonrasında, M. Kutlular’ın avukatlarından Mehmet Ali Aslan tarafından 13.06.2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesine müracaat edilmiştir. 

Cezanın infaz edileceği cezaevi belirlenip, cezanın infazı için talep olunacağı tarihte dâvete icap edileceği bildirilmiş ve Kutlular valizini bile hazırlamış iken zulmen bir gece yarısı evinden bir mücrim gibi, eşi ve cocuklarının gözleri önünde jandarma marifeti ile gözaltına alındı. On saat kuru bir tahta sandalyede bekletildi. Günlerce Metris Cezaevinde müşahede altında tutularak eziyet edildi. Daha sonra talebimiz üzerine Kutlular Vize Cezaevine nakil edildi. M. Kutlular ilerlemiş yaşına, bypass ameliyatı geçirmiş bir kalp hastası olmasına rağmen zulmen hapsedildi. TCK 312. Maddesinde değişiklik yapılması ile birlikte infazın durdurulması ve Kutlular’ın tahliyesi talep edildi. Bunun üzerine müvekkilimiz 21 Şubat 2002’de tahliye edildi.

Kutlular’ın tahliyesinden sonra yeniden yargılama süreci başladı. Ve yeniden mahkûmiyet hükmü verildi. Sadece bu kez hapis cezası bir yıl altı ay olarak belirlendi. Yeniden temyiz, bozma yeniden kanun değişikliği süreci yaşandı. Bu aşamada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 29 Nisan 2008 tarihinde kararını açıkladı.

AİHM, Sayın Kutlular’ın basın toplatısında söylediklerinin ve dağıtılan broşürde ifa edilen düşüncelerin şiddete kışkırtmadığı ve toplumun diğer bireylerine karşı nefret oluşturmadığı kanaatine varmış, Kutlular’ın düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlâl edildiği ve böyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinin Türkiye tarafından ihlâl edildiği sonucuna varmış ve Türkiye’yi M. Kutlular’a tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. 

Bu arada TCK 312. maddede değişiklikler yapılmaya devam edilmiştir. AİHM kararının açıklanmasından sonra kanun değişikliği ve AİHM kararı uyarınca kararın gözden geçirilmesi istenmiştir. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi gerek kanun değişikliği, gerekse AİHM kararını dikkate alarak Kutlular’ın beraatine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin kararının açıklanması ve buna ilişkin yayınlarımız üzerine bazı hukukçular, Sayın M. Kutlular’ın beraat kararının, 01.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7. maddesi gereğince lehte kanunun uygulanması amacıyla yapılan uyarlama yargılamasında, yeni düzenleme ile eyleminin suç olarak tanımlanmadığı gerekçesiyle beraatine hükmedildiği, tutuklu  ve hükümlü olarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığı tarihte yürürlükte bulunan kanunî düzenlemeye uygun davranıldığı, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenlerin tazminat isteyemeyeceği yönünde açıklamalarda bulundular. Bu değerlendirme yerinde midir?

Bu değerlendirme, kesinlikle hukuka ve mevcut anayasal ve kanunî düzenlemeye aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90’ıncı maddesinin son paragrafı uyarınca “Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletler arası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır”

Anayasal düzenlemeye göre usûlüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar, kanunlara nazaran öncelikle dikkate alınır ve uygulanır. 

AİHM HUKUKSUZLUĞU TESBİT ETMİŞTİR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kutlular/Türkiye dâvâsında, Kutlular hakkında verilen tutukluluk ve mahkûmiyet kararı ile Kutlular’ın hapis cezasına çarptırılmasının ve 278 gün özgürlüğünden yoksun bırakılmasının İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinin açıkça ihlâli olduğunu, Kutlular’ın tutuklu ve hükümlü olarak 278 gün özgürlüğünden mahrum bırakılmasının haksız olduğunu tesbit etmiştir. 

Anayasa uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar, kanunlara nazaran öncelikle dikkate alınır ve uygulanır. Bu sebeple Kutlular’ın tutuklu ve hükümlü olarak 278 gün özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesinde dikkate alınacak hukuksal metinler,  10.10.1999 tarihinde yürürlükte olan TCK 312. Maddesi ve Yargıtay 12. Ceza Dairesinin bozma kararını dayandırdığı CMK 144-1 b maddesi değil, Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesi ve AİHM’in, Kutluların 278 gün özgürlüğünden yoksun bırakılmasının haksızlığını tescil eden kararıdır. 

Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve AİHM’in Kutlular/Türkiye dâvâsında verdiği kararı dikkate alarak Türkiye’yi sembolikte olsa bir miktar tazminata mahkûm etmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin kararı bu sebeplerle tam anlamıyla bir hukuk skandalıdır. Bu karar Yeni Türkiye’nin hangi istikamette doğru yol aldığını, hangi kriterlere göre şekillendiğini ve gerçekte ne denli yeni olduğu konusunda bize çok güçlü işaretler vermektedir. Ve aslında bu gün Türkiye yönetimine sinmiş ruhu açıkça yansıtmaktadır. 

YARGITAY’IN KARARI NEYİ İFADE EDİYOR?

Yargıtay’ın bu kararı, Yeni Türkiye iddiasının gerçekte, toplumun büyük bedelleri ödeyerek geride bıraktığı tek partili dönemin, bütün yanlışlıkları ve hukuksuzlukları ile, dini siyasal bir araç olarak gören kadroların eli ile yeniden topluma dayatılması olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 

Devlet ve iktidardaki siyasî partinin bütünleştiği, demokratik yönetimler için vazgeçilmez olan, denge ve denetim kurumlarının, bu fonksiyonlarını yerine getiremez hale getirildiği, yargı erkinin, tarafsız ve bağımsızlıktan uzaklaştırılarak, iktidarla ve devletle uyumlu bir yapıya büründürüldüğü bir dönemde Yargıtay Anayasa’nın 90. Maddesini açıkça yok varsayarak, hatta Anayasayı çiğneyerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve AİHM kararını görmezden gelmiştir.

Kutlular’ın tutuklu ve hükümlü olarak 278 gün özgürlüğünden yoksun bırakılması Yargıtay tarafından da öncelikle dikkate alınması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olup, aykırılık AİHM tarafından kesinleşen hükümle tescil edilmiştir. Bu sebeple Yargıtay’ın kararı tam bir skandaldır ve Türkiye için utanç vericidir. Bu karar hepimizin Türkiye’nin geleceği açısından kaygılanmamız gereken bir istikamette yol aldığını da açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu ve öncelikle uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve buna ilişkin Anayasal düzenlemeyi yok varsayan bir Yüksek Yargı, toplumun her kesimi için kaygı vericidir. Umarız Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay 12. Ceza Dairesinin bozma kararına karşı direnme kararı verir ve bu vahim hata Yargıtay Ceza genel Kurulu tarafından düzeltilir.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim