• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!

Av. Vedat Ahsen COŞAR

Hayatı olduğu gibi kabul etmek gerekir, olması gerektiği gibi değil.

Üç beş güne kadar eski yılı geride bırakıp yeni bir yıla gireceğiz. Yeni bir yılın eşiğinde, hem gitmeye hazırlanan yılın, hem de çoktan giden yılların, yıllarımın bir muhasebesini yaptım kendimle.  Garip anlarda insanın ruhundan içeri süzülen ağır ya da hafif anlar ve anılarla yüklü olan ve onu zenginleştiren birikimlerden oluşan hayatla, hayatımla yüzleştim. Bu hesaplaşmanın hemen arkasından, kendimden memnun, hayatta mutlu olduğumu, hayatın bana hep iyi davrandığını, hayatı, hayatımı tarifsiz şekilde sevdiğimi ve güzel bulduğumu düşündüm. Ve hayat kendisine çok iyi davranmamış olmasına rağmen, 83 yaşına geldiğinde hayata dair duygularını Goethe’nin Faust’unda, ‘Cennet’in girişindeki;  ‘Güneş eski tarzda, / Kardeş kürelerin uyumlu ahengiyle ses veriyor / Ve yazgı yolunu, / Gürleyen bir hızla tamamlıyor. / Kimse bilgisini anlayamasa da, / Onu izlemek meleklere güç veriyor. / Kavranılmaz yükseklikte eserler / Yazıldığı gibi görkemli!’ dizeleriyle ifade eden Karl R.Popper gibi hayatı, hayatımı saygıyla, minnetle selamladım, acı ya da tatlı bana yaşattığı, öğrettiği her şey için teşekkür ettim hayatıma. Zira ben o yaşadıklarımla var oldum, o yaşadıklarım sayesinde ben oldum. 

Önceki yıllarım gibi 2015 yılı da birçok yönden beni fazlasıyla mutlu eden bir yıl oldu. Sadece kitaplardan, bilge insanlardan değil, bizzat yaşayarak öğrendiğim hayata dair bildiklerimi, biriktirdiklerimi, tecrübe ettiklerimi kitap haline getirdim, ‘Bir Gözyaşı, Bir Gülümseme’ adıyla yayınladım bu yılda.

Analitik psikolojinin, derinlik psikolojisinin kurucusu İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung diyor ki: ‘Yaşam bana her zaman kendi rizom, yani yeraltındaki gövdem üzerinde yaşayan bir bitki gibi görünmüştür. Esas canlılığı görünmez, rizomun içinde gizlenmiştir çünkü. Toprağın üzerinde boy gösteren kısmı sadece tek bir yaz boyu yaşar. Sonra solar, kurur ve çürür; çünkü o gelip geçici bir hayaldir yalnızca. Yaşamın ve uygarlığın sonu gelmeyen bu doğup büyüme ve sona erme sürecini düşününce, her şeyin boş olduğunu düşünmekten kurtulamıyorum. Ama yine de bu sonsuz akışın altında yaşayan ve kalıcı olan bir şeyin var olduğu hissini asla yitirmedim. Bizim gördüğümüz çiçektir, geçer. Rizom ise kalır.

Bu kitap da benim rizomdur. Bir gün gelecek bugün toprağın üzerinde boy gösteren kısmım, yani gövdem, yani ben, solacağım, kuruyacağım, çürüyeceğim ama bu kitap benim rizom olacak, ‘baki kalacak olan bu kubbede hoş bir seda‘ olarak yankılanacak.

Peki, benim rizom olarak kalacak , yankılanacak da ne olacak? Onu da yakın dostu Karl Jaspers’in ölümü sonrası düzenlenen anma töreninde yaptığı konuşmada Hannah Arendt söylüyor: ‘Birisi öldüğünde, gelip geçenin ne olduğunu bilemeyiz. Tek bildiğimiz bize bıraktığıdır. Bizim eserlerine gereksinmemiz vardır fakat o eserlerin bize gereksinimi yoktur. Onlar, ölen kişinin dünyaya bıraktıklarıdır – o gelmeden önce var olan ve o gittikten sonra da varlığını sürdürecek olan dünyaya. Onun için ölenle ilişki kurmayı öğrenmek gerekir.

Bu kitap da ve eğer yayınlayabilirsem diğer kitaplarım da, ben öldükten sonra varlığını sürdürecek olan dünyada, ölenle ilişki kurmayı öğrenenlerle, yani beni unutmayanlarla, ara sıra da olsa beni hatırlayacak, anacak olanlarla konuşmayı sürdürecek.

Ölüm deyince aklıma geldi, ‘Ölüm‘ diyor Octavia Paz ve şöyle devam ediyor: ‘Hayat sahnesindeki rol kesme çabalarımızın pek işe yaramadığını gösteren bir aynadır. Eylem, unutkanlık, hüzün ve umutlardan oluşan karmaşık bir hayat süreci içindeki insanın ölümünü – bir anlam ya da açıklama olarak değil de – salt bir son olarak görürüz. Ölüm hayatı tanımlar; bir kişinin ölümü ise, o kişiyi belirler. Ölümlerimiz hayatlarımızı aydınlatır. Ölümümüzde anlam bulunmuyorsa eğer, hayatımızda da bir anlam yok demektir.

Hayatta iken yaptığım her şey, yazdığım her yazı, söylediğim her söz nasıl hayatıma bir anlam kattıysa, bütün bunların ölümüme de bir anlam katacağına inanıyorum. Esasen bütün bunları yapmamın, yaptıklarımı, yaşadıklarımı, yazdıklarımı ve söylediklerimi kitaplaştırmamın nedeni de budur.

2015 yılı içinde bloğumda, hukuk üzerine, felsefe üzerine, sanat üzerine, edebiyat üzerine, hayat üzerine 90 adet, yani yeni bir kitap olacak kadar yazı yazdım ve beni takip edenlerle paylaştım bu yazıları.

Kırk yıllık meslek hayatımda yaşadıklarımı, Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu Başkanlıklarımda yaptıklarımı, tanıklık ettiklerimi içeren Mevlana’dan esinlenerek adını ‘Fîhi Mâ-Fîh İçindekiler İçindedir’ olarak koyduğum 509805 sözcükten oluşan anılarımı tamamladım ve basılacak hale getirdim bu yılda. Kitap olarak bastırmak için zamanlama yapıyorum sadece.

Yine bu yılda, Bilkent Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde ders verdiğim 14 yıl içinde hazırladığım, öğrencilerimle paylaştığım, ders malzemesi olarak kullandığım ‘Introduction To Law / Hukuka Giriş’ ismini verdiğim İngilizce ders notlarımı yakın bir zamanda bastırılmak üzere kitap haline getirdim.

2015 yılı içinde, bir yandan mesleğimi icra ettim, diğer taraftan davet edildiğim üç beş yerde hukuk üzerine, avukatlık mesleği üzerine, kadın hakları üzerine konuşmalar yaptım.

Kimseyi temsil etmeyen, sadece kendisi adına konuşan, kendisini temsil eden, ‘ne koruyacak makamı, ne de başında nöbet tutup gücüne güç katacak toprakları olmayan, yüksek mevkilerde eşi dostu bulunmayan‘ mütevazı bir insan, sade bir yurttaş olarak birkaç gazeteye, birkaç hukuk sitesine ülke sorunları üzerine röportaj verdim.

Dahil olduğum tek sosyal ağ ve mikroblog sitesi olan ‘Twitter’da 2803 tweet attım ve özellikle son altı ay içinde gördüğüm ilgi üzerine bugün itibariyle 2990 takipçiye ulaştım.

Verimli, mutlu, huzurlu bir yılı geride bıraktım yani.

Hayat, insan hayatı hep düz bir çizgide ilerlemez. İnişleri, çıkışları, sorunları vardır hayatın. Geride kalan bir yıl içinde böyle günlerim, mutlu, mutsuz anlarım, zor zamanlarım, sıkıntılı günlerim oldu. Ama hayat, herkesin hayatı böyledir. Ve esasen hayat, Karl R.Popper’in söylediği gibi ‘sorun çözme sanatı’dır. Zor zamanları, iyi zamanlarla, mutlu anları, mutsuz anlarla kutuplaştırmadan; ‘iyi zamanlarda vay ben neymişim be abi’ diye havalara zıplamadan; zor zamanlarda, sıkıntılı anlarda ‘ne olacak benim bu halim’ diye hayatı dert etmeden zamanla birlikte geleceğe doğru akıp gitmektir hayat. Karşılaşılan sorunlarla baş etmesini, o sorunlara kafa tutmasını, o sorunları çözmesini bilmek, çözemediklerine  alışıp tahammül etmek, verdiği nimetler için Tanrı’ya teşekkür edebilmektir hayat.

Şimdi bir yandan bunları yazıyor, diğer yandan Brahms’ın ‘Viola sonata op.120 no.2 in E flat major’ isimli o çok duygulu eserini dinliyorum ve hayata, hayatıma, bu hayatın bir parçası olan geride bıraktığım bir yıla teşekkür ediyorum. Hem bana yaşattığı mutlu anlar, hem de bana öğrettikleri için teşekkür ediyorum.

Pırıl pırıl bir gemiydim eskiden. / İnanırdım saadetli yolculuklara. / Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz. / Bütün hızımla koşardım dalgalara. / O zaman beni görseydiniz. / Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden. / Beni o zaman görseydiniz.(…)’ diyor usta şairimiz Özdemir Asaf. Ama ben öyle demiyorum, öyle düşünmüyorum, öğle de hissetmiyorum. Saadetli yolculuklara inanan, güneşli, mavi, sadece dertsiz değil, dertli adaları da bilen ve tanıyan, bütün hızıyla ve coşkusuyla dalgalara koşan, limanlara demir atan pırıl pırıl bir gemiyim ben hala.

Yolcularım değişti sadece. Bu gemi eskidi, işi bitti diyen, benimle işi biten, şimdi gitmenin tam zamanı diye düşünen, saadetli yolculuklara, güneşli, mavi, dertsiz adalara gitmek için kendilerine yeni bir gemi bulmak isteyenler, bulanlar ya da bulduğunu sananlar, ulaştıkları ilk limanda indiler. Ya da ben indirdim onları. Ama ben hala açık denizlerde, bazen dalgalı, bazen sakin denizlerde seyretmeye, dalgalarla boğuşmaya, sevdiğim limanlara demir atmaya devam ediyorum. Fazla olan, lüzumsuz olan yüklerimi boşalttığım için daha da emniyetli biçimde yolalıyorum.

Nazım Hikmet’in dediği gibi ‘Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime / Toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum…’ Sevdiğim o toprak, o aydınlık, o kavga, o ekmek için yaşamaya, geleceğe bakarak yaşamaya, mutluluğun suç olmadığı yerlere giderek yaşamaya devam ediyorum.

Son bir söz. Onu da geçenlerde Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Mehmet Y. Yılmaz söylüyor: ‘Hey yıllar yenilmedim size / Hatalarım bile aynı / Hep aynı sevgiye hasretim / Duygularım hep aynı / Hey yıllar yenilmedim size / Benim için bahar aynı / Aynı o ılık rüzgar / Yine esiyor ellerimde!

Bilmem anlatabildim mi?

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim