• BIST 97.651
  • Altın 145,042
  • Dolar 3,5684
  • Euro 3,9748
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 17 °C

Yine, Yeni, Yeniden Laiklik Tartışmaları

Yine, Yeni, Yeniden Laiklik Tartışmaları
TBMM Başkanı’nın yeni anayasanın dindar bir anayasa olması ve içinde laiklik prensibinin yer almaması gerektiğine dair sözleri bir tartışma başlattı.

Türkiye için rahatlatıcı formül dinini kamusal alanda yaşamak isteyenlerin de rahat etmesini sağlayacak; eşitlikçi, özgürlükçü ve çoğulcu bir laiklik anlayışının geliştirilmesidir.

İslamcılık Dışlayıcı Laiklik ve Pasif Laiklik – Ahmet T. Kuru 

TBMM Başkanı’nın yeni anayasanın dindar bir anayasa olması ve içinde laiklik prensibinin yer almaması gerektiğine dair sözleri bir tartışma başlattı. Başkan bu konuşmasında laikliğin Türkiye, Fransa ve İrlanda gibi ülkelere has bir istisna olduğunu da iddia etmişti. Özelden genele yanlışları düzeltmeye çalışalım. Öncelikle İrlanda Anayasası’nda laiklik maddesi yer almaz. Dünyada ise 27 ülkenin anayasasında laiklik ilkesi bulunmaktadır. Üstelik bu ülkelerden 13 tanesi Müslüman çoğunlukludur. Anayasalarında devleti laik olarak tanımlarken şu kelimeleri  kullanırlar: Azerbaycan (dünyevi), Burkina Faso (laïc), Çad (laïque), Gine (laïque), Gine-Bissau (laica), Kazakistan (zayirli), Kosova (laik), Kırgızistan (dinden tyshkary), Mali (laïcité de l’Etat), Senegal (laïque), Tacikistan (dunyavi), Türkiye (laik) ve Türkmenistan (dünyewi). Bu ülkelerin içinde sadece Senegal’in aile hukukunda reform edilmiş İslam hukukunun rolü vardır; diğerlerinin resmi hukuk sistemleri tamamen laiktir.

Bu bilgileri Türkiye’de kutuplaşmış iki kesimin ezberlerini bozma amacı ile sıralıyorum. Birincisi Kemalist kesimdir ki Türkiye’deki laiklik tecrübesini eşsiz benzersiz, nerdeyse mucizevi bir şey zannederler. Halbuki Türkiye gibi diğer bir çok Müslüman çoğunluklu ülkede  de laiklik ve İslamcılık konularında değişik ve kompleks tecrübeler yaşanmıştır. Günümüzde 49 Müslüman çoğunluklu ülkenin 13’ü laik devlet, 13’ü hukuk sisteminin merkezine şeriatı koymuş İslamcı devlet ve geri kalan 23’ü ise aile konularında İslam hukukuna diğer konularda seküler hukuka yer veren karışık sistemli devletlerdir.

Türkiye’deki kutuplaşmada ikinci kesim ise İslamcılardır. Bunlar da Kemalistler gibi ne tam Doğu’yu ne de tam Batı’yı bildiklerinden Türkiye’yi çok biricik zannederler. O yüzden laikliğin sadece Türkiye ve Fransa’da olduğu gibi iddialarda bulunurlar. Dünyadaki diğer ülkelerin bilgisine dayanmak hem bu tür yanlışlardan arınmak hem de karşılaştırmalı bir perspektife sahip olabilmek için önemlidir.
laikliğin anayasadan çıkarılması toplumun taleplerine aykırı

“Pasif ve Dışlayıcı Laiklik: ABD, Fransa ve Türkiye” adlı kitabımda izah etmeye çalıştığım gibi laiklik tek tip bir kavram olmayıp en azından iki türü bulunmaktadır. Pasif laikliğe göre devlet pasif tutumdadır, topluma bir dini veya ideolojiyi empoze etmez. Dışlayıcı laiklikte ise devlet toplumu sekülerleştirmeyi ve dini kendine göre tanımlamayı bir vazife kabul eder; sosyal mühendisliğe girişir. Türkiye’de 80 yıl kadar hakim olan dışlayıcı laiklik gerek başörtüsü yasağı, gerekse İmam-Hatip Okulları ve Kuran Kurslarına yönelik ayrımcı tutumları yüzünden muhafazakar kesimlerde bir travmaya yol açmıştır. Her etki bir  tepki doğurur. Dışlayıcı laikliğin otoriter politikalarına karşı tepki AKP iktidarına halk desteğinin bir sebebini oluşturmuştur.

Benim de içinde bulunduğum bir grup akademisyen Türkiye’nin Fransız tipi dışlayıcı laiklikten, Amerikan tipi pasif laikliğe geçeceğini ümit etmekte idi. Ne yazık ki son üç yılda AKP iktidarının, daha önce verdiği tüm sözlere rağmen, pasif laiklik yerine İslamcılığa yöneldiği görüldü. TBMM Başkanının sözleri de bu yöndeki belirtileri resmi beyan haline getirdi.

Son on yılda yapılan anketlerde Türkiye’de şeriata dayalı bir İslamcı devlet isteyenlerin oranı genelde yüzde 10 civarındadır. Başörtüsü yasağı gibi dışlayıcı laik politikalara destek verenlerin oranı ise yüzde 20 dolayındadır. Bu durumda ne İslamcı ne dışlayıcı laik olan ve ikisine oranla bir orta yol olarak görülebilen pasif laikliğin, toplumun çoğunluğunun desteğini kazanma şansı bulunmaktadır.

Türkiye’de demokrasi, hürriyetler ve hukuk sisteminin yeniden inşa edilmesinde laiklik sadece korunması yeterli olmayan, aynı zamanda geliştirilmesi de gereken bir prensiptir. 80 yıllık hatalardan alınan derslerle laiklik daha demokrat, daha özgürlükçü bir kavram haline gelmelidir. Laikliğin kaldırılması ve yerine ‘dindar anayasa’ gibi din sömürüsü aracı olma dışında ne anlama geldiği bilinmeyen bir şeyin konması kabul edilemez. Bu hem toplumun taleplerine hem Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki ve siyasi birikimine ters bir eylem olur.

AKP’nin laiklik ilkesini anayasadan çıkarması, ya da anayasa bıraksa bile uygulamada tamamen geçersiz kılması, en azından uzun vadede, sert bir tepkiye yol açacaktır. İktidarın eksikliklerini kapamak ve kitlesini motive etmek için devamlı dini kullanması, iktidara destek vermeyen kitleleri dine ve dini kurumlara karşı bir tepkiye yöneltir. AKP’nin şu anki İslamcı söylemini devam ettirmesi, ilerde eski dışlayıcı laik politikaların, belki de daha da sert olarak, geri dönmesine yol açar. Zira her etki bir tepki doğurur. Türkiye için rahatlatıcı formül dinini kamusal alanda yaşamak isteyenlerin de rahat etmesini sağlayacak; eşitlikçi, özgürlükçü ve çoğulcu bir laiklik anlayışının geliştirilmesidir.

*Prof., Siyaset Bilimi Bölümü, San Diego Eyalet Üniversitesi

Yeni anayasada ‘özgürlükçü laiklik’ olmalı – Vedat Demir

Türkiye içerde ve dışarda yakıcı ve tahrip edici pek çok sorunla uğraşırken aniden “laiklik”, “dindar anayasa”  ve “dindar devlet” münakaşalarının arasında buldu kendini. TBMM Başkanı İsmail Kahraman, “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır” diyerek tartışmayı başlattı.

Sarf edilen görüşlerin Meclis Başkanının şahsî kanaatleri olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Laiklik konusunda 2011 yılında Mısır’da yaptığı konuşmaya referans yaparak, “Devlet tüm inanç gruplarına, inançlarını yaşama hususunda eşit mesafededir ve laiklik budur” ifadesiyle liberal bir bakış açısını esas alarak kavrama sahip çıktı. Başbakan Ahmet Davutoğlu ise “Bu ilkeler geçmişte özgürlük alanlarını daralttığı için tartışma konusu olmuştur. Laiklik bugün artık tartışma konusu değildir.” sözleriyle bunun bir münakaşa konusu olmadığını kesin bir şekilde dile getirdi.

Aslında Türkiye’de çok sağlıklı bir laiklik tartışması geçmişte de yapılamadı. 1935’de CHP Parti Programına 1937’de de anayasaya giren laiklik ilkesi, dünyadaki konjonktürün ve cumhuriyeti kuranların ilham aldıkları Fransa’daki yorumun da etkisiyle tek parti tarafından otoriter ve baskıcı bir şekilde uygulandı. İktidar elitleri otoriter laiklik yorumunu devletin temel ve değişmez ilkesi olarak mutlak ve tartışılmaz gördüler. Halkın büyük kısmı ise inançlarını yaşamasını engellediği ve hayatını zorlaştırdığı için, dini özgürlüklerinin önünde bir engel olarak gördüğü laikliğe hep şüpheyle yaklaştı.

Bu süreçte laiklik kavramı sağlıklı bir tartışmanın öznesi olamadı. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi gibi merkez sağ partiler pragmatik bir şekilde, tartışmak yerine kavramı daha özgürlükçü yorumlamak suretiyle, halkın dinî alandaki ihtiyaçlarına cevap veren icraatlarla otoriter laiklik anlayışını mümkün olduğunca yumuşatmayı tercih ettiler.
otoriter laikliğe karşı özgürlükçü laiklik

Askerî vesâyetin ve Anayasa Mahkemesi’nin Demokles’in kılıcı gibi partilerin, kurumların ve bireylerin başının üzerinde durduğu bir konjonktürde bu tartışma pek mümkün de değildi. Politikalarını ülkedeki otoriter laiklik uygulamalarına tepki üzerine bina eden Milli Görüş çizgisindeki Milli Nizam Partisi, 1971 yılında “laikliğe aykırı” olduğu için kapatıldı. Aynı çizginin devamı Refah Partisi 1998’de Anayasa Mahkemesi’nin aynı gerekçeli kararıyla siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kaldı. Bu partinin devamı olan Fazilet Partisi de 2001 yılında aynı talihsiz akıbete maruz kaldı.

Fazilet Partisi’nden kopan ve daha sonra kendilerini Milli Görüş çizgisinden açıkça ayrıştıranların kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) 2002 yılında tek başına iktidar oldu. Bu parti 2007 genel seçimlerinde almış olduğu yüzde 46,5 oya rağmen 2008’de Yargıtay Başsavcılığı tarafından “laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiği” iddiasıyla açılan davada kapatılmaktan son anda Anayasa Mahkemesi’ndeki bir oy farkıyla kurtulabildi.

Bugün gelinen noktada eski vesâyet kurumları gücünü büyük ölçüde kaybetti.  Ergenekon, Balyoz gibi davalar ve 2010 referandumda kabul edilen anayasa değişiklikleri askerî ve sivil bürokrasideki vesâyeti tamamen ortadan kaldırdı. Artık yargı da dahil bütün güçlerin tek elde toplandığı, kuvvetler ayrılığının fiilen ortadan kalktığı, anayasanın neredeyse işlevsizleştiği bir Türkiye var.

Gündemde yeni bir anayasa ve başkanlık sistemi var. Laiklik meselesinin yeni anayasada yer alacak olması ve içeriği Türkiye’nin bundan sonraki istikametini ve Türkiye halkının geleceğini tayin edecek önemde. Din-devlet ilişkileri, devletin inançlar karşısındaki pozisyonu ile farklı din ve mezheplere mensup insanların özgürlükleri gibi temel insan haklarını alakadar eden hususlar ve sosyal bir gerçeklik olarak dinî cemaat ve tarikatların hukukî konumları kamuoyunda enine boyuna tartışılmalı ve toplumun üzerinde mutabık kalacağı tarifi çok net yapılmış bir laik/seküler devlet anlayışı anayasada kendine yer bulabilmelidir.

Bu kavramların kelime olarak anayasa metninde yer alması bile gerekmeyebilir. Ama devletin bütün inançlar karşısında tarafsız ve eşit mesafede durduğu, din ve vicdan hürriyetinin önündeki engellerin tamamının kaldırıldığı, devletin çok farklı yorum ve uygulamaları bulunan bir din/mezhep/inanç/ideoloji yerine evrensel hukuk ve insan haklarını temel alan özgürlükçü/liberal bir anlayış anayasanın ruhuna egemen olmalıdır. Bu sadece Türkiye için değil, imaj ve itibar açısından belki de tarihinin en büyük krizini yaşayan bütün İslam dünyası açısından da çok elzem bir mesele.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim