• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C

Yırca Köyü

Prof. Dr. Ersan ŞEN

“Enerji”, “inşai faaliyetler” ile “çevrenin korunması” kavramlarının karşı karşıya geldiği bir gerçektir.

Hangisi daha önemli, menfaat çatışması gündeme geldiğinde hangisinin tercih edilmesi gerekir? Dışa bağımlı olmadan, ucuz enerji elde etmenin gerekliliği tartışmasızdır. Değişik gerekçelerle yapılan inşai faaliyetler ile ilgili birçok haklı sebep de ortaya koyulabilir. Ancak bunların karşısında üç ciddi gerçek vardır ki, bunlar asla gözardı edilemez.

Birincisi, insan ve canlı hayatı için vazgeçilmez olan tabiat, tarım arazileri ve yaşanabilir çevredir. İkincisi ise, hukukun evrensel ilke ve esasları çerçevesinde düzenlenip uygulanması gereken Anayasa ve kanunlardır. Kanunların Anayasaya; tüzük, yönetmelik ve diğer alt mevzuatın kanunlara uygun olması bir zorunluluktur. Bunun adına “normlar hiyerarşisi” denir. Üçüncüsü ise, uyuşmazlıkların çözümü için başvurulan bağımsız ve tarafsız yargının süratle vereceği kararların yerine getirilmesidir. Mesele yargı erkinin önüne gittiğinde, sonucunun beklenmesi ve ona göre hareket edilmesi, “kuvvetler ayrılığı” ve “hukuk devleti” ilkelerinin olmazsa olmazıdır.

Bu sebeple; hangi menfaatin hangisine tercih edileceği, bu tercihin ortaya çıkaracağı nimet ve külfet dengesi, hangi hukuki yararın korunması gerektiği, işlem, eylem ve tasarrufların hukuka uygunluğu, hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında yargı erkinin denetiminden geçer. Bu noktada, hiç kimsenin, makam, kurum ve kuruluşun baskısı altında kalmayan, bağımsız ve tarafsız hareket edebilme imkan ve özelliğine sahip yargı erkine sahip olmak ve bu erkin vereceği kararları tanıyıp yerine getirmek şarttır. Bu sağlanamadığı takdirde, toplumsal mutabakattan, hukuk güvenliği ve dürüst yargılanma haklarının korunmasından, “eşitlik” ve “adalet” ilkelerinin gözetilmesinden bahsedilemez. Bir ülkede hukuk, düzen ve adalet; yalnızca şekilden ibaret görülemez. Bu unsurların esas yönü ile ayakta kalamadığı bir ülkede, toplum ve birey mutluluğunun kalıcı şekilde elde edilmesi mümkün olamaz.

Toplum ve birey ihtiyaçlarını gözetip karşılamaya çalışan yasama, yürütme ve idare organları herkesi mutlu etme amacıyla hareket etse de, pratikte bu hedefe ulaşılamaz. Dolayısıyla her işlem, tasarruf ve eylem beraberinde bazı insanlarının hukuki yararlarının tehlikeye düşmesine ve hatta zarara uğramasına neden olabilir. İşte bu noktada bağımsız ve tarafsız yargı erki devreye girer. Elbette yargı kararları da herkesi mutlu etmez. Ancak önemli olan, yargının bağımsız ve tarafsız kimliği ile hareket edip, hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında uyuşmazlığı çözmek için süratle karar verdiğine ve vereceğine olan inancın varlığıdır. Bu varlık hissedilmediğinde ve sürekli müdahaleye uğradığında, esasında Anayasa m.2’de yer alan “hukuk devleti” ilkesinin özü zedelenmektedir. Yargı erki; kimseye yaranmak için hareket etmez, ne pahasına olursa olsun birilerini memnun etmez ve hukuk kuralları ışığında korunması gereken hukuki yararları gözardı edip talepleri ötelemez. Arkasında desteğinin olup olmadığına bakmaksızın hukukla ve adalet için karar verir.

Somut olaya döndüğümüzde, Soma İlçesinin Yırca Köyünde yapılacak termik santralle ilgili Kamulaştırma Kanunu m.27'de tanımlanan acele kamulaştırma usulünün uygulanmasının dayanağı olan Bakanlar Kurulu kararının yürütmenin durdurulması talepli olarak Danıştay 6. Dairesi'nde iptal davasına konu edildiği, Danıştay 6. Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda da 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında özel koruma gören, Tarım Bakanlığı'nın himayesinde olan zeytin ağaçlarının bulunduğu alanda yapılan acele kamulaştırma tasarrufunun açıkça hukuka aykırı olup, icrası halinde de telafisi güç ve hatta imkansız zararlar çıkacağından bahisle yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Kararda, enerji ile tabiat, yaşanabilir çevre ve zeytin ağaçları mukayesesi yapılmaksızın, zeytin ağaçlarının bulunduğu bölgede yapılan acele, yani olağan usulün dışıda olması sebebiyle istisnai kamulaştırma dediğimiz yöntemin başta 3573 sayılı Kanun olmak üzere yürürlükteki mevzuata aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Karar, özelliği gereği kesin olup, itiraza da açık değildir. Kararın işin esası ile ilgili olmadığını, davanın devam edeceğini, fakat mevcut şartlar itibariyle Yırca Köyünde termik santral yapılmasına imkan verebilecek acele kamulaştırma sürecinin artık mümkün olmadığını ifade etmek isteriz.

"Hukuk devleti" ilkesinin bir göstergesi de, kamu otoritesi ne derece haklı olduğu ve acil ihtiyaçları karşılamak amacıyla tasarrufta bulunduğu açıklaması yapsa da, tüm işlem, eylem ve tasarruflarında hukuk kuralları ile bağlı olduğunu unutmamalıdır. Bu bağlılık, kesinlikle görevden kaynaklanan yetkilerin kullanılmasının engeli olarak görülmemeli ve hukuka saygı/bağlılık çerçevesinde değerlendirilmelidir. "Hukuk devleti" ilkesi, hukuk kurallarına ve yargı kararlarına bağlılığı emreder.

Somut olayda temel sorun, Danıştay 6. Ceza Dairesi'nin kararından bir veya iki gün önce termik santrali inşa edecek firmanın nasıl olup da özel koruma gören zeytin ağaçlarını kesebildiği, tahrip edebildiği, zeytinliği ortadan kaldırabildiği ve bu meseleye müdahale eden köy sakinlerine özel güvenlik görevlileri vasıtasıyla cebir ve şiddet, zor kullanabildiğidir? Bunlar, araştırılıp cevaplandırılması gereken önemli sorulardır. Bu tatsız olay sonrasında, verilen yargı kararının kısmen anlamını yitirdiği, çevre ve tarım alanının tahrip edildiği, uzun yıllar ve emekle yetişen zeytin ağaçlarının ortadan kaldırıldığı, bu tür hareketlerin hukuka ve yargıya olan saygının azalmasına yol açtığı, o bölgede yaşayan insanları güvensizliğe ve sahipsizliğe ittiği, geç gelen adaletin adalet olmadığına dair anlayışın yerleşmesine sebebiyet verdiği ortadadır.

Esasında Mayıs 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararı sonrasında açılan dava ve Danıştay'ın meseleye müdahalesinde geçen süre makuldür. Ana sorun, bu tip bir davaya konu edilmiş ve infazı halinde geri dönülmesi mümkün olmayacak çevre tahribatına başlanmadan evvel yargı kararının neden beklenmediği ve nasıl olup da birkaç gün öncesinde ağaç kesimine başlandığıdır. Bu tesadüf olabilir mi? Elbette ilgili firma yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından henüz yürütmesi durdurulmamış Bakanlar Kurulu kararı bir hukuka uygunluk sebebi olarak gösterilebilir. Zeytin ağaçlarına yapılan müdahale sırasında acele kamulaştırma tasarrufunun varlığı bir hukuki dayanak olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, hakkın kötüye kullanılmasını hukuk himaye etmez. Yargı kararının bu kadar yakın zamanda çıkacak olması ve yöre halkının tepkisi karşısında, firma yetkililerinin beklemesi, en azından kamu görevlilerinin bu yıkıma izin vermemesi gerekirdi. Türkiye şartlarında bu durum iki sebeple mümkün olamaz. Birincisi elde o an geçerli bir idari tasarruf vardır ve ikincisi de yerel kamu görevlisi mevcut Bakanlar Kurulu kararı karşısında "yargı kararı beklensin" diyemez.

Somut olayda ortaya çıkan sorun esasında Türkiye'nin sorunudur. Yargının geç karar vermesi, öncesinde hukuka aykırı olduğu bilinen işlem, tasarruf ve eyleme idarenin imza atması ve sonrasında da hukuka şeklen uygunluk gösteren bu belgenin kullanılması doğru değildir.

"Hukuk devleti" ilkesi ve hukuk güvenliği hakkı adına bu sorunların çözülmesi gerekir. Hakkın varlığının yeterli olmadığı, etkin bir şekilde kullanılması, korunması ve özellikle güçlü olan kamu otoritesi ile bu otoriteden destek alan kişiler karşısında gözetilmesi şarttır. Aksi halde, Soma ilçesinin Yırca Köyünde gerçekleşen istenmeyen manzaraları görmeye devam ederiz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim