• BIST 108.394
  • Altın 142,809
  • Dolar 3,5301
  • Euro 4,1252
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 36 °C

Yüce Divan Yargılamasının Sınırı

Yüce Divan Yargılamasının Sınırı
Hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen Haber7.com sitesindeki bugünkü yazısında Yüce Divan yargılamasını anlattı.

Prof. Dr. Ersan Şen'in yazısı şöyle:

Anayasanın 148. maddesinin 6 ila 9. fıkralarında, belirli sıfatı taşıyan kişilerin görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından “Yüce Divan” olarak yargılanması öngörülmüştür.

Anayasa m.148/6-7’ye göre, “Anayasa Mahkemesi; Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar”.

Yüce Divan yargılaması, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından yapılır. Genel Kurul, Mahkemenin 17 üyesinden oluşur. Genel Kurul, Başkanın veya belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanır. Yüce Divan, ceza yargılama yetkisini Anayasa m.148’in 6 ila 9. fıkraları ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 57 ila 67. maddeleri uyarınca kullanır. 6216 sayılı Kanunda, Yüce Divan yargılamasında hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uygulanacağına dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Kanaatimizce, gerek 6216 sayılı Kanunda ve gerekse 5271 sayılı Kanunda bu tür bir açık atıf hükmüne ihtiyaç yoktur. Anayasa Mahkemesi’nin “Yüce Divan” sıfatıyla ceza yargılaması yapacağı, hem Anayasa m.148 ve hem de 6216 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Bu durumda Yüce Divan; Anayasa m.148 ve ilgili diğer maddeleri ile 6216 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerdeceza yargılamasını,ya kendi belirlediği usul kurallarına göre, yani bir anlamda keyfi yapacak ya da bu konuda 5271 sayılı Kanunu “genel kanun” olması itibariyle esas alıp yürütecektir.

Yüce Divan, 6216 sayılı Kanunun 57. maddesinin 1. fıkrası gereğince Ceza Muhakemesi Kanunu’nu uygulamak zorundadır. Bu hükme göre, “Genel Kurul, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken yürürlükteki kanunlara göre duruşma yapar ve hüküm verir”. Hükümde belirtilen “yürürlükte bulunan kanun”, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’dur.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ceza yargılamasında “genel kanun” niteliğini taşıdığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır. “Kanunun kapsamı” başlıklı CMK m.1’e göre, “Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler”. Bu nedenle, özel kanunlarda ceza yargılamasına ilişkin hüküm bulunmadığı takdirde 5271 sayılı Kanunun uygulanacağı tartışmasızdır. Bir ceza yargılamasında maddi hakikate ve adalete ulaşılması, bu sırada şüphelinin, sanığın, mağdurun ve müdahilin haklarının korunması hususlarında yasal düzenleme ve tanımlamaya ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Bu gerçek, yazılı hukuk sisteminin izlediği “kanun” tekniğine de uygundur.

Sonuç olarak Yüce Divan, yapacağı ceza yargılaması sırasında bağlı olduğu Anayasa, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve 6216 sayılı Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı Kanunu dikkate alıp uygulamalıdır.

“Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı CMK m.225, Yüce Divan tarafından yargılamada uygulanacak maddelerden birisidir.

CMK m.225’e göre

“(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

(2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir”.
CMK m.225/1’e göre Yüce Divan, ancak iddianamede veya iddianame yerine geçen belgelerde unsurları gösterilen, yani açıklanan ve “maddi vakıa” olarak ortaya koyulan fiil ve faili olarak gösterilen kişi veya kişiler hakkında karar verebilir. Yüce Divan,açılmış bir başka davanın CMK m.3 ila 7 uyarınca görevsizlik kararı ile kendisine gönderilmesi veya CMK 8 ila 11 uyarınca bağlantı nedeniyle bir başka ceza mahkemesinde görülen davanın kendisinde birleştirilmesi hariç olmak üzere, hakkında dava açılmamış fiil veya fail hakkında yargılama yapamaz ve karar veremez. Çünkü davasız yargılama olmaz. Bir ceza mahkemesi, davaya konu edilmeyen fiil ve hakkında dava açılmayan fail hakkında yargılama yapıp hüküm veremez.

Ancak Yüce Divan, CMK m.225/2 uyarınca fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir. Bir başka ifadeyle Yüce Divan, iddianame ve iddianame yerine geçen belgelerde yer alan hukuki nitelendirmelerle, yani suçun vasıf ve mahiyetine ilişkin tanımlamalarla bağlı değildir. Savunma makamının suça konu eyleme ilişkin hukuki nitelendirmesi de Yüce Divan’ı bağlamaz. Örneğin Yüce Divan, güveni kötüye kullanma veya sahtecilik iddiası ile açılan bir davada sanığa ek savunma hakkı tanımak suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet kararı verebileceği gibi, görevi kötüye kullanma veya haksız mal edinme suçundan açılan bir davada sanığa ek savunma hakkı tanımak suretiyle ihaleye fesat karıştırma veya güveni kötüye kullanma suçundan hüküm kurabilir.

Yüce Divan, yargılamaya konu fiil ve faille bağlı kalmak kaydı ile hukuki nitelendirmede serbest olmakla birlikte, maddi hakikate ve adalete ulaşma konusunda delil toplamada serbest midir, yoksa CMK m.177, 206 ve 207 uyarınca tarafların ortaya koyduğu ve koyacağı delilleri tartışmaya açıp değerlendirmekle bağlı mıdır?

Ceza Muhakemesi Kanunu, kovuşturma aşamasında mahkeme yönünden “re’sen araştırma” ilkesini, yani mahkemenin delil toplama yetkisini kabul etmemiştir. Mahkeme, yalnızca iddia ve savunma makamlarının sunduğu delillerin duruşmada ortaya koyulup tartışılmasını sağlamakla yetkili kılınmıştır. Mahkeme, taraflarca sunulmayan veya iddianamede veya savunmada değinilmeyen bir delilin toplanmasına karar veremez.

Esasında bu usul, maddi hakikate ve adalete ulaşmada hatalı sonuçların doğmasına, özellikle sanık yönünden mağduriyete yol açabilir. Belirtmeliyiz ki mahkeme, “in dubioproreo/şüphe sanık lehinedir” ilkesi gereğince şüphesini yenemediği her durumu sanık lehine değerlendirmek zorundadır.

Kanun koyucu; iddia ve savunma tarafında yer almadığını, bağımsız ve tarafsız olduğunu kabul ettiği mahkemenin delil toplamasını, özellikle “tarafsızlık” kimliğinin kayba uğramaması amacıyla kabul etmemiştir. Bu nedenle de, 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 237. maddesinin 3. fıkrasına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer verilmemiştir. Mülga fıkraya göre, “Mahkeme vukubulan talep üzerine veya kendiliğinden şahit ve ehlihibre celbini ve başkaca sübut sebeplerinin ihzar ve iradını emredebilir”.

Kanun koyucu, “Delillerin ortaya konulması ve reddi” başlıklı CMK m.206’da ve “Delil ve olayın geç bildirilmesi” başlıklı CMK m.207’de mülga m.237/3’e yer vermemiş ve mahkemeyi yalnızca tarafların sunduğu delilleri değerlendirmekle yetkili kıldığını CMK m.217/1’de, “Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir.”  hükmü ile de tercihini net bir şekilde ortaya koymuştur.

Yüce Divan da, Anayasa m.138/1 gereğince bu kuralla bağlıdır.

KAYNAK: Haber7.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim