• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

"Zararın Net Olarak Ortaya Çıktığı Tarihten İtibaren Zaman Aşımı Başlar"

"Zararın Net Olarak Ortaya Çıktığı Tarihten İtibaren Zaman Aşımı Başlar"
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2014/22045
KARAR NO. 2015/17187
KARAR TARİHİ. 04.11.2015

ZARARIN KAPSAM VE MİKTARININ TAM OLARAK TESPİT EDİLEMEMESİ

ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN ZARARIN NET OLARAK ORTAYA ÇIKTIĞI TARİHTEN BAŞLAMASI

818/m.60

ÖZET: Dava elektrik çarpmasından kaynaklanan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Ancak bazı hallerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse, zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin, uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. Davacının tedavilerinin halen devam ettiği dolayısıyla gelişen bir durumun ya da müstakbel (gerçekleşecek-gelecek) bir zararın söz konusu olduğu, bu durumda, dava konusu kazanın gerçekleştiği tarihten itibaren değil, zararın net olarak ortaya çıktığı tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılarak işin esasına girilmesi gerekir.

DAVA: Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin henüz 12 yaşında iken 18.09.1996 tarihinde misafirlikte bulundukları sırada, balkondan aşağıya elbise asmak için kullanılan kabloyu sarkıtarak kablonun elektrik tellerine temas etmesi neticesinde elektrik akımına kapılarak yaralandığını, tedavisinin halen devam ettiğini, davalı kuruma ait elektrik tellerinin olay tarihinde binaya 60 cm mesafeden geçtiğini, olaydan sonra binadan uzaklaştırıldığını, olay nedeni ile ev sahibi hakkında yapılan ceza soruşturması sonucunda mahkumiyetine karar verildiğini, müvekkilinin tedavileri hala devam etmekte olduğundan, zamanaşımı söz konusu olmadığını belirterek, elektrik çarpması sonucu uğradığı iş, güç kaybı nedeni ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 101.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; talebin zamanaşımına uğradığını, kaza tarihinde Dedaş adında bir şirketin dahi bulunmadığını, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davanın davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava elektrik çarpmasından kaynaklanan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir.

Dava konusu olay, 18.09.1996 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu tarihte geçerli olan 818 sayılı Borçlar Kanunu zamanaşımına ilişkin 60.maddesine göre; "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaıtarihinden itibaren bir sene ve her halde zararımüstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.

" denilmektedir.

Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır.

Bilindiği üzere, bazı hallerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse, zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin, uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. Bu bağlamda herhangi bir eylemden doğan zararın tümü bir birlik teşkil eder, birbiriyle ilgisi olmayan bağımsız zararların bir toplamı olarak görünmez; dolayısıyla, zararın kapsamı ve tutarının belli olmaması, zamanaşımının başlamasına engel oluşturmaz. Başka bir ifadeyle, zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir.

Buna karşılık, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık, “gelişen durum” ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır.

Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya dönüldüğünde; davacının tedavilerinin halen devam ettiği dolayısıyla gelişen bir durumun ya da müstakbel (gerçekleşecek-gelecek) bir zararın söz konusu olduğu, bu durumda, dava konusu kazanın gerçekleştiği tarihten itibaren değil, zararın net olarak ortaya çıktığı tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılarak işin esasına girilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: www.karara.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Baro Türk - Türk Hukuk Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim